HÜLYA GENÇ SERTKAYA / Türk turizm sektörü 2025 yılını rekorlarla kapattı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye'nin turizm geliri 2025'te yıllık yüzde 6.8 artışla 65 milyar 230 milyon 749 bin dolar olarak gerçekleşti. Ziyaretçi sayısı ise yüzde 2.7 artışla 63 milyon 917 bin 57 kişiye ulaştı. Bir diğer rekor da tüm ziyaretçiler için 100 dolara ulaşan kişi başı gecelik ortalama harcamadan geldi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, küresel ölçekte ekonomik ve siyasi belirsizliklerin yaşandığı bir dönemde Türkiye'nin turizmde 2025 yılını rekorlarla kapatmayı başardığını vurguladı. Bakan Ersoy, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında Türkiye'nin "65.2 milyar dolarla" turizm gelirlerinde tarihinin en yüksek seviyesine ulaştığını belirterek, Türkiye'nin 2026 yılı turizm geliri hedefinin ise 68 milyar dolar olduğunu ifade etti. Ersoy, 2026'da çift haneli büyüme bekledikleri pazarları şöyle sıraladı:
"Amerika kıtasında Kanada ve ABD, Avrupa kıtasında İrlanda, İspanya ve İtalya, Yakın Asya'da Rusya Federasyonu, Uzakdoğu'da Japonya, Güney Kore ve Çin. Bu yıl özellikle Çin pazarının çok ciddi oranda büyümesini öngörüyoruz. Bu pazarlarda yoğun tanıtım çalışmalarımızı başlattık."
TÜİK verilerine göre, 2025 yılında Türkiye'nin turizm gideri yıllık yüzde 24 artarak 9.6 milyar dolara ulaşırken, bu dönemde yurtdışını ziyaret eden vatandaş sayısı ise yüzde 4.4 artışla 11 milyon 897 bin 355 kişi oldu.
HANEHALKININ BEKLENTİLERİNDE BOZULMA
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, Ocak'ta 12 ay sonrası yıllık tüketici enflasyon beklentileri bir önceki aya kıyasla, piyasa katılımcıları için 1.15 puan azalarak yüzde 22.20, reel sektör için 1.90 puan azalarak yüzde 32.90 seviyesine gerilerken, hanehalkı için 1.8 puan artarak yüzde 52.08'e yükseldi. Gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun düşeceğini bekleyen hanehalkı oranı ise aylık 1.64 puan artışla yüzde 26.17 oldu.
Afyon Kocatepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdal Demirhan, enflasyon beklentilerindeki ayrışmanın dezenflasyon sürecini kırılganlaştırdığı, TCMB'nin yıl sonu enflasyon hedeflerine ulaşılması açısından önemli bir risk alanı oluşturduğu görüşünde.
GÜNCELLEMENİN AŞAĞI YÖNLÜ ETKİSİ OLABİLİR
Bu hafta gözler yılın ilk enflasyon verisinde olacak. TÜİK Ocak ayı enflasyonunu 3 Şubat'ta açıklayacak. Ekonomistler enflasyon sepetindeki güncellemenin aylık enflasyonu üzerinde aşağı yönlü etkisine dikkat çekti. Prof. Dr. Erdal Demirhan, 2026 Ocak'ta, önceki aylarda üst üste yüzde 1'in altında gerçekleşen aylık enflasyonun yukarı yönlü bir seyir izlemesinin beklendiğini söyledi. Demirhan, "Ocak ayı enflasyonunun, geçen yılki yüzde 5.03 seviyesinin yaklaşık 1 puan altında gerçekleşmesi olası. Böyle bir gerçekleşme, yıllık enflasyon oranının yüzde 30'un altına gerilemesini mümkün kılabilir. Ocak ayında TÜFE sepeti ağırlıklarındaki güncellemenin, aylık enflasyon oranı üzerinde sınırlı da olsa aşağı yönlü bir etkisi olabileceğini not edelim" dedi.
3. Göz Danışmanlık CEO'su Hikmet Baydar ise, TÜİK'in 2025 yılını baz alarak enflasyon hesaplama metodolojisinde değişikliğe gittiğini vurgulayarak, o yüzden ocak ayı enflasyonunun her ne kadar TCMB'nin piyasa katılımcıları anketinde aylık yüzde 3.76 olarak beklense de değişen metodoloji nedeniyle bir öncekilerin devamı gibi bir karşılaştırmanın sağlıklı olmayabileceğini vurguladı. Baydar, "Şimdilik beklentimiz yüzde 4 civarı aylık enflasyon gelmesi yönünde" ifadelerini kullandı.
2026 yılının ilk enflasyon verisinin yüzde 4-5 bandığında gelebileceğine işaret eden Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Yıldıran ise, yılın ilk çeyreğinde gözlenecek aylık enflasyon artışlarının Nisan itibarıyla düşüşe geçeceğini dile getirdi. Yıldıran, "İkinci yükseliş dalgasının da ekim ayında gerçekleşmesi mümkün. Özellikle enerji fiyatlarının kontrollü gitmesi ve sıkı para politikasının devam etmesi durumunda enflasyonun tedrici olarak gerilemesi mümkün olacak" diye konuştu.
DIŞ TİCARET AÇIĞI 92 MİLYAR DOLAR
Türkiye'nin ihracatı 2025'te yıllık yüzde 4.4 artışla 273 milyar 361 milyon dolara ulaşırken, ithalatı yüzde 6.2 artışla 365 milyar 370 milyon dolar oldu. TÜİK ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre, 2025'te dış ticaret dengesi yüzde 11.9 artışla 92 milyar 9 milyon dolar açık verdi. 2025'te bir önceki yıla göre, ihracatın ithalatı karşılama oranı 1.3 puan azalışla yüzde 74.8'e geriledi.
2025 yılı Ocak-Aralık döneminde ekonomik faaliyetlere göre ihracatta imalat sanayinin payı yüzde 94.3, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3.5, madencilik ve taş ocakçılığı sektörünün payı yüzde 1.6 oldu. 2025'te toplam ithalatta ara mallarının payı yüzde 68.4, sermaye mallarının yüzde 15, tüketim mallarının yüzde 16.2 olarak gerçekleşti.
"GB'NİN GÜNCELLENMESİ KRİTİK HALE GELİYOR"
Son günlerde Hindistan'ın Avrupa Birliği (AB) ile yaptığı Serbest Ticaret Anlaşması (STA), Türkiye'ye etkisi, Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşmasındaki güncellenme ihtiyacı gibi konular sıkça konuşuluyor. Prof. Dr. Erdal Demirhan, son bir yılda ABD'nin gümrük tarifelerini artırmasıyla güçlenen korumacılık dalgasının, küresel ticarette belirgin kırılmalara yol açtığını vurgulayarak, şunları söyledi:
"Ülkeler tedarik güvenliğini ve pazar erişimini korumak için ikili/bölgesel anlaşmalara daha fazla yönelirken, AB bu alanda en aktif aktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Mercosur sürecinin ardından AB'nin Hindistan'la STA'ya yönelmesi bu çizginin devamı niteliğinde. Anlaşma, Hindistan'a özellikle tekstil gibi emek-yoğun sektörlerde AB pazarına daha avantajlı erişim sağlarken, AB'ye de hızlı büyüyen bir pazarda etkinliğini artırma ve tedarik zincirlerinde Çin'e bağımlılığı azaltma imkanı sunuyor.
Hindistan-AB STA'sının Türkiye'ye etkisi iki kanalda öne çıkıyor. İlk olarak, tarifelerin düşmesi veya sıfırlanması Hindistan'a AB pazarında maliyet avantajı sağlayarak Türkiye'nin güçlü olduğu bazı ürünlerde pazar payı kaybı riskini artırabilir ve Gümrük Birliği'nin (GB) sağladığı göreli avantajı zayıflatabilir. İkinci olarak, 'asimetrik etki' sorunu gündeme gelir: Türkiye, AB ile GB nedeniyle AB'nin Hindistan'a tanıdığı avantajların Türkiye pazarına dolaylı yansımasını hissederken, Hindistan pazarında aynı ayrıcalıklı erişimi otomatik olarak elde edemediği için asimetrik bir rekabet baskısıyla karşılaşabilir.
Mercosur ve Hindistan anlaşmaları, AB'nin önümüzdeki dönemde yeni STA'lara yönelme olasılığının yüksek olduğunu gösteriyor. Bu nedenle Türkiye-AB Gümrük Birliği'nin güncellenmesi daha kritik hale geliyor."
İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 7.7
Geçen haftanın öne çıkan yurt içi verilerinden biri de işgücü istatistikleriydi. TÜİK verilerine göre, 2025 Aralık'ta bir önceki aya kıyasla 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 286 bin kişi azalarak 2 milyon 736 bin kişi, işsizlik oranı ise 0.8 puan azalarak yüzde 7.7 oldu. 2025 Aralık'ta bir önceki aya göre, mevsim etkisinden arındırılmış verilerle istihdam edilenlerin sayısı 42 bin kişi azalarak 32 milyon 685 bin kişi, istihdam oranı ise değişmeyerek yüzde 49.1 oldu. İşgücüne katılma oranı 0.5 puan azalarak yüzde 53.2 olarak gerçekleşti. Genç nüfusta işsizlik oranı 1.1 puan azalarak yüzde 14.1 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı ise bu dönemde 0.3 puan azalarak yüzde 28.6 düzeyinde gerçekleşti.
TÜİK verilerine göre ekonomik güven endeksi ise 2026 Ocak'ta bir önceki aya göre değişim göstermeyerek 99.4 değerini korudu.
Verileri değerlendiren Prof. Dr. Mustafa Yıldıran, işsizlik oranlarının tarihi seviyede düşük olmasının enflasyonla mücadele açısından olumlu katkı verse de, yüzde 28 bandında seyreden atıl işgücünün ekonomide verimlilik sorununun devam ettiğinin göstergesi olduğunu söyledi. Yıldıran, "Kamuda atıl işgücünün ekonomiye kazandırılması projelerinin sonuçlarının alınması ekonomik gelişme ve işgücü verimliliği açısından kritik faktör" dedi.
Güven endeksi verilerinin ekonomideki gelişmelerin tüketicileri ve üreticileri tatmin etmediğinin bir işareti olduğunu dile getiren Yıldıran, özellikle ekonomik programın finansman kaynaklarına ulaşmadaki zorlukların piyasada firmalar ve hane halkı açısından sorun olmaya devam ettiğini ifade etti. Yıldıran, şunları kaydetti:
"Ekonomide güven, 2026'da enflasyon seviyesinin makul oranlara indirilmesiyle sağlanabilir. Fakat enflasyonla mücadele programının sıkılığı devam ettikçe finansman kaynaklarına ulaşabilirlik ve talep gücünün zayıf artışı ekonomideki güvenin sağlanmasında eşik faktörler olacaktır."
Prof. Dr. Murat ŞEKER / İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi
"İlk çeyrekte dalgalı bir görünüm bekliyorum"
Sektörel enflasyon beklentilerinde ayrışma fiyatlama davranışlarındaki senkronize uyumsuzluğundan kaynaklanıyor. Özellikle hizmetler ve inşaat sektörlerinde bu ayrışma daha fazla hissediliyor. Yüksek ve yapışkan beklentiler dezenflasyon sürecini zorlaştırıyor, geciktiriyor. Firmaların yüksek enflasyon beklentisiyle fiyatlama politikaları yürütmesi, para politikasının etkisini azaltıyor. Piyasa katılımcılarının beklentileri gerçekleşmelere yakın seyrederken, özellikle hanehalkı başta olmak üzere reel sektör beklentileri gerçekleşmelerin üstünde. Hanehalkında gıda ve kira baskısıyla hissedilen enflasyon oranının yüksek çıkmasını normal buluyorum. Ancak genel olarak beklentilerin halen yüksek olması ekonomi politikalarına olan güven eksikliğine de işaret ediyor.
Yılın ilk ayı genellikle enflasyon oranının yüksek çıktığı bir dönemi gösteriyor. Ücretlerdeki artışlar bunun ana nedeni. Ocak enflasyonun yüzde 4'ün üzerinde gerçekleşeceğini düşünüyorum. İlk çeyrekte dalgalı bir görünüm bekliyorum. Özellikle yılın yarısından itibaren baz etkisiyle de bir yavaşlama olabilir. Bu yıl hizmet enflasyonu başta olmak üzere, kira, eğitim ve sağlık yüksek enflasyonun hissedileceği alanlar olarak karşımıza çıkabilir.
Prof. Dr. Erdal DEMİRHAN / Afyon Kocatepe Üniversitesi Öğretim Üyesi
"Cari dengedeki iyileşmeler bir süre daha kırılgan olabilir"
2025'te dış ticarette ithalatın ihracattan daha hızlı arttığı bir tablo görüyoruz. Bu görünüm, 2026'ya girerken mal ticareti kaynaklı baskının tamamen ortadan kalkmadığını söylüyor. Kompozisyon tarafında da hikaye tanıdık: dış ticarette ara malları hala belirleyici. Yıl içinde sermaye mallarının daha canlı seyrettiği dönemler, iç talep ve yatırım iştahının zaman zaman güçlendiğine işaret ediyor. Tüketim mallarında ise finansal koşulların sıkı olması ve kur etkisiyle daha kontrollü bir görünüm öne çıkıyor. Turizm cephesinde ise 2025, 2024'e göre daha gelir odaklı bir yıl oldu. Turizm geliri yüzde 6.8 artarken, ziyaretçi sayısı yüzde 2.7 artış gösterdi. Bu fark, ziyaretçilerin kişi başı ortalama harcamasının bin doları aştığını gösteriyor. Öte yandan, yurt dışına çıkan yerleşiklerin sayısının 12 milyona yaklaşması ve bu grubun harcamasının 9.6 milyar dolara yükselmesi de önemli. Yani gelir tarafı güçlü kalsa da gider kanalında yukarı yönlü bir eğilim var. Dolayısıyla 2025'te turizm, cari dengeyi güçlü biçimde desteklemeyi sürdürürken, net katkının seyrinde yurt dışına gidenlerin harcama eğilimini de yakından izlemek gerekir. 2026'da ithalat baskısının devam edeceğini bekliyorum. Bu nedenle cari dengedeki iyileşme bir süre daha kırılgan kalabilir. Bu noktada turizm gelirlerinin seyri, dış ticaretten gelen baskıyı yumuşatan en önemli tampon olmaya devam edecek. Ancak kalıcı bir iyileşme için ihracatta pazar ve ürün çeşitliliğini artırmak kritik.
Prof. Dr. Mustafa YILDIRAN / Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi
"Türkiye, 'ticaret yolları' alternatiflerini artırmalı"
Türkiye'de döviz kurundaki reel artış ve TL'nin reel değerindeki artış ithalatı cazip kılıyor. Dış ticaret açığındaki yüzde 11.9'luk artış, değerli kurun etkilerinin görülmesi açısından önemli bir gösterge. Ayrıca, uzun süredir ihracatta artış trendinin yavaşlıyor olması, AB ülkelerindeki ekonomik durgunluk ve Türkiye'nin AB'ye dış ticaretteki yüksek bağımlılığı sorgulanmalı. Özellikle Gümrük Birliği'nin Türkiye'nin aleyhine çalışması, AB ülkelerinin Türkiye dışındaki ülkelerle serbest ticaret anlaşmaları yapması da, Türkiye aleyhine işleyen bir ticari süreç. AB, Hindistan, Endonezya, Şili ve Meksika ile serbest ticaret anlaşmaları imzalayarak Türkiye'ye alternatif tedarik ülkeleri oluşturuyor. Özellikle Hindistan ile yapılan anlaşmayı, Çin ile ABD rekabetinin diğer bir jeopolitik sonucu olarak görmek gerekir. 2023'te imzalanan Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru anlaşması ile başlayan sürecin devam ettiği söylenebilir. Bu koridor, Çin'in projesi olan Kuşak ve Yol İnisiyatifi'nin alternatifi olarak dikkate alınmalı. Bu anlaşmanın odağında İsrail ve Yunanistan'ın olması, Türkiye'nin dışarıda kalmasına yol açabilecek bir risk. Türkiye'nin, Çin'in Kuşak ve Yol İnisiyatifi'nde Orta Koridor'da yer alması ile bu alternatiflerin dışında kalmasının önlenmesi veya Türk Kuşağı, Irak ve Türkiye arasındaki ticaret yolu gibi alternatifleri kuvvetlendirmesi gerekir. Ayrıca Türkiye'nin Afrika'ya yönelme politikasının daha kapsamlı sonuçları AB ülkeleri karşısında pozisyonunu kuvvetlendirebilecektir.
Turizm sektörü, Türkiye'ye kur riskinden doğal olarak korunma sağlayan finansal bir kalkan olma rolünü devam ettiriyor. Özelikle turist başına dolar gelirlerindeki artışlar, dikkate alınması gereken bir gelişme.
Hikmet BAYDAR / 3. Göz Danışmanlık CEO'su
"Kısa vadeli spekülatif fonları çekmeye devam edeceğiz"
Son günlerde Türkiye'nin kredi notu değerlendirmeleri konuşuluyor. Genel olarak kredi notu, Türkiye'nin kredi değerliliğini ölçmek için egemen varlık fonları, emeklilik fonları ve diğer yatırımcılar tarafından kullanılıyor ve bu da ülkenin borçlanma maliyetleri üzerinde büyük bir etkiye sahip. Geçtiğimiz günlerde Moody's Türkiye'nin uzun vadeli kredi notunu Ba3 ve görünümü durağan olarak korudu. Moody's, 2024 Ocak'ta Türkiye'nin kredi notu görünümünü pozitif yaparken, temmuzda iki kademe not artırımı ile kredi notunu Ba3 seviyesine yükseltmişti. Fitch Ratings, beklentilere paralel bir şekilde kredi notunu korudu ancak görünümü yeniden pozitife çevirdi. Fitch de 2024 Mart'ta not artışı yaparak Türkiye'nin kredi notunu B+ seviyesine çıkarırken, eylülde de tekrar artırıma giderek BB- seviyesine taşımıştı. S&P'nin, Türkiye için kredi notu BB- ve görünümü durağan. DBRS'in kredi notu en son BB (yüksek) ve görünümü negatif olarak rapor edildi. Son açıklanan notlara göre hala yatırım yapılabilir seviyenin oldukça altındayız. Spekülatif olarak görülen notlarla uzun vadeli ve riski sevmeyen fonları çekme şansımız yok. İkinci değerlendirmeyi Fitch Ratings'in 17 Temmuz'da, Moody's'in ise 24 Temmuz'da yayımlayacağı tahmin ediliyor. Diğer bir uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P ise Türkiye için ilk kredi derecelendirme raporunu 17 Nisan'da, ikincisini 16 Ekim'de açıklayacak. Mevcut koşullarda 2 not artışı bile gelse hala spekülatif alanda tutulmaya devam edeceğimiz için orta ve uzun vadeli fonlar yerine daha çok kısa vadeli spekülatif fonları çekmeye devam edeceğiz. Bu fonların ekonomide istikrarı riske atma potansiyeli olduğu unutulmamalı.