Cari dengede turizm etkisi

Cari işlemler hesabı ağustosta turizm ve hizmetler sektörünün desteğiyle 4 milyar 53 milyon dolar fazla verdi. Yıllık bazda dış ticaret açığındaki genişlemenin etkisiyle 12 aylık birikimli cari açık 42.1 milyar dolara yükseldi. Dış ticaret verileri, ağustosun ardından eylülde de cari işlemler hesabında fazla verilmesi beklentilerini güçlendirdi.
22.10.2026 11:47 GÜNCELLEME : 23.10.2026 00:01

HÜLYA GENÇ SERTKAYA/ Türkiye ekonomisi ağustosta turizm ve hizmetler dengesi desteğiyle 4 milyar 53 milyon dolar cari fazla verdi. Ancak geçen yılın aynı dönemine göre dış ticaret açığındaki genişlemenin etkisiyle 12 aylık birikimli (yıllıklandırılmış) cari açık 42.1 milyar dolar seviyesine yükseldi. Dış ticaret verileri, ağustosun ardından eylülde de cari işlemler hesabında fazla verilmesi beklentilerini güçlendirdi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, ağustosta altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı 8 milyar 205 milyon dolar fazla verdi. Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 3 milyar 746 milyon dolar olarak gerçekleşti. Hizmetler dengesi kaynaklı net girişler ağustosta 9 milyar 711 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmiş olup, bu kalem altında taşımacılık hizmetleri ve seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler sırasıyla 3 milyar 265 milyon dolar ve 7 milyar 285 milyon dolar oldu.

Ağustosta doğrudan yatırımlar kaynaklı net girişler 141 milyon dolar olarak kaydedildi. Portföy yatırımlarında 1 milyar 34 milyon dolar tutarında net çıkış yaşandı.

Yıllıklandırılmış verilerle cari açığın 42.1 milyar dolara ulaştığı ağustosta, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret dengesi de 78.4 milyar dolar açık verdi.

Yılın ilk sekiz ayında ise cari işlemler hesabı 31 milyar 498 milyon dolar açık verdi. Resmi rezervlerde ağustosta 7 milyar 138 milyon dolar net artış olurken, yılın ilk sekiz ayında 10 milyar 918 milyon dolar tutarında azalış yaşandı. Net hata noksan kaleminde ağustosta 4.5 milyar dolar giriş, ocak-ağustos döneminde ise 9.2 milyar dolar çıkış kaydedildi.

TCMB'nin ekim ayı piyasa katılımcıları anketinde, katılımcıların 2026 yılı sonu cari açık beklentisi 48.5 milyar dolar düzeyinde kaydedildi. 2027-2029 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Program'da cari işlemler açığının 2026 yılı sonunda 47.5 milyar dolar, 2027 yılı sonunda 38.5 milyar dolar olması öngörüldü.

"AÇIĞIN YÖNETİLEBİLİR SEVİYEDE KALMASINI ÖNGÖRÜYORUZ"

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda mal ihracatındaki artış ve hizmet gelirlerindeki dirençli görünümün katkısıyla cari açığın yönetilebilir seviyelerde kalmasını öngördüklerini vurguladı. Şimşek, "Küresel enerji arzına yönelik risklerin arttığı bu dönemde, çeşitlendirilmiş tedarik kaynaklarımız ve güçlü altyapımız enerji arz güvenliğimizi destekliyor. Son 26 yılda enerji ithalatına ödenen 1.1 trilyon dolar, aynı dönemdeki toplam cari açığın 1.6 katına, mevcut brüt dış borç stokunun 2 katına karşılık geliyor. Bu tablo, yeşil dönüşümün ülkemiz için stratejik önemini ortaya koyuyor. Enerjide dışa bağımlılığı azaltacak adımların, orta ve uzun vadede küresel fiyat şoklarına karşı dayanıklılığımızı artırmasını ve cari dengeye katkı sağlamasını bekliyoruz" dedi.

Ticaret Bakanı Ömer Bolat ise, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda eylülde dış ticaret açığının yıllık yüzde 24.8 oranında azalış ile 5.2 milyar dolar olarak gerçekleştiğini hatırlatarak, bu kapsamda ağustos ayı ardından eylül ayında da cari işlemler hesabında fazla verilmesinin beklendiğini kaydetti.

BÜTÇE EYLÜLDE 532.2 MİLYAR LİRA AÇIK VERDİ

Merkezi yönetim bütçesi eylülde 532.2 milyar lira, yılın ilk dokuz ayında 1 trilyon 840.3 milyar lira açık verdi. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre, bütçe giderleri eylülde yıllık yüzde 34.1 artışla 1 trilyon 785.4 milyar lira, bütçe gelirleri yüzde 22.7 artışla 1 trilyon 253 milyar lira düzeyinde gerçekleşti. Faiz giderlerinin yüzde 11.2 artışla 263 milyar lira olduğu eylülde faiz dışı denge 929.5 milyar lira açık verdi. Eylülde vergi gelirleri yüzde 21.8 artışla 1 trilyon 74.1 milyar lira düzeyinde gerçekleşti. Ocak-eylül döneminde bütçe giderleri yüzde 36.4 artışla 13 trilyon 948.1 milyar lira, bütçe gelirleri yüzde 34.5 artışla 12.1 trilyon lira olurken, vergi gelirleri yüzde 34.2 artışla 10.4 trilyon lirayı aştı. Yılın ilk dokuz ayında faiz dışı denge 410.8 milyar lira fazla verdi.

Pamukkale Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ersan Öz, merkezi yönetim bütçesinin eylülde 532.2 milyar lira ile yılın en yüksek aylık açığını verdiğine işaret etti. Eylülde bütçenin gider tarafındaki harcama baskısının özellikle cari transferler ve faiz giderlerinde hissedilirken, mal ve hizmet alımlarının da enflasyonun kamu harcamalarına yansıdığı kalemler arasında yer aldığına dikkat çekti. Öz, "Bütçe açığının oluşumunda harcamalardaki artışa karşın vergi gelirlerinin aynı ivmeyi yakalayamamasının belirleyici olduğu görülüyor. Bütçenin gelirler tarafında ise uzun süredir talepteki yavaşlamanın tüketim üzerinden ÖTV ve KDV gelirlerinde azalmaya yol açarak bütçe gelirlerini etkilediği gözleniyor" dedi.

TOPLAM CİRO ENDEKSİ ARTTI

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçen hafta ciro endeksi ile ticaret satış hacim endeksi verilerini de açıkladı. Buna göre, sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplamında ciro endeksi ağustosta yıllık yüzde 31.8, aylık yüzde 3 arttı. Ticaret satış hacmi ağustosta yıllık yüzde 0.6, aylık yüzde 0.2 artarken, perakende ticaret satış hacmi yıllık yüzde 10.1, aylık yüzde 1.4 artış gösterdi. Hatırlanacağı üzere büyümenin öncü göstergesi sanayi üretimi endeksi ise ağustosta aylık yüzde 1.9, yıllık yüzde 1 oranında gerilemişti. TÜİK verilerine göre; hizmet üretim endeksi ise ağustosta yıllık yüzde 2.3, aylık yüzde 0.2 artış gösterdi.

IMF TÜRKİYE'NİN BÜYÜME TAHMİNİNİ DÜŞÜRDÜ

Sanayinin, ticaretin, hizmet üretiminin üçüncü çeyrek performansı için gözler eylül ayı verilerine çevrilirken, Uluslararası Para Fonu'ndan (IMF), küresel ve ulusal ekonomiye ilişkin büyüme tahminleri geldi. IMF Ekim 2026 Dünya Ekonomik Görünüm Raporu'nda, küresel ekonomik büyüme tahminini bu yıl için yüzde 3'ten yüzde 3.1'e çıkardı. Raporda, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2.7, gelecek yıl yüzde 3.6 büyümesinin beklendiği belirtildi.

IMF, temmuz ayındaki tahminlerinde Türkiye ekonomisinin 2026'da yüzde 2.9, 2027'de yüzde 3.6 büyümesini öngörmüştü. TCMB'nin ekim ayı piyasa katılımcıları anketinde, katılımcıların 2026 yılı GSYH büyüme beklentisi yüzde 3'ten yüzde 2.9'a geriledi. Katılımcıların GSYH 2027 yılı sonu beklentisi bir önceki anket döneminde olduğu gibi bu anket döneminde de yüzde 3.9 olarak gerçekleşmişti. OVP'de GSYH büyüme hedefi 2026 yılı sonu için yüzde 3.3, 2027 yılı sonu için yüzde 4.2 olarak belirlenmişti.

"TEKNOLOJİ VE VERİMLİLİK ODAKLI YATIRIMLAR ARTMALI"

Pamukkale Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ersan Öz, küresel ölçekte teknolojik gelişmelerin sağladığı verimlilik artışları ve kamu harcamalarındaki artış eğiliminin ekonomik büyümeyi desteklediğini vurguladı. Türkiye'de temmuz ve ağustos verilerinin, sanayi üretimindeki düşüşün belirginleştiğini ve bu düşüşün özellikle imalat sanayisinde yoğunlaştığını gösterdiğini söyleyen Öz, "Buna karşın toplam ciro ve perakende satış hacminin dirençli kaldığı görülüyor. TÜİK'in açıkladığı sanayi üretim endeksinin alt kalemlerinde yüksek teknolojili alanlarda olumlu performans görülüyor ancak sektörlerin geneline yayılan güçlü ve dengeli bir toparlanmadan söz etmek güç. Sanayi üretimdeki bu daralmada sıkı para politikasının iç talep ve finansman koşulları üzerindeki etkisi olmakla birlikte üreticilerin artan maliyetleri, ihracat pazarlarındaki talep koşulları ve küresel rekabetin farklılaşan dinamikleri sanayi üretiminde belirleyici rol oynuyor. Son yıllarda küresel ekonomi büyümeye devam ederken, büyümenin kaynaklarında da değişimler olduğu görülüyor. Teknoloji ve verimlilik odaklı yatırımlar yeni büyüme alanları yaratırken Türkiye'nin bu alanlardan yeterince yararlanamaması rekabet gücünü sınırlandırıyor. Türkiye'nin küresel büyümeden pay alabilmesi için teknoloji ve verimlilik odaklı yatırımları artırması gerekiyor" dedi.

EKİM AYI ENFLASYON BEKLENTİSİ YÜZDE 2.11

TCMB'nin piyasa katılımcıları anketine göre, katılımcıların ekim ayı tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi yüzde 2.11 oldu. Reel sektör ve finansal sektör temsilcilerinden oluşan 71 katılımcı tarafından yanıtlanan piyasa katılımcıları anketine göre, katılımcıların 2026 yılı sonu enflasyon beklentisi ise bir önceki aya göre 0.02 puan artışla yüzde 29.63 oldu. Katılımcıların yıl sonu döviz kuru (ABD doları/ TL) beklentisi 51,57 liradan, 51,55 liraya geriledi. Katılımcıların ekim ayı Para Politikası Kurulu toplantısı için TCMB politika faiz oranı beklentisi bu anket döneminde yüzde 36 olarak gerçekleşti.

Bilindiği üzere TCMB PPK toplantısını 22 Ekim'de gerçekleştirecek. Hatırlanacağı üzere TCMB, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını 10 Eylül'deki toplantıda yüzde 37'de sabit tutmuştu.

İPOTEKLİ KONUT SATIŞLARI ARTTI

Türkiye genelinde eylülde yıllık yüzde 9.3 azalışla 142 bin 390, yılın ilk dokuz ayında yüzde 7.2 azalışla 1 milyon 92 bin 919 konut satıldı. TÜİK verilerine göre, eylülde ilk el konut satışları yüzde 3.9 artışla 51 bin 519, ikinci el konut satışları yüzde 15.3 azalışla 90 bin 871 düzeyinde gerçekleşti. Eylülde ipotekli satışlar yüzde 5.1 artışla 23 bin 397, diğer satışlar yüzde 11.6 azalışla 118 bin 993 oldu. Yılın ilk dokuz ayında ilk el satışlar yüzde 0.6 azalışla 359 bin 913, ipotekli satışlar yüzde 24.7 artışla 212 bin 210 düzeyinde gerçekleşti.

Yabancılara yapılan konut satışları eylülde yıllık yüzde 9.9 artarak 2 bin 167, ocak-eylül döneminde yıllık yüzde 4.3 azalarak 15 bin 308 oldu. Türkiye genelinde iş yeri satışları eylülde yüzde 3.8 azalışla 17 bin 345, yılın ilk dokuz ayında yüzde 5.1 azalışla 135 bin 543 düzeyinde gerçekleşti.

Geçen hafta Türkiye'deki konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan konut fiyat endeksi (KFE) verileri de açıklandı. TCMB verilerine göre KFE eylülde aylık bazda aylık yüzde 1.2 artarak 239.4 seviyesinde gerçekleşti. Yıllık bazda yüzde 22.3 artan KFE, aynı dönemde reel olarak yüzde 5.7 oranında azaldı. TÜİK'in geçen hafta açıkladığı inşaat üretim verilerine göre, ağustosta inşaat üretim endeksi yıllık yüzde 2.3, aylık yüzde 4 arttı..

Bu arada geçen hafta 2025 yılı hanehalkı tüketim harcaması (bölgesel) sonuçları da açıklandı. Buna göre, İBBS 1. Düzey bölgeleri itibarıyla, Türkiye'deki hanehalkı tüketim harcamalarının yüzde 25.6'sı TR1 (İstanbul) bölgesinde gerçekleşti. İkinci sırada yüzde 14.5 ile TR3 (Ege) bölgesi yer alırken, bu bölgeyi yüzde 12.6 pay ile TR6 (Akdeniz) bölgesi izledi. Hanehalkı tüketim harcamalarından en düşük payı ise yüzde 1.4 ile TRA (Kuzeydoğu Anadolu) bölgesi aldı. Bu bölgeyi yüzde 2.5 ile TRB (Ortadoğu Anadolu) ve yüzde 2.8 ile TR9 (Doğu Karadeniz) izledi.

Prof. Dr. Ersan ÖZ / Pamukkale Üniversitesi Rektör Yardımcısı

"Belirsizliklere rağmen cari denge kontrollü ilerliyor"

Ağustos ayına ilişkin 4.1 milyar dolarlık cari fazla, özellikle yaz aylarında turizm gelirlerinin katkısıyla beklenen bir gelişme. Bununla birlikte hizmetler dengesinin 9.7 milyar dolarlık katkısı cari dengedeki olumlu görünümü destekliyor. Ancak 12 aylık yıllıklandırılmış cari açığın 42.1 milyar dolara ulaşarak son üç yılın en yüksek seviyesine yükseldiği görülüyor. Ağustos ayında ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığının, bir önceki ayda kaydedilen 5.6 milyar dolar seviyesinden 3.7 milyar dolara gerilediği görülüyor. İç talepteki zayıflama ham madde ve tüketim mallarına yönelik ithalat artışını sınırlandırarak cari dengeyi destekliyor. Verilerde öne çıkan bir diğer konu ise altın ithalatı ve ihracatındaki değişme. Ağustosta altın ihracatının 1.1 milyar dolara ulaşması, uzun süredir devam eden altın ithalatçısı konumundaki değişimi ortaya koyuyor. Bu görünüm son dönemde altın fiyatlarındaki gerilemenin, yerli yatırımcıların altına olan talebini azalttığı şeklinde yorumlanabilir. Net hata noksan ve sermaye tarafındaki rakamlar ise ağustosta jeopolitik gerilimlerin kısmen hafiflemesi ve küresel piyasalarda risk iştahının artması, sermaye hareketlerini desteklediğine işaret ediyor. CDS priminde son dönemde gözlenen gerileme risk algısında kısmi bir iyileşme sağlıyor ancak küresel faizlerin yüksek seyretmesi ve gelişmiş ülkelerde bütçe açıklarına ilişkin kaygılar, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını sınırlandırdığı görülüyor. Sonuç olarak, belirsizliklere rağmen cari dengenin kontrollü ilerlediği görülüyor.

Dr. Cahit SÖNMEZ / TOBB ETÜ Öğretim Üyesi

"Dezenflasyonist süreci destekleyen mali disiplin zayıf kalıyor"

Ağustostaki 4 milyar doların biraz üzerindeki cari fazla dış ticaretten değil büyük ölçüde turizm gelirlerinden kaynaklanıyor. Sıkı para politikasının yansıması sonucunda baskılanan iç talep doğal olarak ithalatın da yavaşlamasını sağladı. Ancak bu yansıma değerden öte miktar tarafına oldu. Ağustos'ta ithalat miktar endeksi yıllık yüzde 2.8 geriledi. Buna karşın yüksek ithalat fiyatları ve enerji maliyetleri bu etkinin cari dengeye tam yansımasını sınırlıyor. Önümüzdeki dönemde sermaye hesabında küresel risk iştahı, FED politikası, Türkiye'nin reel faiz seviyesi, enflasyon beklentileri, rezerv görünümü ve ülke risk primi belirleyici olacak.

İç talep ve sanayi üretimindeki ayrışma, büyümenin üretim ve yatırım yerine daha çok tüketim ve hizmetler üzerinden taşındığını, dolayısıyla büyümenin kalitesi açısından kırılgan bir yapı oluştuğunu gösteriyor. İç talebin yeterince soğumaması da fiyatlama davranışlarını canlı tutarak dezenflasyonun hızını sınırlayabilir ve TCMB'nin sıkı duruşu daha uzun süre korumasını gerektirebilir. Eylülde ne yazık ki vergi gelirleri gerilerken harcamalar artmış. Harcama tarafındaki artışta ise sadece faiz değil diğer harcama kalemleri de belirgin şekilde yukarı gelmiş. Örneğin faizi dışarıda tuttuğumuzda harcama 530 milyar lirayı aşıyor. Bu arada mali tarafından nominal çıpasının faiz dışı fazla olduğunun altını çizelim. Buradan şu çıkarımı rahatlıkla yapabiliriz: Dezenflasyonist süreci destekleyen mali disiplin ne yazık ki zayıf kalıyor. Oysa TCMB'nin de her fırsatta vurguladığı gibi para politikalarına sıkı maliye politikasının eşgüdüm göstermesi gerekiyor.

Prof. Dr. Harun TANRIVERMİŞ / Ankara Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Gayrimenkul Geliştirme ve Yönetimi Bölümü Başkanı

"Arz tarafındaki önlemler talep teşviklerinden önce devreye alınmalı"

Ağustosta bina inşaatı maliyetleri yıllık yüzde 28.9 artarken konut fiyat endeksindeki artış yüzde 23'te kaldı, yüzde 31.5'lik enflasyon karşısında konut fiyatları reel olarak yaklaşık yüzde 6.4 geriledi. Eylülde satılan 142 bin 390 konut, aylık yüzde 11.8 artışa karşın geçen yılın aynı ayının yüzde 9.3 altında. Daralmanın bileşimi dikkat çekici. İpotekli satışlar yıllık yüzde 5.1 artarken diğer satışlar yüzde 11.6, ikinci el satışlar ise yüzde 15.3 geriledi. Bu tablo, reel değer kaybıyla birlikte konutun enflasyona karşı koruma işlevinin zayıfladığına ve yatırım amaçlı talebin çekildiğine işaret etti. İlk el payının yüzde 36.2'ye yükselmesi de sektörün stok eritme sürecinde olduğunu düşündürüyor.

Maliyet-fiyat makası yeni arz üretimini sınırlamakta, bina inşaatı üretimi bir önceki yılın altında seyretmekte. Bu süreç önce inşaatı yavaşlatır, stok uyumunun ardından fiyatları toparlar. Veriler reel dibe yaklaşıldığını, ancak henüz ulaşılmadığını gösteriyor. Kredi kanalı hala dar. Para politikasındaki gevşemenin konut kredisi faizlerine yansıması gecikmeli olacağından, belirgin bir rahatlama 2027'nin ikinci yarısından önce beklenmemeli. Asıl önemli olan risk sıralamasında. Kredi koşulları arz tepkisinden önce gevşerse, bugün başlanmayan projelerin yarattığı açık 2028-2029'da yeni bir reel fiyat artışı dalgası olarak geri dönebilir. Bu nedenle arz tarafındaki önlemlerin talep teşviklerinden önce devreye alınması gerekir. Kalıcı çözüm için kentsel dönüşüm ve sosyal konut politikaları, uzun vadeli ve sabit faizli konut kredileriyle desteklenmeli. Bunun yanında proje finansmanı ve gayrimenkul sertifikası gibi sermaye piyasası araçlarıyla inşaat finansmanının ön satıştan ayrıştırılması da gerekiyor.

BİZE ULAŞIN