AB'de yeni iklim paketi ve nükleer tartışması
GEÇEN hafta Avrupa Komisyonu, iklim değişikliğiyle mücadele için yeni önlem paketini açıkladı. Paketin en dikkat çeken tarafı, Türkiye'nin bir türlü gündemine alıp da vergilerini düzenleyemediği biyoyakıtların ulaşımdaki payının artırılacak olması...
Ülkemiz biyoyakıt üretme imkanı ve ortamı açısından zengin. Üstelik bu, tarım sektörüne ciddi şekilde katkı yapabilecek bir gelişme. Ancak gerekli düzenlemeler bir türlü yapılamadığı için biyoyakıt kullanımında Avrupa Birliği'nden (AB) oldukça gerideyiz. AB'nin iklim değişimine yol açan sera gazlarını 2020'ye kadar yüzde 20 azaltmak konusunda kararı var. Ancak bu hedefe ulaşılabilmesi için 80 milyar dolarlık bir maliyet söz konusu.
Tersten bakınca ortaya daha vahim bir tablo çıkıyor. Eğer 80 milyar dolar harcanarak öngörülen önlemler alınmazsa, oluşacak hasar bu rakamın çok daha ötesinde olacak. Dolayısıyla bu hedefe ulaşabilmek için 27 birlik üyesinin enerji ihtiyaçlarının yüzde 20'sini rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir kaynaklardan sağlaması isteniyor.
Türkiye'de ise bu alana, sera gazı etkisini azaltmaktan ziyade enerji kaynaklarını çeşitlendirmek ve dışarıya o bağımlılığı azaltmak sebebiyle ehemmiyet veriliyor. Neticede Türkiye'nin yeni enerji kaynaklarına yönelmesi elbette sera gazı etkisini azaltma yönünde fayda sağlayacaktır. AB üyesi ülkelerin yenilenebilir enerji hedefleri kendi kaynaklarına göre tespit edilerek hayata geçirilmeye çalışılacak. Yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmada, halen enerjisinin yüzde 40'ını bu kaynaklardan temin eden İsveç model ülke pozisyonunda görülüyor. Hatta önümüzdeki yıllarda bu oranın yüzde 50 seviyesine çıkması bekleniyor. Ancak, AB üyesi her ülke İsveç kadar kolay bir şekilde yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelemeyebilir. Zaten sorun da böyle bir tablonun varlığını korumasından kaynaklanıyor. Çünkü dünyanın önemli bir sanayi bölgesi olan AB'nin enerjiyi pahalı kaynaklardan elde etmesi, ekonomileri giderek büyüyen Hindistan ve Çin gibi rakiplerinin pozisyonunu daha da güçlendirecek.
Özellikle de Fransa, sanayisinin bu tarz rekabet unsurlarından etkilenerek zarar görmemesi için alternatif enerji kaynaklarını gündemde tutuyor. Fransa, yenilenebilir enerji kaynaklarına paralel olarak nükleer enerjiye ağırlık verilmesi için de bastırıyor. Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, çeşitli ülkelerle nükleer enerji santrali kurma anlaşmaları yapabilmek için AB'ye baskı yapıyor. Bunu yaparken de nükleer enerjinin karbon salınımını azaltan bir unsur olduğunu vurguluyor.
Putin, Sırbistan'ı da gaz kervanına kattı GEÇEN hafta bu sayfada, Rusya lideri Vladimir Putin'in Bulgaristan'la yapmış olduğu Güney Akım Doğalgaz Boru Hattı anlaşmasını tahlil etmiştim. Bu hafta ise Rusya'nın bir adım daha ileri giderek Sırbistan'la yaptığı anlaşmaya dikkat çekmek istiyorum. Evet, Putin, Rusya'yı Avrupa doğalgaz pazarında daha da güçlü hale getirebilmek için geçen hafta Sırbistan'la milyarlarca dolarlık bir enerji anlaşmasına imza koydu. Amaç, Türkiye'nin doğalgaz boru hattı projelerinin önünü kesmek. Nabucco Doğalgaz Boru Hattı'nın karşısına Güney Akım'ı koymak...
Rus doğalgazını Karadeniz'den Bulgaristan'a, oradan da Avrupa'ya taşıması öngörülen Güney Akım Boru Hattı'nın bir kolu Sırbistan'a ulaşacak. Sırbistan da bu proje sayesinde yeni enerji merkezi olacak. Bu anlaşma çerçevesinde ayrıca, Rus Gazprom'un Sırbistan devlet petrol şirketinin çoğunluk hisselerini satın alması gibi ince bir detay da söz konusu. Avrupa, tek kaynaktan doğalgaza mahkum olmamak istemiyorsa, Rusya'nın bu adımına karşılık zaman kaybetmemesi gerekiyor. Türkiye'yle birlikte AB üyesi ülkelerin de desteklediği Nabucco projesi için adımların sıklaştırılması ve zaman kaybedilmemesi şart.
Son söz: Rusya ile Türkiye'nin enerji alanında işbirliği yapması zor görünüyor. Rusya, AB'ye girmiş olsalar bile eski Doğu Bloku ülkeleriyle birlikte hareket edecek. Türkiye de batılı ülkelerle... Kısacası enerjide soğuk savaş rüzgarları esecek.
İyi haftalar...
|