12 milyar lira büyüklüğe ulaştı, yeni yatırımlara odaklandı

Avrupa ile entegre çalışacak bir portföy oluşturmak üzere harekete geçen Letven Capital, yapay zeka, robotik, iklim teknolojileri, mobilite ve ileri tarım teknolojilerine odaklandı. Letven Capital Kurucu Genel Müdürü Kamil Kılıç, Türkiye’deki girişimlerin Avrupa’ya, Avrupa’daki teknolojilerin de Türkiye’ye entegre olabileceği bir köprü oluşturacaklarını söylüyor. Kılıç, “Bölgesel değil küresel düşünen bir portföy yapısı inşa ediyoruz” diyor.
26.01.2026 13:16 GÜNCELLEME : 26.01.2026 13:16

Girişim sermayesi, kitle fonlama ve tematik fonlar yoluyla fikir, başlangıç, büyüme ve ileri aşama girişimlere yatırım yapan Letven Capital, kurulduğu 2019 yılından bugüne önemli bir büyüklüğe ulaştı. Aralarında tarım, gıda, yenilenebilir enerji, robotik, mobilite, yeşil teknolojilerin de olduğu sekiz adet fonu ile 12 milyar lira bir büyüklüğe sahip Letven Capital, geçen sene ilk exit'ini yaparak yeni yatırımlara odaklandı. Avrupa girişimcilik ekosisteminde gelişen Yeni Paolo Alto bölgesindeki potansiyeli değerlendirmek amacıyla yurt dışı için de harekete geçti. "2026'da en önemli hedeflerimizden biri, Avrupa ile entegre çalışan bir portföy yapısı kurmak" diyen Letven Capital Kurucu Genel Müdürü Kamil Kılıç ile girişim sermayesi fonlarının Türkiye ekonomisine sağlayacağı yapısal dönüşüm ile birlikte şirketin yenilikçi iş modelini ve önümüzdeki dönem hedeflerini konuştuk…

Letven Capital olarak 2025 yılını nasıl geçirdiniz?

Bizim için verimli ve büyüme ile geçen bir yıl oldu. 8 adet Girişim Sermayesi Fonu ile toplam büyüklüğümüz 12 milyar liraya ulaştı. Yatırım yaptığımız Altınay Savunma Teknolojileri'nde başarılı bir exit yaptık. Bu şirketimizin ilk exit'i oldu. Yüzde 12'lik payımızı 1.6 milyar TL'ye sattık. Hemen ardından yeni yatırımlar aldık. Yine 1 milyar liraya yakın bir tutarda yatırım topladık, bu açıdan 2025 yılı başarılı geçti bizim için. Hem çıkış yaptık hem yatırım topladık.

Yatırımcılarınız kimlerden oluşuyor?

Yatırımcılarımızın ağırlığı bireysel emeklilik fonlarından geliyor. Girişim sermayesi fonlarının yaklaşık 25 milyar TL'lik kısmı bireysel emeklilik fonlarından geliyor ve bunun yaklaşık yüzde 28'i Letven Capital'in portföyünde. 10'dan fazla bireysel emeklilik şirketi yatırımcılarımız arasında. Büyümemizi sağlayan da BES fonları oldu. BES fonları, girişim sermayesi sektörünün büyümesinde kritik rol oynadı. 2016 yılında çıkan bir düzenlemeyle Otomatik Katılım Sistemi (OKS) kapsamındaki emeklilik fonlarının, girişim sermayesi fonlarına yüzde 1 ila yüzde 5 oranında yatırım yapabilmesine olanak tanındı. Bu sayede bizim fonlarımıza da yatırım yapılıyor. Elbette sadece bize değil, piyasadaki diğer girişim sermayesi fonlarına da yönelim var.

Bugün geldiğimiz noktada, dünyada girişim sermayesi fonları artık sadece gelir getirici bir enstrüman değil. Bizim hedefimiz, girişim sermayesi fonlarını bir ürün olmaktan çıkarıp bir varlığa dönüştürmek. Bu fonları iş modellerinin içine entegre etmemiz gerekiyor. Artık sadece getirisi olan bir unsur olarak değil, ekonominin sigorta ürünü haline gelmesi gereken bir yapıdan bahsediyoruz. Bu doğrultuda, girişim sermayesi fonlarının sigorta sektörüyle entegre edilerek kalıcı bir varlık olarak yaratıcı yıkımda sektörel sigorta mekanizması haline getirmeyi hedefliyoruz.

Bu modelde girişim sermayesi fonları nasıl bir rol oynayacak?

Ekonomist ve Akademisyen Ufuk Akçiğit'in yazarı olduğu 'Yaratıcı Yıkım Ekonomisi' kitabının sponsoru olduk. Hocamızın da üzerinde çalıştığı bu modele göre, yaratıcı yıkım süreciyle birlikte dünyada birçok şirket ya kapanacak ya dönüşecek ya da kademeli inovasyonla kendini yeniden tanımlamak zorunda kalacak. Bu dönüşüm, özellikle büyük şirketler inkremental yani kademeli şekilde sürekli inovasyonu yönetmesi kaçınılmaz bir durum fakat alternatif olarak, bu inovasyon süreci start-uplar aracılığıyla da yönetilebilir.

Bizim gibi altyapısını büyük ölçüde tamamlamış ve artık yayılım aşamasına geçmiş ülkeler için bu dönem oldukça kritik. Çünkü bu geçiş süreci, doğru yönetilmediği takdirde ciddi riskler barındırıyor. Ancak Türkiye'nin burada iki önemli avantajı var. Birincisi, tüm zorluklara rağmen krizleri yönetme konusunda ciddi bir refleksimiz var. İkincisi ise, yüksek entelektüel sermayeye sahip çok sayıda yetenekli insan kaynağımız yurt dışında bulunuyor. Avrupa'da ve Amerika'da önemli pozisyonlarda yer alan bu insan kaynağı, doğru stratejilerle ülkemiz için büyük bir avantaja dönüşebilir.

İşte bu noktada Türkiye'de girişim sermayesi fonlarını artık bir 'sigorta ürünü' gibi konumlandırmamız gerekiyor. Çünkü artık dünya tüm sektörlerde bir yıkım dönemine girdi. Daha doğrusu, bir 'disruption' dönemindeyiz. Bu dönemi doğru yönetemezsek, sadece ticaret yapan bir ülke olarak kalırız. Oysa bizim değer üreten bir ülkeye dönüşmemiz gerekiyor.

Girişim sermayesi fonlarını, ekonominin geleceğini güvence altına alan bir portföy sigortası olarak konumlandırmalıyız. Bu yaklaşım, finansal getiri ile birlikte yapısal dönüşüm için de bir kaldıraç işlevi görecek.

Yatırım yapacağınız sektörleri ve girişimleri nasıl seçiyorsunuz?

Yatırımlarımızda yenilikçi teknolojiler, sürdürülebilirliği esas alan ve Türkiye'nin geleceğine katkı sunacak potansiyel sektör ve şirketleri önceliklendiriyoruz. Sektörlere önemli çözümler getiren, işleyişlere daha akılcı modeller getiren şirketlere yaptığımız yatırımlar çok hızlı şekilde karşılık buluyor ve hızlı bir büyüme sağlıyor.

Bunlardan biri olan ağırlıklı olarak finans sektörüne yönelik çalışan yazılım ve bilişim şirketi Linktera önemli bir büyüklüğe geldi. 2022 yılında yatırım yaptığımız şirketi halka arza hazırlıyoruz.

Bu yıl için en önemli hedeflerimizden biri de Milres Girişim Sermayesi Fonu aracılığıyla yatırım yaptığımız Altınay Robot Teknolojileri'ni uluslararası fonlar ile Avrupa'ya taşımak. Görüştüğümüz fonlar var. 40-50 milyon euro arasında Seri D diyebileceğimiz bir yatırımı almayı amaçlıyoruz.

Tarım sektörleriniz arasında yer alıyor mu?

Portföyümüzün en önemli sektörleri arasında tarım yer alıyor. Dünyada süper gıda ürünleri arasında yer alan blueberry (yaban mersini) üretimi için Türkiye'deki potansiyeli harekete geçirmek üzere Alova Farm'a yatırım yaptık.

Dört yıl önce yatırım yaptığımız Yalova, Altınova Karadere'de kurulu Alova Tarım (ismini de Yalova-Altınova birleşiminden aldı) yaban mersini bahçelerine yatırım yaptık. 5 bin ağaçla başladık, 175 bin ağaca ulaştık. 225 dönümde topraksız tarım yapıyoruz. Türkiye'nin şöyle bir özelliği var 8 ay boyunca üretim yapabilme kabiliyeti olan dünyadaki tek ülkeyiz. Edirne'den Artvin'e uzanan hat bu meyve için çok uygun koşullara sahip.

Türkiye bu alanda nasıl bir potansiyel taşıyor?

Stratejik bir ürün olan mavi mucizenin hem dünyada hem de Türkiye'de potansiyeli oldukça yüksek. Dünyada tarımdan karşılanan toplam gayrisafi milli hasıla 600 milyardan 680 milyar dolara yükselecek. Bunun içerisinde bulunan tarımsal ürün yaban mersini ise 6 milyardan 13 milyar dolara çıktı. Türkiye, yaban mersini üretiminde sadece iklimsel avantajlara değil, aynı zamanda güçlü lojistik altyapısı ve ticari erişim kabiliyetiyle de öne çıkan bir ülke. Letven Capital olarak biz de bu potansiyelin farkındayız.

Alova'da nasıl bir büyüme sağlandı?

Öncelikle Alova Farm'da stratejik bir model kurduk. Fide alımlarını ABD devi fide üreticisi Fall Creek iş birliği ile gerçekleştirdik. 5-7 kg gibi yüksek verim sağlayacak fidelerle üretime devam ediyoruz. Bu yıl yaklaşık 150 tonluk üretim gerçekleştirdik. Ancak asıl hedefimiz çok daha büyük. 2028 yılına kadar yıllık 1000 ton üretime ulaşmak istiyoruz. Bu hedefe ulaşmak için alanında dünyanın en önemli kuruluşları ile güçlü bir strateji oluşturduk. Geçen aylarda dünyanın en büyük üreticilerinin olduğu SEKOYA üyesi North Bay ve paketleme alanında ileri teknolojiye sahip işleme sistemleriyle iş birliği yaptık. Bu ortaklık, üretimden ihracata kadar tüm zinciri kapsayan entegre bir model sunuyor. Katma değeri yüksek bir ihracat ürünü yabanmersini. Kg fiyatı ortalama 9 euro civarında alıcı buluyor.

Hedeflenen büyüme nedir?

Alova Farm'da yürüttüğümüz bu stratejik iş modeli, Türkiye'nin küresel pazardan yüzde 10'luk bir pay alma hedefi doğrultusunda önemli bir dönüm noktası. Hedefimiz, Türkiye'yi dünyanın en büyük 10 yaban mersini üreticisi arasına sokmak. Bu sadece bir tarım yatırımı değil; aynı zamanda teknoloji, inovasyon ve sürdürülebilirlik ekseninde şekillenen bir dönüşüm hikâyesi.

Bugün geldiğimiz noktada, uluslararası oyuncuların da Türkiye pazarına olan ilgisi artıyor. North Bay, SEKOYA ve Elifab gibi küresel markalarla kurulan bu ortaklıklar ile üretim kapasitemizin yanı sıra kalite, verimlilik ve ihracat gücümüz de artacak. Dünyada alternatif yatırım modellerinden olan Joint Venture şirket kurmak üzere kolları sıvadık. Yılbaşından önce imzayı attık. Avrupa'da bulunan paketleme ve işleme hizmet alımları ile buna bağlı olan ihracatı Yalova'ya yönlendirecek şekilde ortaklıklar geliştiriyoruz. Bir paketleme tesisi kuruyoruz yaban mersini için Yalova'da. Orada paketlemeyi yaparak Avrupa'ya ihraç edeceğiz.

Yatırım bu hikayeyi nasıl büyüttü?

Alova Farm'a yaptığımız yatırım, sadece üç yıl içinde 20 kat büyüdü. Bu, bizim tarım, gıda ve teknoloji alanlarına yaptığımız stratejik yatırımların ne kadar doğru bir zemine oturduğunu açıkça gösteriyor. Türkiye'nin yüksek teknoloji ve inovasyonu tarım sektörüne entegre ederek 200 milyar dolarlık bir agro ekonomiye ulaşabileceğine inanıyoruz.

Tarım teknolojilerinde durum nasıl?

Alova Tarım'da tarım teknolojilerine yaptığımız yatırımlarla da fark yaratıyoruz. Verimliliği ve kaliteyi artıran, yapay zekâ destekli sistemleri bahçeye entegre ettik. Bu kapsamda yatırımcısı olduğumuz üç önemli start-up ile çalışıyoruz. Agromini, Robio, Bridgesoft... Öncelikle sulama altyapısından başladık. Agromini ile birlikte, yapay zekâ destekli, kendi kendini öğrenen bir sulama sistemi kurduk. Bu sistem, bitkinin ihtiyacına göre suyu optimize ediyor, kaynak kullanımını minimize ederken verimi maksimize ediyor. Yani artık sulama, sadece zamanlayıcıyla değil, bitkinin gerçek zamanlı ihtiyacına göre yönetiliyor.

Ardından Robio'yu kurduk. Altınay ile birlikte geliştirdiğimiz bu tarım teknoloji şirketi, sahada robotlar ve dronelar aracılığıyla veri topluyor. Bu çalışmalar sayesinde North Bay, Alova'yı 'dünyanın en akıllı çiftliği' olarak tanımladı. Bugün Alova Tarım'daki dördüncü yılımızı doldurduk. Bu süreçte edindiğimiz deneyimle şunu net olarak söyleyebilirim: Doğru teknoloji, doğru zamanlama ve doğru pazarlama stratejisiyle, yaban mersini gibi katma değeri yüksek bir ürünü 9 ila 13 euro arasında değişen fiyatlarla pazara sunabiliyoruz. Özellikle Dubai ve Hollanda gibi stratejik pazarlarda bu ürünlere ciddi talep var.

Avrupa'dan farklılaşmak ve öne çıkmak için neler yapıyorsunuz?

Tarım teknolojilerinde kurduğumuz yapı 360 derece. Modelimizin içinde akademisyen yapısı da var. Türkiye'de farklı disiplinlerden gelen en iyi 14 kişiden oluşan tarım teknolojisi çalışan profesör ile birlikte hareket ediyoruz. Diğer taraftan girişimcileri de takipteyiz. Tarım teknolojileri alanında Türkiye'de gerçekten çok parlak fikirler, çok yetenekli gençler var. Biz Letven Capital olarak bu alandaki girişimlerin neredeyse tamamında yatırımcıyız. Çünkü bu çocuklar sadece iyi fikirler üretmiyor, aynı zamanda bu fikirleri ölçekleyebilecek potansiyele de sahipler. Elbette her girişim büyümeye uygun değil ama doğru destekle, doğru yönlendirmeyle büyük fark yaratabilecek çözümler geliştiriliyor.

Ancak dünyaya baktığımızda şunu da net bir şekilde görüyoruz: Tarım teknolojilerinde global ivmeyi yakalamak şart. Bu nedenle biz de çift yönlü bir strateji geliştirdik. Türkiye'deki tarım teknolojilerini Avrupa'ya, Avrupa'daki ileri çözümleri de Türkiye'ye taşıyabileceğimiz bir iş birliğine imza atmak üzereyiz. Yalova'daki Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü içerisindeki bir binayı tarım teknolojileri uygulama merkezi olarak hayata geçireceğiz. Adını TARS LABS olarak konumlandırdığımız merkezi aynı zamanda Hollanda ve İngiltere'de kuracağız.

Tarımda büyük dönüşüm mümkün mü?

Tarımda devrim yapmak kolay değil ama kesinlikle mümkün. Eğer bu modeli başarıyla uygularsak ne olacak biliyor musunuz? Türkiye, Orta Asya'da üretim yapabilecek, burada paketleyip Rusya, Avrupa ve Orta Doğu'ya ürün satabilecek bir kabiliyete ulaşacak. Bugün İngiltere merkezli birçok fon, Dubai'deki Rus yatırımcılarla birlikte tarım alanında Türkiye'ye yatırım yapıyor. Çünkü bu bölgenin potansiyelini görüyorlar. Önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde Türkiye coğrafyası, 250 milyon insanı besleyebilecek bir gıda deposuna dönüşebilir.

Yapay zeka ve robotik odaklandığınız alanlar içinde mi?

Bugün birçok sektörde en büyük sorunlardan biri nitelikli iş gücüne erişim. Artık Hindistan, Pakistan, Filipinler gibi ülkelerden insan kaynağı transferi sağlanıyor. Biz bu sorunu çözmek için bazı süreçleri tamamen robotik hale getirdik. Kaynak planlamasından üretime kadar tüm adımları yazılıma aktardık; sistem kendi kendine çalışıyor ve çıktıyı parçalar halinde teslim ediyor. Robotik sektörlerin sıkıntılarına çare üretiyor. Biz de çözüm üretmek amacıyla Tradecomply, Roboshiptech ve Agrilook isimleri ile kurduğumuz girişimleri hayata geçirdik. Tüm bu şirketleri bir Venture Studio çatısı altında topladık. Amacımız her yıl 40 girişimi değerlendirmek ve içlerinden ölçeklenebilir olanlara yatırım yapmak. Geçtiğimiz yıl bu alana 5.5 milyon dolarlık yatırım gerçekleştirdik. Çünkü bizce üretim ekonomisinde kalmak, yapay zekâ ve teknolojiyle entegre olmak artık bir tercih değil, zorunluluk.

Mobiliteye nasıl bakıyorsunuz?

2024 Temmuz ayında kurduğumuz Actio Mobilite Teknolojileri A.Ş., mikro mobilite alanında faaliyet gösteren bir teknoloji şirketi. Amacımız, tüm tasarımı, mühendisliği ve üretimi Türkiye'de gerçekleştirilen hafif e-mobilite araçlarıyla hem yerli hem de global müşterilere daha temiz, ekonomik ve güvenli bir ulaşım deneyimi sunmak. Bu yolculuk, aslında çok pratik bir ihtiyaçtan doğdu. Çikolata, çiçek, gıda gibi işlerimiz vardı ama dağıtım tarafında ciddi zorluklar yaşıyorduk. Türkiye'de bu alanda Çin menşeli elektrikli motosikletlerin ciddi bir hâkimiyeti vardı. Biz de bu alanda yerli bir alternatif üretme kararı aldık. Bugün geldiğimiz noktada, yüzde 95 yerlilik oranına sahip Türkiye'nin ilk yerli elektrikli motosikletini tamamlamak üzereyiz.

Ford Otosan tarafından başlatılan bu girişimi farklı bir yapı kurarak devraldık. Batarya sistemini Altınay Teknoloji Grubu üstlendi. Güç elektriği tarafında ise Devinno ile çalıştık. Biz de bu projeye 4,5 milyon euro yatırım yaptık. Halihazırda Ford Otosan'ın yatırım şirketi Driventure, Altınay Elektromobilite, Devinno, iş ortaklığında faaliyet gösteriyor.

Riki adı ile sepetli bir modeli de olacak motosikletler fiyat-performans açısından benzer modelleriyle rekabet edecek şekilde konumlanıyor. Nihai satış fiyatımız fosil yakıtlı piyasa lideri muadil markalarla rekabetçi olacak. Bu fiyatı belirlerken doğrudan maliyetlerimizden yola çıktık. Bayilik sistemi yerine, doğrudan internet üzerinden satış yapmayı planlıyoruz. Ayrıca kurye tarafında çalışanlara doğrudan sahiplik modeliyle bu araçları sunmak istiyoruz.

İlk yıl üretim hedefimiz 3.500 adet. Ancak çift vardiya ile bu rakamı 5.000'e kadar çıkartabilecek kapasitemiz var. Bunu sadece motosiklet üretim projesi değil; Türkiye'nin mobilite alanında küresel rekabete açılan kapılarından biri olarak görüyoruz.

Önümüzdeki döneme ilişkin hedeflerinizi öğrenebilir miyiz?

2026 yılı için en önemli hedeflerimizden biri, Avrupa ile entegre çalışan bir portföy yapısı kurmak. Bu doğrultuda, Avrupa girişimcilik ekosisteminde hızla yükselen yeni bir bölgeye odaklandık. Londra, Paris ve Brüksel arasında konumlanan ve Yeni Paolo Alto adı verilen bu üçgen, bugün Silikon Vadisi'nden sonra dünyanın en yoğun inovasyon kümelenmelerinden biri haline geldi. Pergeli biraz genişlettiğinizde Amsterdam ve Frankfurt'u da içine alan bu bölge, Avrupa'nın yeni teknoloji ve yatırım merkezi olarak konumlanıyor. Geri kalan coğrafya ise artık 'Rest of Europe' olarak tanımlanıyor.

Biz de bu stratejik dönüşümü erken fark ederek Brüksel merkezli bir yapı kurduk. Çünkü bu bölgede Türk girişimciler, mühendisler ve yatırımcılar ciddi bir varlık gösteriyor. Biz de bu potansiyeli değerlendirmek ve bölgeyle entegre çalışmak adına kendi girişim ağımızı oluşturduk. Bu yapının adı Forka Capital.

Forka Capital çatısı altında özellikle yapay zeka, robotik, iklim teknolojileri başta olmak üzere, mobilite ve ileri tarım teknolojilerine odaklanıyoruz. Amacımız yatırım yapmak. Ama daha da önemlisi Türkiye'deki girişimlerin Avrupa'ya, Avrupa'daki teknolojilerin de Türkiye'ye entegre olabileceği bir köprü kurmak. Bu vizyonla hareket ediyor, bölgesel değil küresel düşünen bir portföy yapısı inşa ediyoruz.

"Kitle fonlamada etkin olacağız"

Letven Capital olarak sürdürülebilirlik ve yenilikçi girişimlere verdiğimiz desteği bir adım ileriye taşıyoruz. Bu kapsamda bağlı ortaklığımız, SPK lisanslı kitle fonlama platformumuz Ecofolio'nun başlattığı yeni kampanya bizim için stratejik bir dönüm noktası niteliğinde. Kampanya, çevre dostu çözümleri ve topluluk temelli finansmanı bir araya getirerek güçlü bir etki yaratmayı hedefliyor. Biz de Letven Capital olarak bu sürece aktif şekilde katılacak, kitle fonlamada etkin bir rol üstleneceğiz. Çünkü inanıyoruz ki küçük katkılar birleştiğinde büyük dönüşümler mümkün olur. Ecofolio'nun vizyonu, sadece bugünü değil geleceği de şekillendiren bir yaklaşım sunuyor. Yeni kampanya ile birlikte, sürdürülebilir projelerin daha geniş kitlelere ulaşması için güçlü bir zemin oluşuyor. Hedefimiz, bu zemini daha da sağlamlaştırmak ve toplumsal faydayı artırmak. Hep birlikte, yenilikçi fikirleri hayata geçirerek daha yaşanabilir bir gelecek inşa etmeyi planlıyoruz.

BİZE ULAŞIN