Dünyayı güzelleştiren sektör

GİRİŞ TARİHİ: 28.09.2026 GİRİŞ TARİHİ: 10:32 SON GÜNCELLEME: 28.09.2026 10:32
Çift haneli büyümesini sürdüren Türkiye kozmetik pazarı, yaklaşık 3,3 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştı. 200’e yakın ülkeye ihracat gerçekleştiren Türk üreticiler, dünya üzerinde neredeyse ayak basmadık yer bırakmadı. Ar-Ge’ye ağırlık veren firmalar, markalaşma yatırımlarını da artırıyor…

İrem GÜL/ Kozmetik dünyası artık yalnızca aynadaki yansımayı değiştiren ürünlerden ibaret değil. Bilim, teknoloji ve sürdürülebilirlik anlayışının şekillendirdiği bu sektör, tüketicinin beklentileriyle birlikte köklü bir dönüşüm içinde. Bugünün tüketicisi bir ürünün sadece vaatlerine değil; içeriğine, üretim koşullarına, bilimsel altyapısına ve güvenilirliğine de bakıyor. Geçen haftalarda dergimizde ele aldığımız sahte kozmetik ürünleri sorunu bu güven unsurunun sektörün geleceği açısından ne kadar belirleyici olduğunu ortaya koyuyor. Sahte kozmetik ürünleri sektöre zarar vermekle kalmıyor, tüketicilerin maddi kayıplara uğramasına hatta sağlıklarını tehlikeye atmalarına neden oluyor. Büyüyen bu dev pazarda asıl rekabet artık sadece fiyatla değil; kalite, şeffaflık, inovasyon ve marka değeriyle şekilleniyor. Türkiye ise bu dönüşümün dikkat çeken oyuncularından biri olma yolunda ilerliyor. Güçlenen yerli üretim altyapısı, artan Ar-Ge yatırımları, yüksek katma değerli ürün geliştirme kabiliyeti ve ihracatta yakalanan yüksek ivme, Türk kozmetik sektörünü küresel ölçekte daha görünür hale getirmeye başladı. Yapay zekâ destekli kişiselleştirilmiş bakım çözümlerinden biyoteknolojiyle geliştirilen yeni nesil aktif içeriklere, cilt uzun ömürlülüğünü merkeze alan formüllerden sürdürülebilir üretim anlayışına kadar uzanan yeni trendler, sektörün yönünü yeniden tanımlıyor. Bu dönüşüm rakamlara da yansımış durumda. Çift haneli büyümesini sürdüren Türkiye kozmetik pazarı bugün yaklaşık 3,3 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşmış vaziyette. Yaklaşık 200 ülkeye ihracat gerçekleştirerek, dünya üzerinde neredeyse girilmedik pazar bırakmayan Türk kozmetik sektörünün güçlü üretim altyapısı, markalaşma hamleleri ve inovasyon odaklı yatırımlarla 2033 yılına kadar yaklaşık 8 milyar dolarlık hacme ulaşması bekleniyor. Sektör temsilcilerine göre bu hedefe giden yolda en büyük avantaj ise Türkiye'nin üretim gücünü, bilimsel yaklaşımını ve güven veren markalarını küresel pazarlarda daha görünür kılabilmesi olacak.

SEKTÖRÜN LOKOMOTİFİ CİLT BAKIM KATEGORİSİ

Sinoz Kozmetik Genel Müdürü Taner Anlatıcı, KÜAD verilerine göre; Türkiye kozmetik pazarının 4 milyar dolara yaklaştığını, ithalat hacminin ise yaklaşık 2 milyar dolar seviyesinde bulunduğunu ifade ediyor. Anlatıcı, son yıllarda Ar-Ge yatırımlarını artıran, üretim kapasitesini güçlendiren, yerel ve ihracatta daha görünür hale gelen yerli üreticilerin sektörün büyümesindeki itici güç olduğunu söylüyor. Ayrıca, üretim kalitesi, hızlı inovasyon ve fiyat-performans avantajı sayesinde Türk markalarının uluslararası pazarlarda daha güçlü konumlandığını da ekliyor. Kozmetik sektörünün Türkiye için stratejik bir ihracat alanına dönüşebileceğini ifade eden Anlatıcı, güçlü üretim altyapısı, yüksek katma değerli ürün geliştirme kabiliyeti ve küresel ölçekte rekabet edebilen markaların bu süreci desteklediğini aktarıyor.

Sektörde büyümenin lokomotifinin cilt bakımı kategorisi olduğunu vurgulayan Anlatıcı, güneş koruyucuların yanı sıra aktif içerikli, çok fonksiyonlu ve belirli cilt ihtiyaçlarına çözüm sunan ürünlere talebin hızla arttığını ekliyor. Tüketicinin artık vaatlerden çok ürünün sağladığı gerçek faydaya odaklandığını belirten Anlatıcı, "güzellik" kavramının da estetikten çok, sağlıklı ve iyi görünen cilde evrildiğini söylüyor. Kozmetik sektöründe artık yeni bir aktif geliştirmenin yeterli olmadığına değinen Anlatıcı, "Önümüzdeki dönemde yapay zekâ destekli kişiselleştirilmiş bakım, cilt bariyeri ve skin longevity (cilt uzun ömürlülüğü) odaklı formüller, biyoteknolojiyle geliştirilen yeni nesil aktifler ve çok fonksiyonlu ürünler sektöre yön verecek" diyor. Anlatıcı'ya göre asıl rekabet, bu trendleri ilk uygulayan olmakta değil; onları güvenilir, erişilebilir ve bilimsel olarak doğrulanmış ürünlere dönüştürebilmekte yaşanacak.

HER YIL YÜZDE 10 BÜYÜYOR

ise, Türkiye kozmetik pazarının yaklaşık 2 milyar dolarlık bölümünün iç pazardan, 1,6–1,7 milyar dolarlık kısmının ise ithal ürünlerden oluştuğunu ifade ediyor. Korkmaz, sektörün son yıllarda yıllık ortalama yüzde 8-10 bandında büyümesini sürdürdüğünü de kaydediyor. Türk kozmetik markalarının son 10 yılda küresel rekabette önemli bir ivme yakaladığını belirten Korkmaz, buna rağmen sektörün bazı segmentlerinde ithalata bağımlılığın sürdüğünü de ifade ediyor.

Güzellik ekonomisinin temelinde yer alan kişisel bakım ihtiyacının insan doğasının bir parçası olduğunu belirten Korkmaz, modern güzellik ekonomisinin pazarlama, sosyal normlar ve yaşam tarzı beklentileriyle bu ihtiyacın ötesinde daha geniş bir tüketim alanı oluşturduğunu aktarıyor. Kozmetik endüstrisinin artık yalnızca "güzellik ürünleri" üreten bir alan olmaktan çıktığını vurgulayan Korkmaz, biyoteknoloji, yapay zekâ, veri analitiği ve sağlık teknolojileriyle iç içe geçmiş bir endüstriye dönüştüğünü söylüyor.

MAĞAZA AĞINA TİRAN'I DA EKLEYECEK

Ashley Joy Kurucusu ve CEO'su de Türkiye kozmetik sektörünün coğrafi konumu, esnek üretim kabiliyeti ve zengin ham madde kaynaklarıyla küresel pazarda güçlü bir üs olma potansiyeli taşıdığını vurguluyor. Gümüşel, sektör üretiminin yarıdan fazlasının ihraç edilmesinin bu potansiyelin en somut kanıtı olduğunu ekliyor. Ashley Joy'u kurduğu ilk günden beri vizyonunun, markasını sadece yerelde değil, küresel arenada da söz sahibi bir oyuncu haline getirmek olduğunu anlatan Gümüşel, "Bugün 15 ülkeye ihracat yaparak bu stratejik hedefimizi gerçeğe dönüştürüyoruz" diyor. Her pazarın dinamiklerine, tüketici alışkanlıklarına ve kültürel kodlarına göre özel ürün ve iletişim stratejileri geliştirdiklerini anlatan Gümüşel, Avrupa, Dubai, Kıbrıs ve Umman gibi pazarlarda offline (fiziksel) ve online (çevrim içi) raflarda güçlü bir varlık gösterdiklerini belirtiyor. Gümüşel, yakında Tiran'da da mağaza açacaklarını belirterek fiziksel globalleşme adımlarını hızlandırdıklarını aktarıyor.

Türkiye kozmetik pazarının, tüketicilerin artık bütünsel bakım bilincinde olmasıyla ciddi bir ivme yakaladığının altını çizen Gümüşel, hacimsel olarak en yüksek payı saç bakımı ve kişisel bakım kategorilerinin aldığını; ciro bazında büyüme hızı şampiyonun ise yüzde 41'lik oranla parfüm olduğunu ifade ediyor. Gümüşel, NielsenIQ verilerine göre; parfümü yüzde 37 ile saç bakımı, yüzde 35'le makyaj ve yüzde 32 ile cilt bakımının takip ettiğini söylüyor.

VEGAN VE CRUELTY-FREE KATEGORİSİ

Ashley Joy olarak, saç bakımında dünyada yükselen "Skinification of Hair" (saçın ciltleşmesi) yaklaşımını merkeze aldıklarını aktaran Gümüşel, cilt bakımında kullanılan Niacinamide ve Glikolik Asit gibi aktif içerikleri saç bakım ürünlerine taşıyarak yeni nesil çözümler geliştirdiklerini belirtiyor. Gümüşel, bu yaklaşımlarında; Banana, Propolis ve Matcha serilerinin ben sevilen örnekleri olduğunu aktarıyor. Günümüz tüketicisinin ürün içeriklerini daha bilinçli şekilde değerlendirdiğini ifade eden Gümüşel, temiz, şeffaf ve çözüm odaklı formüllerin pazarda belirleyici hâle geldiğini dile getiriyor. Euromonitor ve Statista verilerine göre tüketicilerin sürdürülebilir ve temiz içerikli ürünlere daha fazla bütçe ayırmaya istekli olduklarını ifade eden. Gümüşel, bu doğrultuda vegan (hayvansal madde içermeyen) ve cruelty-free (hayvanlar üzerinde test edilmeyen) segmentinin pazar ortalamasının iki katı hızında büyüdüğünü vurguluyor.

"ÜRETİM VE İHRACAT MERKEZİ OLABİLİRİZ"

Talya Bitkisel Kurucusu M. Halis Ertaş ise, Türkiye'nin kozmetik sektöründe küresel ölçekte güçlü bir üretim ve ihracat merkezi olabilecek doğal ve endüstriyel avantajlara sahip olduğunu vurguluyor. Ertaş, tıbbi ve aromatik bitki çeşitliliğinin, üretim kabiliyetinin ve gelişen AR-GE altyapısının önemli bir rekabet avantajı sunduğunu belirtiyor. Ancak Ertaş, bu potansiyeli yalnızca ham bitki olarak değerlendirmenin yeterli olmadığını; asıl değerin bitkilerin etken maddelerini ayrıştırıp standardize ederek kozmetik sanayisine yönelik yüksek katma değerli hammaddelere dönüştürmekten geçtiğini aktarıyor. Talya Bitkisel olarak, yaklaşık 3,5 yıllık AR-GE sürecinin ardından geliştirdikleri üretim modeli ve 6 milyon dolarlık yatırımla bu alana odaklandıklarını kaydeden Ertaş, Türkiye'nin yalnızca kozmetik ürünü değil, hammadde, teknoloji ve bilgi birikimi ihraç eden küresel bir merkez olabileceğine dikkat çekiyor.

HAMMADDE KALİTESİ ÇOK ÖNEMLİ

Kozmetik sektöründe izlenebilirlik, standardizasyon ve ham madde kalitesinin belirleyici unsurlar hâline geldiğini kaydeden Ertaş, doğal içeriklerin tek başına yeterli görülmediğini vurguluyor. Bitkinin yetiştiği coğrafya, hasat zamanı, üretim süreci ve etken madde oranının giderek daha fazla önem kazandığını belirten Ertaş, rekabetin artık nihai üründen önce kullanılan aktif hammaddenin niteliğinde başlayacağını ifade ediyor. Ertaş, Türkiye'nin bitkisel zenginliğini bilimsel ve teknolojik altyapıyla işleyerek yüksek katma değerli hammaddeler sunmasının küresel rekabet gücünü artıracak önemli bir fırsat sunduğunu dile getiriyor.

Fuat ARSLAN / Kozmetik Üreticileri ve Araştırmacıları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

"Markalaşmaya daha fazla ağırlık vermemiz lazım"

Türkiye kozmetik pazarı yaklaşık 3,3 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştı ve çift haneli büyümesini sürdürüyor. Yaklaşık 200 ülkeye kozmetik ihracatı yapan güçlü bir üretici konumundaki Türkiye, özellikle kişisel bakım, cilt bakımı ve hijyen ürünlerinde sağlam bir üretim altyapısına sahip. Ancak küresel rekabette artık fiyat değil; güven, inovasyon ve marka değeri belirleyici. Bu nedenle bundan sonraki dönemde hedefimiz yalnızca üretim miktarını artırmak değil, katma değerli ve markalı üretimin payını büyütmek olmalı. Önümüzdeki beş yılda hedefimiz, Türk kozmetiğini daha yüksek katma değer üreten ve küresel ölçekte tercih edilen bir konuma taşımak. Bunun için Ar-Ge, sürdürülebilir üretim, dijital dönüşüm ve güçlü markalaşma yatırımlarını artırmamız gerekiyor. Çünkü Türkiye kozmetik sektörünün önünde hâlâ önemli bir büyüme potansiyeli bulunuyor ve bu potansiyelin hayata geçirilmesi, fiyat odaklı rekabetten çıkarak inovasyon, bilim, sürdürülebilirlik ve markalaşma eksenine geçebilmemize bağlı.

Türkiye kozmetik pazarında, dermokozmetik, cilt bakımı, renkli kozmetik, parfüm, doğal içerikli ürünler ve bilim temelli kişisel bakım çözümleri en hızlı büyüyen segmentler arasında yer alıyor. Tüketiciler ise artık yalnızca kaliteli ürün değil; şeffaf, sürdürülebilir ve güven veren markalar arıyor. Bu değişim geçici bir trend olmanın ötesinde, sektörün yeni rekabet anlayışını şekillendiriyor. Ülkemizde artık yalnızca üretim yapan değil, dünyada güven ve kaliteyle anılan markalar çıkarabilecek olgunluğa ulaştı. Bu noktada "Türk kırmızısı" gibi tarihsel ve kültürel değerlerimizin de yeniden yorumlanarak sektöre kazandırılması, markalaşma yolculuğumuzda önemli bir fırsat sunuyor.

Vanya PANAYOTOVA / L'Oréal Türkiye Ülke Genel Müdürü

"Yedi açık inovasyon merkezimizden biri İstanbul'da"

2025 yılında 217 milyar TL'ye ulaşan Türkiye güzellik endüstrisinin büyüklüğünün, güçlü bir ivmeyle 2033 yılında 384 milyar TL'ye ulaşmasını öngörüyoruz. Türkiye'nin genç ve yetkin iş gücü, coğrafi ve stratejik konumu, kozmetik sektöründe önemli avantajlar sunuyor. Bu sektörde, Ar-Ge yatırımlarını artırmak, yüksek katma değerli üretim gerçekleştirmek ve inovasyon kapasitesini güçlendirmek büyük önem taşıyor. Nitekim L'Oréal olarak Türkiye'nin bu potansiyeline yürekten inanıyoruz; grubumuzun dünya genelindeki yedi açık inovasyon merkezinden biri İstanbul'da.

Türkiye'de 40 yıldır faaliyet gösteren bir şirket olarak, bilimden ve teknolojiden aldığımız güç ve inovasyona olan inancımızla lider oyuncu konumundayız. Türkiye pazarında ekonomiye 40 milyar TL'lik değer katıyor ve L'Oréal bünyesindeki bir istihdamla 12 ek istihdam yaratıyoruz. Ülkemizde 27 milyon tüketicinin hayatına dokunurken, güzelliği bireysel güç aracı olarak konumluyoruz.

Güzellik sektöründe cilt bakımı, son yıllarda en hızlı gelişen segmentlerden biri olurken, sırasıyla saç bakımı ve makyaj kategorileri takip ediyor. Gelecekte ise bizleri, yapay zekâ destekli ultra-kişiselleştirilmiş dijital deneyimler ve gezegene saygılı sürdürülebilir modeller bekliyor. Güzellik algısı tek tipleşmeden çeşitliliğe doğru evrilirken, biz de ultra-kişiselleştirmeyi odağımıza alıyoruz. Yapay zekâ destekli 22 dijital servisimizle her tüketicimizin kendi benzersiz ihtiyaçlarına özel çözümler sunuyoruz. Geleceğin güzelliğinin, herkesin kendi özgünlüğünü merkeze alan bu kişiselleştirilmiş teknolojiyle şekilleneceğine inanıyoruz.

Hande AKBAŞ BİLİCİ / K- Land Pazarlama Direktörü

"Kore kozmetiğine ilgi belirgin şekilde arttı"

Son yıllarda Türkiye'de, Kore kozmetiğine olan ilgi belirgin şekilde arttı. Başlangıçta daha çok niş bir tüketici kitlesine hitap eden K-Beauty, bugün zincir mağazalardan e-ticaret platformlarına kadar çok daha geniş bir erişime sahip. Sosyal medyanın etkisiyle tüketiciler artık yalnızca marka değil, içerik odaklı seçim yapıyor; bu da Kore kozmetiğinin yenilikçi formülleri ve bilimsel yaklaşımını daha görünür hale getiriyor. Kore kozmetiğini diğerlerinden farklı kılan en önemli unsur ise cilt bakımını yalnızca estetik değil, uzun vadeli cilt sağlığının bir parçası olarak ele alması. Bariyer onarımını destekleyen formüller, ileri biyoteknolojik içerikler ve tüketici ihtiyaçlarına çok hızlı cevap verebilen Ar-Ge yapısı sektörün en güçlü yönleri arasında yer alıyor. Bunun yanında Kore markaları, yüksek teknolojiyle geliştirilen içerikleri ulaşılabilir fiyatlarla sunarak inovasyonu daha geniş kitlelerle buluşturmayı başarıyor.

Türkiye'de tüketicilerden gelen en yüksek talep hâlâ cilt bakımında yoğunlaşıyor. Özellikle güneş koruyucular, serumlar, tonikler, temizleyiciler ve kağıt maskeler öne çıkarken; Centella Asiatica, PDRN, niasinamid, peptitler ve seramid gibi içeriklere sahip ürünler yoğun ilgi görüyor. Son dönemde saç ve saç derisi bakımı ürünlerinin de hızla yükselen kategoriler arasında olduğunu gözlemliyoruz.

2026'da K-Beauty'nin odağında "skin longevity" (cilt uzun ömürlülüğü) yani cildin uzun vadeli sağlığını korumaya yönelik bakım anlayışı olacak. NMN, PDRN, eksozomlar, peptitler gibi içerikler daha fazla ürün grubunda karşımıza çıkarken; cilt bariyerini güçlendiren, çok amaçlı ve sade rutinler sunan formüller önemini artıracak. Bunun yanında saç derisi bakımı, gece bakım maskeleri ve klinik ilhamlı ev tipi bakım çözümlerinin de önümüzdeki dönemin en güçlü yükselen kategorileri arasında yer almasını bekliyoruz.

Jenia PINTO / Pastel Kozmetik Yönetim Kurulu Eş Başkanı

"Türkiye kozmetikte önemli bir ihracatçı ülke"

Türkiye, güçlü üretim altyapısı ve uluslararası kalite standartlarıyla kozmetikte önemli bir ihracat oyuncusu. Lojistik kolaylık ve kültürel yakınlığıyla özellikle Balkanlar, Orta Doğu ve Kuzey Avrupa gibi yakın pazarlarda güçlü bir varlık gösterirken, hammadde ve doğal içerikler alanındaki yetkinliği de rekabet avantajı sağlıyor. İKMİB'e göre Türkiye, 2024 yılında kozmetik ürünlerinde yaklaşık 3 milyar dolarlık ihracata ulaştı ve net ihracatçı konumunda. Katma değerli üretim ve güçlü markalaşma yatırımlarıyla kozmetik sektörünün Türkiye ekonomisinin stratejik ihracat alanlarından biri olacağına inanıyoruz. Pastel olarak, 38 yıllık yerli üretim deneyimimizle bugün yaklaşık 48 ülkede tüketiciyle buluşuyor; ihracattan ise ciromuzun yaklaşık yüzde 15'ini elde ediyoruz.

Türkiye kozmetik pazarı, bugün esas olarak cilt bakımı, saç bakımı, makyaj ve parfüm kategorilerinde büyüyor. Özellikle pandeminin ardından cilt ve saç bakımı kategorileri tüketici için önem kazandı; tüketici daha bilinçli, içerik odaklı ve fayda arayan bir noktaya geldi. NielsenIQ verilerine dayanan 2026 Türkiye araştırmasında tüketicilerin yüzde 76'sı kişisel bakım alışverişinde içerik bilgisine önem verdiğini söylüyor. Dermatolojik olarak test edilmiş formüller, vegan içerikler, hayvanlar üzerinde test edilmeyen ürünler ve şeffaf içerik iletişimi tüketici için önemli başlıklar arasında yer alıyor. Pazara çok sayıda ürünün girdiği bu dönemde ise kategoriden bağımsız olarak en belirleyici unsurun tüketicinin güvenini kazanmak olduğunu düşünüyoruz. Sosyal medya da ürün keşfini hızlandıran çok güçlü bir kanal. 2026'da 142 binden fazla güzellik tüketicisinin katıldığı bir ankette müşteri yorumlarının satın alma üzerindeki etkisi yüzde 42, influencer ve ünlü içeriklerinin etkisi yüzde 41 olarak ölçüldü. Bu anlamda sosyal medya ve influencer pazarlaması ilk satın almayı yaratabilir; ancak kötü ürünü uzun süre yaşatamaz.

Deren ÖZTÜRK MATARACI / Cosmed Cosmeceutials Kurucu ve CEO'su

"Yeni nesil dermokozmetik anlayışına sahibiz"

Global kozmetik pazarına baktığımızda son yıllardaki en dikkat çekici değişimlerden birinin dermokozmetik kategorisinin yükselişi olduğunu görüyoruz. Bence bu yükseliş aslında tüketicinin güzellik ve cilt bakımına bakışındaki çok daha büyük bir dönüşümün sonucu. Artık tüketici yalnızca daha güzel görünen bir cilt değil, daha sağlıklı bir cilt istiyor; kullandığı ürünün içeriğini, hangi aktifleri barındırdığını, ne işe yaradığını ve etkinliğini sorguluyor. Bu değişim Cosmed açısından bizi özellikle heyecanlandırıyor. Çünkü cilt sağlığını merkeze alan, bilimsel temelli ve sonuç odaklı ürünler geliştirmek bizim için yeni bir trend değil; markamızın en başından beri DNA'sında olan bir yaklaşım.

Dermokozmetiğin geleceğinin yalnızca "klinik" olmakta değil, bilimin gücünü iyi bir kozmetik deneyimle birleştirmekte olduğuna inanıyorum. Bu nedenle global pazardaki dönüşümü Cosmed açısından büyük bir fırsat olarak görüyoruz. Çünkü bugün dünya, bizim uzun zamandır konuştuğumuz yere doğru geliyor: Daha bilinçli tüketim, daha fazla şeffaflık, bilimsel olarak güçlü formülasyonlar ve her şeyden önce sağlıklı cilt. Global büyüme yolculuğumuzda da Cosmed'i bu yeni nesil dermokozmetik anlayışının güçlü oyuncularından biri haline getirmek en önemli hedeflerimizden biri.

Nilüfer ŞENER / Beauty&More Kurucu ve CEO'su

"Türk kozmetik sektörünün küresel pazardaki payı daha da artacak"

Kozmetik sektörü artık yalnızca güzellik odaklı bir sektör değil; sağlık, bilim, sürdürülebilirlik ve teknolojiyle iç içe geçmiş stratejik bir tüketim alanına dönüştü. Beauty & More markamızda bu değişimi çok net gözlemliyoruz. Diğer taraftan, fmcgstore.com üzerinden 80'in üzerinde ülkeye ihracat yapan bir şirket olarak küresel pazarda çok farklı bir dönüşüme de tanıklık ediyoruz. Artık tek tip ürün üretip tüm dünyaya sunmak mümkün değil. Her pazarın farklı regülasyonları, tüketim alışkanlıkları ve beklentileri bulunuyor. Avrupa'da sürdürülebilirlik ve çevresel etkiler öne çıkarken, Afrika ve Orta Asya'da ise fiyat-performans dengesi belirleyici oluyor. Başarılı olabilmek için ürün geliştirmeden pazarlamaya kadar tüm süreçlerin lokal ihtiyaçlara göre şekillendirilmesi gerekiyor. Bunun yanında dijitalleşme sektörün dinamiklerini tamamen değiştirdi. Sosyal medya, içerik üreticileri ve e-ticaret artık yalnızca satış kanalları değil; tüketicinin ürünü keşfettiği, değerlendirdiği ve satın alma kararını verdiği ekosistemin merkezinde yer alıyor. Global ölçekte e-ticaret, fiziksel mağazalara göre çok daha hızlı büyümeye devam ediyor ve kozmetik sektörünün büyümesini önemli ölçüde destekliyor. Önümüzdeki dönemde rekabetin; marka hikâyesi, tüketici deneyimi, sürdürülebilir üretim, dijital görünürlük ve uluslararası erişim üzerinden şekilleneceğini düşünüyorum. Türkiye bu noktada önemli bir avantaja sahip. Güçlü üretim altyapımız, kaliteli üretim standartlarımız ve ihracat kabiliyetimiz sayesinde Türk kozmetik sektörünün küresel pazardaki payının önümüzdeki yıllarda daha da artacağına inanıyorum.

Kübra KORKMAZ / Hoito Kurucu Ortağı

"Sektörde nitelikli personel bulmak giderek zorlaşıyor"

Türkiye'de kozmetik sektöründe özellikle nitelikli ve tecrübeli teknik personel bulma konusunda zorluk yaşanıyor. Ancak mevcut durumu genel bir "eleman bulunamıyor" sorunu olarak değerlendirmekten ziyade, belirli pozisyonlar için doğru deneyim ve yetkinliklere sahip adaylara ulaşmanın zorlaştığını söylemek daha doğru olur. Özellikle kalite kontrol, kalite güvence, üretim sorumlusu/ustabaşı ve üretim elemanı pozisyonlarında çalışan ihtiyacı öne çıkıyor.

Abdullah KARATAŞ / Auran Kozmetik CEO'su

"Kişiselleştirilmiş kozmetik ürünlerine talep daha da artacak"

Tüketici artık yalnızca iyi bir ürün satın almak istemiyor. Kendisiyle bağ kuran, ulaşılabilir fiyatlarla nitelikli bir deneyim sunan ve güçlü bir marka hikâyesine sahip ürünleri tercih ediyor. Bu nedenle erişilebilir lüks anlayışını benimseyen, yenilikleri hızlı biçimde ürünlerine yansıtabilen ancak marka kimliğinden ödün vermeyen şirketlerin öne çıkacağını düşünüyoruz. Bu nedenle önümüzdeki yıllarda, tüketicinin kendi tercihlerine göre şekillendirebildiği kişiselleştirilmiş kozmetik ürünlerine olan talebinin hızla büyüyeceğini öngörüyoruz. Özellikle kişinin kendi koku notalarını seçebildiği, kendine özgü kombinasyonlar oluşturabildiği ve ambalajından ismine kadar farklı detayları kişiselleştirebildiği ürünler daha fazla ilgi görecek. Kişiye özel kokular ve bireysel beklentilere göre hazırlanan kozmetik ürünleri, önümüzdeki dönemin en güçlü büyüme alanlarından biri olacağına inanıyoruz. Gelecek dönemin kazananları ise değişen beklentileri, yaşam biçimlerini ve kullanım alışkanlıklarını doğru okuyabilen markalar olacak. Auran Kozmetik olarak kokunun kişinin kendisini ifade etme biçimlerinden biri olduğuna inanıyoruz. Farklı yaşam tarzlarına ve kullanım anlarına dokunan, tasarımı ve kokusuyla deneyim sunan ürünler geliştiriyoruz. Çalışanlarımızın yüzde 85'inden fazlasının kadınlardan oluşması da bizim için önemli bir değer. Yenilikçi ürün kategorilerine yatırım yapmayı, üretim gücümüzü artırmayı ve Türkiye'den doğan güçlü bir kozmetik markası olarak hem yurt içinde hem de uluslararası pazarlarda etkimizi artırmayı hedefliyoruz.

Sinem MALAKOĞLU / Luv It Firma Ortağı ve Genel Müdürü

"İç piyasada Türk markaları revaçta"

2021 yılında kurulan yerli bir firmayız. Yolculuğumuza üç ürünle başladık, şu anda 24 ürünle devam ediyoruz. Cilt bakımının baştan sona tamamlanabileceği tüm ürünleri üretiyoruz. Tonikler, serumlar, cilt temizleme ürünleri, yüz yıkama jelleri, yağlar ve daha fazlası mevcut. İhracatı da yapıyoruz. Ortadoğu ülkeleri, Almanya ve Rusya'da distribütörlerimiz var. Türkiye'de ise sadece çevrimiçi satışımız ile Gratis mağazalarında satışlarımız mevcut. Reklamlarla, özellikle UGC videoları (kullanıcı içerikleri ile oluşturulan reklamlar) ve influencer reklamlarıyla çok çalıştığımız için markamızın bilinirliği daha da arttı. Bir de Kore kozmetiklerinde ürünler biraz daha pahalı olduğu için şu anda bizim ürünlerimiz daha çok tercih ediliyor. Yani şu anda Türk markalarının ürünleri daha revaçta. Türkiye'de aslında çok büyük bir pazar var. Özellikle son 5-6 yıllık süreçte birçok Türk markası ortaya çıktı ve bu markaların ürünleri de gayet başarılı. Hatta Kore kozmetiğine ihtiyaç duymadığımızı bile söyleyebiliriz.

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.