ÜRÜN DİRİER/ Gece yarısı. Bir bilgisayar ekranında donmuş bir yüz. O yüz, birazdan nefes alacak. Ama bir sette değil… Sinema tarihinin belki de en radikal kırılmalarından biri sessiz sedasız gerçekleşiyor: Kamera yerini algoritmaya, plato yerini pipeline mimarisine bırakıyor. Türkiye'den çıkan genç bir girişim ise bu dönüşümü uzaktan izlemek yerine, doğrudan inşa etmeyi seçti. Sekiz ay önce kurulan Vitpepper, yapay zekâyı bir "efekt aracı" olarak değil, başlı başına bir prodüksiyon katmanı olarak konumlayarak yola çıktı. Örneğin Özcan Deniz'in yapay zeka ikizinin kullanıldığı bir dizi projesi en çok dikkat çeken işlerinden biri oldu. "Everybody Knows" isimli kısa filmi ise Dubai'deki 1 Billion Summit'te 3.500 film arasından son 20'ye kalarak Vitpepper'ın yalnızca teknik değil, estetik iddiasını da uluslararası ölçekte görünür kıldı.
Kurucusu Bihter Günaydın'ın yaklaşık 20 yıllık prodüksiyon deneyimi, bu atılımın arka planındaki en güçlü zemin. Yıllarca kamera arkasında, mekân, atmosfer ve organizasyon yönetimi gibi prodüksiyonun görünmeyen ama kritik alanlarında çalışan Günaydın, bugün 17 kişilik disiplinler arası bir ekiple, yapay zeka diziler, kısa filmler ve reklam filmleri üretiyor. Dünyada hâlâ deneysel sayılan AI film üretimini endüstriyel seviyeye taşımayı hedefleyen şirket, kısa dizilerden global markalar için geliştirilen kapsamlı projelere, yüksek bütçeli aksiyon sahneleri için sunulan yapay zekâ çözümlerinden moda ve spor dünyasına uzanan yeni iş birliklerine kadar geniş bir alanda üretim yapıyor.
Vitpepper'ı 8 ay önce kurdunuz ve çok yeni bir alanda çalışmanıza rağmen çok hızlı yol aldınız. Bu sürede neler yaptınız?
Bu 8 ayı bir "teknoloji denemesi" olarak değil, kurumsal bir dönüşüm süreci olarak kurguladık. Öncelikle Vitpepper'ın kimliğini netleştirdik; hızlı üretim yapan değil, vizyoner ve kalıcı işler üreten bir yeni nesil medya şirketi olmak. İlk fazda odaklandığımız konu, estetik standardımızı tanımlamaktı. Yapay zekâyı bir efekt aracı gibi değil, bir prodüksiyon katmanı olarak ele aldık. Sinematografi, sanat yönetimi, dramaturji ve kurgu disiplinlerini geleneksel sinema refleksiyle yeniden yapılandırdık. Ekip tarafında genç ve multidisipliner sanatçılarla çalıştık: prompt engineer, teknik sanatçı (technical artist), node-graph pipeline geliştirici, colorist, AI compositor gibi hibrit pozisyonlar oluşturduk. Çünkü bu alan yalnızca "prompt yazmakla" ilerlemiyor; gerçek anlamda bir pipeline mimarisi gerektiriyor. Bu yüzden kendi node-based altyapımızı geliştirdik. Bu sistem sayesinde sahneleri modüler hale getirdik. Yeni bir model çıktığında baştan başlamıyoruz; mevcut yapıyı upgrade ediyoruz. Yeni katılan ekip üyeleri de bu sistem sayesinde çok daha hızlı adapte oluyor. Açık konuşmak gerekirse, bu 8 ayın en kritik kazanımı teknoloji değil, iş akışımız oldu. Dizi projemiz "Tesseract" ise bizim için dönüm noktasıydı. Yapay zeka destekli bir projede gerçek oyuncularla çalışmak ve bunu hukuki zemine oturtmak ciddi bir süreçti. Özcan Deniz ve Akın Akınözü ile iki tarafın da haklarını koruyan bir sözleşme yapısı kurduk. Özcan Deniz'in oyunculuğunu yapay zekaya aktardık, haliyle performansın dijital çoğaltımı, kullanım sınırları ve telif modelini netleştirmemiz gerekti öncelikle. Sektörde en büyük belirsizlik hukuki alanda ve biz bu konuda cesur davrandık. Tesseract'ı üretirken animasyon film mantığıyla ilerledik. Storyboard, previz, tasarım, performans, kompozit, color, ses… Hepsi geleneksel disiplinle ilerledi. Hatta üretim sürecinde yeni bir teknoloji çıktığında sahneleri yeniden ürettik. Çünkü amacımız "AI ile iş yapmak" değildi; bugünün fiziksel ve ekonomik şartlarında çekimi neredeyse imkânsız olan bir projeyi hayata geçirmekti. Sonrasında Everybody Knows adlı kısa filmimiz vesilesiyle Dubai'deki 1 Billion Summit'e davet edildik. 3.500 film arasında son 20'ye kaldık. İş birliği kurduğumuz ajansların birçok AI destekli üretim yapan yapım şirketiyle çalıştıktan sonra bizi tercih etme sebepleri de üretimlerimizin kalitesi, hızımız ve çalışma sistemimiz. Tüm bu başarılar tabii ki tesadüf değil
Dünyada bu alanda çalışan şirketler arasında konumunuz nedir?
Dünyada AI ile dizi ya da film üretimi hâlâ deneysel bir alan. Çoğu iş kısa metrajlı, teknik demo ya da sanat projesi ölçeğinde kalıyor. Biz bunu endüstriyel üretim seviyesine taşımaya çalışıyoruz. Türkiye'de 23 dikey dizi üreten tek yapım şirketiyiz ve bu alanda kaliteyi aşağı çekmeden üretim yapıyoruz. Ucuz ve seri üretim refleksine hiç girmedik. Vizyoner yönetmenlerle ve güçlü senaryolarla çalıştık. Yurt dışında yayınlanan dizilerimiz İlk On listesine giriyor ve en yüksek izlenme oranlarına sahip oluyor. Yapay zeka tarafında ise oyunculu, sözleşmeli ve disiplinli bir üretim modeli kurduk. Bu bizi deneysel bir ekipten ayırıyor. Biz yalnızca teknolojiyi ve geleceği yakalamış bir oluşum değiliz. Kendimizi yeni nesil üretim altyapısı kuran bir yapım stüdyosu olarak konumlandırıyoruz.
Short diziler ve yapay zeka reklamları mı yapıyorsunuz sadece? Yoksa başka işleriniz de var mı bu çerçevede?
Bugüne kadar 23 farklı short dizi projesi hayata geçirdik. Bu projelerde yalnızca hikâye anlamında değil, üretim biçimine de odaklanıyoruz. Reklam ve içerik üretiminde birçok farklı yapay zekâ teknolojisini kullanıyoruz ve bu alanda sürekli yeni denemeler yapıyoruz. Bu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biri, içinde ünlü klonlarının da yer aldığı "Tesseract" adlı dizi projemiz. Yapay zekânın yaratıcı üretimde nasıl yeni kapılar açabildiğini göstermeyi hedefleyen deneysel ama bir o kadar da iddialı bir iş oldu. Bunun yanı sıra, çok yakında festivallerde yer alacak olan "Everybody Knows" adlı kısa filmimizi tamamladık. Global markalarla gizlilik sözleşmeleri (NDA) kapsamında görsel ve video içerikler üretiyoruz. Bu sayede markalara özel, henüz kamuya açık olmayan yaratıcı projeler geliştirme imkânı buluyoruz. Bunun yanında sosyal medya için hızlı tüketilen ama yaratıcı değeri yüksek içerikler de üretiyoruz. Ayrıca geleneksel prodüksiyonla çekilen filmlerin içinde yer alan aksiyon sahneleri, kaza sahneleri ya da yüksek bütçeli prodüksiyon gerektiren sahneler için yapay zekâ tabanlı çözümler geliştiriyoruz. Bu sayede hem prodüksiyon maliyetlerini optimize ediyor hem de çekimi riskli sahneler için daha güvenli ve esnek alternatifler sunuyoruz. Şu sıralar moda ve spor tarafında da oldukça büyük bir sürpriz hazırlığımız var. Yapay zekâ ile moda dünyasını buluşturan yeni bir projeyle çok yakında sahneye çıkacağız.
Bu işe başlamadan yani 8 ay önce ne iş yapıyordunuz? Biraz kendi özgeçmişinizden bahseder misiniz?
Bu işe başlamadan önce aslında 20 yıla yaklaşan bir prodüksiyon yolculuğum vardı. Sektöre sahanın içinden girdim. Dizilere ve filmlere mekan kiralayarak başladım. O dönem fark ettiğim şey şuydu; prodüksiyon dünyasında en büyük ihtiyaçlardan biri, doğru mekana hızlı ve güvenilir şekilde ulaşabilmekti. Bu ihtiyacı bir sistematiğe dönüştürmek için zamanla işi dijital tarafa taşıdık ve bir platforma dönüştürdük. Bugün bu platformun içinde 7.000'e yakın farklı gayrimenkul yer alıyor. Yalıdan köşke, endüstriyel mekandan modern villalara kadar çok geniş bir envanterimiz var. Yerli dizilerden, uluslararası yapımlara kadar Türkiye'de çekilen global projelerin neredeyse tamamında bir şekilde bizim sağladığımız mekanlar kullanıldı. Yani yıllardır kamera arkasında, prodüksiyonun görünmeyen ama kritik bir parçasında yer aldım. Bunun yanında yaklaşık 6 yıldır "Kulis" adını verdiğimiz, sektöre hizmet eden çok amaçlı bir alanı işletiyoruz. Burası sadece bir mekan değil; etkinliklerin yapıldığı, okuma provalarının alındığı, özel organizasyonların düzenlendiği, yaratıcı ekiplerin bir araya geldiği yaşayan bir alan. Aynı zamanda eşya ve kostüm kiralama tarafında da hizmet veriyoruz. Yani prodüksiyonun sadece mekan değil, atmosfer ve hikaye kurma tarafına da dokunan bir yapı kurduk. Özetle, yapay zeka ile tanışmadan önce de yıllardır hikaye anlatımının, prodüksiyonun ve yaratıcı süreçlerin tam merkezindeydim. Aslında bugün yaptığımız işin temeli de burada yatıyor: Hikaye anlatmayı, prodüksiyon ihtiyaçlarını ve sektörün dinamiklerini çok iyi tanımak. Yapay zeka, bu 20 yıllık birikimin üzerine eklenen yeni ve güçlü bir araç oldu.
Bu kadar kısa sürede bu başarının sırrı nedir?
Yapay zekâ tarafında markaların başlangıçta doğal bir çekincesi vardı. Daha önce piyasada görülen bazı örnekler, bu alana dair güveni tam olarak oturtmamıştı. Biz de bu bariyeri kırmanın en doğru yolunun "anlatarak" değil, "göstererek" olacağına karar verdik. Bu yüzden markalara herhangi bir gelir beklentisi olmadan demo çalışmalar yapmaya başladık. Aslında bu süreç, bizim için de yaratıcı ve teknik kapasitemizi ortaya koyabildiğimiz çok değerli bir alan açtı. Ortaya çıkan işler sayesinde hem yapabileceklerimizi somut olarak gösterdik hem de zamanla güçlü bir demo arşivi oluşturduk. Bu arşiv, büyük markalarla yaptığımız görüşmelerde en önemli referanslarımızdan biri haline geldi. Bizi diğerlerinden ayıran en temel nokta ise yaratıcı bakış açımızı güçlü teknolojik altyapıyla birleştirebilmemiz. Sadece teknik olarak iyi işler üretmekle kalmıyoruz; kreatif tarafta da güçlü bir "gusto"ya sahibiz. Yani estetik, hikâye anlatımı ve marka dili konularında da iddialıyız. Bu iki alanın kesişimi, kısa sürede güven kazanmamızı ve sürdürülebilir iş birlikleri kurmamızı sağladı.
Yapay zeka sizce dizi, film ve reklam sektörünü nasıl dönüştürüyor?
En net değişim üretim hızında. Eskiden haftalar süren konsept geliştirme süreçleri artık günler içinde test edilebiliyor. Büyük bir sahnenin riskini masa başında görmek mümkün. Bu, özellikle reklam dünyasında inanılmaz bir avantaj sağlıyor. Ama asıl dönüşüm erişilebilirlikte. Büyük bütçeli görsel dünyalar artık sadece dev stüdyoların tekelinde değil. Küçük ama vizyoner ekipler de aynı ölçeğe yaklaşabiliyor. Bu durum sektördeki güç dengesini değiştirecek. Yine de şunu net söyleyebilirim: Yapay zekâ hikâye anlatmaz. Araçtır. Onu nasıl kullandığınız belirleyici. Kötü fikir AI ile de kötü kalır. Güçlü fikir ise doğru üretim modeliyle büyür.
Bundan sonra sizce oyunculuğun bir anlamı kalmayacak mı?
Bunu AI ile üretim yapmış bir yapımcı olarak rahatlıkla cevaplayabilirim. Hayır, anlamı kalacak. AI mevcut datalardan beslenir, yeni ya da farklı bir performans üretemez. Sadece oyunculuk için değil tüm sanat alanında bu geçerli. Yetenekli bir sanatçının yerine geçemez. Tam tersine. Sanatçı daha değerli hale gelecek. Yapay zekâ yüz üretir, ses üretir, hatta jest üretir. Ama gerçek performansın içindeki o bilinçli nefes, göz kasındaki mikro reaksiyon, sahnedeki gerilim hâlâ insanın alanı. Gelecekte hibrit bir dönem göreceğiz. Dijital anlamda genişletilmiş performanslar olacak ama performansın kaynağı hâlâ oyuncu olacak. Oyunculuk da sanatçılık da bitmez. Form değiştirir.
Yapay zeka sayesinde çok büyük bütçeli işler artık masa başında yapılabiliyor. Bu durum sizce Hollywood'u nasıl etkiliyor?
Aslında Hollywood yıllardır masa başında üretim yapıyor. VFX ve CGI sektörün omurgası haline gelmiş durumda. Yapay zekâ bu süreci hızlandıracak. En büyük değişim plato bağımlılığında olacak. Dev setler kurmak artık tek seçenek değil. Bu durum orta ölçekli stüdyoları güçlendirecek. Görsel ihtişam bütçeyle değil, üretim zekâsıyla ölçülmeye başlayacak. Hollywood zayıflamaz ama dönüşür. Asıl rekabet estetik vizyon ve güçlü IP üzerinden devam eder.
Yurtdışına açılma planınız var mı?
Aslında teklifler halihazırda global ölçekte geliyor. Bu da bizi doğal olarak uluslararası ölçekte yapılanmaya doğru itiyor. Kısa vadede yurtdışında birkaç farklı lokasyonda ofis açmak ve şirketleşmek planlarımız arasında. Özellikle Avrupa ve MENA bölgesi, şu an için öncelikli odak alanlarımız. Bu bölgelerde hâlihazırda iş birliği yaptığımız partner şirketlerimiz bulunuyor. Dolayısıyla ilk genişleme hamlemizde, mevcut networkümüzün güçlü olduğu bu coğrafyalarda daha yoğun bir şekilde konumlanmayı planlıyoruz. Amacımız yalnızca fiziksel olarak yurtdışında var olmak değil; aynı zamanda global markalarla daha yakın temas kurabileceğimiz, yerel dinamikleri anlayan ve o pazarlara hızlı adapte olabilen bir yapı kurmak. Böylece üretim modelimizi ve yaratıcı yaklaşımımızı global ölçekte ölçekleyebilmeyi hedefliyoruz.
8 ay içinde yaptığınız en çarpıcı işlerden bazılarını yazar mısınız?
Açıkçası projeleri birbirinden ayırmak çok zor. Her iş, kendi içinde ayrı bir heyecanla ve aynı tutkuyla ortaya çıktı. Hepsi bizim için farklı bir öğrenme alanı ve yaratıcı bir deneyimdi. Ama Tesseract ve Everybody Knows'un yeri bende biraz ayrı. "Tesseract", yapay zekâyı hikâye anlatımıyla cesur bir şekilde birleştirdiğimiz, deneysel tarafı güçlü bir iş oldu. Sınırları zorladığımız, yeni anlatım biçimlerini denediğimiz bir projeydi. "Everybody Knows" ise hem duygusal tonu hem de sinematografik yaklaşımıyla bizim için daha kişisel bir bağ kurduğumuz bir kısa film.
2026 hedefleriniz ve planlarınız nelerdir?
2026 bizim için oldukça güçlü ve motive edici bir şekilde başladı. Bu yıl, farklı sektörlerde iş birliklerimizi derinleştirdiğimiz ve etki alanımızı genişlettiğimiz bir dönem olacak gibi görünüyor. Spor, moda ve sanat başta olmak üzere farklı sektörlerde projeler yürüttüğümüz bir yıl içindeyiz. Özellikle spor tarafında, hem yaratıcı hem de teknolojik anlamda iddialı projelere imza attık ve bu alanda daha büyük ölçekli iş birlikleri geliştirmeyi hedefliyoruz. Bunun yanında moda ve tekstil alanında da yapay zekâyı kreatif üretim süreçlerine entegre eden yeni projeler üzerinde çalışıyoruz. 2026 için ana hedefimiz; sadece proje sayısını artırmak değil, ürettiğimiz işlerin etki alanını büyütmek. Global ölçekte daha görünür olmak, uluslararası iş birliklerini artırmak ve yapay zekâ destekli yaratıcı prodüksiyon alanında referans gösterilen ekiplerden biri haline gelmek istiyoruz.
Ekip bünyesinde kaç kişi çalışıyor? Ve bu alanda sizce en çok hangi tür yeteneklere ihtiyaç var?
Şu an yapay zekâ tarafında 17 kişilik, disiplinler arası bir ekiple çalışıyoruz. Bu ekip; yaratıcı prodüksiyon, görsel tasarım, video üretimi, yapay zekâ uygulamaları ve teknik geliştirme gibi farklı alanlardan gelen kişilerden oluşuyor. Aslında bizim için önemli olan sadece kişi sayısı değil, bu ekipteki yetkinliklerin birbiriyle nasıl konuşabildiği. Bu alanda en çok ihtiyaç duyulan yeteneklerin başında, teknolojiyle yaratıcı düşünceyi aynı potada eritebilen insanlar geliyor. Yani yalnızca yapay zekâ araçlarını kullanabilen değil, bu araçlarla "ne anlatmak istediğini" bilen, hikâye kurabilen, görsel dil geliştirebilen profiller çok kıymetli. Teknik tarafta güçlü olmak önemli ama tek başına yeterli değil; kreatif sezgi ve estetik bakış açısı bu işin kalitesini belirleyen asıl unsur. Bunun yanında hızlı adapte olabilen, denemekten korkmayan ve sürekli öğrenmeye açık ekip üyeleriyle çalışmak büyük bir avantaj. Yapay zekâ alanı çok hızlı evriliyor; dolayısıyla bugün bildiğiniz bir araç yarın yerini başka bir teknolojiye bırakabiliyor. Biz de ekip olarak bu dinamizmi bir tehdit değil, yaratıcı bir alan olarak görüyoruz.
Son olarak, 8 ay önce sizi bu işe iten ne oldu?
Açık konuşayım, üretim özgürlüğü. Bazı projeleri geleneksel yöntemlerle yapmak neredeyse imkânsızdı. Ya bütçe engeldi ya lojistik. Bir de zamanın ruhu var. Yapay zekâ geçici bir trend değil. Bu bir paradigma değişimi. Biz dışarıdan izlemek yerine içinde olmak istedik. Meselemiz teknolojiye hayran olmak değil, geleceğin üretim modelini kurmak.
BİHTER GÜNAYDIN KİMDİR?
1984 doğumlu girişimci Bihter Günaydın, üniversite eğitimini tamamladıktan sonra prodüksiyon sektörüne sahadan girerek yaklaşık 20 yıla yaklaşan kariyerinde dizi ve filmler için mekân kiralama alanında çalışmış, sektördeki en temel ihtiyaçlardan biri olan doğru mekâna hızlı ve güvenilir erişimi dijital bir platforma dönüştürmüştür. Bugün 7.000'e yakın gayrimenkulden oluşan geniş bir envanterle yerli ve uluslararası birçok projeye hizmet vermekte ve yaklaşık 6 yıldır "Kulis" adıyla çok amaçlı bir etkinlik alanını işletmektedir. Vitpepper çatısı altında ise yapay zekâyı, sektör tecrübesiyle birleştirdiği yeni nesil bir üretim gücü olarak çalışmalarına dahil etmektedir.