HÜLYA GENÇ SERTKAYA/ Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, fiyat istikrarını merkeze alan sürdürülebilir yüksek büyüme ve kalıcı refah artışını hedefleyen bir program uyguladıklarını vurgulayarak, "Elde ettiğimiz kazanımları kalıcı hale getirecek, ekonomide dönüşümü sağlayarak verimliliği ve rekabet gücünü artıracak yapısal reformları da kararlılıkla hayata geçiriyoruz. Bu kapsamda enflasyon 2025 Kasım'da son dört yılın en düşük seviyesi olan yüzde 31.1'e geriledi. Enflasyonu 2026 yılında yüzde 20'nin altına, 2027'de ise tek hanelere indirmeyi hedefliyoruz" dedi.
Dezenflasyon sürecinin kesintisiz ve kalıcı biçimde sürmesi için bütüncül bir politika seti uyguladıklarını dile getiren Bakan Şimşek, şunları kaydetti:
"Bu çerçevede; sıkı para ve maliye politikalarını kararlılıkla sürdürecek, yönetilen ve yönlendirilen fiyatları, bütçe imkanları dahilinde enflasyon hedefleriyle uyumlu şekilde belirleyeceğiz. Arz yönlü politikalar da dezenflasyon sürecinin önemli tamamlayıcı unsurlarından biri olmaya devam edecek. Bu kapsamda özellikle sosyal konut ve gıda arzını artırmaya yönelik tedbirler gündemimizde yer alıyor. Örneğin tarımda verimliliği artıran, sulama altyapısını güçlendiren ve kaynakların etkin kullanımını esas alan çalışmalarımıza hız kazandırıyoruz. Bunun yanı sıra güçlenen finansal istikrar, beklentilerdeki iyileşme ve fiyatlama davranışlarındaki katılıkların azalması da dezenflasyon sürecine ilave katkılar sağlayacak. Küresel konjonktür açısından bakıldığında ise; elverişli finansal koşulların, zayıflayan ABD dolarının, gelişmekte olan ülkelere artan risk iştahının ve ılımlı seyreden emtia fiyatlarının, önümüzdeki dönemde dezenflasyon için daha destekleyici olmasını bekliyoruz."
"BÜYÜMENİN 2025'TE ILIMLI BİR SEVİYEDE KALMASINI BEKLİYORUZ"
2025 yılının ilk dokuz ayında Türkiye ekonomisinin yüzde 3.7 oranında büyüdüğünü, yıllıklandırılmış milli gelirin 1.5 trilyon doların üzerine çıktığını vurgulayan Bakan Şimşek, küresel belirsizliklerin yüksek seyrettiği, yurt içi finansal koşulların sıkı olduğu ve olumsuz iklim koşulları nedeniyle tarımda belirgin bir daralmanın yaşandığı bu dönemde elde edilen bu performansın, ekonominin dayanıklılığını açık biçimde ortaya koyduğunu kaydetti. Şimşek, büyümenin 2025 yılında ılımlı bir seviyede kalmasını ve Orta Vadeli Program (OVP) hedefi olan yüzde 3.3'ün üzerinde gerçekleşmesini beklediklerini söyledi.
"REEL SEKTÖRE DESTEK SÜRÜYOR"
Yılın ilk 10 ayında istihdam seviyesinin büyük ölçüde korunduğunu, işgücüne katılım oranındaki zayıf seyrin de etkisiyle işsizlik oranının geçen yıla kıyasla gerilediğini ifade eden Şimşek, "2025 yılında işsizlik oranının OVP tahmininin altında gerçekleşmesini bekliyoruz. Dezenflasyon programının işgücü piyasası üzerindeki olası etkilerini sınırlamak, emek yoğun sektörlerde zayıflayan üretimi desteklemek ve istihdamı korumak amacıyla reel sektöre yönelik desteklerimizi sürdürüyoruz.
Çalışan başına aylık asgari ücret desteğini bin 270 liraya yükselttik. İmalat sektöründe uygulanan 5 puanlık SGK prim teşviki 2026 yılı sonuna kadar devam edecek. İstihdamı Koruma Destek Programı kapsamında; tekstil, giyim, deri ve mobilya gibi seçilmiş imalat sektörlerinde istihdamını koruyan işletmelere, KOSGEB aracılığıyla çalışan başına aylık 2 bin 500 lira prim desteği sağladık. Bu programı 2026 yılında, aylık destek tutarını 3 bin 500 liraya çıkararak ve büyük ölçekli firmaları da kapsayacak şekilde sürdürmeyi planlıyoruz. Önümüzdeki dönemde de beceri uyumunu güçlendiren, kadınlar ve gençler öncelikli olmak üzere istihdamı artıran ve verimliliği yükselten aktif işgücü politikalarımızı kararlılıkla uygulamaya devam edeceğiz. Enflasyondaki gerileme ve finansal koşullardaki iyileşme büyüme ve istihdamı da destekleyecektir. Önümüzdeki dönemde de fiyat istikrarıyla uyumlu, dengeli bir büyüme patikası hedefliyoruz" diye konuştu.
GENEL EKONOMİK ALGI OLUMLU YÖNDE
Bakan Şimşek, PARA Dergisi'ne verdiği röportajda 2026 yılında küresel ve ulusal ekonomiyi nelerin beklediğine ilişkin de açıklamalarda bulundu. Küresel ekonomide kısa vadede belirsizlikler yüksek seyrini korusa da, genel ekonomik algının olumlu yönde olduğunu belirten Şimşek, şunları kaydetti:
"Küresel büyümenin 2025 ve 2026 yıllarında, uzun dönem ortalamasının altında kalsa da, sırasıyla yüzde 3.2 ve yüzde 3.1 seviyesinde gerçekleşmesi öngörülüyor. Ekim ayında yayımlanan IMF Dünya Ekonomik Görünüm raporunda küresel ticaret hacminin 2025 yılında yüzde 3.6, 2026'da ise yüzde 2.3 artması bekleniyor. 2026 yılında, ticaret ortaklarımızın büyüme görünümündeki iyileşme, daha destekleyici finansal koşullar ve ılımlı seyreden emtia fiyatları sayesinde, küresel konjonktürün ülkemiz açısından daha elverişli bir zemine oturmasını bekliyoruz."
Orta ve uzun vadede ise küresel ekonominin, önemli fırsatların yanı sıra ciddi yapısal zorluklarla da karşı karşıya olduğunu belirten Şimşek, küresel ticarette artan korumacılık ve dünya genelinde yaygınlaşan çatışmaların yanı sıra; yüksek küresel borçluluk, yaşlanan dünya nüfusu, dönüştürücü ve yıkıcı teknolojiler ile iklim değişikliğinin bu zorlukların başlıca unsurları olduğunu söyledi.
TÜRKİYE AVANTAJLARIYLA ÖNE ÇIKIYOR
Bakan Şimşek, Türkiye'nin ise bu küresel dönüşüm sürecine görece daha dayanıklı bir yapıyla girdiğine dikkat çekti. Şimşek, "İhracatımızın yüzde 62'sini serbest ticaret anlaşmalarımızın bulunduğu ülkelere, kalan önemli bir bölümünü ise yakın ve dost coğrafyalara yapıyor olmamız, artan korumacılığa karşı Türkiye'ye önemli bir direnç kazandırıyor. Bu dayanıklılık; bölgesel entegrasyonun güçlendirilmesi, yeni ticaret koridorlarının hayata geçirilmesi, yeni serbest ticaret anlaşmalarının imzalanması ve mevcut anlaşmaların güncellenmesiyle önemli fırsatlara dönüştürülebilecektir.
Küresel ticarette korumacılığın yeni normale dönüştüğü bir ortamda, geniş iç pazara sahip, hizmet ticaretinde korumacılığın görece sınırlı olduğu ekonomiler yatırımcılar açısından daha cazip hale geliyor. Türkiye de sahip olduğu bu avantajlar sayesinde öne çıkan ülkeler arasında yer alıyor.
Yüksek küresel borçluluk bir diğer önemli zorluk olmakla birlikte kamu, finansal ve reel sektör ile hanehalkından oluşan ülkemizin toplam borçluluğu hem gelişmekte olan ülkelerin hem de dünya ortalamasının belirgin şekilde altında. Toplam borcun GSYH'ye oranı Türkiye'de yüzde 94 seviyesindeyken, bu oran gelişmekte olan ülkelerde yüzde 236'ya, dünya genelinde yüzde 311'e ulaştı. Düşük borçluluk seviyesi; yapısal reformların hayata geçirilmesi, verimliliği artıran altyapı yatırımları, yapay zekaya hazırlığın hızlandırılması ve yeşil dönüşümün ivmelenmesi için mali alan sağlıyor" şeklinde konuştu.
"HALEN ÖNEMLİ BİR DEMOGRAFİK AVANTAJA SAHİBİZ"
Bakan Şimşek, küresel ölçekte nüfusun hızla yaşlanmasının, küresel ekonominin karşı karşıya kaldığı yapısal zorluklarından biri olduğunu söyledi. Şimşek, açıklamalarına şöyle devam etti:
"1950'de yüzde 5.1 olan 65 yaş üstü dünya nüfusunun toplam içindeki payının yüzde 10'a yükselmesi 73 yıl sürmüşken, bu oranın yüzde 15'lere çıkmasının 27 yıl süreceği öngörülüyor. Doğurganlık oranları gerilese de, Türkiye çalışma çağındaki nüfus artışı sayesinde halen önemli bir demografik avantaja sahip. Ayrıca 2025 yılı Ekim ayı itibarıyla yüzde 36.5 olan kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 54 seviyesindeki OECD ülkeleri ortalamasından düşük. Önümüzdeki dönemde kadınların işgücüne katılımının artırılması ilave işgücü arzı sağlayarak potansiyel büyümeyi destekleyecektir."
"KAPSAMLI BİR YOL HARİTAMIZ VAR"
Şimşek, küresel ekonomideki bir diğer önemli yapısal dönüşüm alanının ise hızla gelişen yapay zeka ve otonom teknolojileri olduğunu vurguladı. Şimşek, bu teknolojilerin, verimliliği artırma konusunda önemli fırsatlar sunarken; istihdam piyasası, gelir ve servet dağılımı ile bölgeler arası gelişmişlik farkları üzerinde olası olumsuz etkiler de barındırdığını söyledi.
Şimşek, "Türkiye, IMF tarafından oluşturulan Yapay Zeka Hazırlık Endeksi'nde gelişmekte olan ülkeler ortalamasının üzerinde bir konumda bulunmakla birlikte, temel hedefimiz gelişmiş ülkeler ortalamasını yakalamak. Bu doğrultuda, dijital dönüşümü hızlandırmak amacıyla; fiber altyapının güçlendirilmesi, 5G+ yatırımlarının yaygınlaştırılması, nükleer enerji yatırımlarının artırılması, büyük ölçekli veri merkezlerinin kurulması ve büyük dil modeli tabanlı uygulamaların desteklenmesi gibi başlıkları içeren kapsamlı bir yol haritamız bulunuyor" dedi.
"YEŞİL DÖNÜŞÜM ÖNEMLİ BİR EKONOMİK FIRSAT"
Dünyanın karşı karşıya olduğu bir diğer temel yapısal sorunun iklim değişikliği olduğunu dile getiren Şimşek, "Bu çerçevede yeşil dönüşüm, Türkiye için yalnızca bir zorunluluk değil; aynı zamanda önemli bir ekonomik fırsat alanı. Son 23 yılda enerji ithalatına ödenen 1 trilyon dolar, aynı dönemdeki toplam cari açığın 1.6 katına, mevcut brüt dış borç stokunun ise 1.8 katına eşit. Bu tablo, enerji dönüşümünün makroekonomik açıdan taşıdığı stratejik önemi açıkça ortaya koyuyor. Tarımda sulama ve toplulaştırma yatırımlarının hızlandırılması ile yeşil teknoloji üretim üssü olma hedefi, öncelikli politika alanlarımız arasında yer alıyor. Güçlü destek mekanizmalarıyla bu potansiyeli hızla hayata geçirmeye yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Nitekim, bu yıl yaşanan kuraklık nedeniyle hidroelektrik üretimi sınırlı kalmış olsa da, elektrik üretimimizin yüzde 45'i yenilenebilir kaynaklardan sağlandı" diye konuştu.
"Küresel savunma harcamaları 6.6 trilyon doları bulacak
Bakan Şimşek, artan jeopolitik gerilimler ve çatışmaların küresel savunma harcamalarında hızlı bir yükselişi beraberinde getirdiğine dikkat çekerek, şunları söyledi:
"Küresel savunma harcamaları 2020 yılında yaklaşık 1.2 trilyon dolar seviyesindeyken, 2024 itibarıyla 2.7 trilyon dolara ulaştı. Bu tutarın 2035 yılında 6.6 trilyon dolara kadar yükselmesi bekleniyor. Bu eğilim, savunma sanayisinde yapısal bir genişlemeye işaret etmekte; üretim kapasitesi, teknoloji yatırımları ve tedarik zinciri planlaması açısından yeni bir küresel denge arayışını beraberinde getiriyor.
Türkiye; 3 bin 500'ün üzerinde firması, 100 bini aşkın çalışanı, yaklaşık bin 400 aktif projesi ve yüzde 82'ye ulaşan yerlilik oranıyla güçlü bir savunma sanayisine sahip. 2002 yılında 248 milyon dolar olan savunma ve havacılık ihracatımız, 2025 yılı Kasım ayı itibarıyla yıllık 8.4 milyar dolara yükseldi. Türkiye, 2024 yılında savunma sanayi ihracatında dünyada 11. sırada yer aldı. Türkiye, sahip olduğu bu güç, sanayi altyapısı ve üretim kabiliyetiyle bölgesinde önemli bir sanayi üssü ve güvenilir bir ortak olarak öne çıkıyor."
"Not görünümünün daha da iyileşmesini bekliyoruz"
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, göreve geldikleri günden bu yana gerçekleştirdikleri yoğun yatırımcı temaslarının, uyguladıkları programa duyulan güveni güçlendirdiğini, yatırımcı ilgisini belirgin biçimde artırdığını vurguladı. Bu süreçte ülke risk priminin son yedi yılın en düşük seviyelerine gerilerken, kredi derecelendirme kuruluşlarının not artışlarının yatırımcı algısını daha da olumlu yönde pekiştirdiğini söyledi. Şimşek, "Programımızın somut sonuçları netleştikçe, önümüzdeki dönemde not görünümünün daha da iyileşmesini bekliyoruz.
Uluslararası yatırımcılar, hem yurt içinde ihraç edilen TL cinsi varlıklarımıza hem de yurt dışında ihraç edilen Eurobondlarımıza güçlü ilgi gösteriyor. Küresel sermaye akımlarındaki toparlanmayla birlikte, 2026 yılında da yoğun bir uluslararası yatırımcı trafiği öngörüyoruz. Uzun vadeli ve uygun koşullu finansman sunan çok taraflı kalkınma bankalarıyla ilişkilerimiz de güçlü bir zeminde ilerliyor. Bu kuruluşlardaki aktif proje portföyümüz 40 milyar dolara ulaşmış; 2025-2027 döneminde ülkemize yönelik 45 milyar doları aşan uygun koşullu bir finansman paketi oluşturuldu.
Söz konusu kaynaklar; altyapı ve ulaştırma, sağlık, çevre ve enerji, doğal afetlere dayanıklılık ile reel sektörün desteklenmesi başta olmak üzere, büyüme potansiyelimizi güçlendiren öncelikli alanlara yönlendirilecek" dedi.
"Doğrudan yatırım girişi son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaştı"
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, öngörülebilirlik, güçlenen ekonomik istikrar ve beklentilerdeki iyileşmenin yatırımcı güvenini artırdığını vurgulayarak, doğrudan yabancı yatırımlar açısından da olumlu bir ivme yakalandığını kaydetti. Şimşek, "2025 yılı Ekim itibarıyla yıllık doğrudan yatırım girişi 14.7 milyar dolarla son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Potansiyelimizin daha yüksek olduğunun farkındayız. Bu doğrultuda, yatırım ortamını daha cazip hale getirerek hem mevcut yatırımcıların faaliyetlerini genişletmelerini teşvik edecek hem de yüksek katma değerli, üretken ve ihracat odaklı yeni yatırımları ülkemize çekeceğiz" diye konuştu.