TCMB yine “pas” geçti

TCMB, politika faiz oranını yüzde 37’de sabit tuttu. Enflasyon ana eğiliminin temmuzda geçici olarak yükseleceğini vurgulayan TCMB, enerji fiyatlarının yeniden artış eğilimine girdiğini hatırlattı. Yıl sonu enflasyon beklentileri artarken, imalat sanayinde de çarklar yavaşladı. Reel kesimin güveni geriledi, tüketici güveni ise toparlanmayı sürdürdü.
30.07.2026 12:57 GÜNCELLEME : 30.07.2026 12:57

HÜLYA GENÇ SERTKAYA/ Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 37'de sabit tuttu. TCMB, 23 Temmuz'daki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında, Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40'ta, borçlanma faiz oranını ise yüzde 35.5'te sabit bıraktı. 2026 yılının ilk toplantısında politika faiz oranını 100 baz puanlık indirimle yüzde 38'den yüzde 37'ye çeken TCMB, böylece son dört toplantıda politika faizinde değişikliğe gitmemiş oldu. Açıklanan takvime göre, TCMB yıl sonuna kadar 10 Eylül, 22 Ekim ve 10 Aralık olmak üzere üç PPK toplantısı daha yapacak.

PPK toplantısı sonrasında yayınladığı karar metninde; enflasyonun ana eğiliminin haziranda sınırlı bir miktar gerilediğine dikkat çeken TCMB, öncü verilerin enflasyon ana eğiliminin temmuz ayında geçici olarak yükseleceğini ima ettiğini vurguladı. Metinde, "Jeopolitik gelişmeler eşliğinde artan belirsizlikler neticesinde enerji fiyatları yeniden yükselme eğilimine girdi. Yakın döneme ilişkin veriler iç talepteki zayıf seyrin belirginleştiğine işaret etti" denildi.

YIL SONU ENFLASYON BEKLENTİLERİ ARTTI

TCMB temmuz ayı enflasyonunu ana eğiliminde geçici artışa işaret ederken, piyasa katılımcılarının beklentilerinde de yükseliş dikkat çekti. Haziranda piyasa katılımcılarının yüzde 1.57 olan temmuz ayı tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentileri, bu ay yüzde 1.68'e çıktı. TCMB'nin reel sektör ve finansal sektör temsilcilerinden oluşan 65 katılımcı tarafından yanıtlanan temmuz ayı piyasa katılımcıları anketine göre, katılımcıların ağustos ayı TÜFE beklentileri ise yüzde 1.44 oldu. Katılımcıların cari yıl sonu TÜFE beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 29.14 iken, bu anket döneminde yüzde 29.21 olarak kaydedildi. Katılımcıların cari yıl sonu döviz kuru (dolar/TL) beklentisi ise bir önceki anket döneminde 51,47 lira iken, bu anket döneminde 51,55 lira olarak gerçekleşti. Katılımcıların GSYH 2026 yılı büyüme beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 3.2 iken, bu anket döneminde yüzde 3.1 oldu. Yıl sonu cari açık beklentisi ise 49.3 milyar dolar olarak gerçekleşti.

"2027 KRİTİK"

Afyon Kocatepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdal Demirhan, enflasyon görünümündeki bozulmanın, 2026 yılı sonuna yönelik makroekonomik beklentileri de olumsuz etkilediğini vurguluyor. Mevcut konjonktürde, TCMB'nin yüzde 24'lük yıl sonu enflasyon ara hedefine ulaşılmasının oldukça güç göründüğünü söyleyen Demirhan, "Piyasada katılık gösteren fiyatlama davranışları dikkate alındığında, 2026 yılının yüzde 30'lar civarında bir manşet enflasyonla tamamlanma olasılığı yüksek görünüyor. Ancak orta vadeli makroekonomik istikrar açısından 2027'nin kritik bir öneme sahip olduğunun altını çizelim. Önümüzdeki bu süreçte, olası bir seçim ortamına girilmesi ve buna bağlı olarak ekonomi politikalarında gevşeme ihtimali güçlü birer risk unsuru olarak masada duruyor. Diğer taraftan, uzun süredir uygulanan sıkı para politikasının reel sektör üzerinde yarattığı finansman ve üretim baskısının 2027'de iyice belirginleşmesi, para otoritesini duruşunu esnetmeye ve erken bir faiz indirim döngüsüne zorlayabilir. Böyle bir senaryonun gerçekleşmesi halinde, TCMB'nin 2027 yılı için belirlediği yüzde 15'lik resmi ara hedefinden yukarı yönlü önemli bir sapma yaşanması kaçınılmaz olur. Bu doğrultuda, 2027 yılı enflasyonunun yüzde 23 seviyelerinde konumlanması beklenebilir. Söz konusu makroekonomik risk patikası, 2027'de TCMB'nin enflasyon ara hedeflerinde yukarı yönlü bir güncellemeye gitmesini de beraberinde getirebilir" diye konuşuyor.

İMALAT SANAYİNDE ÇARKLAR YAVAŞLADI

Geçen hafta reel sektörün röntgenini çeken veriler de yayımlandı. İmalat sanayinde çarklar yavaşlarken, finansal kesim dışındaki firmaların döviz pozisyonu açığı geriledi. Reel kesimde "güven kaybı" yaşandı. TCMB'nin imalat sanayinde faaliyet gösteren bin 985 iş yerinin iktisadi yönelim anketine verdiği yanıtlardan elde ettiği verilere göre, imalat sanayi genelinde mevsimsel etkilerden arındırılmış KKO temmuzda aylık 0.5 puan azalarak yüzde 73.8 seviyesinde gerçekleşti. Mevsimsel etkilerden arındırılmamış KKO ise temmuzda aylık 0.6 puan azalışla yüzde 73.8 seviyesini gördü.

TCMB'nin iktisadi yönelim anketinden elde ettiği verilere göre temmuzda reel kesim güven endeksi (RKGE) bir önceki aya kıyasla 0.8 puan azalarak 101.2 seviyesinde gerçekleşti. Endeksin 100'ün üzerinde olması reel kesim temsilcilerinin ekonomik faaliyetlere ilişkin güveninin arttığı bir tabloya işaret ediyor. Mevsimsel etkilerden arındırılmış RKGE ise temmuzda bir önceki aya kıyasla 1.3 puan azalışla 102.2 seviyesinde gerçekleşti.

Şimdi de finansal kesim dışındaki firmaların döviz pozisyonuna ve finansal yükümlülüklerine bir göz atalım. TCMB verilerine göre firmaların varlıkları mayısta bir önceki aya kıyasla 3 milyar 175 milyon dolar, yükümlülükleri 1 milyar 319 milyon dolar arttı. Firmaların net döviz pozisyonu açığı 1 milyar 857 milyon dolar azalışla 204 milyar 415 milyon dolar oldu.

TÜKETİCİ GÜVENİ TOPARLANIYOR

Geçen hafta Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve TCMB iş birliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi de açıklandı. Buna göre, tüketici güven endeksi temmuzda aylık yüzde 2.2 artarak 89.8 oldu. Tüketici güven endeksinin 100'den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu gösteriyor. Martta 85 düzeyinde gerçekleşen endeks, son dört aydır toparlanma eğilimini sürdürüyor.

Endeksin alt kırılımlarına bakıldığında temmuzda bir önceki aya göre, mevcut dönemde hanenin maddi durumu yüzde 3 artışla 74.5, gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi yüzde 2 artışla 91.4, gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi yüzde 5.2 artışla 88.3, gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi yüzde 0.8 azalışla 105.1 düzeyinde gerçekleşti.

YERLİ TURİST İLK ÇEYREKTE 102.3 MİLYAR LİRA HARCADI

Geçen hafta 2026 yılı birinci çeyrek hanehalkı yurt içi turizm verileri de açıklandı. Buna göre, yılın ilk çeyreğinde (yıllık yüzde 7.2 artışla) yurt içinde ikamet eden 11 milyon 520 bin kişi seyahate çıktı. Seyahate çıkanların bir ve daha fazla geceleme kaydı ile ülke içinde yaptıkları toplam seyahat sayısı yıllık yüzde 12 artarak 14 milyon 168 bin seyahat olarak gerçekleşti. 2026 yılı ilk çeyrekte seyahate çıkanlar yıllık yüzde 13.7 azalışla 73 milyon 622 bin geceleme yaptı. Geçen yıl birinci çeyrekte 6.7 olan ortalama geceleme sayısı ise bu yılın ilk çeyreğinde 5.2'ye geriledi.

Yerli turistlerin, yurt içinde yaptıkları seyahat harcamaları yılın ilk çeyreğinde yıllık yüzde 33.9 artarak 102 milyar 312 milyon 286 bin lira olarak gerçekleşti. Bu harcamaların yüzde 92.4'ünü 94 milyar 552 milyon 386 bin lira ile kişisel harcamalar, yüzde 7.6'sını ise 7 milyar 759 milyon 900 bin lira ile paket tur harcamaları oluşturdu.

Seyahat başına yapılan ortalama harcama ise 7 bin 221 lira oldu. İlk çeyrekte yakınları ziyaret amacı ile yapılan seyahatler yüzde 68.1 ile ilk sırada yer aldı. Seyahate çıkış amaçlarında ikinci sırada yüzde 22.3 ile "gezi, eğlence, tatil", üçüncü sırada yüzde 4.1 ile sağlık yer aldı. İlk çeyrekte seyahate çıkanlar 59 milyon 228 bin geceleme sayısı ile en çok "arkadaş veya akraba evinde" kaldı. Konaklama türlerine göre geceleme sayısında ikinci sırada 5 milyon 652 bin geceleme ile "otel" yer alırken, "kendi evi" 5 milyon 461 bin geceleme sayısı ile üçüncü oldu.

"YURT İÇİ TURİZM SIKI PARA POLİTİKASI KISKACINDA"

Prof. Dr. Erdal Demirhan, birinci çeyrek hane halkı yurt içi turizm verilerinin, hane halkının tüketim reflekslerinde yaşanan daralmayı ve bütçe savunmasını en somut haliyle ortaya koyduğunu vurguluyor. Sıkı para politikasının yarattığı likidite kısıtı ve yüksek enflasyon sarmalı altında, yerli turistlerin seyahat alışkanlıklarının rasyonelleştiğine işaret eden Demirhan, "Nominal olarak yurt içi seyahat harcamalarının yüzde 33.9 artması yanıltıcı bir iyimserlik yaratmamalı. Zira bu artış mevcut enflasyon oranının biraz üzerinde kalarak reel bazda düşük bir artışa işaret ediyor. Seyahat başına ortalama harcamada ise reel bazda önemli bir düşüş var. Bu durum hane halkının seyahat için yaptığı harcama kapasitesindeki aşınmayı gösteriyor. Veriler hanehalkının ticari konaklama tesislerinden kaçındığına ve daha çok arkadaş veya akraba evlerini tercih ettiğine işaret ediyor. Son veriler satın alma gücü azalan ve krediye erişmekte zorlanan bireylerin seyahatlerini kısıtladıklarını ve yaptıkları seyahatlerinin ise büyük kısmının eğlence ve tatil amaçlı olmadığını gösteriyor. İç turizmin gerçek röntgenini çekebilmek adına özellikle üçüncü çeyrek yani yaz sezonu verilerini yakından takip etmek gerekiyor" şeklinde konuşuyor.

LİSANS MEZUNLARINDA İSTİHDAM ORANI GERİLEDİ

Milyonlarca adayın geleceğini şekillendirecek Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) tercih maratonunda kritik viraja girilirken, TÜİK verileri üniversite diplomasının istihdamdaki ağırlığının azaldığını ortaya koydu. TÜİK verilerine göre, 2025'te bir önceki yıla göre lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı 1.1 puan azalışla yüzde 73.9, ön lisans mezunlarında 0.7 puan azalışla yüzde 65.7 oldu.

Lisans seviyesinde en yüksek kayıtlı istihdama sahip olan bölümler yüzde 95.5 ile tıp, yüzde 90.8 ile özel eğitim öğretmenliği, yüzde 89.9 ile havacılık elektrik ve elektroniği, yüzde 89.8 ile matematik mühendisliği ile yüzde 89.8 ile hemşirelik oldu. Lisans mezunlarında ortalama ilk iş bulma süresi 2024'te 14.4 ay iken, 2025'te 14.2 ay olarak gerçekleşti. Ön lisans mezunlarının ortalama ilk iş bulma süresi ise 2024'te 16 ay iken, 2025'te 15.8 ay olarak hesaplandı.

"DİPLOMA ENFLASYONU" UYARISI

Prof. Dr. Demirhan, lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranının 73.9'a gerilemesinin, piyasadaki arz-talep dengesizliğinin ve diploma enflasyonu olgusunun somut bir göstergesi olduğu görüşünde. Sıkı para politikaları ve artan operasyonel maliyetler karşısında özel sektörün istihdam eğilimlerinde daha ihtiyatlı ve seçici bir strateji izlemesi, iş gücü piyasasına yeni dahil olan mezunların iş bulma risklerini artırdığını vurgulayan Demirhan, "Nitekim tıp, özel eğitim öğretmenliği ve polislik gibi kamusal güvenceye ya da doğrudan kamusal talebe dayalı spesifik alanların yüksek istihdam oranlarını koruması, ekonomik belirsizlik dönemlerinde güvenli liman arayışının rasyonel bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Mezuniyet sonrası ilk iş bulma süresinin 14 ayı aşması, yalnızca genç iş gücünün iktisadi üretime katılımında yapısal gecikmelere yol açan ekonomik bir kayıp olmakla kalmayıp, genç neslin sosyo-psikolojik geleceğini de olumsuz etkileyebilir. Ayrıca mevcut veriler üniversite adaylarının YKS tercih aşamasında piyasanın ekonomik gerçeklerine dayalı pragmatik stratejilerle hareket etmeye yöneleceklerini göstermekte" diyor.

Prof. Dr. Erdal DEMİRHAN / Afyon Kocatepe Üniversitesi Öğretim Üyesi

"Faiz kararlarında enflasyonun seyri belirleyici"

Hanehalkı ve reel sektörün enflasyon beklentilerindeki katılık sürerken, jeopolitik risklerin enerji fiyatları üzerindeki yukarı yönlü baskısı da enflasyonist endişeleri canlı tutuyor. Tüm bu gelişmeler, TCMB'nin para politikasındaki sıkı duruşunu korumasını zorunlu kıldı. Nitekim karar metni incelendiğinde; haziranda enflasyonun ana eğilimindeki gerilemeye değinilmekle birlikte, temmuzda geçici bir yükseliş beklendiğine işaret ediliyor. Metinde, iç talepteki belirginleşen zayıflama ile jeopolitik risklere bağlı enerji maliyetleri artışına yapılan vurgu, temkinli ve sıkı duruşun sürdürüleceği şeklinde okunmalı. Yılın geri kalan üç toplantısında alınacak kararlarda yine enflasyonun seyri temel belirleyici olacak. Enflasyonu besleyen yapısal iç dinamiklerde kısa vadede radikal bir iyileşme beklenmediğinden, merkez bankasının sıkılaşma retoriğini koruması muhtemel. Diğer taraftan, reel sektör ve ihracatçı sektörlerde derinleşen finansman sorunlar dikkate alındığında, 10 Eylül'deki toplantıda fonlama faizinin yüzde 37'ye çekilmesi gündeme gelebilir. Ancak olası bir teknik indirim senaryosunda dahi reel faizlerin yüksek kalmaya devam edeceği açık. Bu durum, uygulanan sıkı para politikasının reel sektör, üretim kapasitesi ve dolayısıyla iş gücü piyasaları üzerindeki daraltıcı etkisinin bir süre daha devam edeceğini gösteriyor.

Hande ŞEKERCİ / İş Portföy Baş Ekonomisti

"Yıl sonu enflasyon beklentimiz yüzde 29.7"

PPK metninin büyük ölçüde bir önceki metne benzer olduğunu, yapılan sınırlı değişikliklerin ise enflasyona yönelik değerlendirmelerde olduğunu görüyoruz. TCMB'nin son dönemde iç talepteki zayıflığa belirgin şekilde vurgu yapması, enflasyonda yukarı yönlü risklerin hız kaybeden ekonomik aktivite kanalıyla sınırlanacağı yönünde görüşü olduğunu düşündürüyor. Temmuzda aylık enflasyonun yüzde 1.8 civarında gerçekleşebileceğini tahmin ediyoruz, bu da yıllık seviyenin yüzde 31'in altına düşmesi anlamına geliyor. Yılın kalanında yıllık enflasyonda düşüş için alanı sınırlı görüyoruz ve yılsonunda TÜFE enflasyonunu yüzde 29.7 bekliyoruz. Bununla birlikte, gümrük vergisi ile ilgili yapılan ithalat düzenlemelerinin, önümüzdeki dönemde talebe de bağlı olarak enflasyon üzerinde yukarı yönlü risk oluşturabileceğini düşünüyoruz. Normal şartlarda Orta Doğu'da jeopolitik gerilim yeniden gündeme gelmeseydi, TCMB'nin temmuz sonlarında bir hafta vadeli repo ihalelerini açarak piyasayı yüzde 37 faizle fonlamaya başlamasını bekliyorduk. Fakat son günlerdeki gelişmeler ve enerji fiyatlarında yaşanan hızlı yükseliş, politika faizi ile fonlama maliyeti arasındaki uyumsuzluğun bir süre daha korunmasını zorunlu kılıyor. Baz senaryomuzda halen ağustos sonlarında savaşın sönümlenmesi ve TCMB'nin fonlamayı politika faizine döndürmesi yer almaya devam ediyor.

Yücel Tonguç ERBAŞ / Ahlatcı Holding Strateji Direktörü

"Petrol fiyatı 89.4 doların üzerine çıkarsa faiz artışı gündeme gelebilir"

Genel olarak bir önceki toplantıdan çok farklı bir karar metni ile karşı karşıya kalmadık. Şahin duruşun devam ettiğini söyleyebiliriz. Jeopolitik risklerin sonucu olarak enerji maliyetleri TCMB için enflasyon tarafında yukarı yönlü baskı yaratırken, azalan talep ve gecikmeli konut, eğitim ve gıda tarafındaki gecikmeli iyileşme enflasyonu aşağı yönde baskılamaya devam edecek. Temmuz ayında enflasyonda yükselişin geçici olacağı, patika dışına çıkarmayacağı vurgulanıyor. Krediler veya enflasyonda beklenti üzerinde oynaklık olursa daha sıkı para politikası ve makro ihtiyadi tedbirlerin uygulanacağı belirtiliyor. Sonuç olarak enerji maliyetleri geri çekilirse önce normalleşme adımı olarak haftalık fonlamaya geçilip sonrasında faiz indirimi beklenebilir. Enerji maliyetleri aşırı yükselmesi durumunda ise petrol fiyatı TCMB ortalaması olan 89.4 doların üzerine çıkarsa faiz artışı gündeme gelebilir diye düşünüyorum.

BİZE ULAŞIN