HÜLYA GENÇ SERTKAYA / İran savaşıyla yükselen enerji fiyatları ve bozulan tedarik zincirleri yeni bir küresel enflasyon dalgasının kapısını araladı. Petrol arzındaki kesintiler, lojistik maliyetlerindeki patlama ve küresel gıda fiyatlarındaki beklenen artış, 1970'leri çağrıştıran bir maliyet enflasyonu tablosu çiziyor. Stagflasyon ve resesyon riski yükseliyor. Merkez bankalarının faiz indirim döngüsü büyük ölçüde ertelenirken, enerji ithalatçısı ve kur geçişkenliği yüksek ülkelerde dezenflasyon programları baskı altında kalıyor. Savaşın yarattığı arz şokları, serbest ticaret düzenini de kökten sarsıyor. "Dünyada "herkes kendi başının çaresine bakıyor" dönemi hız kazanıyor. Uzmanlar, enflasyonla mücadelede tek araçla (faiz) yetinmek yerine çok katmanlı, hedefli ve yapısal politikaların devreye sokulması gerektiğini vurguluyor.
"TEDARİK ZİNCİRİNDEKİ KIRILMALAR KRİZ ÖNCESİ SEVİYELERDE"
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de İran savaşıyla ilgili yaşanan arz yönlü şokun etkilerine dikkat çekmişti. Şimşek yaptığı bir açıklamada, Bölgedeki savaşın, özellikle Hürmüz Boğazı'nın üretim ve tedarik merkezi olması nedeniyle küresel ekonomiyi derinden etkilediğini vurgulayarak, tedarik zincirindeki kırılmaların kriz öncesi seviyelere geri dönmesinin, ürüne göre farklılaşmakla birlikte büyük ihtimalle aylar alacağını kaydetti. Bu risklerin etkisiyle küresel enflasyon beklentilerinin yükseldiğini belirten Şimşek, "Küresel enflasyonun yükselmesi riskiyle karşı karşıyayız. Çünkü maliyetler artıyor, ham madde fiyatları artıyor" ifadesini kullandı.
Şimşek, petrol fiyatının 118 dolar veya üstü olmasının, onunla ilişkili doğal gaz, diğer ham madde fiyatlarının, büyük ihtimalle küresel büyümede düşüş, küresel enflasyonda yükseliş, stagflasyon, küresel resesyon riskini bile içereceğine dikkat çekerek, "Umarım ateşkes sürdürülür, nihai bir anlaşma yapılır. Bu durumda da hızla küresel ekonomideki beklentiler olumluya döner ki şu anda baz senaryo o" dedi.
Bu arada uluslararası kuruluşlardan savaşın küresel enflasyonu artıracağı, büyümeyi aşağı çekeceğine yönelik açıklamalar geliyor. Ayrıca, savaşın küresel ekonomiye etkileri ve gıda güvenliği masaya yatırılıyor. Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz hafta; Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası Grubu ve Dünya Gıda Programı yöneticileri, Orta Doğu'daki savaşın küresel ekonomi ve gıda güvenliği üzerindeki etkilerini görüşmek için bir araya gelmişti. Yapılan ortak açıklamada savaşın gıda fiyatlarının yükselmesine ve gıda güvensizliğine yol açacağı vurgulandı.
"YENİ BİR ENFLASYON DALGASI SÜRPRİZ SAYILMAMALI"
Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Özer, küresel ekonomi "dezenflasyon" sürecine odaklanmışken, İran savaşının neden olduğu enerji fiyat artışları ve tedarik zincirlerinde aksaklık gibi nedenlerle yeni bir enflasyon dalgasının başlamasının, hatta birçok ülkede stagflasyon olasılığının artmasının sürpriz sayılmaması gerektiğini vurguluyor. Bunun 1970'ler ölçeğinde bir tsunamiye dönüşebilmesinin belirli koşullara bağlı olduğunu dile getiren Özer, "Bir kere burada belirleyici olacak enerji fiyatlarının ne kadar yükseleceği ve enerji fiyatlarındaki artışın kalıcı olup olmayacağıdır. Şurası kesin ki petrol arzında ortaya çıkan kesintiler veya Hürmüz Boğazı üzerinden akışın aksaması, fiyatlarda ciddi artışlara yol açtı ve savaş uzadıkça daha da artacaktır. Petrol fiyat artışı kaynaklı bu tarz bir enerji şoku; başta ulaştırma, gübre olmak üzere sanayide maliyet artışlarına ve bu maliyet artışları da gıda enflasyonu ile çekirdek enflasyon artışlarına neden olabilir. İş bununla da bitmiyor. Lojistikte sigorta ve navlun bedellerinin artması sonucu tedarik zincirleri yeniden uzamaya başlar. Bütün bunlar karşımıza yüksek enflasyon ve artan stagflasyon riski olarak çıkar. Üstelik bu savaş kalıcı bir savaşa dönüşürse, bu sefer devreye ücret-fiyat sarmalı girer, beklentiler bozulmaya başlar ve enflasyon daha kalıcı hale gelebilir. Bu gelişmeler 1970'lerdeki gibi bir tsunami yaratmasa da potansiyel olarak böyle bir etki yaratabilir. Savaş nedeniyle ortaya çıkan böyle bir şok, merkez bankalarının faiz indirim süreçlerinde duraklamaya yol açacaktır. Hatta başta bizim merkez bankamız olmak üzere bazı merkez bankalarının yeniden faiz artırımına başlamaları sürpriz olmayacaktır" diyor.
"RİSK CİDDİ ŞEKİLDE ARTTI"
TOBB ETÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ramazan Aktaş da, Orta Doğu eksenli savaşların maliyet enflasyonu ve stagflasyon riskini ciddi şekilde artırdığı görüşünde. Dezenflasyon enflasyonun düşüş hızına işaret ederken, enerji/gıda şoklarının maliyet enflasyonunu tetikleyebileceğini dile getiren Aktaş, görüşlerini şöyle açıklıyor:
"Yani fiyatlar yükselir, ancak talep zayıf kalabilir. Stagflasyon riski… Türkiye gelişmiş ülkelere kıyasla daha kırılgan bir yapıya sahip. Ülkemizde halen devam eden dezenflasyon programı kurların enflasyon oranının altında tutulmasına bağlı olarak devam ediyor. Bu yüzden TL'nin değerlenmesi en ufak bir küresel ya da iç şokta dolarizasyona yol açıyor. Nitekim İran savaşı aynı etkiye yol açmış durumda. TCMB kur artışını bu amaçla faiz ve rezerv satışıyla durdurmaya çalışıyor. Savaşın uzaması durumunda bu olumsuz etkinin artması bekleniyor. Kur artışına müsaade edilmesi demek halihazırdaki programın bitmesi yani enflasyonu indirme çabasının sona ermesi demek. Bu ihtimali ortadan kaldırmak için şu an yapıldığı gibi rezervden satış ve yüksek faizle çalışmaya gayret ediliyor. Bu da düşük büyümeye ve sonuç olarak da işsizliği düşürememeye razı olmak anlamına geliyor. Carry trade şu an riskli olduğu için bu yolla rezervi koruma ihtimali düşük. Net rezerv için carry trade yapmanın alternatifi swap yapmak, artan bütçe açığını finanse etmek için de ya enflasyonist politika uygulamak ya da iç borcu artırmak gerekiyor. Türkiye için faiz indirimi tek başına yetersiz. Çok katmanlı politika araçları ve stratejik stoklama şart. Kritik sektörlerde geçici KDV indirimleri, enerji fiyat destekleri sağlanabilir. Hahehalkı ve reel sektöre yönelik şok karşıtı düşük faizli kısa vadeli likidite paketleri açıklanabilir."
"MERKEZ BANKALARINI ZOR DURUMDA BIRAKIR"
Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Mangır ise, bölgesel savaşın 1970 tarzı bir maliyet enflasyonu yaratma riski olduğunu söylese de, buna "1970'lerin birebir tekrarı değil", "modern bir maliyet-enflasyonu şoku" demenin daha doğru olacağının altını çiziyor.
İran savaşı ve Hürmüz Boğazı'nın kapatılma krizinin enerji arzını zaten ciddi biçimde bozmuş durumda olduğuna işaret eden Mangır, 12 milyon varil/günlük akışı etkileyen krizin enerji fiyatlarını yükselttiğine, ticaret ve finansal piyasalarda oynaklık yarattığına dikkat çekiyor. Mangır, şöyle devam ediyor:
"Enerji fiyatlarının artmasıyla birlikte üretim, ulaşım ve sanayi maliyetleri zincirleme şekilde yükselirken; Hürmüz bölgesindeki riskler lojistik maliyetlerini ve teslim sürelerini artırıyor. Bu durum gübre ve taşıma maliyetlerini yükselterek gıda fiyatlarında ciddi artışlara yol açan bir 'petrol-lojistik-gıda' zinciri oluşturuyor.
Kısa süreli enerji şokları geçici enflasyon artışı yaratırken, uzun süren krizler maliyetlerin fiyatlara ve ücretlere yansımasıyla kalıcı enflasyon ve düşük büyümenin birlikte görüldüğü stagflasyon riskini artırır. Günümüzde 1970'ler kadar ağır olmasa da özellikle enerji ithalatçısı ülkelerde büyümenin zayıflayıp enflasyonun yüksek kalması ve hatta resesyon riskinin güçlenmesi olasıdır.
Küresel faiz indirimleri tamamen iptal olmaz ancak enerji şokları nedeniyle ciddi şekilde ertelenebilir ve daha sınırlı hale gelebilir. Şok geçici kalırsa indirimler devam eder, ancak uzarsa çekirdek enflasyonu artırarak stagflasyon riskini güçlendirir ve merkez bankalarını zor durumda bırakır. Sonuç olarak en olası senaryo, faiz indirimlerinin durması değil, daha temkinli ve gecikmeli şekilde ilerlemesidir."
"BASKI HEMEN ORTADAN KALKMAZ"
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Çetinkaya da, savaş bugün sona erse bile küresel enflasyon baskısının hemen ortadan kalkmayacağı görüşünde. Çatışmalar sırasında zarar gören üretim tesisleri, enerji altyapısı, lojistik hatlar ve depolama kapasitesinin kısa sürede yeniden devreye alınamayacağını dile getiren Çetinkaya, "Bu tür kayıpların telafisi zaman alır; üretim kapasitesindeki düşüş ise arzı sınırlar, maliyetleri yüksek tutar. Dolayısıyla savaşın fiilen bitmesi, fiyatlar genel düzeyindeki baskının da aynı anda biteceği anlamına gelmez. Tam tersine, yeniden inşa süreci boyunca arz açığı, tedarik sorunları ve yüksek yatırım maliyetleri enflasyonu bir süre daha beslemeye devam edebilir. Avrupa ve ABD'de de son haftalarda savaş bağlantılı enerji ve girdi maliyetleri yüzünden fiyat baskılarının güçlendiği, büyümenin ise yavaşladığı görülüyor; yani mesele sadece Türkiye'ye özgü değil, tipik bir stagflasyon baskısı söz konusu olacaktır" diyor.
SAVAŞ UZARSA FARKLI ARAÇ SETİ DEVREYE ALINACAK
Peki Türkiye'nin dezenflasyon programı, dışsal jeopolitik şoklara ne kadar dayanıklı? Uzman görüşlerine geçmeden önce, Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek'in geçen hafta yaptığı bir açıklamada, savaş uzarsa, durumu farklı bir araç setiyle yeniden değerlendireceklerini söylediğini hatırlatalım. Bakan Şimşek, Türkiye'nin, bölgedeki jeopolitik riskleri iyi şekilde yönettiğini, ilgili kurumlarca alınan tedbirlerin başarıyla uygulandığını belirterek, tedbir sonuçlarının, Türkiye'nin şokları yönetme kabiliyetini güçlü şekilde ispatladığının altını çizmişti. Şimşek, "Bu, bir dışsal şok. Olası senaryolara göre tabiri caizse çekmecemizde bizim bir tepki fonksiyonumuz var. Bu çerçevede süreci yönetiyoruz" ifadelerini kullanmıştı.
Gelelim akademisyenlerin görüşlerine. Prof. Dr. Fatih Mangır'a göre, Türkiye'nin dezenflasyon programı, dışsal petrol ve kur şoklarını tamamen absorbe edebilecek ölçüde güçlü bir tampon yapıya sahip değil; ancak kısa vadede şokun ilk etkilerini sınırlayabilecek belirli politika araçlarını içeriyor. Mangır; Programın temel kırılganlıklarını; enflasyonun görece yüksek seyretmesi, döviz kuru geçişkenliğinin belirginliği ve enerji ithalatına olan yapısal bağımlılık olarak sıralıyor. Petrol fiyatlarındaki artışların hem enflasyon hem de cari denge üzerinde hızlı ve çok boyutlu etkiler yaratmasının, bu tür şokların makroekonomik istikrar üzerindeki baskısını artırdığını vurgulayan Mangır, bu nedenle politika tasarımında temel ilkenin; genel ve kalıcı müdahaleler yerine hedefli, geçici ve oynaklık azaltıcı araçların önceliklendirilmesi olduğu değerlendiriliyor.
PARA POLİTİKASI İLK SAVUNMA HATTI
Mangır, para politikasının, rezerv yönetimi ve beklenti kanalı kısa vadede ilk savunma hattını oluştursa da, bu araçların uzun süreli ve derinleşen şoklar karşısında maliyetlerinin artması ve etkinliklerinin azalmasının söz konusu olduğunu vurguluyor. Dışsal şokların makroekonomik etkilerini sınırlamak için çok katmanlı ve koordineli bir politika bileşimine ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Mangır, "Kısa vadede; geçici ve hedefli vergi ayarlamalarıyla enerji fiyat geçişkenliğinin sınırlandırılması, kural bazlı ve ölçülü rezerv kullanımıyla aşırı oynaklığın azaltılması ve döviz piyasasına yönelik seçici makro ihtiyati tedbirlerle finansal kırılganlıkların kontrol altına alınması önem taşıyor. Reel sektör açısından, genel kredi genişlemesi yerine enerji yoğun ve ihracat odaklı sektörlere yönelik hedefli destek mekanizmaları ön plana çıkmalı. Benzer şekilde, hanehalkı refahını korumada genel fiyat sübvansiyonları yerine düşük gelir gruplarına yönelik geçici ve hedefli gelir destekleri daha etkin ve sürdürülebilir bir yaklaşım sunuyor.
Bunun yanında, enerji maliyet şoklarının gıda fiyatları üzerinden dolaylı etkileri dikkate alındığında, lojistik ve depolama altyapısının güçlendirilmesi de enflasyon dinamikleri açısından kritik bir tamamlayıcı unsur olarak öne çıkıyor. Orta ve uzun vadede ise enerji ithalat bağımlılığını azaltmaya yönelik yapısal dönüşüm dezenflasyon sürecinin kalıcılığı açısından belirleyici olacaktır" diye konuşuyor.
EN BÜYÜK TEHDİT, GIDA VE ENERJİ FİYATLARI
Prof. Dr. Çetinkaya ise Türkiye'nin enerji arz güvenliği açısından bölgeye bağımlılığının düşük seviyede olmasının dezenflasyon programı açısından sıkıntı yaratmayacağını vurgulayarak, ancak enerji fiyatlarındaki artık maliyet tarafından ilave enflasyonun bu seyri bozabileceğini vurguluyor. Çetinkaya, "Burada Türkiye'yi ayrıştıran unsur sadece dış şok değil. Enerji ithalat bağımlılığı, kur geçişkenliği ve geçmiş enflasyon hafızası birleşince her jeopolitik gerilim içeride daha büyük bir beklenti çarpanı yaratıyor. Nitekim hanehalkı anketinde katılımcılar son bir yılda en çok artan ve gelecek 12 ayda en çok artmasını bekledikleri kalemler arasında 'gıda' ile 'enerjiyi' öne çıkarıyor. Bu, savaşın Türkiye'de enflasyon beklentisini sadece akaryakıt üzerinden değil, gıda ve lojistik maliyetleri üzerinden de yaydığını gösteriyor" şeklinde konuşuyor.
"MUTLAKA POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİNE GİDİLMELİ"
Çetinkaya, mevcut pozisyonu reel sektör açısından daha farklı okumak gerektiğinin altını çiziyor. Mevcut sürecin sanayi sektörünü daha zor durumda bıraktığını dile getiren Çetinkaya, "Bir politika değişikliğine gidilmeli: Enflasyonla mücadeleye devam edilecek ama üretimin devam etmesi daha elzem olacaktır.
Zaten uzun süredir yüksek kalan bir kredi faizi var. Göstergeler savaş devam edeceği ve maliyet baskısıyla enflasyonun yüksek seyretmesine faizlerinden belirli bir süre yüksek kalacağını gösteriyor. Bu süreçte mevcut politika birleşenlerinin revize edilerek en azından üretimin devam edebilmesi açısından farklı bir politika tercihi gündeme gelmesi gerekiyor" diyor.
TCMB'nin zaten reeskont finansmanı ve seçici kredi yaklaşımını para politikası çerçevesinin bir parçası olarak kullandığına dikkat çeken Çetinkaya, "Mevcut konjonktürde yapılması gereken, bu kanalı daha da genişletmek ve özellikle yatırım malı, ara malı, enerji verimliliği, kapasite koruma ve sipariş finansmanına odaklamak.
Yüksek faiz döneminde firmayı sadece kredi maliyeti değil, vergi-prim-tahsilat zamanlaması da boğar. Bu yüzden özellikle sanayide KDV iade süreçlerinin hızlandırılması, ihracatçı alacaklarının hızla çözülmesi, SGK ve vergi ödemelerinde seçici erteleme gibi adımlar doğrudan nakit akışını rahatlatır. Faizi düşürmeden de reel sektöre alan açmanın yollarından biri budur" şeklinde konuşuyor.
"KÜRESEL İŞBİRLİKLERİ ZAYIFLAYACAK"
Savaşın yarattığı arz şokları, serbest ticaret düzenini de sarsıyor. Prof. Dr. Aktaş, pandemi sonrası trendin stratejik stoklama (gıda, enerji, kritik mineraller), yerelleştirilmiş üretim ve tedarik zinciri kısaltma, korumacılık ve ihracat kısıtlamaları şeklinde geliştiğini aktarıyor. Aktaş, savaş kaynaklı arz şokuna ilişkin olarak ise şunları kaydediyor:
"Serbest ticaret döneminin geçici olarak kapanması olası, özellikle enerji/gıda ekseninde. Gelişmiş ekonomiler, ulusal egemenlik ve 'kendine yeterlilik' stratejileri ile şoku yalıtabilir. Gelişmekte olan ülkeler daha kırılgan; küresel arz bağımlılığı yüksekse fiyat dalgası doğrudan iç piyasaya yansır.
Dünya 'herkes kendi başının çaresine bakıyor' dönemine bir adım daha yaklaşabilir. Küresel işbirliği azalır, rezerv ve üretim güvenliği öne çıkar. Yıl sonu ihracat hedefine ulaşma ihtimalimiz düşük. Cari açığın artması ihtimali yüksek" diye konuşuyor.
GÜVENLİ TİCARET DÖNEMİ
Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Yıldıran, yaşanan krizin büyük değişikliklerin habercisi olduğunu vurguluyor. ABD'nin küresel ekonomik sistemdeki güvenilirliği ve uluslararası ekonomik kurallara bağlılığının hem tarife politikası hem de savaşı başlatan ülke olması açısından sorgulanmaya devam edeceğini söyleyen Yıldıran, "Hürmüz Boğazı'ndaki geçişler için İran bypass edilirse, buradaki krizin asimetrik savaşlara neden olacağını söylemek gerekir. Somali bölgesindeki gibi arz güvenliği açısından güvenlik sorunlarından kaynaklanan ekonomik risklerin sürekli hale gelmesi de muhtemel. Bu kiriz 1970'lerde küresel serbestleşme cağının başlatmasına rağmen, bu tarihten sonra Asya ülkeleri ABD'den bağımsız ticaret sistemi geliştirme konusunda daha fazla çaba göstereceği için, ticari küreselleşme eğilimlerinin sona erip bölgesel bloklar arası güvenli ticaret dönemine geçileceğini tahmin edebiliriz" diye konuşuyor.
Prof. Dr. Ramazan AKTAŞ / TOBB ETÜ Öğretim Üyesi
"Küresel gıda fiyatları yüzde 20-30 artabilir"
1973-74 Petrol Krizi'nde petrol fiyatı yüzde 400 artmıştı. ABD ve Batı Avrupa'da 2 yıl süren stagflasyon yaşanmıştı. 2022 Ukrayna Savaşı'yla, enerji ve gıda fiyatları yükseldi ama global arz zincirleri daha esnek; şok daha kısa ve merkezi ülkelerde sınırlı tutulabildi. 1973-74 petrol krizinde en az etkilenen ülkeler Japonya ve İsveç oldu. Nedeni yüksek enerji verimliliği, daha düşük ithal enerji bağımlılığı ve güçlü para birimi. 2022 Ukrayna savaşında ise en az etkilenen ülkeler, gıda ve enerji üretiminde net ihracatçı, stratejik rezervler, güçlü maliye politikası ve faiz manevrası ile ABD, Kanada ve Avusturalya oldu. Bu krizlerden öğrenilen dersler: Döviz rezervi ve para birimi güveni kritik. Bu konuda bizim riskimiz yüksek. Net rezervin azaldığını görmekteyiz. Stratejik petrol ve gıda stokları dalganın şiddetini azaltıyor. Bizde bu konuda da risk yüksek. Esnek maliye politikası ve otomatik indeksli fiyat mekanizmaları enflasyon dalgalarını yumuşatıyor. Bütçe dengeleri açısından bu konuda da manevra alanımız dar. Potansiyel tabloda (İran veya Orta Doğu savaşı senaryosu) petrol fiyatlarında yüzde 50-150 artış olabilir. Küresel gıda fiyatları yüzde 20-30 artabilir. Enflasyon, gelişmiş ülkelerde yüzde 4-8, gelişmekte olan ülkelerde yüzde 15-25. Bizde ise TCMB hedeflerine ulaşma ihtimali son derece düşük. TCMB yıl içinde enflasyon hedefini yenilemek zorunda kalabilir. Mevcut dezenflasyon programında hedef 2026'da enflasyonu (tahmini) yüzde 20'lere çekmek. Ancak dayanıklılık iç talep baskısı ve döviz kuru oynaklığı ile sınırlı. Petrol ve gıda fiyatı şoku ile ithal edilmiş ek enflasyon yüzde 10-15 olabilir. Stagflasyon olasılığı orta-yüksek. Avrupa, Türkiye, Hindistan gibi enerji yoğun ekonomilerde resesyon yüksek risk.
Prof. Dr. Mustafa YILDIRAN / Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi
"2027 itibariyle fiyat istikrarı politikalarının uygulanması kolaylaşacak"
İran Savaşı'nda ateşkes sağlanması küresel piyasalarda jeopolitik riskleri düşürdü. Özellikle korku endeksi VİX'deki gerileme dünyada mali piyasalarının rahatladığının en önemli işaretidir. Hürmüz Boğazı'ndan petrol ve emtia akışındaki aksamalar küresel enflasyona kalıcı olarak etkileyebileceği senaryolarında değişiklikler olacaktır. Öncelikle yaz aylarına kadar 40 günlük tanker seferlerinde düşüşün etkisi ile oluşan stok kaybının telafisi sürecinde varil petrol fiyatlarının 90 dolar seviyesinde dalgalanması muhtemel görünüyor. Bu gelişme petrol ihtiyacı yüksek ülkelerde enflasyonu nispeten yüksek tutarken, stokları kuvvetli olan ülkelerde daha kısa sürekli bir enflasyona neden olabilir. Eğer 15 gün içinde kalıcı barış sağlanabilirse petrol fiyatları 80-90 dolar bandına gerileyecektir. Fakat bu seviye savaştan önceki seviyenin üzerinde olacağı nedeniyle, enflasyon beklentilerini 2026 yılının başındaki seviyelerin üzerinde tutacaktır. Bu gelişme sonucunda merkez bankalarının faiz indirim devam etmeleri ancak yıl sonuna doğru mümkün olabilir.
Küresel piyasalarda dezenflasyon süreci kaçınılmaz olarak yaralandı. Maliyet enflasyonu sorunu tarımsal gıda girdilerini özellikle de gübre fiyatlarındaki artış, ekim ve ilaçlama zamanında etkili olduğu için doğrudan maliyetlere yansır ve gıda enflasyonunu tehdit olmasını gerektirir. Yine petrol ve doğal gaz lojistiğindeki maliyet artışı, Avrupa'daki ülkelerdeki tüm sektörleri maliyet yönlü etkilemeye devam edecektir. Yine de savaşın sona ermesi halinde dünyada fiyat istikrarsızlığının yıl sonunda daha az endişeye sebep olacağını söylemek gerekir. Maliyet enflasyonu yönünde ÜFE endeksini yükselmesine neden olsa da savaşın bitmesi durumunda 2027 yılının başından sonra fiyat istikrarı politikalarının uygulanması kolaylaşacaktır.
Prof. Dr. Mustafa ÖZER / Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi
"Hayat pahalılığına en fazla maruz kalanlar daha fazla desteklenmeli"
Türkiye'nin mevcut dezenflasyon programı, kur istikrarı+sıkı para politikası+mali disiplin üçlüsüne dayanıyor. Bu politika seti ile siz ancak aşırı talep kaynaklı enflasyonu düşürebilirsiniz. Hem etkisi hem de uygulama esnekliği sınırlı olan bu politika seti, ne yazık ki savaş kaynaklı artan enerji fiyatları ve kur kanalıyla gelebilecek dışsal bir arz şokuna karşı çok savunmasız durumdadır. Türkiye yüksek enerji ithalatçısı bir ülke ve Türkiye'de kur geçişkenliği yüksek. Dolayısıyla şok, doğrudan 'ithal enflasyon' olarak fiyatlara yansır. Çünkü; petrol/doğalgaz fiyatlarının artması üretici fiyatlarını hızla yukarı iter ve bu da eninde sonunda tüketici enflasyonu olarak karşımıza çıkar. Çünkü; risk iştahının azalması ile birlikte azalan fon girişleri TL'de değer kaybına ve oradan da hızla mal enflasyonuna geçer. Çünkü; beklentiler, özellikle imalat sanayindeki aşırı yoğunlaşma nedeniyle bozulacak fiyatlama davranışları, para politikasının enflasyonu düşürmedeki etkinliğini azaltır. Böyle bir ortamda politika faiz artışlarını etkileri de kısa vadeli olur ve daha önemlisi bu seferde büyüme üzerinde kalıcı olumsuz etkilere neden olur. Enerji ve gıda güvenliğini sağlamaya dönük hem kısa hem orta hem de uzun vadeli politikalar hemen devreye sokulmalı. Akaryakıtta alınan ÖTV/KDV'lerde ayarlamalar yapmak bir nebze herkese nefes aldırabilir. Örneğin, fiyat arttıkça vergi oranının düşmesini sağlayan mekanizmaları devreye sokmak bir çare olabilir. Özellikle dezenflasyon döneminde hayat pahalılığına en fazla maruz kalan kesimlere destekler artırılabilir.
TCMB kur istikrarı ve finansal istikrarı sağlayacak önlemleri almaya devam etmeli. Başta imalat sanayi olmak üzere tüm ihracatçı sektörlere destekler artırılmalı. Unutmayalım ihracatımızın yaklaşık yüzde 89.4'ünü imalat sanayi yapmakta. Bir an önce tarım ve sanayi öncelikli yeni bir büyüme stratejisi dizayn edilmeli. Bu dizaynda para ve maliye politikaları başta olmak üzere döviz kuru politikaları, eğitim politikaları, sağlık politikaları eşgüdümlü olmalı ve hepsi de enerji stratejisi ile uyumlu olmalı.