HÜLYA GENÇ SERTKAYA / İRAN-ABD barış görüşmelerinin kesintiye uğramasıyla petrolün 100 dolar/varil üzerinde kalıcılaşma ihtimali belirginleşti. Her ne kadar tarafların yeniden masaya oturacağı beklentisiyle petrol fiyatları bir miktar geri çekilse de, uzmanlar 100 dolar üzeri kalıcı petrol senaryosunu küresel ve yerel para politikalarında yeni kırılma eşiği olarak tanımlıyor. Enerji şoku beklentilere yerleşirse ücret fiyat sarmalının tetiklenebileceğine, dezenflasyon programının ağır hasar olacağına dikkat çekiliyor. 100 dolar üzeri kalıcı petrol senaryosunun hem para hem de maliye politikasında "bekle-gör" dönemini fiilen sona erdireceği vurgulanırken, böyle bir tabloda ekonomi yönetimlerinin daha proaktif bir yaklaşım sergilemesine ihtiyaç olacağının altı çiziliyor. Para politikasının tek başına yeterli olmayacağına işaret edilerek, para ve maliye politikası ile mikro tedbirlerin birlikte devreye alınması gerektiği belirtiliyor. Ücret fiyat sarmalını kırmak için beklenti yönetiminin önemine dikkat çekilerek, enflasyonla mücadele terk edilmeden hedefli ve seçici politika araçlarının devreye alınmasının kaçınılmaz olduğu ifade ediliyor. Reel sektörü ayakta tutacak faiz dışı destekler verilmesi gerektiği vurgulanıyor. Vergi ertelemeleri, KDV iade hızlandırma, SGK esneklikleri bu çerçevede sayılıyor. Enerji yoğun sektörlere yönelik geçici vergi indirimleri ve arz güvenliğini sağlayacak stok yönetim politikalarının masaya gelmesi gerektiği dile getiriliyor. Reel sektöre sağlanacak finansman kaynaklarının doğru ve stratejik sektörlere yönelmesi ve kredi politikalarında seçici davranılmasının önemine dikkat çekiliyor. Enerji ithalat bağımlılığı yapısal bir kırılganlık olarak ifade edilerek, yenilenebilir enerjide hızlandırılmış yatırım programına, güneş ve rüzgarda olağanüstü hal benzeri teşvik paketine ihtiyaç olduğu belirtiliyor. "Yerli enerji üretimi, gübre ve stratejik gıda stoku, enerji ithalat çeşitlendirmesi" gibi savaş döneminin dayattığı yapısal reformları hızlandırmak için bu fırsatın iyi değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
"HAYAT PAHALILIĞI SARMALINI TETİKLEYEBİLİR"
OSTİM Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Yülek, her ne kadar masaya yeniden oturma gündeme gelse de, ABD saldırıları sonrasında İran-ABD barış görüşmelerinin kesintiye uğramasıyla, petrol fiyatlarının kalıcı biçimde 100 dolar/varil seviyesinin üzerine yerleşme olasılığının belirgin biçimde arttığı görüşünde. Yülek, bu gelişmenin yalnızca enerji piyasalarını değil, küresel ölçekte dış dengeyi, enflasyonu ve hayat pahalılığı sarmalını da tetikleme potansiyeli taşıdığını söylüyor. Aynı zamanda para politikası patikasında da ciddi bir kırılmaya işaret ettiğinin altını çiziyor. Bu senaryonun, başta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Amerikan Merkez Bankası (Fed) olmak üzere merkez bankalarının 2026'ya ilişkin "enflasyon düşecek ve faiz indirim döngüsü başlayacak/güçlenecek" varsayımlarını tamamen geçersiz kılmasa da, bu varsayımları önemli ölçüde erteleyeceğini ve daha koşullu hale getireceğini dile getiriyor. Yülek, "Zira enerji fiyatları, çekirdek enflasyonun inatçı bileşenlerini tetikleyen güçlü bir çarpan etkisi yaratır; ulaşım, üretim maliyetleri ve gıda fiyatları zincirleme biçimde yukarı yönlü baskı altına girer" ifadelerini kullanıyor.
"PARA POLİTİKASI TEK BAŞINA YETERLİ OLMAZ"
Yülek, 100 dolar üzeri kalıcı petrol senaryosunun hem para politikasında hem de maliye politikasında "bekle-gör" dönemini fiilen sona erdireceğinin altını çiziyor. Bunun yerini daha proaktif, seçici, koordineli ve yapısal dönüşümü önceleyen bir kriz yönetimi yaklaşımının almak zorunda olduğunu dile getiren Yülek, "Bu noktada merkez bankaları açısından pasif 'bekle-gör' yaklaşımı riski ve maliyeti hızla artıyor. Ekonomi yönetimlerinin daha aktif ve proaktif bir çizgiye geçmesinin zamanı gelmiş görünüyor. Çünkü enerji kaynaklı enflasyon şokları beklentilere yerleştiğinde, yalnızca fiyatlar değil ücret dinamikleri de kalıcı biçimde yukarı yönlü kayabilir. Bu nedenle para politikası tek başına yeterli olmaz; maliye politikası ve mikro düzeyde müdahalelerle desteklenmeyen bir çerçeve, enflasyonla mücadelede başarısızlığa daha açıktır. Ayrıca bu tür bir şok, ABD ve Avrupa başta olmak üzere geniş bir coğrafyada hayat pahalılığını artıracağı için siyasi sonuçlar da doğuracaktır; birçok ülkede mevcut hükümetler üzerinde ciddi baskılar oluşacaktır" diyor.
"PROAKTİF BIR YAKLAŞIMA İHTİYAÇ VAR"
İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Şeker de savaş sürecinin uzaması durumunda ekonomi üzerindeki risklerin çok daha hızlı ve belirgin bir şekilde gözleneceği, dolayısıyla daha proaktif bir yaklaşım sergilenmesine ihtiyaç olacağı görüşünde. Petrol fiyatlarının 100 doların üzerinde kalıcı olmasının, merkez bankalarının enflasyon ve faiz indirimi senaryolarını gözden geçirmelerine ve revize etmelerine neden olacağını dile getiren Şeker, özellikle Türkiye gibi enerji ithalatı yüksek boyutlarda olan ülkelerde enflasyonist beklenti sürecinin körüklenebileceğine ve bu durumun fiyatlama davranışlarını bozabileceğine dikkat çekiyor. Şeker, ekonomi yönetimlerinin özellikle enerji ihtiyacının tedariğine ilişkin alternatifleri ve gerekli ticari anlaşmaları gözden geçirmesinin gerekli olduğunu vurguluyor.
"HEDEFLER REVİZE EDİLMEK ZORUNDA KALABİLİR"
Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Cansızlar, petrol fiyatlarının 100 doların üzerine kalıcı olarak yerleşmesinin, küresel ve yerel dezenflasyon süreçlerini ciddi şekilde tehdit edeceğinin altını çiziyor. Başta FED, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve TCMB olmak üzere merkez bankalarının 2026 faiz indirim ve enflasyon hedeflerinin enerji maliyetlerindeki bu artışla "baz senaryo" olmaktan çıkabileceğine dikkat çeken Cansızlar, "Enerji, üretim ve lojistik maliyetlerini doğrudan yukarı çektiği için hedefler revize edilmek zorunda kalabilir. Buna göre, 2026 faiz indirimi projeksiyonlarının fiilen rafa kalktığı, bekle-gör lüksünün yalnızca Türkiye için değil, küresel merkez bankacılığı için de büyük ölçüde tükenmiş olduğu söylenebilir. Türkiye'nin dezenflasyon programı için 110-130 dolar bandı, maliyet enflasyonunun iç talepten bağımsız olarak kontrolden çıkacağı kritik 'hasar eşiği' olarak görülebilir" diyor.
"BU KADAR DÖVİZ SATIŞI OLMAZDI!"
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Çetinkaya ise, yaşanan sürece yönelik merkez bankalarının aldığı pozisyonlara işaret ediyor.
Çetinkaya, "TCMB 12 Mart'taki son Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında savaşın uzun süreli, enerji ve kur kanalıyla bir enflasyon şoku yaratacağını baştan çok güçlü biçimde fiyatlasaydı, teorik olarak ya koridorun üst bandını yukarı çekmesi ya da doğrudan politika faizinde ek artış yapması beklenebilirdi. Bu yapılmış olsaydı bu kadar döviz satışı olmayacak rezervlerde bozulma daha az olacaktı.
Bu yüzden 'karar, en azından ilk aşamada şokun yönetilebilir ve belki geçici görüldüğüne işaret ediyor'. Ama bunun sınırı var: Karar metni aynı zamanda riskleri kabul ediyor, maliyet kanalı ve iktisadi faaliyet etkilerini izlediğini söylüyor ve sıkı para politikasını destekleyici ek tedbirler alındığını belirtiyor. Bu da bize TCMB'nin savaşı hafife aldığını değil, ilk anda faiz yerine bekleme, izleme ve tamamlayıcı araçlarla karşılık verme yolunu seçtiğini gösteriyor" diye konuşuyor.
"ABD'DE İKİ AYRI HİKAYE VAR"
Çetinkaya, ABD'de ise iki ayrı hikaye olduğunu belirterek, şunları söylüyor:
"Resmi para politikası tarafında Fed'in Mart 2026 projeksiyonlarında 2026 PCE enflasyonu medyanı yüzde 2.7, 2027 için yüzde 2.2. Powell da Mart basın toplantısında, son haftalarda kısa vadeli enflasyon beklentilerinin yükseldiğini ve bunun büyük ölçüde Orta Doğu'daki arz kesintilerinin petrol fiyatını artırmasından kaynaklandığını söyledi. Buna karşılık tüketici tarafı daha tedirgin: Michigan Üniversitesi Mart 2026 anketinde bir yıllık enflasyon beklentisi yüzde 3.4'ten yüzde 3.8'e çıktı; anket notunda, İran çatışması sonrası tamamlanan görüşmelerde beklentilerin daha da yüksek olduğu belirtiliyor. New York Fed'in Şubat 2026 tüketici beklentileri anketi ise daha ılımlı bir resim vererek 1 yıllık beklentiyi yüzde 3'te gösteriyor. Yani ABD'de Merkez Bankası hala 'kontrollü yukarı risk' okuması yaparken, hanehalkı cephesi enerji şokuna daha sert tepki veriyor. OECD ise daha karamsar: ABD'de 2026 enflasyon tahminini 1.2 puan yukarı çekerek yüzde 4.2'ye yükseltti."
"ENERJİ ŞOKU GERİ DÖNMÜŞ DURUMDA"
"Avrupa'da tablo Türkiye kadar sert değil, ama rahat da değil" diyen Çetinkaya, açıklamalarına şöyle devam ediyor:
"ECB'nin Mart 2026 projeksiyonuna göre Euro Bölgesi'nde HICP enflasyonu 2025'teki yüzde 2.1'den 2026'da yüzde 2.6'ya çıkacak; ikinci çeyrekte ise Orta Doğu krizinin tetiklediği enerji şoku nedeniyle yüzde 3.1'e kadar yükselecek. ECB ayrıca bu yılki enflasyon tahminini Aralık projeksiyonuna göre 0.7 puan yukarı revize etti. Daha kötü senaryoda petrolün varil fiyatının 119 dolara, gazın megavatsaat fiyatının 87 avroya çıkması halinde enflasyonun 2026'da baz senaryoya göre 0.9 puan daha yüksek olacağı; daha sert senaryoda ise petrolün 145 dolara, gazın 106 avroya çıkması halinde enflasyon etkisinin 2026'da 1.8 puana, 2027'de 2,8 puana kadar ulaşabileceği hesaplanıyor. Buna rağmen ECB tüketici beklentileri anketinde Şubat 2026 itibarıyla tüketicilerin gelecek 12 ay enflasyon beklentisi yüzde 2.5 seviyesinde. Yani Avrupa'da beklentiler henüz çıpadan kopmuş değil, ama enerji şoku geri dönmüş durumda."
YENİ TEDBİRLER GÜNDEME GELEBİLİR
İran savaşıyla birlikte ekonomi yönetimi, dışsal şokların etkisini hafifletmek için çeşitli araçlar devreye aldı. Ekonomi yönetiminden gelen açıklamalar, savaşın uzaması durumda yeni tedbirlerin alınmaya devam edeceğini de gösteriyor. Hatırlanacağı üzere, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek yaptığı bir açıklamada, Türkiye'nin, bölgedeki jeopolitik riskleri iyi şekilde yönettiğini, ilgili kurumlarca alınan tedbirlerin başarıyla uygulandığını belirterek, tedbir sonuçlarının, Türkiye'nin şokları yönetme kabiliyetini güçlü şekilde ispatladığının altını çizmişti. Şimşek, savaşın uzaması halinde durumu farklı bir araç setiyle yeniden değerlendireceklerini söylemişti.
Şimdi de alınan tedbirlere ve etkilerine kısaca bir göz atalım. Prof. Dr. Murat Yülek, Türkiye özelinde, ABD saldırılarıyla birlikte artan jeopolitik baskı ve dış şoklara karşı bugüne kadar kullanılan araç setinin ağırlıklı olarak üç eksende şekillendiğine dikkat çekiyor. Yülek, bunları akaryakıt ve enerji fiyatlarını sınırlamaya yönelik ÖTV düzenlemeleri ve geçici vergi esnetmeleri, hane halkını korumaya dönük seçici sübvansiyonlar ve sosyal transferler, kur ve rezerv yönetimi yoluyla fiyat istikrarını destekleyici adımlar olarak sıralıyor. Petrolün 100 doların üzerinde kalıcı hale gelmesi durumunda bu politika setinin sürdürülebilirliğinin tartışmalı hale geleceğinin altını çizen Yülek, "Çünkü mali alan hızla daralır ve sübvansiyonların bütçe üzerindeki yükü katlanarak artar" ifadelerini kullanıyor.
"REEL KESİM VE TASARRUFLAR DESTEKLENMELİ"
Pamukkale Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ersan Öz de, ekonomi yönetiminin bu süreçte savaşın ekonomik etkilerini sınırlamak amacıyla proaktif bir yaklaşım sergilediği görüşünde. Eşel mobil sistemi gibi uygulamalarla enerji fiyat artışlarının bütçe üzerinden yönetilerek tüketiciye yansımasının kısmen sınırlandırıldığına dikkat çeken Öz, bununla birlikte bu süreçte turizm sektörüne ve ihracatçılara kullandırılmak üzere toplam 120 milyar lira büyüklüğünde bir kredi paketinin devreye alındığına değiniyor. Öz, "Söz konusu desteklerin ivedilikle alınması reel sektörün finansal dayanıklılığının artırılması bakımından önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Bu süreçte reel kesimi ve tasarrufları destekleyecek şekilde para politikası ve maliye politikasının eşgüdümlü bir şekilde uygulanması ekonomik istikrarın korunması açısından kritik öneme sahip" diyor.
Prof. Dr. Doğan Cansızlar ise ekonomi yönetiminin dışsal şokların etkisini hafifletmek için devreye aldığı tüm tedbirler sayesinde, enflasyonun ilk endişelerin aksine beklenen ölçüde yükselmediğine işaret ediyor. Cansızlar, bundan sonra ise, "bekle-gör" lüksü sona erdiği için, enerji yoğun sektörlere yönelik geçici vergi indirimleri ve arz güvenliğini sağlayacak stok yönetim politikalarının masaya gelmesi gerektiğini vurguluyor.
Prof. Dr. Çetinkaya ise, yüksek faiz döneminde firmayı sadece kredi maliyeti değil, vergi-prim-tahsilat zamanlamasının boğduğunu vurguluyor. Bu yüzden özellikle sanayide KDV iade süreçlerinin hızlandırılması, ihracatçı alacaklarının hızla çözülmesi, SGK ve vergi ödemelerinde seçici erteleme gibi adımların doğrudan nakit akışını rahatlatacağına dikkat çeken Çetinkaya, faizi düşürmeden de reel sektöre alan açmanın yollarından birinin bu olduğunu belirtiyor.
"ENERJİDE İTHALAT BAĞIMLILIĞI AZALTILMALI"
Uzmanların "savaş önlemleri" reçetesinde; enerji ithalat bağımlılığının azaltılması ve gıda enflasyonunun frenlenmesi ilk sıralarda yer alıyor.
Prof. Dr. Cansızlar, Türkiye'nin enerji kırılganlığının bu dönemde yapısal bir sorun olarak çıplak biçimde ortaya çıktığına işaret ediyor. Cansızlar, kısa vadede eşel mobil sisteminin kalıcılaştırılması ve daha geniş bir ürün yelpazesine yayılmasının; doğalgaz tüketiminde sanayiye yönelik geçici kota ve verimlilik teşviklerinin; Azerbaycan, Rusya ve LNG tedariki arasındaki çeşitlendirmenin acil takviye edilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Orta vadede yerli yenilenebilir enerji kurulu gücünde hızlandırılmış yatırım programına, güneş ve rüzgarda olağanüstü hal benzeri teşvik paketine ihtiyaç olduğunu kaydediyor.
Prof. Dr. Şeker de enerji ithalat bağımlılığının azaltılması gerektiğine dikkat çekiyor. Şeker, bu çerçevede yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması, bu alandaki teşviklerin artırılması, yeni inşa edilen yapılarda kısmen uygulanan yenilenebilir enerji kurulumlarının (GES kurulumu gibi) zorunlu hale getirilmesi, bu sektöre yönelik bürokratik süreçlerin sadeleştirilmesini önemli adımlar olarak sıralıyor.
Hatırlanacağı üzere Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkiye'nin uzun dönemli yeni enerji mimarisi üzerinde çalıştıklarını açıklamıştı. Rüzgar ve güneşte 120 bin megavat kurulu güç hedefine dikkat çeken Bayraktar, bunun için Türkiye'nin 2035 yılına kadar her yıl yaklaşık 8 bin megavatlık yeni kurulu güce ihtiyacı olduğunu belirterek, stratejilerinin en önemli kısımlarından birinin de yenilenebilir enerji olduğunu kaydetmişti.
GIDA FİYATLARINDA YENİ ŞOK DALGASI RİSKİ
Gıda enflasyonu ile mücadelede ise tarımın önemli girdilerinden biri olan enerji maliyetlerine yönelik birtakım indirimler sağlanabileceğini dile getiren Şeker, "Öte yandan gıda enflasyonun en önemli nedenlerinden biri olan tedarik zincirindeki süreçlerin kontrole, denetime alınması, süreçlerin rehabilite edilmesi gerekli" şeklinde konuşuyor.
Cansızlar ise, Hürmüz Boğazı'ndaki aksaklıkların gübre arzını tehdit ettiğini, küresel tarım ve gıda fiyatlarında yeni bir şok dalgası riskini artırdığını vurguluyor. Burada reçetenin; gübre stok rezervlerinin oluşturulması, temel gıda kalemlerinde (un, yağ, şeker) stratejik stok yönetimi ve tarımsal destek ödemelerinin enerji maliyetlerindeki artışa endekslenmesi olduğunu dile getiriyor. Cansızlar, "Kısa vadeli sübvansiyonun yanı sıra üretim maliyetlerinin düşürülmesine odaklanan yapısal destek çok daha sağlıklı bir yöntem olabilir" diye ekliyor.
KOBİ'LERE GEÇİCİ "VERGİ ERTELEME" ÖNERİSİ
Peki, dışsal bir şok anında "enflasyonla mücadeleyi" feda etmeden reel sektörü ve üretimi nasıl ayakta tutulabilir? Cansızlara göre; burada en önemli konu, sıkı para politikası sürdürülürken reel sektörün hayatta kalabilmesi için ne tür tedbirlerin alınacağı. Cansızlar olası tedbirleri şöyle sıralıyor:
"Üretim ve ihracat kredilerinin tüketim kredilerinden ayırt ederek uygulanması, İhracat ağırlıklı sektörlere (tekstil, savunma, makine) enerji maliyeti sübvansiyonu doğrudan verilmeli. İlki vergi erteleme. Savaş kaynaklı talep kaybıyla karşılaşan KOBİ'lere geçici vergi erteleme mekanizması, faiz silahına dokunmadan biraz olsun nefes aldırabilir. Diğeri kur çıpası. Yıl sonu dolar/TL tahmini 49-50,7 TL bandında korunuyor. Kontrolsüz bir kur sıçraması, ithal maliyet enflasyonunu tetikleyeceğinden, kuru belirli bir bant içinde tutmak hem enflasyon hem de reel sektör açısından en kritik stratejilerden birisidir."
ÜÇÜNCÜ YOL REÇETESİ…
Küresel arz şoku nedeniyle büyüme yavaşlarken enflasyonun artmasının (stagflasyon) 1970'ler benzeri bir tuzak oluşturabileceğini söyleyen Cansızlar, Türkiye'nin bu tuzaktan kaçınması için "üçüncü yol" reçetesini şöyle aktarıyor:
"Para politikası katı ve öngörülebilir kalmalı. TCMB güvenilirliğinden asla taviz vermemeli. Ama büyüme desteği para politikasından değil, maliye politikasının araçlarından gelmeli. Bu ayrım kritik: Eğer TCMB faiz indirimiyle büyümeyi desteklemeye kalkışırsa, beklentiler çöker ve stagflasyon kronik hale gelir. Oysa hedefli vergi erteleme, ihracat teşviki, enerji sübvansiyonu gibi mali araçlar, faiz silahına dokunmadan reel sektörü destekleyebilir. Ancak, petrol fiyatlarının geçici olarak da olsa 180 dolara kadar yükselebileceği bir senaryoda çatışmanın stagflasyonist bir durgunluğa yol açma riski ciddi biçimde artmaktadır. Bu senaryo gerçekleşirse 'üçüncü yol' da daralır ve gerçek stagflasyon tuzağı kapıya gelir."
Cansızlar, Rezerv biriktirme ve swap yönetimi, ithal edilmiş maliyet enflasyonuna karşı bir kalkan oluşturduğunu ancak tek başına yeterli olmayabileceğini dile getiriyor.
Cansızlar, "Mevcut yaklaşım, rezervleri 'yakmak' yerine vadeli altın-döviz takası ve swap, satış mekanizmaları aracılığıyla rezervleri azaltmamak üzerine kuruludur. Bu makul sayılabilecek bir 'savaş dönemi' formülüdür. Bu uygulama, görünür rezerv kaybını minimize ederken piyasaya müdahale imkanı sunar. Ancak kritik soru şudur: bu uygulama -tampon kaç ay daha yeterli kalır?
Rezervleri fazla kullanmadan kuru dengelemenin yolu, güven ve beklenti yönetimidir. Şeffaf bir mali plan ve dış finansman kanallarının swap hatları yerine doğrudan yatırımların açık tutulması, kurlar üzerindeki spekülatif baskıyı azaltacaktır" diyor.
"90 DOLAR YÖNETİLEBİLİR BÖLGE"
Uzmanlar, petrol fiyatlarında Türkiye'nin dezenflasyon programı için geri dönülemez hasar eşiğini farklı yorumluyor.
Prof. Dr. Cansızlara göre, 90 dolar yönetilebilir bölge. Eşel mobil ve mevcut ÖTV araçları tampon sağlayabilir. Dezenflasyon patikası baskı altında ama sürdürülebilir. Cansızlar 105-110 doları (mevcut durum) sarı alarm bölgesi olarak ifade ediyor. Bu seviyelerin, 2026 yıl sonu enflasyon tahminleri üzerinde yukarı yönlü riskler oluşturabileceğine dikkat çeken Cansızlar, "Dezenflasyon programı zorlanır ama TCMB'nin faiz artırımı olmaksızın sürdürülebilir" diyor.
Cansızlar, petrol fiyatlarının 3 ayı aşkın süre 120-130 doların üzerinde kalmasını ise kırmızı çizgi olarak nitelendiriyor. Cansızlar, "Bu seviyede: kur üzerindeki baskı artışına TCMB'nin rezerv kullanımı yetmez hale gelir; cari açık tarihsel ortalamanın üzerine çıkar; beklentiler çıpasını kaybetmeye başlar; hizmet enflasyonundaki yapışkanlıkla birleşince TCMB'nin faiz artırmaktan başka seçeneği kalmaz. Bu noktada 2026 dezenflasyon hedefi fiilen kadük olur. Hürmüz Boğazı'nın kapanma senaryosunda, petrol fiyatlarının geçici olarak 180 dolara ulaşabileceği öngörülüyor. Bu seviye yalnızca dezenflasyon programını değil, Türkiye'nin dış finansman yapısını ve büyüme potansiyelini birlikte çökertir. Gerçek bir krize neden olur" şeklinde konuşuyor.
"130 DOLAR VE ÜZERİ KRİTİK EŞİK"
Prof. Dr. Çetinkaya ise petrol fiyatlarında 90 dolar seviyesini Türkiye için rahatsız edici ama yönetilebilir bir bölge olarak ifade ediyor. Çetinkaya, "Enerji ithalat faturasını artırır, akaryakıt ve taşımacılık üzerinden maliyet baskısı yaratır; fakat tek başına dezenflasyon programını raydan çıkarmaz. Hele kurda ek bir sıçrama yoksa, para politikası ve vergi ayarlarıyla bu baskı bir süre absorbe edilebilir. Türkiye'de her 1 dolarlık petrol artışının enerji faturasına yaklaşık 400 milyon dolar ek yük getirdiği dikkate alındığında, 90 dolar seviyesi programı bozan değil, zorlayan bir düzeydir.
110 dolar seviyesi ise artık ciddi alarm bölgesidir. Çünkü bu noktada etki sadece akaryakıtta kalmaz; üretici fiyatları, lojistik maliyetleri, ithalat faturası ve enflasyon beklentileri üzerinden daha geniş bir bozulma başlar. Üstelik TCMB 2026 için yüzde 16 ara hedefini koruyor. Böyle bir patikada petrolün 110 dolar civarında kalıcı olması, dezenflasyon sürecini sadece yavaşlatmaz, hedefin inandırıcılığını da aşındırır. Brent'in son günlerde 109 dolar civarını görmesi bile bu baskının neden ciddiye alınması gerektiğini gösteriyor. 130 dolar ve üzeri ise artık kritik eşik sayılmalıdır. Burada mesele 'enflasyon biraz daha yükselir' olmaktan çıkar. Petrol fiyatı bu düzeyde kalıcılaşırsa, cari açık büyür, kur üzerindeki baskı artar, enflasyon beklentileri bozulur ve Merkez Bankası'nın faiz tarafında daha uzun süre sıkı kalması gerekir. TCMB analizleri, petrol fiyatında yüzde 10'luk artışın TÜFE üzerinde yaklaşık 1 puanlık yukarı etki yaratabildiğini gösteriyor. Bu nedenle 90 dolardan 130 dolara çıkan ve orada kalan bir petrol fiyatı, tek başına bile birkaç puanlık ek enflasyon baskısı üretebilir. Böyle bir durumda dezenflasyon programı teknik olarak tamamen bitmese bile, fiilen ağır hasar almış olur" diye konuşuyor.
"FİNANSAL İSTİKRAR ÖNE ÇIKMAYA BAŞLADI"
Piri Reis Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oral Erdoğan İse, "Altının aşırı yükseldiği bir noktada petrol aşırı yükseliyor ise, kim neden üretsin ve tüketsin? O noktaya zaten varılmış olduğunu düşünüyorum. Bence kritik eşik test edilmiş durumda. Bulunulan seviyeler mevcut dezenflasyon programını sorgular hale getirdi. Revizyonu kaçınılmaz oldu. Enerji faturası, cari açık ve kur baskısı üzerinde zincirleme etkiler görülmeye başlandı. Fiyat istikrarının yanı sıra finansal istikrar konusu da öne çıkmaya başladı. Şu anda petrol şoku etkisiyle; para politikasından çok ciddi bir politika koordinasyonu gerekiyor" diyor.
Prof. Dr. Murat Yülek ise petrol fiyatlarında 100 dolar üzerini küresel para politikalarında yeni kırılma eşiği olarak ifade ediyor.
Prof. Dr. Murat YÜLEK / OSTİM Teknik Üniversitesi Rektörü
"Hedefli ve seçici politika araçlarının devreye alınması kaçınılmaz"
Yeni durumda daha 'radikal' ancak hedefli ve seçici politika araçlarının devreye alınması kaçınılmaz hale geliyor. Özellikle genel sübvansiyonlar yerine gelir gruplarına göre ayrıştırılmış enerji desteği, mali disiplini korurken sosyal koruma sağlayan bir çerçeve sunabilir. Buna ek olarak, geçici ve düzensiz vergi indirimleri yerine otomatik fiyatlama mekanizmaları ve şeffaf enerji fiyat geçişkenliği sisteminin kurulması önem kazanır. Orta vadede ise enerji ithalat bağımlılığını azaltacak yapısal reformlar-yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği programları ve arz çeşitlendirmesi-kriz yönetiminin merkezine yerleşmeli.
Fed ve TCMB açısından tablo daha karmaşık. Petrol kaynaklı maliyet enflasyonu, faiz indirim döngüsünü ya geciktirir ya da daha sınırlı ve temkinli bir patikaya indirger. Özellikle Türkiye'de cari denge üzerindeki baskı belirgin biçimde artar. Bu koşullarda merkez bankaları, erken gevşeme riskine girmek yerine daha uzun süre sıkı para politikası duruşunu sürdürmek zorunda kalabilir. Beklenti yönetimi bu süreçte kritik hale gelir; çünkü ikinci tur etkiler (ücret-fiyat sarmalı) kontrol altına alınamazsa, enflasyonun kalıcı hale gelmesi ve faizle düşürülmesinin çok daha maliyetli olması kaçınılmaz olur.
Prof. Dr. Oral ERDOĞAN / Piri Reis Üniversitesi Öğretim Üyesi
"'Bekle-gör yaklaşımı tamamen bitmez ama süresi kısalır"
Petrolün fiyat seviyesi özellikle altının ons fiyatına göre aşırı yüksek durumda. Bu sürdürülebilir bir durum olmayacak. Altının petrole kıyasla daha düşük seviyelere gitmesini beklerim. Ancak bu süreç başlarında küresel olarak enflasyon kaçınılmaz görünüyor. Diğer bir ifadeyle biraz daha dezenflasyonist anlayışı sürdürmek zorunda kalanlar olacaktır. ABD için ise, farklı bir senaryo işler. Onlar faizi yine de indirme şeklinde bir hareketi tercih edebilecektir. Faiz artırma yönünde olanlar için ise; bu tür şoklarda klasik tepki alanı sınırlıdır: sadece faiz artırarak petrol fiyatını düşüremezsiniz, ancak ücretler, beklentiler, hizmet enflasyonu gibi ikinci etkileri kontrol etmeye çalışırsınız. 'Bekle-gör' yaklaşımı tamamen bitmez ama süresi kısalır; veri bağımlılığı daha agresif hale gelir. Politika refleksi, daha hızlı ve daha önleyici olmak zorunda kalır. Savaş etkileri çerçevesinde; ortodoks yaklaşımın bir ölçüde dışına taşan ama geçici nitelikte araçlar tercih edilebilir: Enerji fiyat geçişkenliğini sınırlayan hedefli sübvansiyonlar; enerji vergilerinde esnek ayarlamalar, stratejik rezerv kullanımı ve enerji tedarik anlaşmaları; kritik sektörlerde kısa ve geçici süreli fiyat/kar marjı denetimleri ve 'ücret-fiyat' sarmalını kırmak için gelirler politikası benzeri koordinasyon uygulamaları olabilecektir. Sayın Şimşek'in 'şok uzarsa ayrı araç setini değerlendiririz' ifadesi ise muhtemelen üç ekseni açıyor kanaatindeyim: İlk olarak maliye politikası daha aktif hale gelebilir: Harcama kısıntıları yanı sıra hedefli destek uygulamaları. İkinci olarak makro ihtiyati araçlar güçlendirilir. Örneğin özellikle enerji yoğun ve ithalata bağımlı sektörlerde kredi büyümesine daha seçici sınırlamalar olabilir. Üçüncü olarak; fiyatlama davranışına müdahaleler düşünülebilir. Buna ek olarak enerji tarafında uzun vadeli kontratlar, yenilenebilir yatırımların hızlandırılması ve kur geçişkenliğini sınırlayıcı adımlar kritik olur.
Prof. Dr. Ersan ÖZ / Pamukkale Üniversitesi Rektör Yardımcısı
"Faiz artırım ihtimali gündemden çıkmadı""
Mevcut konjonktür, merkez bankalarının 2026 yılına ilişkin projeksiyonlarının revize edilmesini zorunlu kılıyor. Makro ekonomik göstergelerde yapılan güncellemeler, savaş öncesi döneme hızlı ve tam bir geri dönüşün kısa vadede mümkün olmadığını ortaya koyuyor. Enerji fiyatlarındaki artış ve jeopolitik risklere bağlı turizm gelirlerindeki olası düşüş, başta enflasyon ve ekonomik büyüme gibi makro değişkenler olmak üzere ödemeler dengesi üzerinde de ek bir baskı unsuru oluşturuyor. Mart ayına ilişkin enflasyon verileri, beklentilerin altında gerçekleşti. Ancak çekirdek enflasyondaki eğilim, enflasyonist baskıların devam ettiğini gösteriyor. Mart ayına ilişkin olarak gıda enflasyonu görece düşük gerçekleşmiş olsa da enerji fiyatlarındaki artışın mazot ve gübre maliyetleri üzerinden tarımsal üretim maliyetlerini yükseltmesi bekleniyor. Bu durum önümüzdeki dönemde gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşma olasılığını güçlendiriyor. Enerji fiyatlarındaki artışın enflasyon üzerindeki yansımaları gecikmeli olarak ortaya çıktığından, söz konusu etkinin tam boyutunun kısa vadede net biçimde gözlemlenmesini güçleştiriyor. TCMB'nin Nisan ayı toplantısındaki kararı ateşkesin kalıcılığına, rezervlerin seyrine ve enflasyona bağlı olarak şekillenecek. Jeopolitik risklerin yeniden tırmanması senaryosu altında faiz artırımı beklentisi güçlenecek. Ancak kalıcı bir ateşkesin sağlanması halinde politika faizinin düzeyi ilave bir artış gerektirmeksizin makul bir parasal sıkılığı yansıttığı söylenebilir. Bu süreçte TCMB'nin doğrudan politika faizi değişikliği yerine, likidite yönetiminde daha geniş bir manevra alanı sağlaması faiz koridorunun üst bandını yükseltmesi beklenebilir. Ancak belirsizliklerin tamamen ortadan kalkmadığı mevcut konjonktürde faiz artırım ihtimalinin bütünüyle gündemden çıktığını söylemek mümkün değildir.
Prof. Dr. Doğan CANSIZLAR / Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi
"Jeopolitik esneklik ekonomi yönetiminin görünmez sigortası"
TCMB güvenilirliği her koşulda korunmalı; faiz politikasının tutarlılığı, rezerv politikasının şeffaflığı kararlılıkla sürdürülmeli. Eşel mobil, seçici ÖTV esnekliği, KOBİ vergi erteleme, ihracat-üretim odaklı hedefli sübvansiyon-bunlar para politikasına dokunmadan büyümeyi tutmanın tek yolu. Yerli enerji üretimi, gübre ve stratejik gıda stoku, enerji ithalat çeşitlendirmesi-bunlar 'savaş döneminin' bize dayattığı yapısal reformları hızlandırma fırsatı.
Türkiye'nin Rusya, Körfez ve Batı arasındaki dengeleyici konumu, enerji tedarikinde pazarlık gücü sağlamakta. Bu jeopolitik esneklik, ekonomi yönetiminin görünmez sigortasıdır; kaybedilmemeli.
Prof. Dr. Murat ŞEKER / İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi
"Kredi politikalarında seçici davranılmalı"
Reel sektöre sağlanacak finansman kaynaklarının doğru ve stratejik sektörlere yönelik olması, kredi politikalarında seçici davranılması önem arz ediyor. Özellikle ihracat potansiyeli yüksek ve katma değerli üretimin var olduğu sektörler önceliklenmeli. Tüketici kredileri ve kredi kartı limitlerinde uygulanacak sınırlandırmalar da sürecin daha sağlıklı yönetilmesine katkı sunacaktır.
Şiddetli bir türbülansa yakalanma durumu söz konusu olursa, TCMB'nin kalkanı yeterli olmayacaktır. Burada önemli olan piyasalarda güven ortamını sağlamak, ekonomi politikalarında öngörülebilirliği artırmak ve şeffaflığı bir yönetişim aracı olarak tüm uygulamalara yansıtmaktır.
Olası bir stagflasyon senaryosunda sıkı para politikası şiddetle uygulanırsa, işsizliğin daha yükselmesi, firma iflasları gibi durumlarla daha fazla karşılaşılacaktır. Verimlilik, buradaki anahtar kelimedir diye düşünüyorum. Sanayide dijital dönüşümün sağlanması, vergi avantajlarının ve teşviklerin bu alana kanalize edilmesi, teknoloji transferinin ülkeye çekilmesi, işgücü verimliliğinin yükseltilmesi ve işgücü piyasasının esnekleştirilmesi verimliliğe giden yolda önemli adımlardır.
Prof. Dr. Mustafa ÖZER / Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi
"Enerji tüketimini azaltacak teşvikler uygulamaya geçirilmeli"
Vakit geçirilmeden kısa ve orta vadede enerji bağımlığını azaltacak önlemler alınmalı. Enerji ithal edilen ülke ve kaynakları çeşitlendirmenin yollarına bakılmalı. Mümkün olduğu ölçüde petrol ve gaz stokları artırılmalı ve gerektiğinde piyasaya sürülmeli. En kolay ve etkin bir biçimde uygulanacak olan ise enerji verimliliğini artırmak. Sanayi ve hanelerde enerji tüketimini azaltacak teşvikler yaşama geçirilmeli. Hükümetin yaptığı gibi eşel mobil ve benzeri politikaları yaşama geçirmek gerekir. Bu olumsuz zamanlarda en çok sıkıntı yaşayan ve yaşayacak olan düşük gelir gruplarına doğrudan transferleri artırmakta yarar var.
Prof. Dr. Burak ARZOVA / Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi
"Büyük dalga gıdadan gelecek"
Savaşın kısa dönemde biteceği senaryosu geride kaldı. İkinci senaryo, savaşın altı aya kadar devam edeceği yönünde. Bu süreç, enflasyonu gıda fiyatları üzerinden vurabilecek bir durum. Biz sürekli petrolü konuşuyoruz ancak doğal gaz fiyatları da artıyor. Bunun gübre üzerinde çok büyük etkisi var. Zaten Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) mart ayı enflasyon gelişmeleri raporunda İran savaşının gıda enflasyonuna etkileri çok net gözüküyor. Bence esas dalga, büyük dalga gıdadan gelecek. Türkiye için bir stagflasyondan bahsetmek için çok erken. Hem Avrupa'da hem de Türkiye'de resesyon riski var. Avrupa'daki olası resesyonun etkilerini en yoğun Almanya'da hissedebiliriz. Çünkü onlar hala enerjide doğalgaz çevrim santralleri kullanıyorlar ve büyük bir etki ihtimali var. Kışı kötü geçirdikleri için doğal gaz rezervleri yüzde 30 civarında dolu. Dolayısıyla piyasaların fiyatladığından çok daha kötü bir senaryo bu anlamda hakim gibi gözüküyor. Avrupa'da Almanya'nın resesyonu ve diğer ülkelerin bundan etkilenmesinin en önemli sonucu, Türkiye'nin Avrupa'ya olan ihracatının düşmesi olacak. Zaten ihracatta ve ithalatta dış ticaret dengelerinde son dönemde bir bozulma vardı. Özellikle ithalatın çok yoğun olduğu ve arttığı bir döneme girmiştik. Enflasyona ilişkin temel olarak verilerde bozulma var. Mart ayından önce de bu bozulmaları Ocak ve Şubat enflasyonunda görmüştük. Bozulmalar kalıcı olacak gibi duruyor. Artık mevcut politikayla devam etmek mümkün gözükmüyor. Bundan sonraki süreçte biraz daha maliye politikasıyla hareket etmek çok daha doğru olacaktır.