HÜLYA GENÇ SERTKAYA / Orta Doğu'da yaşanan savaş tüm ekonomileri etkisi altına almaya başladı. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail'in İran'ı bombalamasıyla başlayan bu savaş, yaygınlaşarak sürüyor. ABD ve İsrail'in toplam günlük savunma ve taarruz maliyetinin 900 milyon ile 1.2 milyar dolar arasında olduğu ifade ediliyor. OSTİM Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Murat Kadıoğlu tarafından yapılan ABD, İsrail, İran gerilimi ekonomik analizi, modern yüksek teknoloji savaşlarının yalnızca askeri cephede değil, aynı zamanda ekonomik alanda da çok büyük maliyetler ürettiğini ortaya koyuyor. Analizde, dünya enerji piyasasının en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla şiddetli kriz senaryosunda küresel gayrisafi yurt içi hasılada (GSYH) yüzde 1.4'lük bir gerileme ve 4.9 trilyon dolarlık kayıp yaşanabileceği vurgulanıyor.
ABD, İsrail ve İran savaşının küresel/ulusal ekonomiye yansımalarını sorduğumuz uzman, ekonomist, iş dünyası temsilcileri de küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20'si, küresel LNG ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının enerji piyasaları üzerinden küresel ekonomiye büyük bir baskı oluşturduğuna dikkat çekiyor. Savaşın uzaması ve bölgeye yayılması durumunda yaşanacak enerji krizinin, yüksek enflasyon ve küresel büyümede ciddi yavaşlamaya neden olacağına işaret ediliyor. Ekonomistler, savaşın süresi ve Hürmüz'deki enerji akışının ne kadar süre aksayacağının, küresel ekonominin yüksek faiz-düşük büyüme sarmalına girip girmeyeceğini belirleyecek en kritik unsur olduğunun altını çiziyor. Türkiye açısından ise enerji faturası, cari açık, enflasyon ve turizm gibi başlıklarda hassas bir denge söz konusu. Orta Doğu'da yaşanan gerilimin havacılık ve turizm başta olmak üzere birçok sektörü olumsuz etkileyeceği belirtiliyor. Patlak veren savaşla birlikte bölgede 23 binden fazla uçuş iptal edilirken, 44 milyon koltuk kapasitesinin devre dışı kaldığı belirtiliyor. Bölgedeki çatışmalar, deniz taşımacılığını da olumsuz etkiliyor. Navlun ücretlerinin katlanarak arttığına dikkat çekiliyor. Geçtiğimiz günlerde Güneydoğu Anadolu Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu yaptığı bir açıklamada, İran'a yönelik saldırıların ardından Orta Doğu'da artan jeopolitik gerilimin, bölgeyle ticaret yapan ihracatçıları doğrudan etkilediğini vurgulayarak, gelişmeler sonrası Orta Doğu ülkelerine yönelik sevkiyatlarda navlun ücretlerinin 4-5 kat arttığını belirtmişti.
ÇATIŞMALARIN EKONOMİK BOYUTU
Önce ABD, İsrail, İran geriliminin ekonomik analizinin detaylarına bakalım. OSTİM Teknik Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Murat Kadıoğlu'nun hazırladığı güncel analize göre, çatışmaların ekonomik boyutu sürdürülebilirlik sınırlarını zorluyor. İsrail'in çok katmanlı hava savunma sistemleri (Iron Dome, David's Sling, Arrow) ve ABD'nin bölgedeki operasyonel desteği birleştiğinde, müttefik cephesinin günlük savaş maliyeti 900 milyon ile 1.2 milyar dolar arasına ulaşmış durumda. Tek bir gecelik yoğun füze savunmasının maliyeti 127 milyon doları bulurken, savaşın bir yıl sürmesi durumunda bu rakamın 432 milyar doları aşacağı öngörülüyor.
5 TRİLYON DOLARLIK RİSK
Dr. Kadıoğlu'nun analizinde en dikkat çekici uyarı, görüşlerine başvurduğumuz uzmanlar, ekonomistler ve iş dünyası temsilcilerinin de ifade ettiği üzere "Hürmüz Boğazı'na" yönelik. Analizde, Hürmüz Boğazı'nın kapanması durumunda petrol fiyatlarının 150-200 dolar bandına çıkmasının mümkün olduğuna işaret ediliyor. Orta düzey kriz senaryosunda küresel GSYH kaybının yüzde 1.5, tahmini parasal zararın 1.8 trilyon dolar olduğu belirtiliyor. Şiddetli bir kriz senaryosunda ise dünya GSYH'sinde yaşanacak yüzde 4'lük bir gerileme, küresel ekonomide 4.9 trilyon dolarlık bir buharlaşma anlamına geliyor.
Analizde, savaşın Türkiye ekonomisi üzerindeki enerji baskısına da değiniliyor. Enerji ithalatçısı konumundaki Türkiye için tablonun ciddiyetine değinen Kadıoğlu; petrol fiyatlarının 80 dolardan 150 dolara çıkması halinde, Türkiye'nin yıllık enerji faturasının yaklaşık 60 milyar dolar ek yük ile karşı karşıya kalacağını belirtiyor. Bu durumun doğrudan enflasyon, cari açık ve turizm gelirleri üzerinde baskı oluşturacağı vurgulanıyor.
KAZANANLAR VE KAYBEDENLER: RUSYA VE AVRUPA
Analizde, yükselen petrol fiyatlarının Rusya'ya günlük 490 milyon dolar ek gelir sağlayabileceği, buna karşın enerji arz güvenliği tehlikeye giren Avrupa'nın krizden en büyük yarayı alacağı belirtiliyor. Ayrıca, deniz taşımacılığındaki sigorta maliyetlerinin (War Risk Insurance) artmasının, enerji fiyatlarını yüzde 1.5 oranında doğrudan tetiklediği ifade ediliyor.
Dr. Murat Kadıoğlu sonuç olarak şunları ifade ediyor:
"Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, sadece bir askeri strateji meselesi değildir. Paranın dolaşım hızının yavaşladığı, enerji hatlarının sigorta kıskacına alındığı ve küresel ticaretin Renminbi ile Dolar arasında yeniden konumlandığı bir ekonomik geçiş sürecindeyiz. Teknolojik gelişmeler ve kaya petrolü üretimi dengeleri değiştirse de, Hürmüz gibi kritik noktaların kapanması 21. yüzyılın en büyük ekonomik daralmasına yol açabilir."
"KÜRESEL BÜYÜME DÜŞER, ENFLASYON YÜKSELİR"
Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Yıldıran'a göre, İran savaşının başlamasında dünya ekonomisini etkileyen en önemli gelişme Hürmüz Boğazı'nın İran tarafından petrol sevkiyatına kapatılması ile Körfez ülkelerindeki petrol tesislerine kimin yaptığı tam olarak anlaşılamayan saldırılar. Hürmüz boğazından yıllık ortalama 20 milyon varillik petrol sevkiyatı yapıldığını ve bunun da dünya enerji piyasasındaki petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 20'sini karşıladığını dile getiren Yıldıran, "Bu petrolün yaklaşık yüzde 85'i Japonya, Kore, Çin ve Hindistan piyasalarına gidiyor. Petrol sevkiyatının üç hafta üzerinde devam etmemesi durumundan dünyadaki büyüme tahminin düşecek ve global enflasyon ise yükselecek. Özellikle 1 ay üzerindeki petrol kesintileri ile petrolün 65 dolardan 85 ile 100 dolar arasında bir fiyat aralığındaki dalgalanması ile gelişmekte olan ülkelerde yüzde 2 ile yüzde 2.5 arasında enflasyona etkiler söz konusu olabilecek. Yine gelişmiş ülkelerde de yüzde 1 ile yüzde 1.5 arasında değişen yıllık etkilerin olması uluslararası hesaplamalarda yapılıyor. Aynı zamanda küresel büyümenin özellikle de Asya ülkelerindeki muhtemel yavaşlamanın yüzde 3 seviyesinde tahmin edilen küresel büyümenin yüzde 2.5'lara doğru düşeceği de tahmin ediliyor" dedi.
"ENFLASYON BEKLENTİLERİN ÜZERİNDE GELEBİLİR"
Prof. Dr. Yıldıran, savaşın ardından Türkiye ekonomisinde ilk aşamada Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), TCMB ve Maliye Bakanlığı'nın aldığı önlemler nedeniyle piyasalardaki ilk hareketlerin sınırlı olmasının sağlandığını vurguladı. Türkiye'nin şubat ayı enflasyonunun yüzde 2.96 gelmesinin ardından, petrol fiyatlarındaki artışın maliyetlere yansımasının etkisiyle mart ve nisan ayı enflasyonlarının da beklentilerin üstünde geleceğine işaret ettiğini söyleyen Yıldıran, "Bu eğilim yıllık enflasyon oranının yüzde 20'nin üzerindeki artışlara neden olabilecektir. Ayrıca doların küresel fiyatlamalardaki değer artışı Türkiye'nin küresel piyasalardaki borçlanma faizlerinin yükselmesine ve dolar kurunun yükselmesine neden olabilecek faktörlerdir" şeklinde konuştu.
EŞEL MOBİL SİSTEMİ YENİDEN YÜRÜRLÜKTE
Söz petrol fiyatlarındaki maliyetlerin enflasyona yansıma
riskine gelmişken, Türkiye'de geçici olarak eşel mobil sisteminin yeniden devreye alındığına dikkat çekelim. Eşel mobil sisteminin devreye alınmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararı Resmi Gazete'de yayımlandı. Sistem, 2 Mart günü baz alınarak, bu tarihten itibaren bazı petrol ürünlerinin fiyatı artarsa, artış tutarının yüzde 75'ine kadar bu ürünlerin ÖTV'sinin indirilmesi suretiyle uygulanacak. Bu ürünlerin fiyatı düşerse de azalış tutarının yüzde 75'ine kadar ÖTV'si artırılacak ve artırılan bu tutar da 2 Mart'ta uygulanan ÖTV'yi geçmeyecek. 10 liralık artışın sadece 2.5 lirası vatandaşa yansıyacak.
Bu arada eşel mobilin devreye girmesinin hemen ardından, Akaryakıtta 5 Mart tarihinden geçerli olmak üzere benzinde 92 kuruş ve motorinde 3,11 lira fiyat artış yapıldı. Eşel mobil uygulamasıyla benzinde 2.29 lira, motorinde 7.78 lira ÖTV'den feragat edildi
Mustafa GÜLTEPE / Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı
"Uzaması ihracatımızı olumsuz etkiler"
İran en çok ihracat gerçekleştirdiğimiz ülkeler listesinde 25. sırada. 2025'te İran'a 3.1 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Kimya, hububat, tekstil, mobilya ve makine İran'a en çok ihracat gerçekleştirdiğimiz sektörler arasında ilk beşte yer alıyor. Savaşın uzaması halinde sadece İran'a değil hem bölgedeki diğer ülkelere hem de ABD'ye ve Avrupa'ya ihracatımızın olumsuz etkilenmesinden endişeliyiz. İhracatçılarımızın üretim yapabilmesi için ithalatı da uygun şartlarda sürdürebilmesi gerekiyor. Ancak tedarik zincirlerimiz başta Asya olmak üzere dış kaynaklı ara mallara önemli ölçüde bağlı. Bu nedenle savaşın yol açtığı lojistik aksaklıklar, navlun artışları veya Çin gibi üretim merkezlerinde maliyetlerin yükselmesi Türkiye'ye gelen ara malların fiyatını artırarak ihracatçılarımızın üretim maliyetleri üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir. Diğer taraftan en büyük ihracat pazarımız olan Avrupa, artan enerji fiyatlarıyla karşı karşıya. Zaten maliyet baskısı altında rekabet etmeye çalışan sektörlerimiz için Avrupa pazarında fiyat tutturmak daha da zorlaşabilir. Artan navlun, enerji ve sigorta maliyetleri de Türk ihracatçılarının kâr marjlarını aşağı çeken bir diğer unsur olacaktır. Pazar çeşitliliğimizi artırma girişimlerimiz sürmekle birlikte, Avrupa, Ortadoğu ve ABD bizim ana pazarlarımız olmaya devam edecek.
Bu arada, Türkiye ile İran arasında karayoluyla ticaret Gürbulak, Kapıköy ve Esendere gümrük kapıları üzerinden gerçekleştiriliyor. Söz konusu kapılarda ticari yük geçişleri İran tarafında internet ve GSM altyapısındaki teknik aksaklıklar nedeniyle gecikmeli de olsa kontrollü bir şekilde devam ediyor. Ancak İran tarafındaki teknik aksaklıkların sürmesi halinde önümüzdeki günlerde kapılarda yoğunluk olabilir.
Zeki KIVANÇ / Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı
"Dünya ekonomisi, 'yüksek faiz-düşük büyüme' sarmalına tekrar girebilir"
Küresel enerjinin 'şah damarı' olarak adlandırılan Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, yalnızca fiyat artışı anlamına gelmiyor; fiziksel arzın Avrupa ve Asya pazarlarına ulaşamaması demek. Bu durum, enerji piyasalarında sert ve kalıcı bir arz şoku yaratır. Petrol ve doğal gaz fiyatlarında hızlı yükselişler görülürken, enerjiye bağımlı sektörlerde üretim kesintileri başlayabilir. Dünya ekonomisi için bu gelişme yeni ve güçlü bir enflasyon dalgası anlamına gelir. Enerji maliyetlerinin ani yükselişi; üretim, sanayi ve lojistik giderlerini artırarak maliyet enflasyonunu tetikler. Tüketici fiyatları hızla yükselirken, hane halkı harcamaları daralır ve küresel büyüme zayıflar. Dünya ekonomisi 'yüksek faiz-düşük büyüme' sarmalına yeniden girebilir. Enerjide dışa bağımlı bir ülke olan Türkiye için petrol fiyatlarında kalıcı her 10 dolarlık artışın cari açığı yaklaşık 2.5-3 milyar dolar artırdığı ve enflasyonu yaklaşık 1 puan yukarı ittiği hesaplanıyor. Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasıyla oluşacak kalıcı yüksek fiyat ortamı, cari açık üzerinde ciddi baskı yaratır ve yürütülen dezenflasyon programını zorlaştırır. Enerji maliyetlerindeki artış; ulaştırmadan gıdaya, sanayiden hizmet sektörüne kadar geniş bir alanda fiyat baskısı oluşturur. Ayrıca jeopolitik risk algısının yükselmesi, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını zayıflatabilir ve döviz kuru üzerinde baskı yaratabilir. Bu da enflasyon–kur geçişkenliği üzerinden ikinci tur etkileri beraberinde getirebilir.
Bozkurt ARAN / TEPAV Ticaret Çalışmaları Merkezi Direktörü
"Tedarik zincirlerinin coğrafyası yeniden şekillenecek"
Hürmüz Boğazı'nın kapanması veya fiilen geçişe elverişsiz hale gelmesi, yalnızca petrol fiyatlarında keskin artışlara yol açmakla kalmayacak, aynı zamanda küresel ticaret maliyetlerini de yükseltecek. Enerji fiyatlarındaki ani artış özellikle enerji ithalatçısı ülkelerde enflasyonist baskıları güçlendirecek, üretim maliyetlerini artıracak ve küresel büyüme üzerinde aşağı yönlü etkiler yaratacak. Deniz taşımacılığında sigorta ve navlun maliyetlerinin yükselmesi ise tedarik zincirlerini daha kırılgan hale getirecek. Hürmüz Boğazı'ndaki kesinti, küresel ticaretin yönünü, tedarik zincirlerinin coğrafyasını ve ülkelerin ticaret politikalarını yeniden şekillendirebilecek bir etki doğuracaktır. Türkiye net enerji ithalatçısı bir ekonomi olduğu için Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanabilecek bir kriz petrol ve doğal gaz fiyatları üzerinden doğrudan cari denge ve enflasyon üzerinde baskı yaratacaktır. Küresel ticarette çok taraflı sistemin zayıflaması ve ticaret akımlarının giderek daha fazla jeopolitik bloklar etrafında şekillenmesi, Türkiye gibi dış ticarete yüksek derecede bütünleşmiş ekonomiler için risk barındırıyor. Bununla beraber, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile gümrük birliği çerçevesinde geliştirdiği üretim standartları ve sanayi altyapısı, küresel tedarik zincirlerinde alternatif üretim merkezi olarak öne çıkmasına imkan sağlayabilir. Ancak enerji maliyetlerindeki artış ve ticaret akımlarındaki belirsizlik, bu fırsatların değerlendirilmesini zorlaştırabilecek önemli unsurlar olarak karşımıza çıkıyor.
Prof. Dr. Murat YÜLEK / OSTİM Teknik Üniversitesi Rektörü
"Hürmüz Boğazı'nın uzun süreli kapanması küresel resesyon riskini artırır"
İran-ABD-İsrail hattında çıkabilecek bir savaşın en hızlı ve en güçlü etkisi enerji fiyatları üzerinden görülmesi beklenir. Nitekim öyle de oldu. Petrol ve doğalgaz fiyatlarının yükselmesi, küresel enflasyonu artırır ve büyümeyi yavaşlatır. Finansal piyasalarda dalgalanma artar, gelişmekte olan ülkelerde kur ve sermaye hareketleri baskı altına girer.
Ulusal ekonomi açısından bakarsak, enerji ithalatçısı ülkeler için en büyük risk enerji faturasının artmasıdır. Bu durum cari açığı büyütür, üretim maliyetlerini yükseltir ve enflasyonu tetikler. Enerji yoğun sanayi sektörleri zorlanır. Ulaşım ve lojistik maliyetleri artar. Turizmde ise bölgesel risk algısı nedeniyle talep zayıflayabilir. İhracat tarafında da hem maliyet artışı hem de Orta Doğu pazarlarında daralma görülebilir.
En kritik başlıklardan biri Hürmüz Boğazı. Küresel petrol ticaretinin önemli bir kısmı buradan geçiyor. Uzun süreli bir kapanma küresel resesyon riskini artırır.
Savaş kısa süreli ve sınırlı kalırsa etkiler yönetilebilir. Ancak uzar ve bölgeye yayılırsa enerji krizi, yüksek enflasyon ve küresel büyümede ciddi yavaşlama kaçınılmaz olur.
Faruk ELMALI/ Turizmciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
"Rezervasyonlar iptal edilmeye başladı"
Türkiye toplam turist sayısının yüzde 11'ini komşu ülkelerden alıyor. Türkiye tatil, alışveriş, sağlık turizmi, dini turizmi, gayrimenkul odaklı misafirlerin ilgisini çekiyor. İran-İsrail-ABD savaşı nedeniyle hava sahalarının geçici kapanması; ciddi bir ulaşım ve güvenlik sorunu yarattığı için bölgede seyahat durma noktasına geldi. Turizm ve seyahatten bahsedebilmek için ilk şart güvenlik. Kısa sürede anlaşma sağlanamaz ise bu savaş, bölge turizmini ciddi anlamda olumsuz etkileyecektir. Ramazan Bayramı'nda oldukça fazla rezervasyon olmasına rağmen şu an operatörler programları birer birer iptal etmeye başladı. Türkiye'nin komşularına oranla güvenli ve kontrollü bir yapısı sayesinde seyahat yasakları kalktığında turistlerin yoğun talebiyle karşı karşıya gelmesini bekliyoruz.
Mevcut durumda Körfez bölgesi ve özellikler Dubai'nin turist akışı şu anda kesilmiş durumda. Bu duruma tatilde iken yakalanan misafirlerde hava sahasının açılmasını ve bir an önce ülkelerine dönmeyi bekliyorlar. Özellikle turizm alanında her şey güvene dayalı ilerlediği için savaş zillerinin çaldığı tüm ülkeler bundan payını fazlasıyla alacaktır. Dubai'de faaliyet gösteren Türk işletmeler de durumdan mutsuz ve sürecin çok hızlı tamamlanmasını bekliyor.
Ali ONARAN / Prontotour Yönetim Kurulu Başkanı
"Batı ülkelerinden gelen talepte azalma yok, doğu neredeyse durdu"
Türkiye'ye birçok ülkeden turist ağırlıyor. Bu ülkeler arasında Orta Doğu, İran ve Irak gibi yakın komşularımız önemli bir yer tutuyor. Özellikle de Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgemize bu ülkelerden çok ciddi sayıda turist geliyor. Hele Nevruz'da bu bölgeler dolup taşıyor. İran savaşıyla birlikte çok ciddi kayıplarımız var. Savaş uzarsa, turizme etkisi artacak. Rusya'dan başlayıp Almanya, İngiltere gibi batı ülkelere baktığımızda Türkiye'ye yönelik talepte bir azalma yok. Şu anda Amerika'dan gelen turistler açısından da herhangi bir sıkıntı yok. Hatta nisan ayı satışlarında artışlar var. Ancak, doğudan talep neredeyse durdu. Ramazan Bayramı ve Nevruz'da doğu tarafından Türkiye'ye gelecek turistlerde çok ciddi sıkıntı var. Bu arada Dubai de sıkıntılı. Bizim şu anda maalesef Dubai'de misafirlerimiz kaldı. Ülkeye getiremiyoruz. Hiçbir havalimanı çalışmadığı, uçaklar kalkmadığı için buraya intikallerini sağlayamıyoruz. Şu anda buradan gidecekleri de iptal ediyoruz ya da başka destinasyonlara kaydırıyoruz. Mısır'da şu anda sorun yok. Nevruz ve Ramazan Bayramı'nı kaybettik gibi gözüküyor. Ama en azından mart ayı içinde savaş biterse, sene sonunda 'İran savaşı bizi çok ciddi etkiledi' demeyiz.
Dinçer KURT / Ahlatcı Yatırım Araştırma Müdür Yardımcısı
"Kritik unsur Hürmüz Boğazı"
ABD-İran hattında uzun süredir fiyatlanan jeopolitik riskin fiili çatışma boyutuna evrilmesi küresel piyasalarda oynaklığı oldukça artırdı. Olası senaryolar haftalar öncesinden fiyatlanmış olsa da haber akışının hızlanması kısa vadeli bir şok dalgası oluşturdu. Savaşın uzaması enerji, ve lojistik kanalıyla küresel ekonomik faaliyet üzerinde baskı yaratacaktır. Enerji arzına yönelik riskler maliyetleri artırırken, yükselen petrol ve doğalgaz fiyatları enflasyon ve cari denge üzerinde baskı oluşturacaktır. Kur oynaklığı görece artabilir, dolar talebi global anlamda güçlenebilir. Havacılık ve taşımacılık sektörleri negatif ayrışırken, tedarik zinciri gecikmeleri sanayi üretimi ve büyüme görünümünü zayıflatabilir.
Son fiyatlamalarda Brent petrol 80 doların üzerine çıkarak 87 dolar seviyesini test etti. OPEC ülkelerinin arz artışı planlamalarından dolayı piyasa kalıcı arz kesintisini değil fakat belirgin bir risk primini fiyatlamaktadır.
İran günlük yaklaşık 3.3 milyon varil ham petrol üretimiyle küresel arzın yüzde 4.5'ini karşılıyor. Ancak kritik unsur Hürmüz Boğazı. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri bu hat üzerinden gerçekleşiyor. Doğalgaz tarafında İran'ın LNG ihracat kapasitesi sınırlı olsa da, Körfez çıkışlı sevkiyatlara yönelik riskler küresel gaz fiyatlarında oynaklığı artırıyor. Katar ve BAE kaynaklı akışın sekteye uğraması Avrupa ve Asya spot LNG fiyatlarında yukarı yönlü baskıyı güçlendirebilir. Genel olarak piyasalar şu anda doğrudan arz kaybından ziyade Hürmüz'de akışın kesilmesini fiyatlıyor.
Harun Raşit DEMİRCAN / İntegral Yatırım Araştırma Uzmanı
"Petrol piyasasında jeopolitik riskler ağır basıyor"
Petrol piyasasında ocak ayı denge arayışının hakim olduğu bir dönemdi. Şubat ayında ise risk iştahının artmasıyla piyasadaki yukarı yönlü eğilimin hız kazandığını izledik. Kısa vadede ana odak noktamızın ABD-İran gerginliği olacağını söyleyebiliriz. Burada kritik bölge Hürmüz Boğazı. Olası riskler piyasayı canlı tutuyor.
Son dönemde arz-talep dengesinden kaynaklı dalgalı bir petrol piyasası izlemiştik. Bu seyir, ABD'nin İran'a yönelik adımlarıyla birlikte son buldu. 2025 yılı Haziran'da yaşanan hareketliliğe benzer bir seyir izliyoruz. Bu eğilimin ne zaman son bulacağı belirsiz. ABD-İran hususunda yapılacak açıklamalar, algılamaları şekillendirebilir. Bundan ötürü özellikle haber akışlarının yoğun olduğu akşam saatlerinde temkinli olmakta fayda var. Dalga boyunun yüksek olmasından dolayı petrol piyasasında vadeli işlem açan yatırımcıların stop loss kullanarak ilerlemesi faydalı olabilir. Küresel risk iştahını yanı sıra arz-talep dengesinde görünüm önceki aya benzer seyrediyor. Arz fazlası beklentiler ve yaşanan talep kıtlığı piyasada baskı oluşturan temel unsur. Mart ayında ana gündem maddemiz jeopolitik riskler. ABD-İran arasında yaşanacak her gelişme ve yapılacak her açıklama piyasada güçlü hareketlilik yaratacaktır. Buna ek olarak Venezuela tarafında beklenmedik bir gelişme yaşanması piyasayı etkileyebilir. ABD-İran tarafında ise beklentiler olası bir savaşı fiyatlamasından dolayı, iyimser açıklamalar ve haber akışları piyasada satış baskısına yol açabilir. Ancak kısa vadede böyle bir beklenti bulunmuyor.
Dr. Eren Günhan ULUSOY / Uluslararası Un Sanayicileri ve Hububatçılar Birliği (IAOM) Avrasya Başkanı
"Gıda fiyatları üzerinde önemli bir maliyet baskısı yaratabilir"
İran'ın savaş nedeniyle Hürmüz Boğazı'nı kapatması, dünya gıda arzını doğrudan kesmese de enerji; gübre ve lojistik maliyetler üzerinden küresel gıda fiyatları üzerinde önemli bir maliyet baskısı yaratabilir. Enerji fiyatlarındaki artış tarım ve gıda sektörünü doğrudan etkiler. Doğalgaz azotlu gübre üretiminin temel girdisidir; akaryakıt fiyatları ise tarımsal üretim, hasat, depolama ve taşımacılık maliyetlerini belirler. Bu nedenle enerji fiyatlarının yükselmesi gübre maliyetlerini artırarak buğday, mısır ve diğer tahıl ürünlerinin üretim maliyetlerine de yansır.
Değirmencilik enerji yoğun bir faaliyettir; elektrik ve doğal gaz fiyatlarındaki artış un üretim maliyetlerini yükseltir. Aynı şekilde navlun ve taşımacılık maliyetlerinin artması, buğday ve tahıl ticaretinin maliyetini artırarak fiyatlara yansıyabilir. Boğazın kapanması deniz taşımacılığını da etkileyebilir. Sigorta ve navlun maliyetlerindeki artış küresel tahıl ticaretinde gecikmelere ve maliyet baskısına yol açabilir. Özellikle enerji ithalatına bağımlı ülkelerde bu durum gıda enflasyonu riskini artırır. Gübre sektöründe yaşanacak dalgalanmalar özellikle yeni sezon üretim sürecinde maliyetlerin artışına neden olacağını belirtebiliriz. Çünkü Kuzey Yarım Kürede ekimler tamamlandı. Bu nedenle, asıl risk gıdanın bulunamaması değil, un ve tahıl başta olmak üzere temel gıda ürünlerinin fiyatlarının yükselmesidir.
İsmail GÜLLE/ Gülle Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı, TİM eski Başkanı
"Her kriz, kendi fırsat alanını da yaratır"
Orta Doğu'nun kalbi Hürmüz Boğazı ve İran-ABD hattındaki askeri hareketlilik, küresel ekonomi ve lojistik hatlar üzerinde bir kez daha belirsizlik bulutlarını yoğunlaştırdı. Henüz çatışmanın ilk günlerindeyiz. Bu aşamada aşırı karamsar senaryolar çizmek için erken olsa da sürecin uzamasının negatif yansımaları kaçınılmaz. Hürmüz Boğazı ve İran-ABD eksenindeki gerilim, dünya ekonomisini derinden etkiliyor. Günlük yaklaşık 21 milyon varil petrolün geçtiği bu darboğazın güvenliği, küresel enflasyonun ve endüstriyel üretim maliyetlerinin sigortasıdır. Olası bir 'uzun süreli gerilim' senaryosunda, enerji maliyetlerindeki sıçrama lojistik hatlarını felç edecektir. Bu noktada Türk ihracatçısı adına iki yönlü bir baskı oluşacaktır: Birincisi, navlun fiyatlarındaki kontrolsüz artış; ikincisi ise hedef pazarlardaki harcanabilir gelirin enerji faturalarına akmasıyla tekstil ve mobilya gibi 'ertelenebilir' tüketim ürünlerine olan talebin olumsuz etkilenmesi. Türkiye'nin bölgeyle olan ihracat potansiyeli, sadece tekstil özelinde değil, geniş bir yelpazede baskı altında kalabilir. İhracatçılar olarak beklentimiz, jeopolitik gerilimin 'aklıselim' ile dizginlenmesidir. Ancak her kriz, kendi fırsat alanını da yaratır. Uzak Doğu'dan gelen tedarik zincirinin Hürmüz ve Kızıldeniz engellerine takılması, Türkiye'nin Avrupa ve Orta Doğu için 'yakın coğrafyadan tedarik' avantajını yeniden zirveye taşıyabilir.
Ali Arif AKTÜRK / Enerji Uzmanı
"Tüm dünya için arz tehdidi var"
Savaşın yayılma ihtimali yüksek. ABD ve İsrail'in, İran'daki rejimi değiştirmeyi hedeflediği açıkça görünüyor. İran gibi büyük bir ülkede siyasi iktidar eksikliği ve yasal zeminin kaybolması durumunda oluşacak büyük boşluk beraberinde çok büyük kaotik ortam yaratabilecek ve bunun etkileri tüm bölgeyi saracak. Böyle bir durumda stabilitenin sarsılmasının bölge ülkelerinde onlarca yıl sürecek bir kaos ortamı yaratma ihtimali var. Böyle bir ihtimalin varlığı başta petrol, doğalgaz olmak üzere tüm dünya için arz tehdidi ve beraberinde büyük ekonomik yükler getirecek.
Böylesi büyük bir krizin ham petrol fiyatlarına etkisi göreceli olarak ilk anda biraz kısıtlı kalsa da uzaması durumunda daha fazla fiyat artış baskısı yaratacak. Ham petroldeki kısıtlı etkinin temel sebebi dünyadaki yüksek ham petrol stratejik rezerv seviyeleri. Özellikle uzun zamandır süren Rus ve İran yaptırımlarından dolayı gelişmiş ülkeler rezerv stoklarını yüksek tuttu. Halihazırda da tüm dünyadaki rezerv seviyeleri 8 milyar varil civarında. Ancak Hürmüz'deki gelişmelerin gemi sigortalarına yansıması ve navlun maliyetlerinin, charter ratelerin artması ham petrol ile ürün spreadlerini açmıştır. Körfez geçişlerinden savaş riskleri nedeniyle P&I klozlarındaki durum devam ederse bu aradaki fark da devam edecektir.