Eğitimde yeni trend doğa
MERVE YILMAZ GERGİN/ Bir zamanlar çocukların en büyük oyun alanı sokaklardı. Günün büyük bölümünü açık havada geçiren çocuklar, bugün ise güvenlik kaygıları ve dijitalleşmenin etkisiyle doğadan her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor. Bu değişim, aileleri çocuklarının hem güvenle vakit geçirebileceği hem de gelişimlerini destekleyecek alternatif eğitim modellerine yöneltiyor. Son yıllarda hızla yaygınlaşan doğa temelli oyun grupları ise bu ihtiyaca yanıt veren alanlardan biri. Ormanlarda ve açık alanlarda düzenlenen bu programlarda çocuklar oyun oynarken, aynı zamanda doğayı keşfediyor. Problem çözme, dikkat, iletişim, iş birliği ve motor becerilerini geliştirme fırsatı buluyor. Uzmanlar, doğayla düzenli temasın çocukların duygularını yönetmelerine, özgüven kazanmalarına ve ekran karşısında geçirdikleri süreyi azaltmalarına da katkı sağladığını belirtiyor. En yoğun ilgi 18 ay ile 5 yaş arasında çocuklu ailelerden geliyor. Programlar ise 2-5 yaş grubuna yönelik hazırlanıyor. Bu artan ilgiyle birlikte özellikle doğa temelli eğitimler yeni bir yatırım alanına dönüşüyor. Sektör temsilcileri, kurumsal bir merkez için müfredat, ekipman ve insan kaynağı ile birlikte yaklaşık 4 milyon liralık yatırımla hayata geçirilebileceğini ifade ediyor.
TÜM EĞİTMENLER UZMAN
Konuşma Kulübü yetişkin ve çocuklara yönelik İngilizce dil eğitimi alanında 11 yıldır hizmet veriyor. Son iki yıldır ise doğa temelli İngilizce destekli oyun gruplarıyla faaliyetlerini sürdürüyor. Program içerikleri her ay değişiyor. Mevsimlere uygun gözlem çalışmaları, çamurla gerçekleştirilen duyusal oyunlar, yaprak, taş ve doğal malzemeler kullanılarak yapılan sanat oyunları, su ve toprak deneyleriyle duyusal regülasyonu destekleyen çalışmalar gerçekleştiriliyor. Bunun yanında denge, balans ve koordinasyonu geliştiren, çocukların çözüm üretme ve karar verme mekanizmalarını destekleyen çok sayıda etkinlik düzenleniyor. Etkinliklerin hafta içi ve hafta sonu olmak üzere iki farklı program halinde gerçekleştirildiğini söyleyen Konuşma Kulübü Kurucusu Volkan Yaşa, hafta içi programlarının haftada 2 ila 4 gün ve üçer saat sürdüğünü, hafta sonu etkinliklerinin ise etkinlik bazında iki saat olarak planlandığını belirtiyor. Burada tüm eğitmenler okul öncesi eğitim temeline sahip. Bunun yanında farklı alanlarda uzmanlaşmış profesyonellerle çalışmaya önem verdiklerini belirten Yaşa, ekiplerinde klinik psikolog, beden eğitimi öğretmeni, okul öncesi öğretmeni, özel eğitim uzmanı ve İngilizce öğretmenliği mezunu profesyonellerin yer aldığını söylüyor. Program ücretleri hakkında da bilgi veren Yaşa, aylık fiyatların 9 bin liradan başladığını, dönemlere ve katılım yoğunluğuna göre ücretlerin farklılık gösterdiğini ifade ediyor. En yoğun ilgi 18 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklardan geldiğini belirten Yaşa, özellikle erken çocukluk döneminde doğayla kurulan düzenli temasın çocukların gelişimine önemli katkılar sağladığını gözlemlediklerini söylüyor. Yaşa, etkinliklerini ağırlıklı olarak 2-5 yaş arasındaki çocuklar için gerçekleştirdiklerini de ekliyor. Doğa temelli bir oyun atölyesinin yatırım maliyetine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yaşa, müfredattan ekipmana, çalışma arkadaşlarından pazarlama operasyonlarına kadar tüm süreçler düşünüldüğünde kurumsal bir organizasyonun 4 milyon liranın altında bir yatırım maliyetiyle kurulmasının mümkün olmadığını ifade ediyor.
EN BÜYÜK MALİYET, PERSONEL GİDERLERİ
En büyük yatırım kalemini personel maliyeti. İyi bir ekip oluşturmak önemli bir maliyet gerektiriyor. Katılımcılarının yüzde 65'inin yeniden kayıt yaptıran ailelerden oluştuğunu ifade eden Yaşa, bunun doğru yatırım yaptıklarının en önemli göstergelerinden biri olduğunu dile getiriyor. Personel maliyetlerinin ardından alan, ekipman, sigorta ve benzeri giderlerin geldiğini de sözlerine ekliyor. Personel planlamasına ilişkin de bilgi veren Volkan Yaşa, pazarlama ve operasyon ekipleri hariç başlangıç aşamasında sahada en az 5-6 eğitmenin aktif görev yapmasını ideal bulduklarını belirtiyor. Genel organizasyon düşünüldüğünde ise ortalama 15-20 kişilik bir kadroyla faaliyet gösterilmesini uygun gördüklerini ifade ediyor. Türkiye'de bu modeli uygulayan kurumların sayısının arttığını belirten Yaşa, son yıllarda doğa temelli eğitim yaklaşımını benimseyen kurumların çoğaldığını ifade ediyor. Ancak bu kavramın farklı şekillerde uygulanabildiğine dikkat çeken Yaşa, önemli olanın yalnızca etkinlikleri açık havaya taşımak olmadığını, doğayı öğrenmenin aktif bir parçası haline getiren ve pedagojik temellere dayanan programlar sunabilmek olduğunu vurguluyor. Yeni şube planları hakkında da açıklamalarda bulunan Yaşa, büyüme stratejilerini doğa temelli eğitim üzerine kurduklarını belirtiyor. Bu doğrultuda aynı eğitim anlayışını ve kalite standartlarını koruyabilecekleri yeni lokasyonlarda da doğa temelli oyun grupları oluşturmayı hedeflediklerini sözlerine ekliyor.
KENDİ EĞİTMENLERİNİ YETİŞTİRİYOR
Doğa temelli oyun grubu, çocuğun doğada var olduğu, her çocuğun kendi biricikliği ile kabul gördüğü, çocuğun ilgi ve ihtiyaçlarının öncelikli olduğu, doğanın hem çevre olarak hem de müfredat olarak programa dahil olduğu, çocuğun her hava koşulunda açık alanlarda eğitim gördüğü bir yaklaşım. Çocukların doğa ile bağ kurmaları ve doğadaki her canlıya saygı duymaları hedefleniyor. Doğa temelli oyun gruplarının ana felsefesinin çocuğun doğasından ve ihtiyaçlarından yola çıkmak olduğunu dile getiren Ormanda Oyun Kurucusu ve Doğa Eğitmeni Emel Bal, diğer oyun gruplarından en büyük farklarının da burada ortaya çıktığını söylüyor. Ormanda Oyun 2020 yılından bu yana açık hava etkinlikleri düzenliyor. 2021 yılından itibaren ise çalışmalar tamamen ormanlık alanlarda sürdürülüyor. Grupların çocukların ebeveynleriyle birlikte katılabildiği ve düzenli katılımla ilerleyen programlardan oluştuğunu söyleyen Bal, her hafta belirli bir rutin izlediklerini anlatıyor. Her buluşmanın günaydın çemberiyle başladığını, ardından doğa yürüyüşü yaptıklarını belirten Bal, programın en önemli bölümünün serbest oyun zamanı olduğunu ifade ediyor. Bu süreçte eğitmenlerin geri çekilerek çocukları gözlemlediğini, onların ilgi ve ihtiyaçlarını anlamaya çalıştıklarını ifade eden Bal, ihtiyaç halinde ise oyunlarına eşlik ettiklerini söylüyor. Bazı haftalar atölye çalışmaları yaptıklarını, günü ise kapanış çemberiyle tamamladıklarını belirten Bal, akış her hafta aynı olsa da mevsimsel döngüler, çocukların merakı ve hava koşullarının her buluşmayı birbirinden farklı ve benzersiz hale getirdiğini ifade ediyor. Burada programlara haftada bir veya iki gün olarak da katılınabiliyor. Program iki saat sürüyor. Eğitmen seçiminde eğitim fakültesi mezunu olmayı öncelik olarak gördüklerini dile getiren Bal, zaman zaman çocuk gelişimi mezunu eğitmenlerle de çalıştıklarını söylüyor. Bunun yanında tüm eğitmenlerin doğa temelli eğitim konusunda sertifika programlarına katılmış olmalarını ve ilkyardım eğitimi almalarını beklediklerini belirten Bal, son dönemde doğa eğitimi alanında kendi eğitmenlerini de yetiştirmeye başladıklarını kaydediyor. En yoğun çalışılan yaş grubu 2-4 yaş arası çocuklar. Daha küçük ve daha büyük çocukların da programlara katılabiliyor. Hafta sonlarında ise ilkokul grupları için orman okulu atölyeleri düzenlediklerini kaydeden Bal, son yıllarda doğa temelli eğitime ilginin ciddi şekilde arttığının altını çiziyor.
KONTROLSÜZ BÜYÜMEMEK GEREKİYOR
Bu yaklaşım Türkiye'de 2016 yılından itibaren gelişmeye başlamış. Özellikle pandemi sonrasında ise çok daha yaygın hale gelmiş durumda. Ancak bu ilginin beraberinde yanlış anlamaları ve niteliksiz uygulamaları da getirdiğini belirten Bal, çocuklara birkaç kozalak ve biraz toprak verilmesinin doğa temelli eğitim anlamına gelmeyeceğini vurguluyor. Yapılan çalışmaların gerçekten doğa temelli olabilmesi için bu yaklaşımın felsefesinin iyi anlaşılması ve özümsenmesi gerektiğini ifade ediyor. Anaokullarında çok sayıda atık üretilerek hazırlanan Orman Haftası panolarını örnek gösteren Bal, "Gerçekten amaç ormanları korumaksa neden bu panolar hazırlanırken bu kadar fazla kağıt atık üretiliyor?" sorusunun sorulması gerektiğini belirtiyor. Doğa temelli eğitimin öncelikle eğitmenler ve yöneticiler tarafından günlük yaşamda benimsenmesi gerektiğini, eğitim uygulamalarının da bu anlayış doğrultusunda kurgulanmasının daha faydalı sonuçlar doğuracağını ifade ediyor. Son olarak yeni şubeler açmayı düşünmediklerini de açıklayan Bal, hızla yayılan, çabuk tüketilen ve kontrolsüz büyüyen bir yapıya dönüşmek istemediklerini söylüyor. Bunun yerine daha yerel ve butik bir kurum olarak yollarına devam etmeyi planladıklarını belirten Bal, hedeflerinin "daha çoğu" değil, "daha nitelikli olanı" yapmak olduğunu sözlerine ekliyor.
"Bu alan yeni yatırım fırsatı barındırıyor"
Yeni yatırımcılar açısından doğa temelli eğitimin önemli fırsatlar sunduğunu belirten Konuşma Kulübü Kurucusu Volkan Yaşa, şu anda bu alanın en iyi yatırım fırsatlarından biri olduğunu düşündüklerini söylüyor. Ailelerin artık çocuklarını yalnızca oyalayan etkinlikler yerine gelişimlerini destekleyen nitelikli deneyimler aradıklarını ifade eden Yaşa, bu alanın sadece ticari bir yatırım olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çiziyor. Gelecek nesillerin karar alma ve uygulama mekanizmalarında özgür yetişen, korkmayan, mutlu ve düşünen bireyler olarak topluma katılabilmeleri için ticari bir işletmenin ötesinde emek harcanması gerektiğini vurguluyor. Son yıllarda doğa temelli eğitimlere olan ilgi belirgin şekilde artıyor. Özellikle açık havada geçirilen zamanın çocuk gelişimine katkısına yönelik farkındalık yükselmiş durumda. Ekran sürelerinin artmasıyla birlikte ailelerin çocuklarının doğayla daha fazla vakit geçirebileceği güvenli ve planlı programlara yöneldiğini belirten Yaşa, internet ve sosyal medyanın etkisiyle ebeveynlerin dünyanın farklı ülkelerinde uygulanan öğretim yöntemlerine erişebilmesinin bakış açılarını değiştirdiğini ve doğa temelli eğitime olan ilgiyi olumlu yönde artırdığını dile getiriyor.
Dr. Öğr. Üyesi Gaye TÜRKMEN NOYAN / Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi Çocuk Psikiyatri / Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları
"Doğa doğal bir öğrenme ortamıdır"
Doğada zaman geçirmek hem fiziksel hem psikolojik-bilişsel iyilik hali için olmazsa olmazdır. Doğada aktivite yapmak dikkatini yönetme, duyguları düzenleme ve stresle baş edebilme becerilerini güçlendirir. Ayrıca evde zaman geçirilen dijital ortamın aksine doğada oyun, hayal gücünü, problem çözme becerilerini ve yaratıcılığı destekler. Çocuklar kendi kararlarını verme, riskleri değerlendirme ve bağımsız hareket etme fırsatı bulur. Doğada oynanan grup oyunları çocukların iş birliği yapma, iletişim kurma, sıra bekleme, paylaşma ve çatışmaları çözme becerilerini geliştiren doğal bir öğrenme ortamı sunar. Doğada geçirilen zaman için bir yaş sınırı yoktur. Bu her bireyin temel ihtiyacıdır. Dolayısıyla doğa oyunları her yaşta faydalıdır denebilir. Erken çocuklukta doğa; motor gelişimi, dil gelişimini ve keşfetme davranışlarını desteklerken, okul çağında dikkat, öz düzenleme ve sosyal becerilere katkı sağlar. Ergenlik döneminde ise stres yönetimi, psikolojik iyilik ve fiziksel aktivite açısından önemli faydalar sunabilir. Çocukların günlük rutinlerin içine mümkünse her gün doğada yapılan aktivitelerin entegre edilmesini öneririm. Doğa ile daha sık temas eden çocukların özgüvenin daha yüksek olduğunu, akranlarla daha güçlü iletişim kurduklarını, duygularını daha iyi kontrol ettiklerini söylemek mümkün. Ayrıca yine doğa temelli aktivitelere katılımının yüksek olduğu çocuklarda ekran süresinin daha az olduğunu görüyoruz. Ama tabi ki doğanın etkisinin yanında çocuğun gelişim özellikleri, aile desteği, akran çevresi gibi bireysel özellikleri de unutmamak gerekir.