Piyasalar bekle-gör modunda

Ortadoğu’da jeopolitik belirsizlikler sürerken, piyasalar bekle-gör modunda. Tera Yatırım CEO’su Emir Münir Sarpyener, piyasaların şu anda tek temayla işlemediğini belirterek, “Artık tek bir güvenli liman yok. Yatırımcılar yüksek getiri kovalamak yerine konjonktüre uyum sağlamalı, tek bir varlığa yüklenmek yerine portföyü çeşitlendirmeli” diyor.
05.05.2026 11:15 GÜNCELLEME : 05.05.2026 11:15

AYFER ARSLAN/ ABD-İran-İsrail üçgenindeki gerilim küresel ekonomileri ve piyasaları sarsmaya devam ediyor. Ateşkes süreci nedeniyle savaşın ilk haftalarına kıyasla piyasalarda tansiyon biraz olsun düşse de jeopolitik riskler ve belirsizlikler henüz tam anlamıyla ortadan kalkmış değil. Petrol fiyatlarındaki artışa bağlı olarak enerji girdi maliyetlerinin yükselmesi, enflasyon üzerindeki baskıyı artırırken, merkez bankaları faiz indirimlerini şimdilik öteledi. Piyasa aktörleri belirsizlikler ve bilinen bütün ezberlerin bozulduğu gerekçesiyle geleceğe ilişkin çok sağlıklı tahminlerde bulunamaz iken, yatırım cephesinde ise 'güvenli liman' arayışı sürüyor.

Tera Yatırım Menkul Değerler Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Emir Münir Sarpyener'e göre içinde bulunduğumuz konjonktürde tek bir 'güvenli liman' bulunmuyor. Güvenli liman tercihi kriz tipine göre değişiyor. Yatırımcıların mevcut tabloda yüksek getiri kovalamak yerine konjonktüre uyum sağlamasını öneren Sarpyener, "Şu anda piyasalar tek temayla ilerlemiyor; jeopolitik riskler, enerji fiyat şoku, geciken faiz indirimleri ve sektör rotasyonu aynı anda fiyatlanıyor. Bu kapsamda tek varlığa yüklenmemek ve hisse tarafında endeks değil, tema seçmek önem taşıyor" tezini savunuyor.

Sarpyener, ayrıca şu anda yüksek faizli TL mevduat ya da para piyasası fonlarının da yatırımcılar açısından ciddi bir alternatif değeri taşıdığını belirtiyor. Altını ise portföyün ana getiri sağlayıcısı gibi değil, bir sigorta unsuru olarak değerlendiriyor.

Tera Yatırım CEO'su Emir Münir Sarpyener ile İran savaşının piyasalara etkisini, güvenli liman arayışını, yatırımcılara önerilerini ve gelecek öngörülerini konuştuk.

Jeopolitik riskler yatırımcı alışkanlıklarını ve yatırım eğilimlerini nasıl etkiliyor?

Jeopolitik risk ortamında yatırımcılar hisse senedi gibi riskli varlıklardan kaçarken, nakit talebini artırıyor. Bu gibi dönemlerde "Yarın ne olacak?" psikolojisinin öne çıkmasına bağlı olarak bireysel yatırımcıların yatırım ufku kısalırken, kurumsal yatırımcılarda korunma (hedge) sürelerinin uzadığı gözleniyor. Diğer yandan jeopolitik riskler her sektörü aynı şekilde etkilemez; dolayısıyla bu dönemlerde sektörel rotasyonlar da güçleniyor. Özellikle savunma, enerji ve petrol ile bazı emtia üreticileri pozitif ayrışabilirken; havacılık, turizm ve bankalar negatif ayrışan tarafta yer alabiliyor.

Özetle jeopolitik riskler, yatırımcıların risk algısını yükselterek portföy tercihlerinde nakde yönelimi, yatırım ufkunun kısalmasını ve sektörel rotasyon davranışını güçlendiriyor. Özellikle belirsizlik dönemlerinde sürü psikolojisi ve aşırı tepki mekanizmaları, piyasa fiyatlamalarının olması gereken değerlerden geçici olarak sapmasına yol açabiliyor.

Altın artık güvenli liman algısını yitirdi mi?

Hayır, tamamen yitirmedi ancak 'Otomatik kriz hedge' algısı zayıfladı. Son dönemde altının bazı jeopolitik şoklarda hisse senetleriyle birlikte düşmesi, 'Güvenli liman özelliği bitti mi?' sorusunu çok güçlendirdi. Özellikle jeopolitik risklerin tırmanmasıyla yaşanan sert satışlarla altının aylık bazda çift haneli düşmesi bu algıyı bozdu. Ancak bu durum, güvenli liman fonksiyonunun yapısal olarak ortadan kalktığı anlamına gelmiyor; daha çok hangi tür krizde, hangi makro koşul altında çalıştığının değiştiğini gösteriyor.

Nitekim altın, faiz üretmeyen bir varlık olduğu için, jeopolitik risklerle birlikte ABD reel tahvil faizlerinin yükselmesi, altının cazibesini azaltıyor. Risk ve belirsizliklerin ağır bastığı dönemlerde yatırımcılar; zarar yazan hisseleri kurtarmak veya teminat tamamlamak için en likit ve kârlı varlıklarını satıyor. Ayrıca merkez bankalarının likidite ihtiyacının artması da altın satışlarını hızlandıran faktörler arasında yer alıyor. Dolayısıyla 2025-2026 rallisinde çok prim yapan varlıkların başında altın geldiği için, satış baskısı ilk olarak orada görüldü. Özellikle son iki yılda merkez bankası alımları, ETF girişleri ve bireysel yatırımcı ilgisiyle altın sadece koruma aracı değil, aynı zamanda bir trend ve momentum varlığına dönüştü. Bu nedenle altının kısa vadede klasik hedge etkisinden ziyade, 'hikâye fiyatlaması' yapmasının etkisini de belirtebiliriz.

Altında düşüş daha ne kadar devam eder?

Altındaki düşüşün ne kadar daha süreceği, tek başına jeopolitik haberlerle değil; Fed faiz patikası, doların seyri ve petrol fiyatı üçlüsüyle belirlenecek. Şu an kısa vadede baskı hâlâ sürüyor; çünkü petrol kaynaklı enflasyon korkusu, Fed'in 2026 yılında faiz indirim ihtimalini ciddi şekilde azalttı. Bu durum altın için negatif bir tablo oluşturuyor. Nitekim petrol fiyatları artmaya ve ABD 10 yıllık tahvil faizleri yükselmeye devam ederse, altındaki kısa vadeli düşüş bir süre daha sürebilir.

Orta vadede ise yapısal görünüm hâlâ pozitif kalmaya devam ediyor. Altında yaşanan bu düşüşü bir düzeltme olarak görenler olduğu gibi, birçok kurumun altın tarafındaki beklentisi de yıl sonu için 5 bin 500 dolar seviyelerinin üzerinde kalmayı sürdürüyor.

Küresel fonlar hangi varlıklardan çıkıp nereye yöneliyor?

Mevcut konjonktürde küresel fonlar, 'Tek yönlü risk-off' (riskten kaçış) yerine selektif bir rotasyon izliyor. Yani para tamamen riskli varlıklardan kaçmıyor; aksine altın ve bazı momentum işlemlerinden çıkarak hisse senedi, tahvil ve nakit kombinasyonuna dönüyor. Bu veri bize çok önemli bir durumu işaret ediyor: Küresel fonlar şu an bir 'panik' içerisinde değil, yeniden fiyatlama modunda bulunuyor.

Borsalarda yaşanan dalgalanma kalıcı mı? Hangi sektörlerde getiri potansiyeli yüksek?

Dalgalanma büyük olasılıkla kalıcı değil, ancak bir 'rejim değişimi' yaşanıyor. Yani eskisi gibi sadece teknoloji ya da banka liderliğinde doğrusal yükselen bir piyasa yerine; sektör rotasyonunun hızlandığı, haber akışına duyarlı ve daha seçici bir borsa dönemi başladı. Son haftalardaki oynaklığın ana nedeni; İran savaşı kaynaklı petrol şoku, enflasyon endişesi ve Fed'in faiz indirim beklentilerinin ötelenmesi olarak öne çıkıyor. Ben bu durumu kalıcı bir ayı piyasası değil, bir liderlik değişimi olarak okuyorum. Bu yüzden fiyatlama daha çok 'Hangi sektör yeni lider olacak?' sorusuna dönmüş durumda. Eğer jeopolitik riskler ortadan kalkar ve petrol fiyatları sakinleşirse, bu oynaklık sert düşüşten, yatay-dalgalı bir konsolidasyona döner. Mevcut tabloda getiri potansiyeli en yüksek sektörler ise enerji arz güvenliği, altyapı ve savunma teması ile öne çıkan; enerji, petrokimya/rafineri, elektrik üretim ve dağıtım, savunma sanayisi ile altyapı şeklinde sıralanabilir.

TL'den çıkıp dövize yönelme eğilimi var mı?

Evet, TL'den çıkıp dövize yönelme eğilimi tamamen bitmiş değil; ama şu an genel kaçış yerine dalgalı ve veri odaklı bir eğilim var. Nitekim 27 Mart ile biten haftada BDDK verileri, bankacılık sistemindeki toplam banka dışı döviz mevduatlarının 5,7 milyar dolar azaldığını gösterdi.

Öte yandan, TCMB verilerine göre yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatları; altın fiyatı ve EUR/USD paritesindeki hareketlere göre düzeltildiğinde 2,2 milyar dolar arttı; önceki haftadaki düzeltilmiş artış ise 0,8 milyar dolardı. Burada özellikle bireysel yurt içi döviz mevduatlarının düzeltilmiş bazda 1,8 milyar dolar, kurumsal yurt içi döviz mevduatlarının ise 0,4 milyar dolar arttığını not etmek gerekiyor. Böylece düzeltilmemiş banka dışı döviz mevduatları geçen yılın aynı dönemine göre 44,1 milyar dolar artarken, düzeltilmiş bazdaki artış 15,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Merkez bankalarının faiz politikalarına ilişkin öngörüleriniz nelerdir?

Güncel görünümde merkez bankalarının ortak mesajı 'Faizler daha uzun süre yüksek kalacak' şeklinde. Ancak burada kritik ayrım şu: Fed 'Bekle-gör' modunda, ECB ve BOJ daha şahin, TCMB ise en son 22 Nisan'da aldığı karar ile yeniden sıkılaşma eşiğinde bulunduğunun altını çizdi. Daha detaya indiğimizde; Fed 2026'da en fazla bir indirim yapabilir, hatta petrol fiyatları yüksek kalmaya devam ederse 2026 yılını hiç indirim yapmadan bile kapatabilir. ECB, mart ayında faizleri sabit tuttu ancak enerji şoku nedeniyle 2026 yılı enflasyon tahminini yukarı yönlü revize ederek, nötr tutumdan şahin bir duruşa geçti. En net faiz artıracak banka olarak ise BOJ'u belirtebiliriz; çünkü ücret artışları ve zayıf yen, Japonya'da enflasyonu kalıcı hale getiriyor.

İçeriye döndüğümüzde ise TCMB için indirim döngüsü durdu, hatta faiz artışı yeniden masaya geldi. Özellikle petrol ve kur baskısı sürerse, TCMB'nin yeniden klasik sıkılaşma adımlarına dönmesini bekliyoruz.

İçinde bulunduğumuz ortamda hangi enstrüman "güvenli liman" olarak tercih ediliyor?

Mevcut konjonktürde tek bir 'güvenli liman' bulunmuyor; güvenli liman tercihi kriz tipine göre değişiyor. Ancak bugünün en net tercihi olarak, kısa vadeli nakit ve para piyasası fonlarını belirtebiliriz. Altın ve uzun vadeli tahviller, bu fazda eskisi kadar sağlıklı çalışmıyor. Nitekim ABD para piyasası fon büyüklüğünün rekor seviye olan 8 trilyon dolara yaklaşması, piyasanın kısa vadede güvenli limanı burada gördüğünü gösteriyor.

Bu ortamda yatırımcılara önerilerinizi alabilir miyiz?

Mevcut tabloda yatırımcılara önerim; yüksek getiri kovalamak değil, konjonktüre uyum sağlamak olur. Şu anda piyasalar tek temayla ilerlemiyor; jeopolitik riskler, enerji fiyat şoku, geciken faiz indirimleri ve sektör rotasyonu aynı anda fiyatlanıyor. Bu kapsamda tek varlığa yüklenmemek ve hisse tarafında endeks değil, tema seçmek önem taşıyor. Ayrıca Türkiye'de şu an risksiz getiri tarafı çok güçlü; bu yüzden yüksek faizli TL mevduat ya da para piyasası fonlarının ciddi bir alternatif olma değeri taşıdığı unutulmamalı. Altını ise portföyün ana getiri sağlayıcısı gibi değil, bir sigorta gibi düşünmek gerektiği kanaatindeyim.

Bugün gördüğümüz tablo geçici bir düzeltme mi, yoksa yeni bir finansal düzenin başlangıcı mı?

Bu tablo sadece geçici bir düzeltme değil, aynı zamanda yeni bir finansal rejime geçişin ilk sinyallerini veriyor. Ancak bunu 'Yarın sabah yepyeni bir dünya düzeni' gibi okumak da yanlış olur. Daha doğru ifadeyle; kısa vadede düzeltme, orta vadede ise rejim değişimi yaşanıyor. Yani bugün gördüğümüz sert dalgalanma hem taktiksel satışları hem de yapısal fiyatlama değişimini içeriyor.

Normal piyasa düzeltmeleri çoğunlukla büyüme görünümünün belirgin biçimde bozulmadığı, merkez bankalarının para politikasında gevşemeye yakın olduğu, varlık sınıfları arasındaki korelasyonların olağan seyrini koruduğu ve piyasa liderliğinin aynı sektörlerde devam ettiği dönemlerde görülür. Ancak mevcut piyasa hareketi bu klasik düzeltme çerçevesinden önemli ölçüde ayrışıyor. Özellikle enerji arzına ilişkin şokların yeniden gündeme gelmesi, enflasyonun beklenenden daha yapışkan bir karakter sergilemesi, faiz indirim beklentilerinin ötelenmesi, yapay zekâ temalı mega ölçekli teknoloji şirketlerinin değerlemelerinin sorgulanmaya başlanması ve dolar ile yen kaynaklı 'Carry trade' pozisyonlarının çözülmesi gibi unsurların aynı anda ortaya çıkması; mevcut sürecin yalnızca teknik veya geçici bir düzeltme olmadığını gösteriyor. Bu nedenle piyasalarda yaşanan fiyatlamanın, klasik risk iştahı dalgalanmalarının ötesinde, daha orta ve uzun vadeli bir değişime işaret ettiğini söyleyebiliriz.

YIL SONU PİYASA TAHMİNLERİ

Risk ve belirsizliklerin arttığı bu gibi dönemlerde senaryo bazlı çalışmak daha da önemli hale geliyor. Mevcut durumda piyasalarda fiyatlamayı belirleyen ana değişkenler; İran savaşı, enerji fiyatları, TCMB'nin faiz indirim hızının devam edip etmeyeceği, yıl sonu enflasyonunun %15-21 resmi bandın neresinde oluşacağı, dolar/TL'de rezerv desteği ve reel faiz dengesi, BİST'te yabancı girişleri ile ons altında Fed ve jeopolitik risk dengesi şeklinde sıralanabilir.

BAZ SENARYO: Bu bağlamda; enerji fiyatlarının yüksek seyrettiği ancak kontrolden çıkmadığı, nisan toplantısını pas geçen TCMB'nin, haziran–temmuz döneminde indirim döngüsüne yeniden döndüğü baz senaryoda; politika faizini piyasa beklentisine paralel %32, yıl sonu TÜFE'yi ise %27 olarak öngörüyoruz. Baz senaryomuz kapsamında dolar/TL kurunu 53 TL, BIST 100 endeksini 16.300 seviyesinde, ons altını 4.900 dolar civarında ve gram altını ise 8.350 TL seviyelerinde tahmin ediyoruz.

Dezenflasyon ve jeopolitik normalleşmenin öne çıktığı olumlu senaryo kapsamında; İran kaynaklı enerji şoku geçici kalır, petrol 85-95 dolar bandına iner ve TCMB haziran ayından itibaren yeniden 100 baz puanlık indirimlere başlarsa; yıl sonu TÜFE %24-26, TCMB politika faizi %30 altı, dolar/TL 50-51 bandı, BIST 100 17.000 üzeri, ons altın 4.500-4.900 dolar bandı ve gram altın 7.200-8.000 TL aralığında beklenebilir.

OLUMSUZ SENARYO: Savaşın büyüdüğü ve enerji şokunun devam ettiği olumsuz senaryoda ise; Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalmaya devam etmesiyle, petrolde 140 dolar seviyelerinin görülmesi, nisan-mayıs dönemi verilerinde enflasyonun sert şekilde tekrar hızlanması, TCMB'nin faiz indirimini tamamen durdurması ve gecelik fonlama maliyetlerinin yüksek kalmasıyla CDS'lerde sert yukarı yönlü hareket yaşanması durumunda; politika faizi %34-36 bandında, TÜFE %29, dolar/TL 58-60 TL, BIST-100 endeksi 13.500-14.500 aralığında, ons altın 5.300 dolar ve gram altın 10.000 TL seviyelerinde beklenebilir.

BİZE ULAŞIN