22 akademisyenden 2026 tahminleri

Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinde eğitim veren 22 akademisyen Para Dergisi’ne 2026 yılı tahminlerini açıkladı. Akademisyenlerin en önemli ortak görüşlerinden biri, Türkiye’nin jeopolitik olarak sahip olduğu büyük potansiyel. Tedarik zincirindeki değişim bu açıdan Türkiye’yi yıldız yapabilir. Ekonomistler, Türkiye’nin halen milyarlarca dolarlık doğrudan yabancı yatırım çekebileceğinin altını çiziyor….
26.01.2026 13:29 GÜNCELLEME : 26.01.2026 13:29

HÜLYA GENÇ SERTKAYA/ Akademisyenlere göre, 2026 "dayanıklılık" yılı olacak. 2026 yılında küresel ekonomi, güç dengeleriyle şekillenecek. Dünyada savaş beklentileri tartışmaları yoğunlaşacak. Küresel ekonomide en çok, jeopolitik parçalanma, ticaret savaşları ve yapay zeka konuşulacak. 2026, Türkiye ekonomisi için "doğru dozda gevşeme yılı" olacak. Faiz indirimlerinin hızı ve ölçüsü, dezenflasyonun kalıcılığı en çok konuşulacak başlıklar arasında yer alacak. 2026 yılında küresel riskler arasında jeopolitik çatışmaların yayılması, ticaret savaşları ve korumacılık, yapışkan enflasyon, küresel borçluluk ve kredi stresi, yapay zeka balon riski gibi başlıklar öne çıkıyor. 2026'da Türkiye ekonomisine yönelik öne çıkan başlıca riskler arasında ise enflasyon direnci, kur ve finansman hassasiyeti, sıkı finansal koşulların uzaması, küresel korumacılık, dezenflasyon sürecinin kırılganlığı, jeopolitik gerilimler, korumacılık, AB karbon düzenlemeleri yer alıyor. 2026 yılının küresel fırsatları arasında faiz indirim döngüsü, enerji dönüşümü yatırımları, dijitalleşme ve yapay zeka, yeni ticaret rotaları ve değerli metaller öne çıkıyor. Türkiye ekonomisinde dezenflasyon sürecinin kalıcı hale gelmesi, risk priminin düşmesi, faiz indirim patikası, tedarik zincirinin yeniden konumlanması, yakın coğrafyaya üretim, yeşil dönüşüm ve enerji ile genç nüfus 2026 yılının öne çıkan fırsatlardan olacak. Petrol ve doğalgazın yanı sıra nadir toprak elementleri, batarya metalleri ve kritik mineraller jeopolitik koz haline gelecek. 2026 yılında küresel ekonomide kırılganlıklar ve dengesizlikler gölgesinde, sınırlı ve temkinli bir büyüme patikası izlenecek. Enflasyon kademeli bir şekilde gerileyecek. Artan kurallar, vergiler ve yaptırımlarla küresel ticaret tartışmaların merkezinde yer alacak. Yapışkan enflasyon temel risk olacak. Dezenflasyonun kalitesi gündemde yer alacak. 2026 Türkiye için de enflasyonla mücadelede kritik bir yıl olacak.

Türkiye'nin dört bir yanında eğitim veren akademisyenlere, 2026 yılında küresel ve ulusal ekonomide en çok konuşulacak başlıklar, riskler ve fırsatlar, yatırım alanları ve bireysel yatırım önerilerini sorduk. Değerlendirmesini aldığımız akademisyenlerden, Türkiye ekonomisine yönelik makro ekonomik verilere ilişkin tahminlerini de istedik. Bu tahminlerin ortalamasını hesapladık. Buna göre, akademisyenlerin 2026 yılı sonu için ortalama Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) büyüme tahmini yüzde 3.4, tüketici enflasyonu tahmini yüzde 23.4, işsizlik oranı tahmini yüzde 8.6, cari açık tahmini 26.6 milyar dolar ve politika faizi tahmini ise yüzde 27.5. Ayrıntılar haberimizde.

ENFLASYON VE CARİ AÇIK

Ekonomistlere göre, Türkiye ekonomisinde 2026 yılında da öncelikli gündem maddelerinden biri enflasyon olacak. 2025'i bir önceki yıla göre 13.49 puanlık gerilemeyle yüzde 30.89 düzeyinde kapatan tüketici fiyat endeksinin (TÜFE), 2026 yılını yüzde 20-25 aralığında tamamlayacağı beklentileri ağırlıkta. Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Cansızlar'a göre 2026 dezenflasyon politikası açısından en kritik yıl. Enflasyonla ve cari açıkla mücadele açısından bu yıl önemli olacak. Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre dünyada enflasyonun 2026 yılı sonunda yüzde 3.7 olması öngörülüyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı'nın (OECD) Türkiye için 2026 yılı sonu manşet enflasyon tahmini yüzde 20.8 düzeyinde. Orta Vadeli Program'da (OVP) ise yüzde 16.

OSTİM Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Yülek'e göre, 2026 yılında Türkiye'de enflasyonun yanı sıra en çok konuşulacak konular arasında genç işsizlik ve beyin göçü de olacak. Hizmet, kira ve gıda enflasyonunda yapışkanlığın devam etmesinin ve geçmişe dönük fiyatlama alışkanlığının faiz indirimlerinin etkisini azaltabileceğine dikkat çeken Yülek, genç işsizliği ve beyin göçünün en temel nedenlerinin eğitim-iş uyumsuzluğu, düşük ücret-yüksek yaşam maliyeti ve geleceğe ilişkin beklentiler olarak özetlenebileceğini söyledi. Yülek, "Sanayide dönüşüm, Türkiye'nin orta gelir tuzağından çıkıp çıkamayacağı da gündemdeki önemli başlıklar arasında yer alacak. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) indirim döngüsüne devam etmesi beklense de, politika faiz indirimleri ve ölçüsü de bu yılın en çok konuşulacak başlıklardan olacak. Bir diğer başlık ise dış finansman hassasiyeti. Küresel risk iştahı azalırsa, Türkiye'ye gelen uluslararası sermaye ve uluslararası doğrudan yatırımlar azalabilir. Türkiye ekonomisine yönelik fırsatlar da var. Politikaların normalleşmesi durumunda öngörülebilirlik artar, uluslararası doğrudan yatırımlar ve uzun vadeli finansman kaynakları sağlanabilir. Avrupa'ya coğrafi yakınlık ve Gümrük Birliği üyeliği nedenlerinden dolayı tedarik zincirinin Türkiye'ye kayması ilgili olan sektörlerde ihracat artışına ve sanayide üretim artışına neden olabilir. Genç ve dinamik nüfus doğru eğitim ve beceri politikaları kullanıldığında ekonomik büyümeye pozitif yönde önemli katkılar sağlayabilir. Yeşil dönüşüm gerçekleşirse enerji ithalatı azalır ve yeni yatırım alanları doğabilir. Bu durumda, cari açık azalabileceği gibi ekonomik büyüme artar" diye konuştu.

EN ÇOK KONUŞULACAK KONU, JEOPOLİTİK RİSKLER

Prof. Dr. Murat Yülek, 2026 yılında dünyada en çok konuşulacak başlıklarından birinin korumacı ticaret politikaları ve jeopolitik riskler olduğunu vurguladı. Yülek, gümrük tarifeleri, ticaret savaşları, tedarik zinciri yeniden yapılanmaları, ABD'nin ticaret politikaları, Çin'in yükselişi, Orta Doğu'daki dengelerin ve küresel siyasi dengelerin ülkelerin üretim ve ticaret kararlarında ve ekonomik büyümede belirleyici rol oynayabileceğini ifade etti. Yülek öncelikli başlıklardan bir diğerinin ise "yumuşak iniş (soft landing) veya durgunluk riski" olduğuna işaret ederek, merkez bankalarının uygulayacağı para politikaları ve enflasyonla mücadele stratejilerinin ekonomide durgunluğa neden olabileceğini kaydetti. Yülek'e göre bir diğer önemli başlık ise enerji ve sürdürülebilirlik. Yülek, "Enerji fiyatlarındaki belirsizlik, yeşil dönüşüm yatırımları ve karbon düzenlemeleri, ekonomik büyüme ve sektör performansları üzerinde belirleyici rol oynayabilir. Bir diğer başlık ise gelişmekte olan ekonomiler. Güney Sudan, Guyana, Libya, Senegal, Sudan, Uganda ve Hindistan gibi bazı gelişmekte olan ülkeler daha hızlı büyüme beklentileriyle öne çıkarken, gelişmiş ekonomilerin daha ılımlı bir büyüme içinde olması uluslararası sermaye akımlarının yönünü etkileyebilir. Yapay zeka ve teknolojinin ekonomiye etkisi de çok konuşulacak" dedi.

"TİCARETTE BÖLGESELLEŞME HIZLANACAK"

İstanbul Topkapı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kerem Alkin, 2026'da küresel ekonomiyi bekleyen en önemli konulardan birinin ticarette yavaşlama ve bölgeselleşme olduğunu söyledi. Dünya Ticaret Örgütü'nün (WTO'nun) 2026 yılı için öngördüğü yüzde 0.5'lik ticaret hacim artışının "yüksek büyüme" döneminin çok altında olduğuna dikkat çeken Alkin, tarife/jeopolitik belirsizlik fiyatlamasının artacağını vurguladı. Alkin, "İhracatçı ülkelerde sipariş döngüsü dalgalı seyredebilir. Jeopolitik ve jeoekonomik gerginlikler küresel tedarik zinciri ağını baskılamaya devam edecek" ifadelerini kullandı.

Dünya ekonomisinin 2026 yılında büyüme aralığının yüzde 2.6-3.1 olarak öngörüldüğüne dikkat çeken Alkin, "IMF yüzde 3.1, OECD yüzde 2.9, UNCTAD yüzde 2.6 öngörüyor. Türkiye 2026 büyüme aralığı ise yüzde 3.4-3.8. OVP'de 2026 hedefi yüzde 3.8. Kendi öngörüm ise yüzde 4.4. OECD'nin Türkiye için 2026 yılı sonu cari açık/GSYH öngörüsü yüzde 3.3. Kendi öngörüm yüzde 3.5" şeklinde konuştu.

FAİZ PATİKALARINDA AYRIŞMA BEKLENİYOR

Ekonomistler, küresel ölçekte tek tip faiz politikası olmayacağı görüşünde birleşiyor. ABD Merkez Bankası'nın (FED) küresel fiyatlamaların risk kaynağı olarak işaret edilirken, Avrupa Merkez Bankası (ECB) için görüşler ise farklılaşıyor. Prof. Dr. Kerem Alkin'e göre 2026 yılında faiz patikalarında ayrışma bekleniyor. Avrupa Merkez Bankası (ECB) "sabit", FED "sınırlı ve veri bağımlı", gelişmekte olan piyasalar ise seçici gevşemeye gidecek. 2026 yılında para politikalarında FED'in belirsizliğinin yüksek olduğuna işaret eden Alkin, FED projeksiyonlarının, 2026'da sınırlı indirime, piyasanın ise 2026'da 2 adet 25 baz puan gibi bir patikaya işaret ettiğini söyledi. (Yüzde 3 civarı senaryosu.) Alkin, "Reuters anketi, ECB için 2026 sonuna kadar depo faizin yüzde 2'de sabit tutulacağı ana senaryoyu ortaya koydu. OECD'nin, Türkiye için 2026 yılı sonu politika faizi tahmini yüzde 25. Aralık ayı piyasa katılımcıları anketine göre ise, yüzde 28.15. Benim öngörüm ise yüzde 27.5" diye konuştu.

TOBB ETÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan Aktaş, ABD'nin faiz indirimlerine devam edeceği, ECB'nin ise büyük ihtimalle faiz artırımına gideceği görüşünü paylaştı. Bu durumun euro'yu dolar karşısında 1.25 seviyesine taşıyabileceğine işaret eden Aktaş, "Japon yeni ise Japonya'daki faiz artışına bağlı olarak yeni dolar karşısında daha yüksek yerlere taşıyabilir. TCMB'nin 2026'da faiz indirimlerine devam etmesi bekleniyor, ancak bu hamle politika yapıcılar için bir ikilem yaratabilir: Büyümeyi desteklemek adına faiz düşürülürken enflasyon üzerinde yeniden yukarı riskler oluşabilir. Ayrıca piyasa projeksiyonlarına göre faizler yıl sonunda halen yüksek seyredebileceği için kredi koşulları ve yatırım maliyetleri üzerinde baskı olabilir" dedi.

YAPIŞKAN ENFLASYON RİSKİ SÜRÜYOR

2026 yılında yapışkan enflasyon temel risk olarak görülüyor. Prof. Dr. Ramazan Aktaş, bazı tahminlerin küresel ekonomide enflasyonun hızlı düşmeyip, "yapışkan" kalacağı şeklinde olduğunu hatırlatarak, "Bu merkez bankalarını zor bir ikilemde bırakabilir. Yüksek enflasyon ile yüksek faizler veya enflasyonu riske eden faiz indirimleri yaşanabilir" ifadelerini kullandı. Türkiye ekonomisi için "yüksek ve yapışkan enflasyon riski olduğuna dikkat çeken Aktaş, "Türkiye enflasyonu, son yıllarda oldukça yüksek seviyede seyretmiş olsa da, hedef seviyelere yaklaşması belirsiz kalmaya devam ediyor. Hizmet enflasyonu ve ücret artışlarının fiyatlama davranışlarına etkisinin yüksek olması, enflasyon düşüşünün beklenenden yavaş seyretmesi riskler arasında" dedi.

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Çetinkaya da 2026'da küresel riskler listesinin ön sıralarında yapışkan enflasyona yer veriyor. Her ne kadar gelişen ekonomilerde enflasyon düşük seviyelere gelse de enflasyonun yapışkan kalma ihtimalinin güçlü olduğunu söyleyen Çetinkaya, bazı ülkelerde enflasyon hedefe yaklaşsa bile hizmet enflasyonu ve ücret baskılarının enflasyonu gündemde tutmaya devam edeceğini kaydetti.

Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Cansızlar da, 2026 yılında küresel risklerden birinin yapışkan enflasyon olacağını söyledi. Cansızlar, resesyon olasılığı ve ticarette belirsizlikleri de riskler arasına ekledi. Tedarik şokları ve politika belirsizliklerinin büyümeyi yavaşlatabileceğine dikkat çeken Cansızlar, diğer küresel riskleri ise "yüksek enflasyon şokları, cari açık genişlemesi ve dış borç bağımlılığı" olarak sıraladı. Cansızlar, ticaret savaşlarının Türkiye'nin ihracatını vurabileceğinin altını çizdi.

YÜKSEK KÜRESEL BORÇ, TEMEL KIRILGANLIK

Ekonomistler 2026'da yüksek küresel borç seviyesini temel kırılganlık olarak görüyor. Prof. Dr. Murat Çetinkaya, 2026'da küresel ekonominin en kırılgan başlıklarından birinin yüksek borçluluk olacağını vurgulayarak, düşük faiz döneminde biriken borçların, yüksek faiz ortamında çevrilmek zorunda kaldığına dikkat çekti. Bu durumun kamu maliyesinde faiz yükünü artıracağına dile getiren Çetinkaya, şirket bilançolarını zorlayacağını, özellikle gelişmekte olan ülkelerde finansman risklerini büyüteceğini söyledi.

Küresel borcun yaklaşık 346 trilyon dolar seviyesine geldiğini belirten Çetinkaya, "Küresel borç stoku yüksekken, faizlerin beklenenden uzun süre yüksek kalması şirket iflasları, banka varlık kalitesi ve gelişen ülke finansmanı üzerinden riski arttıracaktır" ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Ramazan Aktaş da, gelişmiş ülkelerde kamu borç seviyelerinin tarihi zirvelerde ve daha da artma eğiliminde olduğunu vurguladı. Yüksek faiz ortamının borç-servis maliyetini yükselterek bütçe esnekliğini kısıtladığını ifade eden Aktaş, olası riskleri devlet tahvili piyasalarında risk primi artışı, kredi notu baskısı ve finansal istikrarsızlık ihtimali olarak sıraladı.

Prof. Dr. Murat Yülek ise, 2026 yılına ülkelerin ve şirketlerin büyük borç stoku ile girmelerinin borçların ödenmesinde zorluklarla karşılaşılmasına neden olabileceğine dikkat çekerek, faiz oranları düşük olsa bile borcu çevirmekte zorluklar yaşayabileceklerine işaret etti.

"BÜTÇE AÇIKLARI KAMU MALİYESİ ÜZERİNDE BASKI YARATIYOR"

Pamukkale Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ersan Öz ise, küresel ekonomide artan borçlanma maliyetlerine ve bütçe açıklarının kamu maliyesi üzerinde yarattığı baskıya dikkat çekti. 2026 yılında FED'in faiz indirim döngüsünün devam edeceğine ilişkin beklentilerin, parasal gevşemenin bir süre daha devam edeceğini gösterdiğini vurgulayan Öz, ancak bu ortamın enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturma potansiyeli taşıdığını dile getirdi. Öz, "Ülkeler arasında iç politika dinamikleri ve öncelikli gündem maddelerinde önemli ayrışmalar bulunmakla birlikte Avrupa'da savunma, enerji dönüşümü ve altyapı yatırımları gibi temel başlıklar gündemde yerini koruyor. Bu başlık altındaki gelişmelerin 2026 yılında kamu harcamaları üzerinden ekonomik aktiviteyi desteklemesi, büyüme tarafındaki beklentileri yukarı yöne çeviriyor. Ancak son dönemde artan borçlanma maliyetleri ve bütçe açıklarının, kamu maliyesi üzerindeki baskıyı artırdığını görüyoruz. Ülkelerin, artan borçlanma maliyetlerinin baskısı altında zaman zaman politika üretmekte zorlandığını izliyoruz. Söz konusu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde 2026 yılı küresel ölçekte bütçe dengelerinin giderek daha fazla tartışıldığı, tasarruf kavramının öncelendiği bir yıl olacağı anlamına geliyor" şeklinde konuştu.

KÜRESEL EKONOMİNİN ROTASINI BELİRLEYECEK ÜÇLÜ

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurullah Gür, 2026'nın siyaset ve jeopolitik gelişmelerin küresel ekonomi üzerindeki etki gücünün yüksek kalacağı bir yıl olacağı görüşünde. ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasındaki resmi görüşmeler, Rusya ile Ukrayna arasındaki barış anlaşmasının akıbeti ve görev süresi dolan FED Başkanı Jerome Powell'ın yerine geçecek guvernörün belirlenme süreci, 2026'da küresel ekonominin rotasını belirleyecek temel unsurlar arasında yer alıyor. Bu üçlüye ilişkin gelecek pozitif haber akışı ve somut gelişmeler, küresel ekonomik büyümenin beklentilerin (yüzde 2.9-3.1) üzerinde gerçekleşmesinin önünü açabilir. Mevcut tablo, yılın ilk yarısında euronun ikinci yarısında ise doların daha güçlü kalabileceğini gösteriyor. Öte yandan küresel belirsizlikler yüksek kalmaya devam ederse, gümüş ve altın gibi değerli metallere olan talep yeniden canlanabilir. Tahvil piyasaları için Japonya'daki faiz seviyeleri, hisse senedi piyasalarında ise yapay zeka ve çip üreticilerinin bilançoları ciddiye alınması gereken risk unsurlarıdır" diye konuştu.

"RİSKLER DAHA YÖNETİLEBİLİR"

Prof. Dr. Ersan Öz, bölgesel jeopolitik risklerin 2026'da da gündemde yerini korumaya devam edeceğini vurguladı. Öz, küresel ekonomide 2025'in enflasyonla mücadelede önemli adımların atıldığı, jeopolitik gerilimlerin etkilerinin hissedildiği ve ABD'nin gümrük tarifeleri ve bunlara yönelik endişelerin ekonomi politikalarına yön verdiği bir yıl olduğuna dikkat çekti. Makro verilerin hem küresel hem de ulusal ekonomide en azından 2025 ve öncesine göre olumlu bir görünüme işaret ettiğini dile getiren Öz, "Küresel düzeyde enerji fiyatlarının aşağı yönlü seyretmesi, jeopolitik risklerin 2025 yılına göre nispeten azalması, ABD'nin gümrük tarifelerine ilişkin hafifleyen uygulamalara bağlı olarak endişelerin azalması, faiz indirim döngülerinin devam edeceğine ilişkin beklentiler küresel konjonktürde makroekonomik dengeler açısından elverişli bir arka plan sunuyor. Fakat bunun yanında Venezuela hadisesinde görüldüğü üzere benzeri müdahalelerin küresel ekonomiye muhtemel negatif etkileri de göz ardı edilmemeli" dedi.

Öz, ulusal düzeyde ise enflasyonun aşağı yönlü seyri, TCMB'nin rezervlerindeki artış, CDS primindeki gerileme, büyüme performansının görece olumlu seyretmesinin dengelenmeye işaret eden görünüm arz ettiğini kaydetti. Öz, bu bakımdan 2026 yılının hem küresel hem de ulusal ekonomilerde risklerin tamamen ortadan kalkmadığı ancak önceki yıllara göre yönetilebilir olduğu bir görünüm sunduğunu vurguladı.

"TARİFE SAVAŞLARI FAİZ İNDİRİM BEKLENTİLERİNİ TÖRPÜLEYEBİLİR"

Afyon Kocatepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdal Demirhan, jeopolitik risklerde yeniden tırmanma veya tarifelerde sertleşmenin, küresel ticaret hacmi ve güven kanalı üzerinden 2026'nın aşağı yönlü ana riskleri arasında yer aldığını vurguladı. Demirhan, "ABD'de olası başkan değişimi süreci ve FED'in iletişimi, politika patikası açısından yakından izlenecek. Tarife savaşlarının yeniden canlanması, enflasyon üzerinde yukarı yönlü risk yaratıp faiz indirimi beklentilerini törpüleyebilir. Avrupa'da zayıf büyüme görünümü ve yüksek bütçe açıkları finansal kırılganlıkları artıran bir risk alanı. Çin'de arz fazlasının sürmesi, cari açık sorunu yaşayan ve Çin ile benzer pazarlarda rekabet eden ekonomilerde rekabet gücü baskısını artırabilir. Japonya'da faiz artışlarının devamı ise 'carry trade' pozisyonlarında çözülme riskini gündeme taşıyarak küresel finansal oynaklığı artırabilir. Jeopolitik tansiyonun yeniden yükselmemesi, başta petrol olmak üzere emtia fiyatlarında yukarı yönlü baskıyı sınırlayabilir. Avrupa'da sınırlı bir toparlanma, ABD'de ılımlı büyümenin sürmesi ve Çin ile Japonya'da büyümenin hedeflere yakın gerçekleşmesi olasılığı, küresel büyüme görünümünü destekleyerek gelişmekte olan ülkeler açısından 2026'nın görece daha iyi geçme ihtimalini artırır. Bununla birlikte gelişmekte olan ülkelerde enflasyonla mücadelenin yıl boyunca gündemde kalması bekleniyor" dedi.

CARİ DENGEYE DESTEK

Demirhan, 2026'da Türkiye ekonomisi açısından fırsatlar tarafında, petrol fiyatlarının görece düşük seyretmesinin enerji faturasını sınırlayarak cari işlemler dengesine destek verebileceğini kaydetti. Demirhan, şunları söyledi:

"Buna ek olarak euro/dolar paritesinin yukarı yönlü eğilimi, euro ağırlıklı ihracat geliri yüksek olan Türkiye'de (kur geçişkenliği ve maliyet kanalı saklı kalmak üzere) dış ticaret dengesini görece iyileştirebilir. Riskler cephesinde ise jeopolitik gerilimler ve siyasal belirsizlikler ile mevcut politikada olası yön değişiklikleri, risk primini yükselterek finansmana erişimi zorlaştıran temel kırılganlık alanları olmaya devam edecek. Ayrıca Avrupa'da büyümenin zayıf seyretmesi dış talebi sınırlarken, Çin kaynaklı rekabetin sertleşmesi fiyat baskısını artırarak ihracatın kompozisyonu ve karlılık üzerinde aşağı yönlü etki yaratabilir."

"JEOEKONOMİK PARÇALANMA ARTARAK DEVAM EDECEK"

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Çetinkaya ise, 2026'da ticaret savaşları ve politika belirsizliğini küresel riskler arasında yer aldığını kaydetti. Çetinkaya, küresel ekonomide yeni tarifeler, karşı yaptırımlar ve tedarik zinciri şoklarının yatırım iştahını ve ticareti baskılayacağını vurguladı. 2026'da Çin kaynaklı fiyat/kapasite baskılarının daha da artabileceğine dikkat çeken Çetinkaya, bu durumun birçok ülkede ülkelerde sanayi politikalarını daha korumacı hale getirebileceğini kaydetti. Çetinkaya, "Petrol/gaz akışına ilişkin gerilimler fiyatları ve enflasyon beklentilerini etkileyecektir. 2026'ya girerken 'Trump-Venezuela' hattı gibi örneklerin piyasada fiyatlama davranışlarını bozacaktır" dedi.

Dünyanın son dönemde ekonomi-politik alanda köklü bir yön değişimine girdiğini dile getiren Çetinkaya, "Gelinen noktada, ticaret ve finansal mekanizmaların iş birliğinden ziyade baskı ve nüfuz aracı olarak kullanıldığı, güç dengelerine dayalı yeni bir yapıya doğru ilerlediğimizi görüyoruz" ifadelerini kullandı. Çetinkaya'ya göre, yaşanan gelişmeler, açıkça "jeoekonomik parçalanmanın" artarak devam edeceğini gösteriyor. Ülkeler, stratejik önem atfettikleri sektörler ve teknolojiler etrafında giderek daha güçlü koruma mekanizmaları oluşturuyor. Tedarik zincirleri artık yalnızca maliyet ve verimlilik kriterlerine göre değil; güvenlik kaygıları, ittifak yapıları ve jeopolitik riskler temelinde yeniden kurgulanıyor. Küresel ölçekte belirsizlik, artık yeni normalin merkezinde yer alıyor.

2026'nın başlıca küresel fırsatlarına da değinen Çetinkaya, küresel enflasyon düşüşü ile faizlerde makul seviyenin bazı ekonomilerde finansman koşullarını iyileştirebileceğini vurguladı. Tarifelerde olası aşağı yönlü düzenlemelerin büyümeyi ve ticareti destekleyebileceğini dile getiren Çetinkaya, yapay zeka ve verimlilik yatırımlarının büyüme üzerinde olumlu katkılar sağlayabileceğini kaydetti.

"SON MİL" RİSKİ

Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Mangır da, 2026'da tarifeler/yaptırımlar ve 'kural temelli ticaretin' zorlaşmasının, küresel bazda yatırım kararlarını geciktirebileceğine vurgu yaptı. Enflasyonda "son mil" riskine dikkat çeken Mangır, ücretler, hizmet enflasyonu ve olası emtia/lojistik şokların dezenflasyon sürecini baskılayabileceğini dile getirdi.

Mangır, "2026'da politika faizleri inse bile yüksek borç/finansman ihtiyacı nedeniyle tahvil getirileri yapışkan kalırsa, kredi koşulları buna göre sıkı halde kalır" ifadelerini kullandı.

Küresel ekonomideki başlıca fırsatlara değinen Mangır şunları söyledi:

"Enflasyon gerilerse faiz indirimleri, tüketim ve yatırımı destekleyebilir. Yapay zeka odaklı sermaye harcamaları ve verimlilik kazanımları bazı ekonomilerde büyümeyi yukarı çekebilir. 2025'te ertelenen yatırımların 2026'da devreye girmesi 'beklenenden güçlü toparlanma' senaryosunu güçlendirebilir. Ancak bu senaryo enflasyon riskini de artıracaktır."

"TÜRKİYE'NİN RİSK PRİMİ DÜŞEBİLİR"

Mangır, 2026'da Türkiye ekonomisine yönelik başlıca riskleri "sıkı finansal koşulların uzaması, dezenflasyonun kırılganlığı, dış koşullara hassasiyet" olarak sıralarken, başlıca fırsatlara yönelik ise şunları kaydetti:

"Enflasyonda düşüş, daha öngörülebilir ortam. Dezenflasyon kalıcılaştıkça risk primi düşebilir; bu, yatırım iştahını ve uzun vadeli finansmanı iyileştirir. Daha düşük enflasyon görünümü, 2026-2027 döneminde faiz indirimleri için bir alan yaratabilir. İhracat ve tedarik zinciri yeniden konumlanması, bazı sektörler için riskken; yakın coğrafyaya üretim/tedarik eğilimi (nearshoring) doğru politika setiyle fırsata çevrilebilir."

"LOJİSTİK VE TEDARİK ZİNCİRİNDE ÖNEMLİ FIRSATLARIMIZ VAR"

Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Saygılıoğlu ise, küresel risklerin başında ABD'nin dünyanın jandarmalığını benimsemesi ve bırakmaya niyetli olmamasının geldiğini söyledi. Saygılıoğlu, diğer bir riskin ise ABD'nin küresel ticareti "gümrük vergileri silahı" ile yönlendirmesi olduğunu kaydetti. Dünyadaki nüfus artışı, ısınma, çevre kirliliği gibi küresel risklerin göz ardı edildiğini vurgulayan Saygılıoğlu, "2026 yılında küresel düzeyde fırsat olarak ortaya çok fazla ülke veya sektör çıkmıyor. ABD karşısında Rusya zayıf kalıyor. Çin de, azalan büyüme sorunu ve bölgesel jeopolitik ile ilgileniyor. Bölgede belki Hindistan biraz öne çıkabilir" ifadelerini kullandı.

Türkiye için en önemli risklerin başında adalet ve hukuk düzeninin geldiğini dile getiren Saygılıoğlu, "İç siyaset çalkalanmaya devam ediyor. Ekonomi ile ilgili tedbirler yetersiz kalıyor. Sadece Merkez Bankası'na bırakılan politikalarla bu kadar oluyor. Ne yazık ki maliye politikaları ve yapısal düzenlemeler yapılmıyor. Bu olumsuzluklar veya eksiklikler giderilse zaten fırsatlar kendiliğinden doğacak" dedi.

Türkiye'nin içinde bulunduğu konumda çok güzel gelişmeler olduğuna ve yeni gelişmeler beklendiğine işaret eden Saygılıoğlu, "Örneğin ülkemiz önemli bir savunma sanayi altyapısı kazanma yolunda. Özellikle lojistik ve tedarik zinciri alanında olağanüstü fırsatlar sahibi. Enerjide de yenilenebilir alana daha fazla yönelmek şart. Bu arada finansa erişim ve maliyet sorununun çözülmesi vazgeçilmez önemde" diye konuştu.

YAPAY ZEKA BALONU

Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Özer ise, 2026'da çok yüksek dozda olmasa da ticaret savaşlarının devam edeceğini vurgulayarak, Çin ile ABD arasında çipler, yarı iletkenler ve ender yeryüzü materyalleri üzerinde devam eden hegemonya mücadelesinin yeni bölgelere ve bloklara taşınacağını kaydetti. Özer, "2026, belirsizliklerin 'yeni normal' haline getirildiği, ticaret savaşları ile jeopolitik gerilimlerin iç içe geçtiği; popülizmin egemen olduğu bir yıl olmaya aday. Unutmayalım ki; yeni normal olarak adlandırdığımız bu küresel belirsizlik ortamı, bütün iktisadi ve siyasi aktörleri daha temkinli olmaya, ülkeleri ise daha kendi kendilerine yeterli olma arzusu ile içe kapatmaya zorlamakta. Bu gelişmelerin mutlaka mal ve sermaye hareketleri üzerinde sınırlandırıcı etkisi olacaktır. Artan yapay zeka yatırımları ve bunun yarattığı finansal koşullar yeni bir risk unsuru olmaya devam edecek. Yapay zeka balonunun patlaması ve bunun yaratacağı finansal kriz 2026 için en önemli risk unsuru olmakta" dedi.

"ALTIN, BORSAYA GEÇİŞİ ENGELLEYECEK"

Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Yıldıran, 2026 yılında Türkiye açısından en önemli risklerden birinin, artan küresel jeopolitik risklerin ihracat ve turizm gelirlerine yapacağı baskı olacağını söyledi. Türkiye ekonomisine ilişkin ikinci önemli riskin ise, dünyada yeniden dirençli enflasyon dönemine geçilmesinin hedeflenen enflasyona ulaşılmasını engellemesi olacağını vurgulayan Yıldıran, şunları kaydetti:

"Ayrıca enerji fiyatlarının 2025 seviyesindeki avantajlı fiyatlarının devam etmemesi, Türkiye'de yeniden ÜFE tabanlı enflasyonu yüksek tutabileceği için reel kesimde ekonomik girdi maliyetlerinin artışına neden olabilir. Türkiye'de borsanın tahterevalli tarzında büyük bir değer artışı potansiyeli olmayacağı tahmin edilebilir. Çünkü Türkiye'deki yüksek faiz nedeniyle mevduat ve emtia fiyatlarındaki artış eğiliminin devam edeceği varsayımı ile altın yatırımlarının kazandırmaya devam etmesi borsaya geçişi engelleyecek unsurlardır. Makro ekonomide en büyük zorluklar, enflasyon direnci, finansman maliyetlerinin yüksekliği ve hizmetler sektöründeki düzelmenin sınırlı kalması olacaktır. Türkiye'de en önemli fırsat AB ülkelerinde artacak askeri harcamalara yönelik sanayi ihracatlarıdır. Ayrıca deprem bölgelerinde kısmi ekonomik canlanmalar da iç talebi olumlu etkileyebilecek unsurlardandır. Türkiye'de 'terörsüz çözüm' sürecinin Suriye'deki PKK uzantılarının silah bırakmaması nedeniyle, ekonomiye yılın ikinci yarısında daha fazla olumsuz etkileme potansiyeli söz konusudur. Eğer KCK/PYD veya Suriye PKK'sı da silah bırakarak sürece dahil olursa Borsa açısından en önemli teşvik edici unsur olacaktır."

"YAVAŞLAMA TEMALI BİR YIL"

Prof. Dr. Cansızlar, 2026'yı küresel ekonomide "yavaşlama" temalı bir yıl olarak ifade ediyor. Cansızlar'a göre Küresel GSYİH büyümesi yüzde 2.8 civarında kalacak, ancak ticaret gerilimleri ve jeopolitik riskler baskın olacak. Tedarik zinciri şokları ve ticaret gerginlikleri büyümeyi yavaşlatabilir. 2026 yılında ticaret savaşları Türkiye'nin ihracatını vurabilir.

Cansızlar, "2026 yılında en çok konuşulacak başlıklardan bir diğeri ise ticaret savaşları ve tarifeler olacak. ABD'nin yeni vergileri küresel tedarik zincirlerini bozacak. Bir diğer önemli başlık ise yapay zeka ve dijital dönüşüm: Yapay zekanın ekonomik büyümeye katkısı ve küçük işletmelerde etkisi konuşulacak. Enerji geçişi ve iklim politikaları da en çok konuşulanlar arasında yer alacak. Yeşil yatırımlarda artış olacak. Jeopolitik kutuplaşmalar dikkat çekecek. Özellikle ABD-Çin rekabeti ve Rusya'nın nükleer politikaları çok konuşulacak. Son olarak Türkiye'de; enflasyon düşüşü, faiz indirimleri ve yabancı yatırım çekme çabaları en çok konuşulacak başlıklardan olacak" dedi.

"KÜRESEL BÜYÜME DENGELİ GÖRÜNÜM SERGİLEMİYOR"

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Yergin, Dünya Ticaret Örgütü ve IMF verilerine göre; dünya ekonomik görünümü incelendiğinde küresel büyüme tahminlerinde aşağı doğru bir eğilim olduğuna dikkat çekti. Yergin, "Küresel büyüme 2024 yılında yüzde 3.3 iken 2025 yılında yüzde 3.2'ye düştü ve 2026 yılı beklentisi ise yüzde 3.1 olarak öngörüldü. Fakat bu büyüme çok dengeli bir görünüm sergilemiyor. Gelişmiş ekonomiler için bu oran yüzde 1.5 iken gelişmekte olan ekonomiler için yüzde 4'ün biraz üzeri tahmin ediliyor. Bu görünüm, dünya ekonomisinde büyüme sorumluluğunu, küresel yönetimde önemli paya sahip olmayan ülkelerin üstlenmiş olmasıdır. Ayrıca gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki makasın giderek daraldığı görülüyor. 2026 yılının ilk günlerinde yaşanan gerilimler ve siyasi olaylar zaten düşük oranda olan 2026 yılı küresel büyüme tahmininin aşağı yönlü revize edilmesini doğurabilir. Yaşanan gelişmeler mütekabiliyet çerçevesinde ticaret savaşlarına evrildiğinde iyimser bir bakış açısının kaybolacağını ve daha karamsar günlerin geleceğini söylemek mümkün. Bu durum 'post normal dönemin' yansımaları olarak telaffuz edilebilir" diye konuştu.

Prof. Dr. Mustafa Özer ise, küresel enflasyonun düşüş eğiliminde olduğunu vurgulayarak, "Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan birçok ülke, yine enflasyonu fiyat istikrarı sınırı olarak gördükleri aralıklarda ve hatta bunların altında görecekler. Bunun doğal sonucu olarak çoğu merkez bankasının faizleri düşürme eğilimleri devam edecek. 2026, küresel ticaret açısından sıkıntılı geçmeye aday: Bunda en önemli neden Trump'ın uygulamaya başladığı korumacı dış ticaret politikaları. Jeopolitik gerilimlerin neden olduğu tedarik zincirlerindeki aksamalar yeni jeopolitik riskler nedeniyle küresel ticaret üzerinde önemli bir kısıt olmaya aday. Türkiye'nin uluslararası rezervler sürekli artırılmakta, CDS primleri düşüyor, çok net olmasa da iyileşen bir enflasyon görünümü var. 2026'da yeni bir iç siyaset şoku yaşanmazsa bu olumlu gelişmeler Türkiye'nin kredi notuna yansır. Türkiye'ye daha fazla portföy yatırımlarını artabilir" dedi.

"TÜRKİYE TARIMDA KÜRESEL OYUN KURUCU OLMALI"

Tarımda risklerin azaltılması ve fırsatlar yaratılması için yapılacaklara da bir göz atalım. Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, 2025 yılının küresel tarımda "çevre standardının yükseldiği ve başta su-enerji" olmak üzere temel girdilerde yeni yükümlülüklerin devreye girdiği ve bu konularda pazarlıkların sertleştiği bir yıl olduğunu vurguladı. Bu durumun Brezilya'daki COP30'da ülkelerin en çok ter döktüğü pazarlıkların konusu olduğunu dile getiren Gülçubuk, "Çünkü ülkeler karbon salınımı, yenilenebilir enerji konularında artık öncelikle kendi kendilerine daha fazla hesap vereceklerdir. Bu konuda gelecekteki belirsizliklerin bugünden risk yönetimi ile azaltılması ülkelerin temel dayanağı olacaktır. Kaynak izlenebilirliği, tedarik zinciri şeffaflığı, veri altyapısının güçlendirilmesi, çiftçi refahı, zamanında destekler, düşük girdi maliyetleri, dijitalleşme, iklime uyumluluk geleceğin anahtar ve altın sözcükleri olacaktır. Bunları yönetebilen ülkeler kendine yeterliği ve dayanıklılığı yakalayabilecek ve riskleri en aza indirmeyi başarabileceklerdir. Küresel piyasalarda, tarımda oyunun kuralları sık sık değişiyor, oyun kuruculuk değişiyor. İklim, su, enerji, ticaret belirsizlikleri, küresel kaos gibi riskler varsa; teknoloji-dijitalleşe yoluyla verimlilik artışı, sürdürülebilir ve iklim dostu tarım yatırımları, ihracatta yeni pazarlar bulma, çiftçi refahını artırma, üretim-pazar planlaması gibi fırsatları kullanarak küresel oyun kuruculuğunda yer almak 2026 yılının belirleyici dinamikleridir. Bu arada 2025 yılı 'Uluslararası Kooperatifler Yılı' idi. Dünyanın ve Türkiye'nin tarım için, gıda için ve kırsalda kalkınma için gelecekte de kooperatifçiliğe daha fazla ağırlık vermesi 'daha iyi bir dünya' için bir zorunluluktur" şeklinde konuştu.

YATIRIM İKLİMİNİ ETKİLEYECEK FAKTÖR ÇOK

2026 yılında küresel ekonomide yatırım ikliminde, ABD-Çin gerilimi, Orta Doğu ve Ukrayna kaynaklı riskler, ticaret yolları, enerji ve savunma eksenli çatışmalar başta olmak üzere jeopolitik riskler, korumacılık ve tarifeler, merkez bankaları ve faiz politikaları belirleyici olacak. Yatırım fırsatları olsa da, temkinli ve uzun vadeli bakışa ihtiyaç duyulacak. Türkiye özelinde ise politik ve kurumsal riskler, dezenflasyon süreci, reel kurun seyrinin belirleyici olacağı ifade ediliyor.

Prof. Dr. Ramazan Aktaş'a göre, 2026'da küresel ekonomide yatırım iklimi genel olarak ılımlı büyüme, artan riskler ve fırsatların birlikte var olduğu bir yapıda şekillenecek. 2026'da yatırım ortamının fırsatlar sunmakla beraber yüksek belirsizlik ve düşük büyüme sinyallerinin risk algısını yükselttiğini vurgulayan Aktaş, riskleri şöyle sıraladı:

"Yüksek tarifeler ve korumacı eğilimler yatırımcı moralini etkiliyor ve küresel ticarette belirsizlik yaratıyor. Bu durum doğrudan uluslararası yatırımların maliyetini ve getirilerini etkileyebiliyor. Jeopolitik gerilimler tedarik zincirlerinde kırılganlık yaratabiliyor, bu da doğrudan yatırımların yönünü ve sektör tercihlerini etkiliyor. Bu gelişmeler, gelişmiş piyasalarda yatırımcıların temkinli olmasına; riskli varlıklara daha yüksek risk primi talep etmesine neden oluyor. ABD gibi büyük piyasalarda teknoloji hisselerinin güçlü performansı sürse de yapay zeka (AI) büyüme ivmesinin yavaşlayabileceği öngörüleri var. Bu, teknoloji odaklı yatırım beklentilerini yeniden değerlendirme ihtiyacını doğuruyor. Ayrıca, kredi piyasalarındaki stres ve özel kredilerde risk birikimi, yatırımcı risk algısını artırabilecek durumda. Merkez bankalarının faiz politikaları hala yatırım kararları üzerinde belirleyici olacak gibi görünüyor. Düşük büyüme beklentisi ile faiz indirimleri veya istikrar politikaları sürse de belirsizlik devam ediyor. Gelişmiş ekonomilerde borçlanma maliyetleri yüksek kalabilir; bu da şirket yatırımlarını sınırlayabilir.

Ülkemizde ise ekonomiden ziyade politik riskler yatırım iklimine daha fazla etki edecek gibi görünüyor. Borsa için çarpanlar bazında yatırım ortamı müsait olsa da politik risklerden dolayı yabancı ve yerli yatırımcı ilgisinin aynı düzeylerde olacağını tahmin ediyorum."

"YAPAY ZEKA YATIRIMLARI HALA CAZİBESİNİ KORUYOR"

Aktaş, sektörler ve temalar bazında yatırım iklimine ilişkin olarak ise şunları söyledi:

"Yapay zeka ve teknolojik dönüşüm hala yatırım cazibesini koruyor, ancak balon riskleri ve regülasyon belirsizlikleri de artıyor. Yatırımcılar daha seçici olabilir ve sürdürülebilir/karlılık odaklı teknoloji hisselerine öncelik verebilir. Beklenti: Temkinli, fakat uzun vadede fırsat barındıran bir teknoloji yatırım eğilimi. Enerji piyasaları ve altyapı projeleri, özellikle yenilenebilir enerji ve sürdürülebilirlik temaları altında yatırımcı ilgisini çekmeye devam ediyor. ESG (Çevresel, Sosyal, Yönetişim) faktörleri, yatırım kararlarında giderek daha önemli bir kriter haline geliyor.

ESG ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımların artması bekleniyor. Gelişen piyasalar, büyüme potansiyeli yüksek olduğundan cazip olmasına rağmen politik ve ekonomik belirsizlik riski daha fazla. Asya ve Afrika gibi bölgeler, uzun vadeli büyüme beklentileri ile dikkat çekiyor."

FİNANSMAN MALİYETLERİNİN SEYRİ DE ÖNEMLİ

Afyon Kocatepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdal Demirhan'a göre, 2026'da Türkiye'de yatırım ikliminde, dezenflasyon sürecinin kredibilitesi ve finansman maliyetlerinin seyri belirleyici olacak. Finansal koşulların görece sıkı kalmasının ve kredi kanalındaki seçiciliğin, özellikle yatırım iştahı yüksek ama finansmana duyarlı sektörlerde baskı yaratabileceğine dikkat çeken Demirhan, buna ek olarak reel kurun seviyesi ve öngörülebilirliğinin, verimlilik sorunları ve küresel rekabetin sertleşmesinin yatırım kararlarını zorlaştıran başlıca unsurlar arasında öne çıktığını dile getirdi. Demirhan, "Bununla birlikte Türkiye, 2026'da iki ana hatta doğrudan yatırım çekme potansiyeline sahip: Enerji ve dijital dönüşüm yatırımları ve ihracata dönük imalat (otomotiv–yan sanayi, makine/elektrikli ekipman). Küresel ölçekte 2026'da ılımlı büyümenin devam etmesi yatırım ortamını destekleyebilir; ancak jeopolitik riskler ile ticaret/tarife kaynaklı belirsizlikler, sermaye akımlarında seçiciliği artıran temel risk başlıkları olmaya devam edecek" diye konuştu.

Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Saygıloğlu, küresel düzeyde yatırım ikliminin; jeopolitik gelişmeler, değerli mineraller, enerji, silahlanma gibi başlıklara göre şekilleneceği görüşünde. Bu arada FED başta olmak üzere, merkez bankalarının faiz kararları, doların seyri, altın ve kıymetli madenlerdeki gelişmelerin de küresel düzeyde yatırım iklimini etkilediğini belirten Saygılıoğlu, "Türkiye son yıllarda doğrudan yabancı sermaye çeken ülke olmaktan çıktı ve aksine yatırımlarının yurt dışına yöneldiği (İngiltere, Mısır gibi) bir ülke görünümü sergiliyor. Bunda dolar kuru ile güvenli hukuk sisteminin zayıflığı çok etkili oluyor. Ayrıca çok yüksek enflasyon ve henüz başlatılmamış ve tamamlanmamış yapısal düzenlemeler de önemli olumsuzluklar" dedi.

"E-TİCARET KULVARI YABANCI YATIRIM İÇİN CAZİP OLACAK"

İstanbul Beykent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Ferman'a göre ise, uluslararası yatırım iklimi ve dinamikleri jeopolitik gelişmeler ve ABD/Trump inisiyatifi çerçevesinde şekillenecek. Çin'in yatırım seferberliği seçici ve ticaret vergi/engelleri temelinde daha yavaş bir tempoya geçiş yapacak. Türkiye, üst gelir kesimine hitap eden tüm hizmet ve butik yatırımların yanı sıra, e-ticaret kulvarlarında yabancı yatırım bakımından daha cazip bir destinasyon olacak.

Prof. Dr. Mustafa Yıldıran da, jeopolitik gelişmelerin yatırım iklimine etkilerine dikkat çekti. Yıldıran, "ABD'nin Çin'e karşı enerji ve ticaret yollarını ele geçirme stratejisinin ve İsrail'in de tazyiki ile İran'a yönelik baskıların artması beklenebilir. Bu durum, Türkiye'nin bulunduğu bölgedeki jeopolitik risklerin de artacağı anlamına gelecektir. Rusya'nın ABD politikalarına tepkileri artacağı için Ukrayna üzerindeki baskıların artacağı ve barış ortamının gerçekleşemeyeceği sonucuna neden olabilir. Özellikle Türkiye'nin yakın bölgesinde artan savaş riskleri Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadele programının aksamasına neden olabilir. Ayrıca artan jeopolitik riskler ülkelerin korumacı reflekslerini artıracağı için ticaret ve turizm gelirlerinde hedeflerin gerçekleştirilmesini zorlaştırabilir" diye konuştu.

DOĞRUDAN YABANCI YATIRIM 30 MİLYAR DOLARA ÇIKABİLİR

Doğan Cansızlar ise küresel yatırım iklimini "politika dostu ama riskli" olarak ifade ediyor. Ticaret belirsizliklerinin tedarik zincirini etkileyeceğini dile getiriyor. Türkiye'de iklimin iyileştiğinin altını çizen Prof. Dr. Cansızlar, "Düzenleyici yol haritası yabancı yatırımcılara odaklanıyor, doğrudan yabancı yatırım 11.4 milyar dolardan 30 milyara çıkabilir. Çekici sektörler arasında, genç tüketici pazarı nedeniyle toptan/perakende ticaret başı çekiyor. Fintech, oyun ve e-ticaret, aile şirketleri ve doğrudan yabancı yatırım katkısıyla büyüyor. İhtiyaç ve stratejik konum avantajı nedeniyle, gayrimenkul ve altyapı çekici sektörler arasında yer alıyor. Bir değer çekici sektör ise küresel yeşil geçişle uyumlu giden yenilenebilir enerji ve üretim" şeklinde konuştu.

ÇEKİRDEK TEKNOLOJİLERE İLGİ SÜRECEK

Pamukkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Uğur Akkoç, yatırım tarafında yapay zeka balonu için endişeler devam ederken, çekirdek teknolojilere ilginin süreceğini dile getirdi. Akkoç, "Yatırım ortamı seçici olmaya devam ederken ikiz dönüşüm ve alt alanları yatırım fırsatı sunmaya devam ediyor. Küresel ekonomide iklim değişikliği mikro ölçekte etkisini sürdürse de, makro ölçekte iktisat politikasının amaçları arasında yer bulmaktan uzak gözüküyor.

2026, yatırımcılar için piyasalarda kısa vadeli fırsat bulmanın zor olacağı bir yıl olacak. Normalleşme dönemi devam ederken Türk Lirası araçlara güvenmek az riskli bir seçenek olmaya devam ederken, emtialar kaçış yolu pozisyonunu sürdürecek. Reel sektörde ise getirinin orta ve uzun vadeli yatırımlarla mümkün olduğu bir dönem içerisindeyiz. Dolayısıyla reel sektörün bu dönemi verimlilik arttırıcı ikiz dönüşüm yatırımları için bir fırsat olarak değerlendirmesi iyi bir strateji olarak gözüküyor" dedi.

2026'DA ÖNE ÇIKACAK YATIRIM ALANLARI

Prof. Dr. Kerem Alkin, 2026'da doğrudan yabancı sermaye yatırımlarındaki hareketliliğin dilinin "ucuzluk" değil, öngörülebilirlik, tedarik güvenliği ve regülasyon netliği olacağını vurguladı. Alkin, Türkiye'de doğrudan yabancı sermaye yatırımları için öne çıkabilecek 8 alanı şöyle sıraladı:

"Yenilenebilir enerji, depolama ve şebeke yatırımları. Savunma ve havacılık tedarik zinciri, elektrikli araç ekosistemi (batarya bileşenleri, güç elektroniği, şarj altyapısı), veri merkezleri ve enerji verimliliği ekipmanları. İthalat bağımlılığını azaltan kimya/petrokimya ara ürünleri. Tarım-gıda sanayi (soğuk zincir, işlenmiş gıda, sulama teknolojileri), sağlık endüstrileri (tıbbi cihaz, biyoteknoloji tedarik), lojistik ve liman/aktarma (bölgesel hub)."

Prof. Dr. Fatih Mangır, hem küresel eğilimlerle uyumlu hem de Türkiye'nin son yıllardaki yabancı doğrudan yatırım kompozisyonunda görülen "çeşitlenme" ve özellikle finans, imalat, ayrıca dönemsel olarak ticaret, lojistik ve enerji gibi öne çıkan kalemlerle tutarlı olarak 2026'da doğrudan yatırım çekmesinin beklenebileceğini kaydetti. Mangır; 2026'da yatırımlar açısından öne çıkabileceğini öngördüğü sektörleri şöyle aktardı:

"Yenilenebilir enerji ve enerji altyapısı. Özellikle otomotiv tedarik, elektrikli araç ekosistemi, makine-teçhizat, kimya/plastik, beyaz eşyanın öne çıktığı imalat sanayi. Lojistik, taşımacılık ve depolama. Veri merkezleri, bulut, fiber, siber güvenlik. Finans ve fintek (bankacılık, ödeme sistemleri, katılım finansı, sigorta), elektrik-gaz-iklimlendirme/şebeke modernizasyonu ve enerji verimliliği. Ayrıca tüketiciye dönük alanlar: Perakende ve e-ticaret ekosistemi ile turizm-konaklama ve markalı gayrimenkul."

"PORTFÖY ÇEŞİTLENDİRMESİ ŞART"

Akademisyenler, 2026 yılında bireysel yatırımcılara "tek enstrüman" döneminin bittiğini vurgulayarak, riskleri dağıtan dengeli ve temkinli bir portföy yaklaşımını öneriyor. Jeopolitik riskler, ticaret savaşları, küresel borç baskısı ve başta FED olmak üzere merkez bankaları politikaları nedeniyle altın ve gümüş getiriden çok, "sigorta varlığı" olarak öneriliyor. Altın ve gümüşün 2026'da da portföyde olması gerektiğinin altı çiziliyor.

Prof. Dr. Cansızlar, bireysel yatırımcılar için 2026'nın volatilite sonrası denge yılı olacağı görüşünde. Bireysel yatırımcılar açısından pay piyasası, sağlık, perakende ve gayrimenkul piyasasının cazip olacağını dile getiren Cansızlar, "Hazine bonoları ve yüksek getirili tasarruf hesaplarını düşük risk, enflasyon üstü getiri" olarak ifade etti. Cansızlar, "CD'ler (mevduat sertifikaları) ve para piyasası hesapları, kısa vadeli güvenli. Temettülü hisse fonları ve sağlık sektörü hisseleri: Dayanıklı tüketim destekli. Yapay zeka ve alternatif varlıklar, portföylerde yer almalı. Ancak yüksek riskli olduğu unutulmamalı. Portföy çeşitlendirmesi şart" dedi.

Prof. Dr. Murat Çetinkaya, 2026'da bireysel yatırımcı için yüksek faiz ortamı nedeniyle para piyasası fonları ve kısa vadeli tahvillerin güvenli bir zemin sunmaya devam edeceğini kaydetti. Jeopolitik riskler ve küresel borç baskısı nedeniyle kıymetli madenlerin önemli bir yatırım aracı olmaya devam edeceğini vurgulayan Çetinkaya, "Savunma, teknoloji ve enerji dönüşümü gibi alanlarda seçici hisse yatırımlarının getiri potansiyeli taşıdığı bir dengeyi işaret ediyor. Bu nedenle tek bir enstrümana odaklanmak yerine, riskleri dağıtan dengeli ve temkinli bir portföy yaklaşımı 2026'nın en rasyonel yatırım stratejisi olarak öne çıkıyor" diye konuştu.

"TÜM YUMURTALAR AYNI SEPETE KOYULMAMALI"

Prof. Dr. Murat Yülek, finansal yatırımlarda bütün yumurtaların aynı sepete koyulmaması gerektiğinin altını çiziyor. Türk yatırımcılar açısından bakıldığında faiz oranlarının düşmeye devam etmesinin beklenmesi, enflasyonda düşüşün sürmesiyle birlikte düşük reel faiz nedeniyle 2026 yılında mevduat ve tahvil gibi sabit getirili yatırım araçlarının cazip olmayacağının düşünülebileceğini söyledi. 2025 yılında altın fiyatının dünyada oluşan jeopolitik riskler nedeniyle yükseldiğini dile getiren Yülek, "2026'da da altın fiyatının yükselişini devam ettirmesi bekleniyor. Küresel ekonominde oluşan belirsizlikler ve jeopolitik riskler nedeniyle 2026 yılında altına yatırım yapmak mantıklı olabilir. Altının yanı sıra, gümüş ve diğer değerli madenlere de yatırım yapılabilir. Yabancı ülkelerde yatırım düşünülürse, gelişmekte olan ülkelerin hisse senetleri tercih edilebilir. Bu çerçevede, finansal yatırımlardaki 'bütün yumurtaları aynı sepete koymamak' stratejisini uygulayarak yatırımları mevduat, altın, gümüş, döviz, yatırım fonları ve gelişmekte olan ülke hisse senetleri gibi farklı finansal araçlara dağıtmak uygun olabilir" diye konuştu.

"ALTIN VE GÜMÜŞ PRİM YAPMAYA DEVAM EDECEK"

Prof. Dr. Murat Ferman da, bireysel yatırımlarda, "güvenli Liman" şemsiyesi altında kalmaya devam edileceğini vurgulayarak, 2026'da altın ve gümüşün prim yapmaya devam edeceğini kaydetti. Ferman, enflasyon beklentisi kırılamadığı için tercihlerin bu minval üzerinden (dolar/euro başta olmak üzere) şekilleneceğini kaydetti.

Prof. Dr. Saygılıoğlu ise, bireysel yatırımcı için hala altın ve gümüşün önemini koruduğunu, özellikle 2025 yılındaki getirilerinin hala bireysel yatırımcıları çektiğini söyledi. Dolar ve euronun özellikle 2026 yılının ilk 3 çeyreği için hiçbir cazibe sergilemediğine dikkat çeken Saygılıoğlu, "Dolayısıyla döviz tasarrufu ve mevduatına dönüş yok gibi. Ancak Türk lirası mevduat hesapları hala cazip görünüyor. Bu arada para fonları ve yurt dışındaki teknoloji fonları da büyük yatırımcıların radarında" dedi.

Prof. Dr. Yıldıran, dünyada yatırımcılar açısından fırsatların, altın, gümüş ve diğer emtia yatırımlarını artıracağını vurguladı. Borsalarda savunma sektörü, teknoloji şirketleri ve gıda sektörü firmalarında yükseliş devam ederken, özellikle konvansiyonel sektörlerde gerilemeler yaşanabilir. Piyasalardaki en büyük sürpriz, yapay zeka teknoloji firmalarının hisselerinde ani bir çöküş olacaktır. Ayrıca dünya ekonomisinde para piyasalarında faizlerin yeniden yükselişe geçmesi nedeniyle, tahvil piyasalarındaki risklerinde artmasına neden olabilir. Dünya ekonomisinde bu gelişmeler kısa dönemli olarak ABD dolarına talebi artıracağı için döviz piyasaları da dalgalanmalarla karşılaşacaktır. FED başkanının değişimi ile faizlerin düşeceği beklentisi de beklenen seviyede düşüşün olmayacağını gösteriyor. Bu nedenle, doların mevcut istikrarını koruması mümkündür" şeklinde konuştu.

"FED'İN 2026 PATİKASI ONS ALTINDA BELİRLEYİCİ UNSUR"

Prof. Dr. Erdal Demirhan, 2026'da mevduat faizleri düşse bile, enflasyon beklentilerindeki gerileme nedeniyle ex-ante reel faizlerin yüksek kalabileceğini vurgulayarak, bunun da TL mevduat ile para piyasası ve kısa vadeli borçlanma araçları fonlarının cazibesini korumasına yol açtığını dile getirdi. Öte yandan yüksek reel faiz ortamının, 2025'e kıyasla daha sınırlı olsa da, hisse senedi değerlemeleri üzerinde baskı yaratmaya devam edebileceğini dile getiren Demirhan, "Ancak yılın ikinci yarısında faiz indirimlerinin belirginleşmesi ve risk iştahının güçlenmesi halinde borsada ilk yarıya göre daha iyi bir performans görülebilir. Küreselde FED'in 2026 patikası ons altın için belirleyici olmaya devam edecek. Portföy tarafında ise risk-getiri dengesi açısından 'çekirdekte' TL sabit getirili enstrümanlar, 'tamamlayıcıda' altın/Eurobond ve hisse senedi içeren bir bileşim daha dengeli bir görünüm sunmakta" diye konuştu.

"ALTERNATİF YATIRIM ARAÇLARINA İLGİ ARTABİLİR"

Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esra Kabaklarlı, 2026'da da küresel merkez bankalarının talebi nedeniyle kıymetli madenlerin fiyatının yükselmesini beklediğini vurguladı. Kabaklarlı, "Portföyde artık olup olmamaları değil, kıymetli madenlerin hangi oranda olması gerektiği konuşulacak. Düşen faiz oranları Türk hisse senetlerinin fiyatını yükseltebilir. Küreselde teknoloji şirketleri yine ön plana çıkarken, ulusalda Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu (TEFAS) içinde yer alan temasal fonlar cazip hale gelebilir. Alternatif yatırım araçlarına (faizsiz), sukuk ve katılım hisse senedine olan yatırımlar cazip hale gelebilir" dedi.

2026'DA CAZİP AMA SEÇİCİ ALANLAR

Prof. Dr. Mangır; 2026'da bireysel yatırımcı için görece güvenli yatırım araçlarından birinin faizli enstrümanlar (mevduat, para piyasası fonları, kısa vadeli tahviller) olduğunu söyledi. 2026'da enflasyonun düşüş eğilimini sürdürmesi halinde, reel getiri ihtimalinin ilk kez daha anlamlı hale gelebileceğini belirten Mangır, özellikle kısa vadeli ve likit ürünlerin, belirsizlik ortamında "bekle-gör" stratejisi için güvenli liman işlevi göreceğini kaydetti. Mangır, görece güvenli yatırım araçları arasında altın ve değerli metaller ile sınırlı ve dengeli olmak üzere dövizi de saydı. Mangır, "Jepolitik riskler, küresel kutuplaşma ve finansal stres ihtimali nedeniyle altın 2026'da da sigorta varlığı olmaya devam eder. Getiriden çok portföy koruma işlevi öne çıkar. Ancak, küresel faizler beklenenden hızlı düşerse fiyatlar dalgalanabilir. 2026'da döviz, yüksek getiri aracı olmaktan ziyade riskten korunma aracı olarak öne çıkar. Aşırı ağırlık yerine portföyün küçük bir kısmında tutulması daha rasyonel olur. İçerde istikrar artarsa döviz getirisi sınırlı kalabilir" diye konuştu.

Mangır, 2026'da bireysel yatırımcı için cazip ama seçici alanlara yönelik de değerlendirmelerde bulundu. Hisse senetlerinde genel endeksten ziyade sektör ve şirket bazlı seçiciliğin öne çıkacağını belirten Mangır, hisse senetlerinde görece avantajlı alanları bankacılık (faiz normalleşmesiyle), ihracatçı ve döviz geliri olan firmalar, enerji, savunma, teknoloji ve altyapı bağlantılı şirketler olarak sıraladı. Mangır; bireysel yatırımcı açısından 2026'da cazip seçici diğer yatırım alanlarını ise yatırım fonları ve ETF benzeri ürünler ile "korunma" amaçlı gayrimenkul olduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Bülent GÜLÇUBUK / Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Uygulanabilir risk yönetim planları devrede olmalı"

Dünyada ve Türkiye'de 2025, tarımda 'dayanıklılık-sürdürülebilirlik-stratejik planlama' ve 'risk yönetimi' kavramlarının, 'tarımda büyümenin ve kendine yeterliliğin' önüne geçtiği bir eşik yıl oldu. 2025'te; küresel gıda fiyatları düşerken Türkiye'de arttı. Bu durum Türkiye'nin potansiyel yetersizliğinden değil, iklim-üretim ve fiyatlardaki oynaklıktan kaynaklanıyor. İklim değişikliği, ihracat kısıtları, enerji maliyeti, lojistik riskler, küresel kaoslar 2026 yılında da üretim ve fiyat oynaklığını devam ettirecek. Bunun için 'uygulanabilir risk yönetim planları' her an devrede olmalı. Planlar; kendine yeterlilik, dayanıklılık, afetlere dirençlilik ve çiftçi refahını gözeten biçimde hazırlanmalı. 2026'da özellikle hayvancılıkta girdilerde belirsizlikler bekleniyor. Kaba yem üretimi ve yem bitkileri miktarında azalmalar, enerji maliyetlerinde artışlar bekleniyor. Bu durumun yıl boyunca dengelerin sürekli değişebileceğini gösteriyor. Küresel tahıl arzında lojistik riskler tüm ülkeleri sıkıntıya sokacaktır. 2025'in son çeyreğinde, Ukrayna'nın Karadeniz liman altyapısına yönelik saldırılar tarım ihracat kapasitesini düşürdü; Aralık 2025'te Ukrayna'nın toplam tahıl ihracatı geçen yılın aynı ayına göre 2.88 milyon tondan 1.82 milyon tona geriledi ve buğday, mısır ve ayçiçeği yağı sevkiyatlarında hedeflerin gerisinde kalındığı bildirildi. Bütün bunlar tarım ve gıda ürünlerinde lojistik ve istikrarlı fiyat güvenliğini daha fazla tehlikeye soktu. Buna karşı dayanıklı bir piyasa yapısı ve risk yönetim planları oluşturmak gelecek yılların da istikrarı açısından kaçınılmaz. Bu nedenle, 2026 yılında tarımsal desteklerin üretim temelli, ihtiyaç zamanlı olması gerekiyor ve tarımsal kredilendirmede 'düşük maliyet' uygulamasına gitmek çiftçinin üretimde sürdürülebilirliği ve refahı için mutlak gereklilik.

Prof. Dr. Nurullah GÜR / Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Tek haneli enflasyon için beklentileri normalleştirmeliyiz"

2027 itibarıyla enflasyonu tek haneye indirmeyi ve bütçe açığını yüzde 3'e yaklaştırmayı hedefliyoruz. Eğer 2026'da bu rakamlara doğru gidişatı hızlandıramazsak, sonrasında işimiz zorlaşır. Hedeflendiği gibi 2027'de enflasyonu tek haneye çekebilmek için bu yıl beklentileri ve fiyatlama davranışlarını normalleştirmeliyiz. 2026 için belirlenen yeniden değerleme oranının, gerçekleşen enflasyona göre değil de beklenen enflasyona göre belirlenmesi çok yerinde bir karar oldu. Harçlardan ÖTV'ye kadar, fiyatı kamu tarafından yönetilen ve yönlendirilen birçok mal ve hizmette fiyat artış oranı yaklaşık 10 puan daha düşük gerçekleşecek. Keşke bu uygulamayı geçen sene de hayata geçirseydik. Kamu, fiyatlama davranışlarında reel sektöre örnek olmalı. 2025'in son çeyreğinde enflasyonun inadının bir miktar kırıldığını gözlemledik. Şu an için döviz kurları ve küresel emtia fiyatları dezenflasyonu destekleyici seviyelerde. Eğer para politikasını yapısal politikalarla daha güçlü destekleyebilirsek, yılı yüzde 19'a yakın bir enflasyon oranıyla kapatabiliriz. Kamu maliyesinde düzelme eğilimi var. 2023'te yüzde 5.4'e kadar çıkan bütçe açığının GSYH'ye oranı yüzde 3.5'e doğru geriliyor. Deprem harcamalarının bütçe üzerindeki yükü 2026'da hafifleyecek. Bunun yanı sıra kamunun vergi toplama kapasitesinde ılımlı da olsa artış var. Bu gelişmeler sayesinde bütçe açığının bu yıl biraz daha gerilemesi bekleniyor. 2026'da ekonomik büyümenin geçen yıla benzer oranlarda gerçekleşmesi öngörülüyor. Beklentiler yüzde 3.75-4 bandında değişiyor. Bu yıl büyümenin kompozisyonunda farklılaşma yaşanabilir. İnşaat sektörü pozitif kalmayı sürdürse de büyümeye geçen yılki kadar destek veremeyebilir. Geçen yıl zayıf performans gösteren tarım ve sanayiden daha fazla katkı gelmeli. Tarımda olumsuz hava koşulları ile mücadele yöntemleri, sanayide ise üretim maliyetleri belirleyici olacaktır.

Prof. Dr. Murat YÜLEK / OSTİM Teknik Üniversitesi Rektörü

"Yılda 25-30 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım çekebiliriz"

2026 yılında, küresel ekonominin, daha önceki yıllara göre daha ılımlı, ancak sürdürülebilir bir büyüme göstermesi bekleniyor. Küresel ekonominin büyümesine gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelere göre daha fazla katkı vereceği tahmin ediliyor. Bu nedenle, yatırımcılar yatırım kararlarını verirken daha dikkatli davranacaklardır. Bunun yanı sıra, jeopolitik gerilimler, korumacı ticaret politikaları, finansal koşullar yatırım kararlarını etkileyebilecek faktörler olacak. ABD'nin 2025 yılında başlattığı korumacı ticaret politikaları küresel ticaret için belirsizlik yaratabilir ve bu belirsizliğin firmaların yatırım kararlarını ertelemelerine veya iptal etmelerine sebep olması küresel ekonomik büyümeyi olumsuz yönde etkileyebilir. Yatırım yapılacak alanlar, teknoloji, yapay zeka, dijitalleşme, yenilenebilir enerji ve gelişmekte olan ülkelerin finansal varlıkları olabilir.

Türkiye açısından bakıldığında, siyasi risklerin yeniden artmaması halinde, 2026 yılı önemli bir dönüm noktası olabilir. Daha güçlü bir rezerv pozisyonu, düşen CDS primleri, iyileşen enflasyon görünümü ve daha yüksek bir büyüme performansı birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye hızlı ve güçlü uluslararası sermaye girişlerinin yaşandığı bir ülke olabilir. Türkiye'ye gelen uluslararası doğrudan yatırımlar 2024'te 11.3 milyar dolar, 2025 yılının ilk dokuz ayında 11.4 milyar dolar oldu. Uluslararası doğrudan yatırımlar, en fazla toptan ve perakende ticaret, imalat, finans ve sigorta hizmetleri sektörlerine geldi. Türkiye'nin makroekonomik istikrarın sağlanması ve yatırımcı güveninin oluşması durumunda yılda yaklaşık 25-30 milyar dolar uluslararası doğrudan yatırım çekmesi bekleniyor. Türkiye'nin (2024-2028) Uluslararası Doğrudan Yatırım Stratejisi çerçevesinde yabancı doğrudan yatırım çekebilecek alanlar şöyle sıralanıyor: Dijitalleşme ve teknoloji yatırımları, yeşil ve sürdürülebilir enerji projeleri, küresel tedarik zinciri entegrasyonu, yüksek katma değerli üretim ve hizmetler.

Prof. Dr. Ramazan AKTAŞ / TOBB ETÜ Öğretim Üyesi

"Türkiye'de 'faize koy, unut' dönemi bitiyor"

Türkiye'de bireysel yatırımcılar açısından, yatırım iklimini belirleyecek en önemli ana başlıklardan biri enflasyon. Enflasyonun hala yüksek olması reel getiriyi kritik yapıyor. Faizlerin kademeli gerilemesi, sabit getirili ürünler için fırsat. Türk lirasında kontrollü değer kaybında, döviz ve altın denge unsuru. Borsada seçici olunmalı, her hisse değil, doğru hisse tercih edilmeli. Bu ortamda 'tek araç' değil, akıllı dağılım' para kazandıracaktır. Görece daha güvenli yatırım araçları arasında TL mevduat ve para piyasası fonları yer alıyor. Düşük risk isteyen, piyasa fırsatlarını bekleyen yatırımcı için, bu yatırım araçları 2026'da faizler düşse bile hala nakit park yeri olarak güçlü. Özellikle kısa vadeli hedefler için. Görece daha güvenli yatırım araçları arasında altın (gram / altın fonları) da yer alıyor. 2026'da yüksek sıçrama değil, istikrarlı koruma isteyenler için altın, TL'ye karşı uzun vadeli koruma, jeopolitik ve küresel belirsizliklere sigorta olarak görülebilir. Döviz sınırlı oranda tercih edilmeli. Aşırı döviz ağırlığının 2026'da getiriyi düşürebileceği unutulmadan, kur riskine karşı denge, yurtdışı varlıklar için cephane olarak görülebilir. Dengeli ve cazip araçlara bakıldığında, BIST ve temettü odaklı hisseler ilk sırada. 2026'nın yıldızı olabilir. Öne çıkan sektörler. Bankacılık (seçici), enerji ve rafineri, gıda ve perakende, savunma sanayi. Bir diğeri BIST-değer (Value) hisseleri. Özellikler, düşük borç, güçlü özsermaye, ucuz çarpanlar. 2026 teması: 'Hikâye değil, bilanço'. Dengeli ve cazip araçlardan bir diğeri ise yatırım fonları (hisse / karma / değişken). Profesyonel yönetim imkanı ve tek hisse riskinin azalması avantajı sağlar. Öneri, hisse senedi, altın, tahvil içeren karma fonlar. Daha riskli ama potansiyel alanlar ise gayrimenkul (GYO'lar, gayrimenkul temalı fonlar), seçici büyüme ve karlı ve ihracat yapan şirketlerin teknoloji hisseleri. 2026'da Türkiye'de 'faize koy, unut' dönemi bitiyor. Sadece Borsa riskli. Kazanan strateji; faiz, altın, seçici hisse ve nakit denge.

Prof. Dr. Kerem ALKİN / İstanbul Topkapı Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Enerji piyasasında jeopolitik risk primi sıfırlanmayacak"

2026 yılında enerji piyasasında, jeopolitik risk primi 'sıfırlanmayacak'. Fiyatlar bazen sakin, bazen sıçramalı bir patikada oluşmaya devam edecek. Elektrikte iki kritik başlık öne çıkacak: Şebeke esnekliği (depolama, talep tarafı yönetimi) ile kapasite mekanizmaları ve piyasa tasarımı. Doğalgazda ise, kontrat yapıları, LNG arz esnekliği ve Avrupa talep görünümü fiyatlar üzerinde belirleyici olacak. Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) 'sabit faiz' senaryosu da talep tarafını etkileyecek.

Elektrik ve doğalgazda, destek ve tarifelerinin tüketiciye ve ekonomiye etkilerine baktığımızda, tarife ayarlamalarında, fiyat sinyali, bütçe dengesi ve enflasyon geçişkenliği üçgeni takip edilecek. Kısa vadede, konut ve KOBİ maliyetlerinde artış, hizmet enflasyonu kanalında baskıyı artırabilir. Orta vadede; doğru kurgulanırsa, verimlilik yatırımı (yalıtım, verimli motorlar, otomasyon, çatı GES, ısı pompaları) hızlanacak. En kritik odak alanı, düşük gelir grubu ve stratejik sektörlerde seçici hedefli destek, 'kayıp-kaçak/verimlilik şartı' ile 'öngörülebilir takvim' olacak.

Prof. Dr. Doğan CANSIZLAR / Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi

"İş dünyası dayanıklılık stratejileri geliştirmeye çalışacak"

ABD'nin Trump dönemi tarifeleri, küresel ticareti bozacak, endişeleri artıracak, belirsizlik yaratacak. Küresel tedarik zincirleri değişecek, büyüme yavaşlayacak. Türkiye için, ihracat daralması ve maliyet artışı riski olabilir. Avrupa için ekonomide daralma daha fazla hissedilecek. Güç dengeleri açısından çok kutupluluk artacak. ABD-Çin rekabeti öne çıkacak, ABD-Çin ilişkileri dünyayı etkileyecek. Kutuplaşma artacak, iş dünyası dayanıklılık stratejileri geliştirmeye çalışacak. AB ise zayıf konumda kalmaya devam edecek. Türkiye'ye baz yüzde 10 tarifesinin sınırlı etkisi olacak ama dolaylı olarak risk var (AB/Çin zincirleri). AB'ye yakınlaşma potansiyeli olan Türkiye'nin, rakiplerine göre avantajlı olduğunu söylemek mümkün. Küresel ticarette tarifeler nedeniyle yüzde 1-2 daralma söz konusu. Türkiye için transatlantik ticaret fırsatları var. 2026 yılında küresel büyüme tahminim yüzde 2.8-3.2. ABD öncü olacak, gelişen piyasalar yavaşlayacak. Ulusalda büyüme tahminim ise iç talep destekli yüzde 3.5-4 aralığında. Küreselde yüzde 2 civarı yapışkan bir enflasyonla karşı karşıya kalınacak. Enerji fiyatları düşecek. Türkiye'de enflasyonda düşüş eğilimi sürecek ve yılı yüzde 23-25 aralığında tamamlayabilir. Ancak şoklara duyarlı olacak.

Prof. Dr. Mustafa ÖZER / Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Savunma sanayi yatırımları 2026'da cazip olabilir"

Uzun süredir cazibe merkezine dönüştürülen savunma sanayi ve çevresindeki sektörlere yatırımlar 2026'da cazip olabilir. Enerji ve yenilenebilir enerji yatırımları kapsamında rüzgar, güneş ve jeotermal yatırımlar artabilir. Sağlık ve biyoteknoloji yatırımları bir başka artış alanı olabilir. Bu kapsamda özellikle ilaç sanayi, medikal cihaz üretimi ön plana çıkabilir. Tabii ki turizm ve hizmet yatırımları. Sağlık turizmi ve kültür turizmi ilk aklıma gelenler. 2026'da imalat sanayinde otomasyon, robotik, yüksek teknoloji ve verimlilik artışı odaklı yatırımlar artabilir. 2026, yapay zeka ve onun türevi sayılacak veri altyapısı gibi alanlara yatırımların gündemde olacağı bir yıl olacak. 2026'da yapay zekanın ihtiyaç duyacağı enerjinin nasıl karşılanacağı da konuşulacak. Bütün bunlar yanında birde yatırım yapılması gereken alanlar başlığı açmak gerekir: Bilindiği gibi Avrupa Birliği 1 Ocak 2026'dan itibaren, 'demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre ve hidrojen' gibi sektörlerin ürün ithalatından alınmak üzere karbon vergisi uygulamasını başlattı. Yine bilindiği gibi en büyük ihracatçı sektörümüz imalat sanayinin, en fazla ihracat yaptığı ülke grubu AB. Bu kapsamda etkilenecek ihracat miktarı yaklaşık 23 milyar dolar. Bu nedenlerle bu sektörler kapsamında AB'ye ihracat yapan şirketler başta olmak üzere ileride bu kapsama alınacak sektörlerdeki firmalar da söz konusu gelişmelere kendilerini hazır tutmalı. Gerekli yatırımları yapmalı. Aksi takdirde AB'ye ihracatı unutmaları gerekecek. Çünkü yeşil dönüşümü yapmadan bu piyasalarda rekabet etmek mümkün olmayacak.

Prof. Dr. Nevzat SAYGILIOĞLU / Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Petrol savaşlarının yerini değerli mineraller alacak"

Küresel düzeyde jeopolitik gelişmeler yeni yıla damga vuracak gibi görünüyor. Yeni yılın 3. gününde ABD'nin Venezuela'ya yönelik baskını ve Başkan Maduro'yu esir alması çok önemli ve bir o kadar da tehlikeli gelişme. Jeopolitik gelişmeler arasında; henüz bitmeyen ve dayanıklılık testine dönüşen Ukrayna-Rusya Savaşı, Ortadoğu ile ilgili hedeflerini göz ardı etmeyen İsrail'in işgalci ve öldürücü tavrı, ABD'nin Güney Amerika ülkelerine yönelik ciddi uyarıları, hem ABD hem de İsrail'in radarında bulunan İran ile ilgili gelişmeler var. Ayrıca, ABD Başkanı Trump'ın ticaret savaşları bitmeyecek ve bölgesel olarak devam edecek. Petrol savaşlarının yerini değerli mineraller alacak. Teknolojik gelişmeler ve özellikle yapay zeka ile ilgili belirsizlikler yön sıkıntısı yaratacak. Türkiye açısından: 'Terörsüz Türkiye' söylem ve eyleminin akıbeti önemli. Zira Suriye'nin kuzeyindeki ABD ve İsrail'in desteklediği SDG/YPG olgusu çok sıkıntılı. İç siyasetin yeni gelişmelere açık olacağı kesin. Ekonomi politikaları konusunda radikal ve yapısal düzenlemeler yok gibi. 2026 yılında küresel ekonominin yüzde 3.1 büyümesini, enflasyonun yüzde 3.7 düzeyinde gerçekleşmesini, dış ticaret hacminin ise yüzde 2.3 düzeyinde artmasını bekliyorum.

Prof. Dr. Murat ŞEKER /İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi

"İşgücü piyasalarında iyileşme 2027 sonrasına kalır"

2026 yılı, küresel düzeyde enflasyonist sürecin ılımanlaşmaya başladığı bir dönem olabilir. Büyüme gelişmekte olan ülkelerde daha yüksek oranlarda gözlenebilir. 2026'da en çok ticaret savaşları konuşulacak. Öte yandan yaşanacak jeopolitik gerilimler özellikle enerji alanında kendini hissettirebilir.

ABD'nin yeni vergileri küresel tedarik zincirlerinde sorun yaşanmasına neden olabilir. Bazı mallarda maliyet artışları gözlenebilir. Türkiye'nin, dış ticaret alanında alternatif pazar arayışlarına devam ederek hızlı aksiyon alması olası krizlerden daha az etkilenmesini sağlayabilir.

2026'da yapay zeka, robotik teknolojiler, sağlık ve yeşil enerji alanları ön planda olmaya ve ağırlığını artırmaya devam edecek.

Türkiye'de dijital hizmetler, lojistik ve enerji alanları doğrudan yatırımda öncelikli sektörler olarak kendini gösterebilir. Ancak tabii ki istikrar ve öngörülebilirlik doğrudan yabancı sermayenin dikkate aldığı en önemli kriterler. O yüzden ekonomik ve sosyal istikrar, hukukun üstünlüğü, öngörülebilirlik noktasında ne kadar gelişme gösterirsek, doğrudan yabancı sermayeyi de o kadar rahat ülkemize çekebiliriz.

Eğer faiz oranları düşme eğilimine girerse konut talebi yükselecektir. Büyük şehirlerde yatırım amaçlı konut talebinin öne çıkacağını düşünüyorum. İşgücü piyasalarında iyileşmenin 2027 sonrasında gerçekleşebileceğini bekliyorum. 2026 yılı sonu için işsizlik oranı tahminim yüzde 9. GSYH büyüme tahminim yüzde 3.6, TÜFE tahminim yüzde 25. Politika faizi beklentim ise yüzde 30 düzeyinde.

Doç. Dr. Hakkı Arda TOKAT / TOBB ETÜ Öğretim Üyesi

"Emtialar 2026'da da gündemde olacak"

2025'in son çeyreğinde, 2026 için küresel ve ulusal ekonomide nasıl bir dönem geçireceğimizin sinyallerini almıştık. Yenidünya düzeni ve jeopolitik gelişmeler yıl boyunca gündemi işgal edecek. Bunun yanında, tarifeler ve tarifelerin uluslararası ticarete etkilerini de konuşmaya devam edeceğiz. ABD'nin dayattığı yeni düzene Avrupa'nın nasıl ayak uyduracağı, Rusya ve Çin'in de nasıl tepki vereceği, politik ve ekonomik olarak ciddi sonuçlar doğuracaktır. Senenin ilk çeyreğinde emtialarda hareketlilik yaşanacaktır. Değerli metallerde, kısa vadeli düzeltme hareketleri yaşansa da, halen yeni rekorların beklendiğini söyleyebiliriz. Petrolde politik gelişmelere paralel olarak, kısa vadeli yukarı yönlü tepkiler olsa da, fiyatların şu anki seviyeleri koruması ya da küresel ticaretin de aşağı yönlü baskısıyla 50 dolar seviyelerine gerilemesi beklenebilir. ABD ve FED cephesi ise oldukça karışık. ABD yönetiminin Powel'ın üzerine gitmesi, Mayıs ayında yönetimin etkisi altında yeni bir başkanla devam edilecek olması, senenin ikinci yarısında ABD tarafında faizlerin, verilerden ve genel ekonomik gelişmelerden bağımsız şekilde daha hızlı inebileceği sinyallerini vermekte. TCMB de, enflasyonun kontrol altına alınması halinde faizleri aşağı yönlü güncelleyecektir.

Prof. Dr. Ersan ÖZ / Pamukkale Üniversitesi Rektör Yardımcısı

"Enflasyon patikası, faiz kararlarında belirleyici olacak"

2026 yılında küresel piyasalardaki olumlu görünüm, dış talepteki iyileşme ve hane halkı tüketiminin dirençli seyrini korumasına bağlı olarak Türkiye ekonomisinin büyüme görünümünün daha da iyileşme beklenebilir. 2026 yılında deprem harcamalarının azalması büyümeyi aşağı yönlü çekebilecek nitelikte olsa da, 2026 için öngörülen sosyal konut harcamaları ve yılın başından itibaren kademeli olarak aşağı yönlü seyretmesi beklenen faizlerdeki düşüşe paralel olarak konut finansmanının daha da rahatlamasıyla, inşaat sektöründe yaşanan hareketlilik büyümeyi yukarı çekebilecek. Buradaki hassas nokta, sektördeki hareketlenmenin konut fiyatlarına yukarı yönlü yansıyıp enflasyona muhtemel negatif tesiri. Türkiye ekonomisinde 2026 yılının ilk yarısı, mevcut politikaların korunacağı ve bu doğrultuda dezenflasyon programına bağlı, faizin kademeli olarak gevşetildiği bir sürecin devam edeceği öngörülebilir. 2025 yılında yaklaşık yüzde 42 ile başlayan enflasyonun yılın sonunda yüzde 30.89'a gerilediği görülüyor. 2026'da maliyet kaynaklı baskılar ve tüketici alışkanlıkları gibi etkenler göz önüne alındığında, daha yavaş düşen bir enflasyonla karşı karşıya kalacağımızı ifade edebiliriz. 2026 yılı enflasyonun nasıl bir patika izleyeceği, faiz kararlarında belirleyici rol oynayacaktır. 2026 yılı sonu tahminlerim; GSYH büyümesi yüzde 4, TÜFE yüzde 23-24, işsizlik oranı yüzde 8.5-8.7, cani açık 25 milyar dolar, politika faizi beklentim ise yüzde 29-30 şeklinde.

Doç. Dr. Uğur AKKOÇ / Pamukkale Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Ulusal ekonomide enflasyon ve büyüme açmazı belirleyici"

Son iki yıldır olduğu gibi 2026 yılında da, küresel ekonomi politik risklerden kaynaklanan dalgalanmalardan etkilenmeye oldukça açık. Piyasalar uluslararası politik riskleri dikkatle takip etmeye ve politik istikrarı fiyatlamaya devam edecek. Siyasi krizlerin arasındaki ılımlı dönemlerde ise büyümenin yeniden hızlanmasının ana gündem olmasını bekliyorum. 2026 hem küresel ekonomi hem de Türkiye ekonomisi için bazı trade-off'ların belirleyici olduğu ve iktisat politikasında karar verme sanatının ustalık gerektireceği bir yıl olacak.

Küresel ekonomide; ekonomik büyümenin yeniden hızlandırılması ile kamu kesiminin sürdürülmesi zor ekonomik boyutlara ulaşması en önemli açmazlardan biri. Kamu borcunun döndürülemez bir noktaya ulaştığı ve kamu kesiminin ekonomik olarak eski sınırlarına çekilmesinin artık mümkün olmadığı akademik camiada tartışılan önemli gündemlerden biri. Küresel ekonomi için, kamu kesimi üzerindeki küçülme beklentileri ve politik riskler arasında büyümenin zayıf olduğu, dövizin küresel merkezlerde kaldığı, gelişmekte olan ülke piyasalarının istikrarlı bir yükselişte zorlandığı bir yıl tahmin ediyorum.

Öte yandan küresel ölçekte pandemi sonrası enflasyon sorununun bu yılla birlikte bertaraf edildiğini söylemek yanlış olmaz. Fiyat istikrarı başlığının iktisat politikasının yeni yıl ajandalarında olmadığını söyleyebiliriz. Enflasyonun soğuması ve faiz indirimlerinin başlaması ile para politikasında ılımlı gevşeme beklemekteyim.

Ulusal ekonomide ise enflasyon ve büyüme açmazı belirleyici. Enflasyonun uzun dönemli patikasına yaklaştıkça dirençli hale geliyor. Enflasyonla mücadelenin nispeten daha zor olduğu ve maliyetlerinin daha yüksek olduğu bir platoya (yüzde 20'lere) giriyoruz. Burada, fiyat istikrarı ve büyüme tahterevallisinde tercihin nereye konumlanacağı kritik derecede önemli. Küresel yatırım iklimi politik risklerden dolayı çekingen kaldıkça, büyümenin yavaş, işsizliğin canlı olduğu bir yıl görebiliriz.

Prof. Dr. Sinan ALÇIN / İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi, Ekonomi ve Yönetim Danışmanı

"Emtialarda dalgalı ve sert hareketler yaşanabilir"

2025 yılı Trump'ın ikinci kez başkanlık koltuğuna oturması ve 2 Nisan 2025'deki Yeni Gümrük Tarifeleri yoluyla başlattığı küresel ticaret savaşlarındaki yeni faz, küresel ekonomide geri dönüşü mümkün olmayan bir kaos ve yavaşlamayı tetiklemiş durumda. 2026'nın hemen başında Trump'ın, Venezüella Devlet Başkanı Maduro'ya karşı operasyonu ve Grönland başta olmak üzere, çoklu tehdit yaklaşımı, 2025'deki risklerin 2026 yılında da güçlenerek devam edeceğini gösteriyor. Neticede, tedarik zincirleri yeni ve daha kısa hatlarda tekrar örülürken, küresel büyüme iştahındaki yavaşlama sürüyor. 2026'nın 2025'den devraldığı ve küresel ekonomi ve ticaret üzerinde belirleyici olan bir diğer konu ise yapay zeka alanındaki gelişmeler. Yapay zeka bir yandan iş yapma biçimlerini değiştirirken diğer yandan da hem sermayenin tekelleşmesi hem de yaygın istihdam kayıpları riskini potansiyel olarak taşıyor. Türkiye açısından hem küresel belirsizlikler hem Avrupa Birliği'ndeki ticari korumacılık hamleleri hem de içerideki siyasi tansiyonun yüksekliği 2026 yılını 'bıçak sırtı' bir görünüme taşıyor. Genel seçim sonrasında Merkez Bankası her ne kadar enflasyonla mücadelede yol kat etmiş olsa da, 2027 yılı için öne çekilmiş bir seçim ihtimali yılın son çeyreğinde yeniden mali genişlemeye gidilmesi ihtimalini de senaryo içerisinde tutuyor. 2026 yılı Merkez Bankası'nın her bulduğu fırsatta faiz indirmeye çalıştığı, bunun BİST üzerinde kısmi olumlu etkisinin olacağı bir yıl. Bireysel yatırımcı açısından ise altın ve gümüş başta olmak üzere, emtia grubunda dalgalı ve sert hareketlerin yaşanabileceği bir yıl 2026.

Prof. Dr. Murat ÇETİNKAYA / Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Avrupa'nın tedarik güvenliği arayışı Türkiye için büyük fırsat"

2026'da Türkiye'ye yönelik riskler açısından, dezenflasyonun kalıcılığı ve beklenti yönetimi en önemli başlık. Bir diğer risk, kur ve dış finansman hassasiyeti. Küresel risk iştahı bozulursa (tarifeler, enerji şoku, jeopolitik gerilim) sermaye akımları ve refinansman maliyetleri üzerinden baskı artabilir. Küresel korumacılık da riskler arasında. AB/ABD pazarlarında korumacılık artarsa ihracat kompozisyonu ve marjlar zorlanır; aynı anda Çin rekabeti içeride de fiyatları sıkıştırır. ABD'nin gümrük tarifelerini artırınca, başta Çin olmak üzere pek çok Uzakdoğu ülkesi, Amerika'ya eskisi kadar satamayacağı için elinde kalan malları, başka pazarlara göndermeye başladı. Bizim geleneksel pazarlarımızda, Çin rekabeti, eskisinden daha da şiddetli hale gelebilir. Elbette fırsatlar da var. Ülkemizde sıkılaşmadan "normalleşmeye" geçiş ile birlikte enflasyon düşüşü güçlenirse, daha öngörülebilir finansman koşulları ve TL'ye güven kanalı çalışabilir. Bu durum kredi faizlerinde iyileşme ile büyüme dinamizmini arttırabilir. CDS primlerindeki düşüş, risk algısını azaltacaktır; borçlanma maliyetlerini düşürerek, yatırım ortamını daha öngörülebilir hale getirecektir bu durumda yabancı sermaye girişini destekler. Avrupa'nın tedarik güvenliği arayışı Türkiye için fırsat penceresi yaratıyor; ama bunu yakalamak için istikrar ve yatırım iklimi şart. Deprem etkisinin ortadan kalmasıyla bütçe üzerindeki baskılar makro ekonomik dengelenmede katkı sağlayacaktır.

Savunma sanayi, artık ülkemizde jeoekonomik kaldıraç haline geldi. NATO ülkeleri ve yakın coğrafyada artan savunma harcamaları, Türkiye'nin platform/alt sistem/mühimmat ihracatını büyütme penceresi açıyor.

Prof. Dr. Erdal DEMİRHAN / Afyon Kocatepe Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Ticaret savaşları büyümeyi baskılayabilir"

2026'da küresel gündemin ana başlıklarından biri, Powell'ın başkanlık görevinin Mayıs ortasında sona erecek olmasıyla birlikte FED'de atama süreci ve bağımsızlık tartışmaları olacak. ABD'de büyümenin ılımlı seyrettiği, enflasyonun ise hedefe yakın ama tartışma yaratacak kadar 'inatçı' kaldığı bir görünüm korunabilir. Avrupa'da özellikle Almanya kaynaklı zayıf büyüme öne çıkarken, kamu harcamaları ve AB fonlarının devreye girmesiyle 2025'e göre sınırlı bir toparlanma konuşulacak; güçlü euro senaryosu enflasyonu hedefe yakın tutarken rekabet gücü tartışmalarını artırabilir. Çin'de deflasyon baskısı ve zayıf iç talep görünümü sürerken mali/parasal destekler, ihracat odaklı model ve ticaret gerilimleri ana gündem olacak. Emtia tarafında altın, jeopolitik belirsizlikler ve merkez bankası alımlarının desteğiyle güçlü kalırken; gümüş daha çok sanayi talebindeki dalgalanmalarla oynak bir görünüm sergileyebilir. Petrol tarafında ise arz fazlası endişeleri ve zayıf talep fiyatları baskılayan temel tema olmaya devam edecek.

Türkiye açısından, 2026'da dezenflasyon sürecek ancak 2025'e kıyasla daha yavaş bir tempoda ilerleyecek; yıl genelinde enflasyonun yüzde 20'ler bandında seyrettiği bir görünüm öne çıkacak. Bu çerçevede, TCMB'nin toplantılarında kademeli faiz indirimleri ve indirimlerin hızı/ölçüsü yılın en çok tartışılan başlıklarından biri olacak. Politika faizindeki gevşemeye paralel olarak mevduat ve kredi faizlerinde de düşüşler görülse de, finansman koşullarındaki rahatlama sınırlı kalabilecek. Ayrıca 2026, TL'nin reel anlamda değerli seyrinin korunmasının; rekabet gücü, ihracat performansı ve cari denge üzerindeki etkileri üzerinden yoğun biçimde konuşulduğu bir yıl olacak.

Ticaret savaşları küresel ölçekte maliyet artışı ve verimlilik kaybı, tedarik zincirlerinde yeniden konumlanma ve belirsizlik üzerinden yatırım iştahında zayıflama kanallarıyla büyümeyi baskılayabilir; bazı sektörlerde fiyat geçişkenliği yoluyla enflasyon baskısı da yaratabilir. Türkiye açısından olası olumsuz etkiler; güçlü parasal ve mali disiplinle risk priminin kontrol altında tutulması, ihracatta pazar ve ürün çeşitlendirmesi ve rekabetçiliği artıracak adımlarla daha sınırlı hale getirilebilir.

Prof. Dr. Savaş ERDOĞAN / Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Türkiye'nin baş başa kalacağı iki konu: Enflasyon ve faiz"

2026 yılında küresel ekonomi savaşlara, enerji fiyatlarına ve faiz oranlarına bağlı olacak. Türkiye'nin baş başa kalacağı iki önemli konu ise enflasyon ve faiz oranları. Bu yıl 'dolar kurunda meydana gelen gevşeme, gelişmekte olan ülkeler açısından sermaye çekme' fırsatlar, 'bölgesel istikrarsızlık ve savaşlar, enerji ve altın fiyatlarında belirsizlikler' ise riskler olarak sıralanabilir. 2026'da gelişmiş ülkelerin yüzde 1 civarı, gelişmekte olan ülkelerin ise yüzde 3-yüzde 3.5 civarı büyümesi bekleniyor. Enflasyon düşme eğiliminde olmaya devam edecek. Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme öngörüm yüzde 3.5. Enflasyon düşmeye devam edecek, yıl sonu öngörüm yüzde 24. Yine yıl sonu politika faizi beklentim ise yüzde 27.

Yatırımlara gelince, 2026'da teknoloji, iletişim ve yenilenebilir enerji sektörüne yeni yatırımlar olacak. Ayrıca gıda ve içecek sektörüne yapılan yatırımlar yerini koruyacak. 2026 yılı tamamında altın, gümüş yine artışını koruyacak. Gel gitler ile Borsa kazandırıp kaybettirecek. 2025'te ABD'nin yeni vergilerle tetiklediği ticaret savaşlarına benzer ticaret savaşları gerçekleşecek.

Prof. Dr. Murat FERMAN /İstanbul Beykent Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Jeopolitik gelişmeler piyasaları biçimlendiriyor"

2025 yılının hakim trendi olan jeopolitik gelişme ve dinamiklerin; eko-politik gidişat ve piyasaları biçimlendirmesi, 2026 yılında varlığını koruyacak. Söz konusu jeopolitik dinamikler, bütünleştirici; istikrar-dostu olmaktan ziyade ayırıcı; askeri/ekonomik güce dayalı kırılmalar üzerinden ilerleyecek. Ticaret politikaları üzerinden yeni açılımlar; yapay zeka kapasite ve etik boyutları gündemde olacak. Kripto varlıkların yapısal sorunları ve gelecek potansiyeli; gelir dağılımında ve servet transferi kulvarında yaşanan gelişmeler ve ana omurga olarak; İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulmuş eko-politik mimaride revizyon ve değişim açılımları olacak. Riskler kulvarında jeopolitik çatışma ve gerginlikler; demokratik işleyiş ve katılımlarda gerileme; Çin'in doz artıran dünya pazarlarına satış atakları sayılabilir. Fırsatlar kulvarında ise yapay zeka ve teknolojik gelişmeler çerçevesinde yaşam kalitesi ve refah kulvarında kazanımlar; tüketim ve kaynak kullanımında sadeleşme/yalınlaşma trendlerinin yayılması; yeni uluslararası işbirliği ve yapılanma fırsatlarının hegemon ABD gücüne alternatif/reaksiyon olarak yükselişi sıralanabilir.

2026'da küresel ticarette ılımlı büyüme; enflasyon oranlarında sınırlı gevşetme ve yukarı yönlü hareket; gümrük vergi ve ticaret işleyiş kural ve anlaşmalarında (STA-TTA) yeni yapılanmalar; ılımlı küresel büyüme temposunun korunması beklenebilir. Türkiye ekonomisine ilişkin 2026 yılı sonu tahminlerim yüzde 3.8 GSYH büyümesi, yüzde 23.5 enflasyon, yüzde 8.6 işsizlik oranı, 24 milyar dolar cari açık ve yüzde 27-29 aralığında politika faizi şeklinde.

Prof. Dr. Esra KABAKLARLI / Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Savunma sanayi teknolojileri öne çıkacak"

2026 yılında küresel ekonomide öne çıkacak konular yaratıcı yapay zeka, çip üretimi, jeopolitik riskler nedeniyle savunma sanayindeki teknolojiler, üçüz dönüşüm (yeşil-dijital-sosyal dönüşüm), tarifeler ve değerli metallerdeki fiyat artışı olarak düşünülebilir. 2026 da Türkiye ekonomisi için öne çıkacak başlıklar düşen faiz ortamında yükselmesi beklenen Borsa İstanbul endeksi, tarımın GSYH de düşen payı nedeniyle artan gıda fiyatları, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın demir-çelik, çimento gibi sektörlerde meydana getireceği fiyat artışları ve ihtiyaç duyulacak ihracat desteği. Ayrıca büyük kentlerde görülen yağış azlığı ve kuraklık nedeniyle geliştirilmesi beklenen bulut tohumlama gibi yeni teknolojiler ve savunma sanayinde dünyada çıkması beklenen yeni Türk unicorn şirketler, Yükseköğretim Kurulu'nun (YÖK) Türkiye'deki üniversiteler için planladığı üniversitelerin 3 yıla inmesi ile beklenen istihdam piyasasındaki yeni gelişmeler. 2026'da, geniş tanımlı işsizliğin ve manşet işsizliğin artmasını bekliyorum. 2026 yılı sonu tahminim dar tanımlı işsizlik oranı için yüzde 9, geniş tanımlı işsizlik (atıl işgücü) oranı için yüzde 32 düzeyinde. 2024 Aralık'ta yüzde 42 olan TÜFE, 2025 Aralık'ta 11 puan düşüşle yüzde 30.89'a geriledi. Reel faizlerin 2026 yılı içinde düşüş beklentisini dikkate alarak 2026 için yüzde 18-20 civarı bir TÜFE bekliyorum. 2026 yılı sonu politika faizi tahminim yüzde 22.

Prof. Dr. Fatih MANGIR / Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Ticaret savaşları büyümeyi aşağı, belirsizlikleri yukarı çekecek"

ABD'nin yeni vergilerle tetiklediği ticaret savaşları küresel büyümeyi aşağı, belirsizlikleri yukarı çekecek. Yüksek tarifeler sadece 'ticaret hacmini' azaltmayacak; yatırımlarda ertelenme kararları alınacaktır. Ticaret maliyetlerinin yükselmesi fiyatlar ve yatırımlar üzerinde baskı yaratırken, politika yönüne dair öngörülebilirliğin azalması firmaların ve yatırımcıların karar alma süreçlerini zorlaştırıyor. Bu tablo, ekonomik dengelerin daha kırılgan ve oynak olacağı bir döneme işaret ediyor. Gümrük tarifeleri, istihdam ve yeni işe alımlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturmaya devam edebilir.

Tarifeler, ithal girdiler üzerinden maliyet enflasyonu yaratır. İlk tur etkiler sınırlı kalsa bile firmalar bir süre sonra marjı taşıyamayıp fiyatlara yansıtabilir. Buna karşılık 'ticaret saptırması' (başka ülkelerden tedarik) enflasyon etkisini kısmen yumuşatabilir; ama bu kez verimlilik kaybı ve daha pahalı tedarik kalıcılaşır. Tedarik zincirinin yeniden konumlanmasıyla kazanan-kaybedenler keskinleşir. Firmalar 'en ucuz' yerine 'en güvenli/kurala dayanıklı' tedarike döner.

ABD'nin tarifeleri bazı ürünlerde Türkiye'ye pazar payı fırsatı doğurabilir (ticaret saptırması). Ancak küresel büyüme yavaşlarsa, AB başta olmak üzere ana pazarlarda talep zayıflayabilir. Ayrıca 'kurallar/menşe' sertleşirse, Türk ihracatçı için uyum maliyeti artar. Küresel risk iştahı bozulursa gelişen ülkelere fon akışı zayıflar; bu da Türkiye'de finansman maliyeti ve kur oynaklığı üzerinden enflasyonla mücadeleyi zorlaştırabilir. Enerji/emtia şokları ticaret gerilimleriyle tetiklenirse cari denge baskılanabilir. Yeni hat kurma ihtimali de var. Avrupa'ya yakınlık, lojistik avantaj ve bazı sektörlerde kapasite ile Türkiye tedarik çeşitlendirme dalgasından pay alabilir; ama bunun şartı: öngörülebilir makro çerçeve ve finansmana erişim koşullarının oluşmasıdır.

üProf. Dr. Mustafa YILDIRAN / Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Jeopolitik riskler yükselecek"

2026 yılında ABD ile Çin, Rusya rekabetinin jeopolitik riskleri ve muhtemel etkileri konuşulmaya devam edecek. Dünyada savaş beklentileri üzerine tartışmaları yoğunlaşacak. Artık ekonomi tartışmaları piyasalardaki arz ve talep dengelerinden çok küresel ekonomideki büyük güçlerin politik ve stratejik davranışlarının ekonomik sonuçları olacak. Trump yönetimindeki ABD, Çin'in dünya ekonomisindeki enerji ve ticaret bağlantılarını ortadan kaldırmak için askeri operasyonlara bağlı politik müdahalelerine devam edecek. Özellikle Latin Amerika'daki petrol, mineraller ve madenlerin kontrolünü sağlamaya çalışması dünyada jeopolitik risklerin yükseleceğini gösteriyor. Bu gelişmeler, dünya borsalarında yüksek teknoloji ve savaş endüstrisini bekleyen sektörler dışında teşvik edici olmayacak. Özellikle, Asya borsalarının aşağı eğilimli olması beklenebilir. ABD'nin özelikle Meksika gibi büyük ülkelere müdahaleleri bölgedeki gerginleri artıracağı için finansal piyasalardan çok altın gümüş gibi emtialarını değerinin yükselişinin devem edeceği dünyanın önemli strateji kuruluşlarının raporlarında yer alıyor. Ayrıca artan müdahaleler enflasyon trendlerinin yeniden yükselmesine neden olabilecek. Bu durum, piyasalarda parasal genişleme eğilimlerini ortadan kaldıracak en büyük risklerden. Kripto para piyasalarında artan jeopolitik riskler nedeniyle ani çöküşlerle karşılaşmak da riskler arasında. Dünya ekonomisinin en önemli mali sorunu da, hızla yükselen kamu borçlarının çevrilebilirliği. Kamu borçlarının yarısından fazlası gelişmiş ekonomilere ait. Bu durumda, gelişen ekonomilere finansal akımların dönüşü zorlaşacak. Bu gelişme, Türkiye gibi finansman ihtiyacı olan ülkelerde finansman maliyetini artırıcı etkiler yapabilir.

Prof. Dr. Haluk YERGİN / Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Türkiye, küresel ticaret rotaları için önemli bir merkez"

Geçmişte olduğu gibi ticaret rotaları her geçen gün daha da önem kazanıyor. Daha düşük maliyet ve daha düşük risk, güzergahları cazip hale getiriyor. Türkiye Doğu-Batı ekseninde yer alan orta koridorun merkezinde yer alırken, bu güzergahların Kuzey ve Güney koridorlarına entegre olmasını önemsiyor. Türkiye 2030 yılında tamamlamayı planladığı Kalkınma Koridoru ve Zengezur Geçidi ile küresel ticaret rotasında daha merkezi konumda yer almayı planlıyor. Bu güzergahlar, ülke içinde yapılan yol, köprü ve tünellerle destekleniyor ve ülke dışı rotaların ülke içi ile çok daha kolay entegre olmasını amaçlıyor. Türkiye aynı zamanda, Karpatya, Baltık Denizi ile Adriyatik Denizi'ni birbirine kara yoluyla bağlayacak Üç Deniz Girişimi'ne stratejik ortak. Türkiye bu kritik stratejileri ve projeleri ile küresel ticaret rotaları için önemli bir merkez olmayı planlıyor. Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) 26-29 Mart 2026'da Kamerun'un Yaounde kentinde düzenleyeceği 14. Bakanlar Konferansı, küresel ticaretin yönü bakımından oldukça önemli. Türkiye, daha düşük enflasyon oranları ve uzun bir süredir tek rakamlı işsizlik düzeyini sürdürerek 2026'ya girdi. Bu durum iç ekonomik istikrar bakımından göreceli bir olumluluğu yansıtıyor. İhracat 2025'te yıllık yüzde 4.5 artarak 273 milyar 434 milyon dolar, ithalat yüzde 6.3 yükselişle 365 milyar 524 milyon dolar oldu. Dış ticaret açığı ise yüzde 12 artışla 92.1 milyar dolara yükseldi. Dış ticaret açığında yaklaşık olarak 30 milyar doların altın ve gümüş ithalatına ait olması dikkat çekici. Dış ticaret bakımından turizm vb. kalemlerin gelirleri toplama dahil edildiğinde cari hesap bakımından çok karamsar bir görünüm olmadığı görülüyor.

Prof. Dr. Ata ÖZKAYA / Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Türk ekonomisinin ana teması, faiz indirim süreci ve kredilere yansıması"

2026 yılında Türk ekonomisinin başlıca teması faiz indirim süreci ve bunun kredi genişlemesine nasıl yansıyacağı konusu. Bunun birbirinden bağımsız iki etkeni var. Birincisi yabancı yatırımcıkreditorlerin nominal faiz ile TL'nin değer kaybı makasına göre bekledikleri reel getiri; ikincisi ise yerli tasarruf sahiplerinin reel faiz, artı beklenen enflasyon ile TL'nin değer kaybı makasına göre bekledikleri reel getiri.

Tam bu noktada ekonomi yönetimi ve Merkez Bankası, yabancı yatırımcıya TL'nin beklenen değer kaybı makasına ilişkin taahhüdü ilan ediyor. Çünkü nominal faiz zaten ekonomi yönetiminin kontrol ettiği enstrüman. Bu noktada yabancı kreditörler sadece TL'nin beklenen değer kaybı oranını bilmek ister. Bu değer, yüzde 16-19 arasında çeşitli bilgilendirme toplantılarında açıklandı. Açıklama; kurun değer kaybı olarak değil, enflasyon beklentilerinin iması olarak yapılıyor. Diğer yandan yerli tasarruf sahipleri için bilinmesi gereken değişken sayısı ikidir: Enflasyonun alacağı değer ve TL'nin değer kaybı oranı. Enflasyon beklentisi resmi olarak yüzde 22 civarında. Bu çerçevede faiz seviyesi yüzde 28 civarına indirilecektir. Böylece 2026'da yabancı kreditörlerin ülkemizden almayı beklediği dolar getirisi yıl ortalaması yüzde 17 seviyesindedir. 2025 yılında bu yüzde 24 oldu ve ülkemizden ABD Teknoloji Borsası NASDAQ yılık getirisi kadar dolar getirisi elde ettiler. Enflasyon konusunda dikkat edilmesi gereken birçok nokta var. Hanehalkının beklentisi yüzde 55, reel sektörün beklentisi ise yüzde 35 civarında. Hanehalkının bu davranışı, eline geçen faiz gelirinin tekrar mevduata dönme hızının yüzde 50'ler civarında olduğu, geri kalanını ya harcama ya da konut, otomobil, altın üçlüsüne yatırabileceği yönünde düşünülmeli. Bu da iç talebin güçlü olduğunun sinyali.

Küresel ekonomideki bazı gelişmeler ülkemize olan döviz nakit akışını sınırlayabilir. Bunların başında İran'a yaptırımlar ve gümrük tarifesinin tekrar yükseltilmesi var. Ayrıca FED'in gevşemesi uzadıkça, gelişmekte olan ülkelere dair risk algısını yüksek tutabilir. CDS primimizin inmesi bu konuda işimize yarar. Çin ekonomisinin seyri temel başlık olacaktır.

BİZE ULAŞIN