Tutunamayanları tutundurma yolları...

GİRİŞ TARİHİ: 11.05.2026 GİRİŞ TARİHİ: 11:33 SON GÜNCELLEME: 11.05.2026 11:33
Bugünün iş dünyasında genç çalışanların hızla iş değiştirmesi, çoğu zaman “sadakatsizlik” ya da “sabırsızlık” gibi yüzeysel kavramlarla açıklansa da, veriler çok daha derin bir dönüşüme işaret ediyor… İşin uzmanları ve şirketlerin İK yöneticileri temel nedenleri masaya yatırarak, ‘çalışanı elde tutma’ yani tutundurma stratejilerini anlattı.

ÜRÜN DİRİER/ Bugünün iş dünyasında genç çalışanların hızla iş değiştirmesi, çoğu zaman "sadakatsizlik" ya da "sabırsızlık" gibi yüzeysel kavramlarla açıklansa da, veriler çok daha derin bir dönüşüme işaret ediyor. Z kuşağı bir işte ortalama yalnızca 7 ay kalırken, istifa oranı yüzde 35'e ulaşıyor. Bu tablo, yalnızca bireysel tercihlerle değil, işin anlamının, kariyer beklentilerinin ve çalışma biçimlerinin köklü biçimde değişmesiyle açıklanıyor. Yeni nesil için iş artık yalnızca bir gelir kaynağı değil; kimliğin, değerlerin ve yaşam tarzının bir uzantısı. Bu nedenle genç çalışanlar, klasik kariyer basamakları yerine gelişim imkânı, esneklik, anlam ve şeffaflık gibi unsurları önceliklendiriyor. Esnek ve hibrit çalışma modelleri artık bir ayrıcalık değil, temel bir beklenti haline gelirken; öğrenme fırsatları, mentorluk sistemleri ve açık iletişim kültürü çalışan bağlılığını belirleyen kritik faktörler arasında yer alıyor. Uzmanlara göre bu dönüşüm, işverenler açısından da yeni bir zorunluluğu beraberinde getiriyor: "çalışanı tutmak" değil, "kalmaya değer bir deneyim tasarlamak." Çünkü günümüz çalışanı, maaş ve unvan kadar; psikolojik güvenlik, anlamlı katkı hissi ve değer uyumunu da önemsiyor. Kurumlar, çalışanlarının yalnızca finansal değil, zihinsel ve sosyal ihtiyaçlarını da kapsayan bütünsel bir yaklaşım geliştirdiğinde bağlılık güçleniyor.

Z KUŞAĞI BİR İŞTE ORTALAMA 7 AY ÇALIŞIYOR

İdenfit'in Kuşak Analiz Raporu, Z kuşağının işte ortalama 7 ay kaldığını ve yüzde 35 istifa oranıyla en yüksek devir hızına sahip olduğunu ortaya koyuyor. Y kuşağı ortalama 1,5 yıl, X kuşağı ise 2 yıl aynı işte kalırken; genç kuşakların gelişim, esneklik ve anlam arayışı öne çıkıyor. Bu konuya dair değerlendirmelerde bulunan İdenfit Kurucusu ve CEO'su Onur Bayındır, "Y ve Z kuşakları yalnızca bir pozisyona sahip olmayı değil; gelişim imkânı, esneklik, anlam ve şeffaflık gibi unsurları da önceliklendiriyor" dedi. Bayındır'a göre işverenler, öğrenme fırsatları, hibrit çalışma modelleri, şeffaf iletişim ve rekabetçi yan haklarla Y ve Z kuşağının bağlılığını artırabilir.

Bulut tabanlı insan kaynakları ve iş gücü yönetimi platformu İdenfit'in hazırladığı Kuşak Analiz Raporu'na göre, X kuşağı bir işte ortalama 2 yıl kalırken, Y kuşağı 1,5 yıl, Z kuşağı 7 ay kalıyor. Z kuşağının istifa oranı ise yüzde 35. Araştırmaya göre, Z kuşağının kısa iş süresi, bu neslin iş yerinde hızlı deneyim kazanma ve çeşitlilik arayışında olduğunu gösteriyor. Y kuşağının ise orta vadeli kalma süresi, kariyer fırsatlarına bağlılıklarını yansıtıyor. Ancak bu durum şirketler için zorlayıcı olabiliyor. Peki, işverenler çalışan sadakatini nasıl sağlayabilir? Y ve Z kuşağını işte tutmanın sırları neler?

İdenfit Kurucusu ve CEO'su Onur Bayındır, bu konuyla ilgili değerlendirmesinde şu görüşleri paylaşıyor:

"Bulgularımız, X kuşağının iş yerinde daha uzun süre kalma eğiliminde olduğunu ve kendi isteğiyle ayrılma oranının diğer kuşaklara kıyasla daha düşük seyrettiğini gösteriyor. Y ve Z kuşaklarında ise beklentiler ve motivasyon dinamikleri farklılaşıyor. Bu kuşaklar yalnızca bir pozisyona sahip olmayı değil; gelişim imkânı, esneklik, anlam ve şeffaflık gibi unsurları da önceliklendiriyor. Özellikle eğitim programları, net kariyer yolları ve mentorluk uygulamaları, genç kuşakların kuruma olan bağlılığını artıran temel faktörler arasında yer alıyor. Sürekli öğrenme kültürü sunan şirketler, yeteneklerini daha uzun süre bünyesinde tutabiliyor. Bununla birlikte esnek ve hibrit çalışma modelleri artık bir yan hak değil, güçlü bir beklenti. İş-yaşam dengesini destekleyen uygulamalar, çalışan memnuniyetini doğrudan etkiliyor. Z kuşağı açısından anlamlı ve sosyal etki yaratan projelerde yer almak da önemli bir motivasyon kaynağı. Şirketlerin sürdürülebilirlik ve toplumsal katkı alanındaki adımları, genç yeteneklerin bağlılığını güçlendiriyor. Teknoloji odaklı bir çalışma ortamı, dijital araçların etkin kullanımı ve açık iletişim kültürü de Y ve Z kuşakları için belirleyici unsurlar arasında. Düzenli geri bildirim mekanizmaları ve şeffaf yönetim anlayışı güven duygusunu pekiştiriyor. Elbette rekabetçi ücret ve yan haklar da işveren kaynaklı ayrılıkları azaltmada kritik rol oynuyor."

ÇALIŞANI TUTMAK DEĞİL, DENEYİM TASARLAMAK ÖNEMLİ

PERYÖN Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Eylem Derya Özgür, yetenek yönetiminin en kritik başlıklarından birinin, çalışanla kurum arasındaki ilişkiyi yeniden tasarlamak olduğuna değinerek, "Artık çalışan bağlılığı yalnızca ücret, unvan ya da klasik yan haklarla açıklanabilecek bir konu değil. Bununla birlikte finansal esenliğin çalışan beklentilerinde hâlâ öncelikli başlıklardan biri olduğunu unutmamak gerekiyor. Kurumlar açısından önemli olan; çalışanın finansal, zihinsel ve fiziksel iyi oluşunu dengeli biçimde destekleyen, bütünsel bir yaklaşım geliştirmek. Çalışanlar; gelişebildikleri, katkılarının görüldüğü, değerleriyle uyumlu, adil, esnek, bir anlam yaratan ve güven veren kurumlarda uzun vadeli bir ilişki kurmaya daha açık oluyor" diyor.

Özgür'e göre, bu nedenle şirketlerin elde tutma stratejisi, "çalışanı tutmak" yaklaşımından çıkıp "kalmaya değer bir çalışan deneyimi tasarlamak" anlayışına evrilmeli. Bunun temelinde güçlü ve kapsayıcı bir kurum kültürü, nitelikli liderlik, açık iletişim, psikolojik güvenlik, kariyer yolları tasarlamak ve sürekli öğrenme fırsatları sunmak yer alıyor. Özellikle görünür kariyer yolları, bu yollarda ilerlemeyi kolaylaştıracak yetkinliklerle donanma fırsatı ve kariyer ilerleyişinde liyakat, yeni neslin en çok önemsediği konuların başında geliyor. Çalışan, kurum içinde kariyerinin gelişen geleceğini görebildiğinde, farklı deneyim alanlarına erişebildiğinde, yaptığı işin etkisini hissedebildiğinde, kurumunun topluma veya gezegene bir fayda sağladığını, yani bir 'anlam' yaratabildiğini gördüğünde bağlılık güçleniyor.

Dünyada ve Türkiye'de öne çıkan uygulamalara baktığımızda birkaç başlığın giderek daha fazla önem kazandığının altını çizen Özgür, "Beceri bazlı yetenek yönetimi, iç mobilite, mentorluk ve tersine mentorluk programları, kişiselleştirilmiş öğrenme platformları, esnek ve hibrit çalışma modelleri, çalışan esenliği uygulamaları, düzenli geri bildirim mekanizmaları ve kapsayıcı liderlik gelişim programları bunların başında geliyor. Ancak burada önemli olan, bu uygulamaları tek tek hayata geçirmekten çok, hepsini bütünsel bir çalışan deneyimi stratejisinin parçası haline getirmek.

Bu uygulamalar yaygınlaştıkça çalışanlar kurumlar arasında birbirine daha yakın sistemler görmeye başlıyor. Bu noktada ayırt edici olan, kurumun zor zamanlarda nasıl davrandığı oluyor. İşler zorlaştığında, karmaşık bir hâl aldığında kurum; o ışıltılı değerlerini yansıtacak, kendi markasını ve kültürünü doğru temsil edecek özgün bir tavır ve duruş sergileyebiliyor mu? Uygulamalarını yeni duruma uyarlarken çalışanına verdiği sözü koruyabiliyor mu? Zor zamanlar hem kurum hem çalışan için ilişkiyi gözden geçirme anlarıdır. Bu anlarda ya bağlar güçlenir ve birliktelik daha uzun yıllara uzanır ya da kopuş başlar; ardından önce sessiz, sonra gürültülü istifalar gelir" açıklamasında bulunuyor.

ESKİ MODEL MESAİ KAVRAMI MODERN YAŞAMA AYKIRI

Teknolojide Kadın Derneği Kurucusu ve Yönetim Kurulu Eş Başkanı Zehra Öney, "Yepyeni bir yüzyılın ve yapay zeka çağının tam kalbindeyiz. Alıştığımız yaşam şekilleri ve geleneksel iş yapış modelleri, teknolojinin getirdiği yeniliklerle geri döndürülemez bir değişime uğradı. Pandemi döneminde yüzde 80'lere varan dijitalleşme ivmesi, bu dönüşümün en net kanıtı oldu. Ancak bu dönemin asıl belirleyicisi, 2000'lerde doğan ve 2026 itibarıyla iş dünyasının dinamiklerini sarsan genç kuşaktır. Dünyayı fiziksel temastan ziyade ekranlar üzerinden, bilgiyi kaydırarak (scrolling) ve kesintisiz dijital ağlarla deneyimleyen bu "dijital yerli" nesil, geçmiş yüzyılın mirasını devralan köklü şirketlerden ve 10-20 yıllık kıdeme sahip yöneticilerden tamamen farklı bir zihin yapısına sahip" diyor.

Hayata bakışları ve çalışma pratikleri alışılagelmiş kalıpların çok dışında olan bu gençlerin, etik değerler konusunda önceki kuşaklara göre çok daha katı, tavizsiz ve yüksek beklentili olduğunun altını çizen Öney şunları aktarıyor:

"Eski model mesai ve çalışma sistemlerini, modern yaşamın akışına aykırı buluyor; şirketlerin ahlaki duruşunu derinlemesine sorguluyorlar. Dünyanın sürdürülebilirliği, eşitlik, kapsayıcılık, doğa ve hayvan hakları gibi evrensel meselelerde eyleme geçmeyen kurumlarda yer almak istemiyorlar. Kendi çalışanının emeğini, özlük haklarını ve insani değerlerini merkeze koymayan, sadece kâr odaklı çalışan yapılar, gençlerin gözünde meşruiyetini yitiriyor. Bu köklü zihniyet farkı, geleneksel yöneticilerle genç yetenekler arasındaki bağı da doğrudan koparıyor. Dijital dünyanın sunduğu sınırsız bilgiye anında ulaşabilen ve kendi yetkinliklerini çok yönlü geliştiren gençler, eski usul müdür veya patron figürlerine itaat etmiyor. Karşılarında ilham veren, bilgi birikimi yüksek, çağın ruhunu yakalamış yeni nesil liderler görmek istiyorlar."

KURUMSAL DÜNYAYA "TUTUNAMAYANLAR": 4 FARKLI PROFİL

Öney, 4 farklı profil ile, işten hızla ayrılanların resmini çiziyor.

•        Sessiz İstifacılar: Kurumsal sistemle savaşmayı bırakan ancak sistemi terk etmeyen, sadece asgari görevini yaparak aidiyetsizliğini sessiz bir direnişe dönüştürenler.

•        Serbest Çalışanlar (Freelance): Kurumsal aidiyeti tamamen reddedip, dijital yetkinlikleriyle sınırları aşarak küresel pazarda kendi çalışma koşullarını yaratanlar.

•        Kurumsal Reddediciler: Şirketleri ekolojik ve toplumsal sicillerine göre yargılayan, şeffaf olmayan ve sömürüye dayalı yapıları ideolojik olarak reddedip ifşa edenler.

•        Amaç Odaklı Çalışanlar: Sadece yüksek maaş değil, işinde toplumsal bir etki ve anlamlı bir "neden" arayan, bunu bulamadığında hızla uzaklaşanlar.

TEK BAŞINA BİR BAĞLILIK SORUNU DEĞİL

Yenibiriş CEO'su Hasan Rıza Bayar'a göre, genç çalışanların daha sık iş değiştirmesini tek başına bir "bağlılık sorunu" olarak değerlendirmek eksik bir bakış açısı olur. Bu durum, iş dünyasında yaşanan yapısal dönüşümün doğal bir sonucu. Öncelikle kariyer algısı önemli ölçüde değişmiş durumda. Yeni nesil, tek bir kurumda uzun yıllar geçirmekten ziyade farklı deneyimlerle zenginleşen bir kariyer yolculuğunu tercih ediyor. Bu yaklaşım, iş değişimini bir riskten çok gelişimin bir parçası haline getiriyor.

Bununla birlikte fırsatlara erişimin hiç olmadığı kadar kolaylaşmasının bu eğilimi hızlandırdığını belirten Bayar, "Dijital platformlar sayesinde çalışanlar alternatifleri sürekli takip edebiliyor ve mevcut pozisyonlarını daha sık sorguluyor. Bu da iş değişimini daha dinamik bir davranış haline getiriyor. Beklentiler tarafında da belirgin bir dönüşüm söz konusu. Esneklik, gelişim fırsatları, anlamlı iş ve güçlü geri bildirim kültürü gibi unsurlar karşılanmadığında, çalışan bağlılığı hızlı şekilde zayıflıyor. Bu noktada gençlerin daha talepkar olduğu değil, beklentilerini daha net ifade ettiği bir dönemde olduğumuzu söylemek daha gerçekçi olur" diyor.

Öte yandan, çalışan deneyimi ile işverenin sunduğunu düşündüğü değer arasında oluşan algı farkı da Bayar'a göre önemli bir etken. Kurumlar sundukları imkanları yeterli görürken, çalışan tarafında bu deneyim aynı karşılığı bulmayabiliyor. Bu uyumsuzluk, iş değişimlerini tetikleyen temel nedenlerden biri haline geliyor. Öte yandan gençlerin iş değiştirme eğilimi bir problemden çok güçlü bir geri bildirim mekanizması olarak görülmeli. Bu sinyali doğru okuyan ve çalışan deneyimini bütünsel bir yaklaşımla ele alan şirketler, yeteneği çekme ve elde tutma konusunda belirgin bir avantaj elde ediyor.

Bugün çalışan bağlılığına bakış açısının köklü biçimde değişmiş olduğunun altını çizen Bayar şunları aktarıyor:

"Özellikle genç yetenekler için bir kurumda kalma kararı; yalnızca ücret, unvan ya da yan haklarla değil, deneyimin bütünüyle şekilleniyor. Bu nedenle şirketlerin odağını çalışanı tutmak yaklaşımından çıkarıp çalışanın kalmak isteyeceği bir deneyim tasarlamak üzerine kurması gerekiyor. Global ölçekte öne çıkan uygulamalara baktığımızda, esnek çalışma modellerinin artık bir ayrıcalık değil, temel bir beklenti haline geldiğini görüyoruz. Hibrit ve uzaktan çalışma seçenekleri, özellikle genç çalışanların iş tercihinde belirleyici rol oynuyor. Bununla birlikte öğrenme ve gelişim imkanları güçlü olan kurumlar ciddi bir rekabet avantajı yakalıyor. Kariyerin doğrusal bir yapıdan çıkıp çok yönlü bir gelişim yolculuğuna dönüştüğü bu dönemde, çalışanlar kendilerine yatırım yapan organizasyonlarda kalmayı tercih ediyor. Bir diğer kritik unsur ise anlam ve değer uyumu. Genç yetenekler, yaptıkları işin bir amaca hizmet etmesini ve şirketin değerleriyle kendi değerleri arasında bir bağ kurabilmeyi önemsiyor. Bu nedenle kurumların yalnızca ne yaptığını değil, neden yaptığını da net ve samimi bir şekilde ortaya koyması gerekiyor."

EN KRİTİK KONU AİDİYET

Kolay İK COO'su Tunca Üçer'in aktardıklarına göre, genç çalışanları elde tutmanın en güçlü yolu, onlara kurum içinde bir gelecek duygusu sunabilmekten geçiyor. Ücret, yan haklar ve terfi imkanları bu stratejinin önemli parçaları. Bununla birlikte genç çalışanların kuruma daha güçlü bağlanması için eğitim-gelişim fırsatları, güven veren bir yönetim anlayışı ve esnek bir çalışma deneyimi de giderek daha fazla öne çıkıyor. Bu alanda dünyada ve Türkiye'de öne çıkan yöntemler; kişiselleştirilmiş kariyer programları, mentörlük-koçluk, kurum içi geçiş fırsatları, proje bazlı çalışma modelleri ve daha sık geri bildirim mekanizmaları. "Son yıllarda özel izin türlerinin de tutundurmada fark yarattığını görüyoruz. Kolay İK'nın 2025 verilerine göre doğum günü izni, evcil hayvan izni, kafa izni gibi özel izin türleri özellikle genç çalışanlardan giderek daha sık talep ediliyor" diyen Üçer şunları aktarıyor:

"Burada yöneticilerin rolü de kritik. Genç çalışanların kurumla kurduğu bağ çoğu zaman şirketin genel politikalarının yanında doğrudan yöneticisiyle yaşadığı deneyim üzerinden şekilleniyor. Bu yüzden yöneticilerin iletişim, geri bildirim ve koçluk becerileri en az İK stratejileri kadar belirleyici. Öte yandan Gallup'un Küresel İş Yeri Durumu 2026 raporu, çalışan bağlılığının şirketler için ne kadar kritik hale geldiğini gösteriyor. Rapora göre küresel çalışan bağlılığı 2025'te %20'ye gerileyerek 2020'den bu yana en düşük seviyesine indi. Bu tablonun dünya ekonomisine 10 trilyon dolarlık verimlilik kaybına mal olduğu tahmin ediliyor. Dolayısıyla yeteneği elde tutmak, bugün doğrudan verimlilik, büyüme ve rekabetçilik meselesi."

Gençlerin sık iş değiştirmesinde birkaç güçlü dinamiğin etkili olduğuna işaret eden Üçer, "İlk sırada ekonomik beklentiler var. Hayat pahalılığı, kira, ulaşım, sosyal yaşam ve gelecek kaygısı gençlerin kararlarını hızlandırıyor. Küçük gibi görünen ücret farkları bile özellikle kariyerinin başındaki bir çalışan için yaşam standardını koruma açısından önemli hale gelebiliyor. İkinci olarak, gençlerin kariyere bakış açısı değişti. Önceki kuşaklarda uzun süre aynı şirkette kalmak bir başarı göstergesiydi. Bugün ise farklı deneyimler edinmek, yeni alanlar görmek ve kendini hızlı geliştirmek çok daha değerli. Bu yüzden iş değiştirmek çoğu zaman bir 'kopuş' değil, bilinçli bir gelişim adımı olarak görülüyor. Üçüncü ve bence en kritik konu ise aidiyet. Genç çalışanlar yaptıkları işin anlamını görmek istiyor. Fikirlerinin dikkate alındığını, katkılarının görünür olduğunu ve gerçekten bir etki yarattıklarını hissetmek istiyorlar. Aslında gençler bu duyguyu bulduklarında bağlılık da doğal olarak geliyor" açıklamasında bulunuyor.

KONU, KURUMSAL SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİN ÖNCELİĞİNE DÖNÜŞTÜ

ManpowerGroup Türkiye Genel Müdürü Feyza Narlı, yeteneği elde tutmanın, bugün artık operasyonel bir İK başlığı olmanın çok ötesine geçerek doğrudan kurumsal sürdürülebilirliği belirleyen stratejik bir önceliğe dönüşmüş durumda olduğuna vurgu yaparak, "ManpowerGroup 2026 İnsanla Gelen Fark – Geleceğin İş Dünyası Trendleri ve Global Yetenek Barometresi raporlarımız, dünyada ve Türkiye'de işverenlerin bu alanda başvurduğu yöntemlere dair net bir çerçeve sunuyor. İlk sırada esnek çalışma modelleri yer alıyor. Global Yetenek Barometresi'ne göre uzaktan ve hibrit modeller başta olmak üzere lokasyon esnekliği hem yetenek çekme hem de elde tutma açısından dünyada en yaygın uygulamaların başında geliyor. Tükenmişlikle mücadele de öne çıkan bir başka eksen. İnsanla Gelen Fark – Geleceğin İş Dünyası Trendleri Raporu'muz, çalışanların yaklaşık üçte ikisinin (yüzde 63) iş yerinde tükenmişlik hissettiğini gösteriyor. Bu noktada fiziksel, zihinsel ve finansal refahı bir arada ele alan well-being yaklaşımları öne çıkıyor. Son dönemin en belirleyici trendlerinden biri ise ücret şeffaflığı. Avrupa Birliği'nin Ücret Şeffaflığı Direktifi ile birlikte işverenlerin iş ilanlarında maaş aralığını paylaşması, adaylara önceki ücretlerini sormaması gibi yükümlülükler gündeme geliyor. Düzenleme doğrudan AB'yi bağlasa da küresel iş gücü pazarında hızla bir standart hâline geliyor; Türk işverenler de bu yönde adımlar atıyor" diyor.

Narlı'nın aktardıklarına göre, Türkiye özelinde değerlendirdiğimizde de bu küresel eğilimler çoğu uygulamaya yön veriyor; ücret politikalarının yeniden yapılandırılması, mevcut çalışanlara yönelik eğitim ve gelişim yatırımları ile alternatif yetenek havuzlarına yöneliş bu çerçeveyi destekleyen kritik adımlar olarak öne çıkıyor.

Genç neslin, özellikle Z kuşağının iş değiştirme hızı çoğu zaman "sebatkarlık eksikliği" gibi yüzeysel bir tanımla açıklanmaya çalışılıyor. Oysa ManpowerGroup İnsanla Gelen Fark – Geleceğin İş Dünyası Trendleri Raporu'muz bu davranışın ardında çok katmanlı, yapısal nedenler olduğunu ortaya koyuyor.

Birinci etken, alternatif gelir modellerine yöneliş. Z kuşağı, yüzde 68'lik oranla ek gelir elde etmeye en yatkın kuşak konumunda. Bu tablo, gençlerin tek bir işverene tam bağımlı kariyer kurgusu yerine, çok kanallı ve modüler bir gelir mimarisi benimsediğini gösteriyor.

İkinci etken, iş tatmini ve güvencesindeki belirgin düşüş. Özellikle Z kuşağı erkek çalışanlarda mevcut iş tatmini bir önceki yıla göre yüzde 12, iş güvencesi algısı ise yüzde 11 oranında geriledi.

Üçüncüsü, iş bulma konusundaki yüksek özgüven. Aynı araştırmamızda mevcut işinden tatmin olmayan gençlerin başka bir iş bulma konusundaki güven seviyelerinin yüzde 10 oranında arttığını görüyoruz.

Dördüncü ve giderek daha belirleyici hale gelen etken ise otomasyon ve yapay zeka kaygısı. Z kuşağı çalışanlarının yarısından fazlası, önümüzdeki iki yıl içinde otomasyonun kendi işlerini ellerinden alacağından endişe ediyor. Mesleki kimliği henüz oturmamış genç çalışanlar için bu tablo, "sabit kalmak" yerine "çevik kalmak" yönünde güçlü bir motivasyon yaratıyor.

Sonuç olarak, gençlerin iş değiştirme davranışını tek bir nedenle açıklamak mümkün değil. Şirketler için asıl mesele sebat etmeyenleri yargılamak değil; sebat edilebilir, anlamlı ve geleceğe güven veren bir iş deneyimi tasarlamak.

SADAKAT SÜREYLE DEĞİL, DENEYİMİN KALİTESİYLE ÖLÇÜLÜYOR

Ergene Consulting'den Onur Özgödek, "Şirketler tarafında ciddi bir baskı var: Daha az kaynakla daha fazla değer üretmek. Bu yüzden tekrar eden, prosedürü yüksek işlerden uzaklaşıp; inisiyatif alan, kendi hedefini sahiplenen, dayanıklılığı yüksek insanlara ihtiyaç artıyor. Ama gençler başka bir yerden bakıyor. Onlar için artık bir kurumda uzun süre kalmak başlı başına bir başarı değil. Daha çok denemek, farklı kaslarını geliştirmek ve en önemlisi kendisi olarak kalabilmek önemli. Yani mesele iyi bir çalışan olmak değil; büyümek, anlamlı bir katkı üretmek. Dolayısıyla bu hareketliliği bir problemden çok, doğal bir arayış olarak görmek gerekiyor" diyor.

Şirketler ne yapmalı sorusunun cevabının burada başladığına işaret eden Özgödek, "Bugün gerçekten öne çıkan kurumlar, performansı tamamen bırakmıyor ama erken aşamada zorlamıyor. Önce gelişimi koyuyor, hataya alan açıyor, çalışanı bir çıktı üretim aracı gibi değil bir potansiyel olarak görüyor. Çalışanı tutmaya çalışmak yerine, onun gerçekten büyüdüğü bir ortam yaratmak. O kişi kalırsa zaten kalır. Ayrılırsa da o kurumun doğal bir referansına dönüşür. Dünyada da bu yönde bir kayış var: Rotasyon, proje bazlı çalışma, hibrit ve esnek modeller, part-time roller, iç mobilite… Bunların hepsi aslında aynı şeyi söylüyor: Tek bir doğrusal kariyer yolu yok artık. Özetle yeni oyun şu: İnsanları elde tutmak değil, onların kalmak isteyeceği bir deneyim yaratmak. Sadakat artık süreyle değil, yaşanan deneyimin kalitesiyle ölçülüyor" diye konuşuyor.

ŞİRKET İÇİ ROTASYON VE YATAY KARİYER FIRSATLARI ARTIK KRİTİK

Gilda&Partners Consulting Kurucusu Jilda Bal'a göre, bugün yeteneği elde tutmak, çalışanı organizasyon içinde fiziksel olarak tutmaktan çok, onun kalmayı tercih ettiği bir deneyim yaratmakla ilgili. Artık çalışanlar bir pozisyona değil, bir gelişim yolculuğuna dahil olmak istiyor. Deloitte GenZ ve Millenial anketi verileri, Z kuşağının ortalama işte kalma süresinin 2–2,5 yıl bandına indiğini ve genç çalışanların yaklaşık yarısının iki yıl içinde iş değiştirmeyi planladığını gösteriyor. Bu da bağlılığın artık varsayılan bir durum olmadığını, bilinçli olarak inşa edilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Bu noktada şirketlerin öncelikli sorumluluğunun, güven ve adalet üzerine kurulu bir yapı oluşturmak olduğuna değinen Bal, "Çalışanlar artık yalnızca ne kadar kazandıklarını değil, nasıl değerlendirildiklerini ve fırsatların ne kadar eşit dağıtıldığını sorguluyor. Şeffaflık ve tutarlılık, bağlılığın temelini oluşturuyor. Bununla birlikte liderin rolü de oldukça belirleyici. Çalışan deneyimi büyük ölçüde doğrudan yöneticinin yaklaşımıyla şekilleniyor. Geri bildirim veren, gelişimi sahiplenen ve mentorluk yapan liderler, çalışanın şirkete olan bağını güçlendiriyor" diyor.

En güçlü kaldıracın hâlâ deneyim ve gelişim alanı olduğuna da vurgu yapan Bal, unları aktarıyor:

"Genç yetenekler aynı rolde uzun süre kalmaktan çok, farklı projelerde yer almayı, yeni beceriler kazanmayı ve ilerlediklerini hissetmeyi istiyor. Şirket içi rotasyon, proje bazlı görevler ve yatay kariyer fırsatları bu nedenle kritik hale geliyor. Bunun yanında iş-yaşam dengesi de göz ardı edilemez öneme sahip. Mercer'ın 2026 global trendler araştırması, çalışanların yalnızca yüzde 44'ünün iş hayatında gerçekten iyi hissettiğini gösteriyor. Bu da esneklik sunan ve çalışanı bütünsel olarak ele alan organizasyonların neden daha güçlü bağlılık yarattığını açıkça ortaya koyuyor. Globalde de Türkiye'de de öne çıkan yöntemler aslında benzer bir ihtiyaca yanıt veriyor. Bu ihtiyaç, çalışanı sabit bir rol içinde tutmak yerine, ona sürekli hareket ve gelişim alanı açmak. Şirketler artık kariyer yolunu yalnızca dikey ilerleme üzerinden tanımlamıyor. Çalışanlara farklı alanları deneyimleyebilecekleri daha esnek ve çok yönlü kariyer haritaları sunuyor. Deloitte Human Capital Trends 2026'ya göre organizasyonların neredeyse yarısı çalışan gelişimini ve liderlik yatırımlarını önceliklendirmiş durumda. Bu da upskilling (beceri geliştirme) ve reskilling (yeniden beceri kazandırma) programlarının neden bu kadar yaygınlaştığını açıklıyor.       

YENİ NESİL ÇALIŞAN İŞİ DEĞİL, DENEYİMİ SEÇİYOR

Mercer Doğu Akdeniz CEO'su Dinçer Güleyin'e göre, günümüz iş dünyasında çalışan davranışları üzerine yapılan tartışmaların merkezinde tek bir gerçek var: Genç çalışanlar artık eskisi gibi bir işte uzun yıllar kalmak istemiyor. Bu durum çoğu zaman "sadakatsizlik", "sabırsızlık" veya "yeni neslin karakteri" gibi yorumlarla açıklansa da Mercer Global Yetenek Trendleri 2026 rapor verilerine göre bu yüzeysellik çok daha derin bir kırılmaya işaret ediyor. Bu kırılma, yalnızca çalışan beklentilerinin değişmesi değil; işin doğasının, liderlik rolünün ve organizasyonların risk yapısının yeniden tanımlanması olarak karşımıza çıkıyor.

"Bugün yetenek kaybı, bir insan kaynakları meselesi olmaktan çıkmış; doğrudan şirket performansını, inovasyon kapasitesini ve rekabet gücünü etkileyen stratejik bir risk haline gelmiştir" diyen Güleyin, "Mercer Global Yetenek Trendleri 2026 verilerine göre çalışanlar artık iş seçmiyor; deneyim seçiyor. Geçmişte çalışan-işveren ilişkisi daha çok zaman, emek ve bunun sonucunda kazanılan maaş ve kariyer güvenliğine bağlıydı. Ancak bugün bu ilişki yerini anlam, esneklik, gelişim ve refah seviyesine bıraktı. Bu değişimin arkasında önemli 3 faktör bulunuyor. İlk olarak çalışanların %52'si olumlu ve saygılı iş kültürü nedeniyle mevcut şirketlerinde kalmayı seçiyor. İkinci olarak ise ne zaman ve nerede çalışabileceğini seçebileceği, daha esnek yapılı organizasyonları tercih ediyor. Son olarak, adil ve eşit ücret, çalışan bağlılığını artıran unsurlardan biri haline geliyor. Ayrıca, genç çalışanlar için iş, yalnızca bir gelir kaynağı değil; aynı zamanda kimliklerinin bir parçası" açıklamasında bulunuyor.

Güleyin'in verdiği bilgilere göre, Mercer Global Yetenek Trendleri 2026 verilerine göre çalışanların gelişim iştahı tüm zamanların en düşük seviyesinde. Çalışanlar artık sürekli stres halinde olmayı, uzun saatler çalışmayı tercih etmiyor. Bu nedenle iş değiştirme, çoğu zaman bir kariyer hamlesi değil; kendini koruma mekanizması haline geliyor. Şirketler genellikle yüksek işgücü devrini (turnover) çözülmesi gereken bir problem olarak görüyor. Bu da şirketlerin çalışan beklentilerini karşılamadığını, liderlik modellerinin eski kaldığını ve iş tasarımlarının yeniden organize edilmesi gerektiğini gösteriyor. Başka bir deyişle, çalışan gitmiyor; organizasyon onu tutacak nedeni yaratamıyor.

"Buna ek olarak organizasyonlardaki en kritik dönüşüm, insan yönetiminin artık bir destek fonksiyonu değil; stratejik risk alanı olarak görülmesidir. Geleneksel olarak şirketler genellikle finansal risk ve operasyonel risklere daha fazla odaklanırdı. Günümüzde ise bu risklere eklenen en kritik başlık insan riski olmuştur" diyen Güleyin sözlerini şöyle tamamlıyor:

"Yapay zekâ ve dijital dönüşümle birlikte işlerin doğası hızla değişiyor. Ancak şirketlerin büyük bir kısmı mevcut çalışanlarına yeni beceriler kazandırmakta yavaş ve geleceğin becerilerini öngörmekte yetersiz kalıyor. Bu da şu riski doğuruyor: iş var, ama işi yapacak yetenek yok. Bu veriler ışığında yeteneği elde tutmanın en etkili yolu, maaş artırımı gibi kısa vadeli çözümlerden ziyade organizasyonun kendisini yeniden tasarlamaktan geçiyor. Öncelikle şirketlerin kültürü stratejik bir performans unsuru olarak ele alması gerekiyor; çünkü çalışanların kalma kararında en belirleyici faktör güven, saygı ve psikolojik güvenlik hissi. İkinci olarak esneklik artık bir ayrıcalık değil, temel bir beklenti haline gelmiş durumda; çalışanların zaman ve mekân üzerindeki kontrol hissi doğrudan bağlılığı artırıyor. Bununla birlikte liderlik modeli köklü bir dönüşüm geçiriyor. Verilere göre üst düzey yöneticilerin %78'i etkili liderliğin artık daha fazla belirsizlik ve çelişkiyi yönetme becerisi gerektirdiğini kabul ederken, çalışanlar açısından doğrudan yönetici hâlâ en kritik belirleyicilerden biri olmaya devam ediyor."

YAPISAL BİR DÖNÜŞÜMÜN YANSIMASI

T4 People Analytics Kurucu CEO'su Ali Tuncel de günümüzde genç çalışanların daha sık iş değiştirmesinin, yalnızca bireysel tercihlerle açıklanabilecek bir durum olmadığını, iş gücü dinamiklerinde yaşanan yapısal bir dönüşümün yansıması olduğunu düşünenlerden. "Yeni nesil çalışanlar, çalıştıkları kurumlardan sadece rekabetçi ücret değil; anlamlı bir iş deneyimi, gelişim fırsatları, esneklik ve şeffaf bir yönetim anlayışı beklemektedir. Bu beklentilerin karşılanmadığı durumlarda ise iş değişikliği daha hızlı ve doğal bir tercih haline gelmektedir" diyen Tuncel'e göre, bu noktada şirketler açısından yetenek elde tutma konusu, geleneksel İK uygulamalarının ötesine geçerek daha analitik ve veri odaklı bir yaklaşım gerektirmekte.

Dünyada öne çıkan uygulamalara bakıldığında; çalışan deneyiminin düzenli olarak ölçülmesi (pulse survey'ler), departman, rol ve demografik kırılımlar bazında derinlemesine analizler yapılması, çalışan bağlılığı ve performansı etkileyen faktörlerin modellenmesi ve istifa riskinin öngörülmesi gibi uygulamaların giderek yaygınlaştığına vurgu yapan Tuncel sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Türkiye'de de özellikle büyük ölçekli ve dönüşüm sürecindeki kurumlarda bu alana yönelik yatırımların hız kazandığını görüyoruz. İK analitiği perspektifinden bakıldığında en kritik içgörülerden biri, çalışan devir oranının organizasyon içinde homojen dağılmadığıdır. Aynı kurum içerisinde bazı ekipler yüksek bağlılık sergilerken, bazı ekiplerde ciddi kayıplar yaşanabilmektedir. Bu farklılıkların temelinde çoğu zaman ücret seviyesinden ziyade; yönetim kalitesi, iş yükü dengesi, kariyer gelişim imkanları ve ekip içi etkileşim gibi faktörler yer almaktadır. Bu nedenle, genelleştirilmiş politikalar yerine veriyle desteklenen, segment bazlı aksiyonlar çok daha etkili sonuçlar üretmektedir."

Genç çalışanların daha sık iş değiştirmesinin arkasında birkaç temel dinamiğin öne çıktığına da işaret eden Tuncel şunları aktarıyor:

"Çalışanlar, gelişim fırsatı görmedikleri ortamlarda uzun süre kalmayı tercih etmemektedir. İkinci olarak, iş-özel hayat dengesi ve esneklik beklentisi önemli ölçüde artmıştır. Özellikle hibrit ve uzaktan çalışma imkanları, çalışan tercihlerini doğrudan etkileyen faktörler arasında yer almaktadır. Bununla birlikte, aidiyet kavramının tanımı da değişmiştir. Günümüzde aidiyet, uzun yıllar aynı kurumda kalmaktan ziyade, çalışılan süre boyunca anlamlı ve değerli bir deneyim yaşamakla ilişkilendirilmektedir. Bu da çalışanların beklentilerinin karşılanmadığı durumlarda daha hızlı hareket etmelerine neden olmaktadır."

ÇAĞIN MOTTOSU: ANLAM ARAYIŞI

HrPeak Yönetici Ortağı Safa Zengin'e göre, bu çağın en önemli mottosu "anlam arayışı" olacak gibi görünüyor. Çünkü yapay zekanın etkisiyle, "işi bizden daha iyi yapacak bir seçenek mevcutsa, neden o işte kendimi geliştireyim" sorusu gündeme geliyor. Dolayısıyla şirketlerin yönünü aradığı bir dönemde çalışanları elde tutmak giderek zorlaşıyor. Karmaşa ve belirsizlik hepimiz için var. İş değiştiren gençler, eğer iş bulabiliyorsa, iş gücü piyasasının çeşitliliğinden faydalanmış oluyorlar. Bundan 20 yıl önce dijital devrim henüz emeklerken seçenekler çok daha sınırlıydı. Kurumlar ise bir taraftan iş dünyasının belirsizliklerine karşı strateji geliştirirken diğer yandan da yeteneği koruyarak insan sermayelerini güçlü tutmanın yollarını arıyor.

Kurumların yeteneği elde tutma stratejisi, enflasyonist baskıların arttığı ve beyaz yaka konfor alanının günden güne eridiği bu ortamda öncelikle rekabetçi ve adil bir ücret politikasından geçiyor. Bundan 3-4 yıl önce anketlerde daha çok psikolojik diyebileceğimiz faktörleri öne çıktığını görürken, bugün finansal güvenlik giderek ilk sıraları zorluyor.

İlk sıralarda olması gereken unsurun "yönetici kalitesi" olduğuna değinen Zengin, "İnsanlar çoğu zaman şirketi değil, kötü yöneticiyi terk ediyor. Geri bildirim veren, destekleyen, güven oluşturan yöneticiler yeteneği elde tutmanın merkezinde yer alıyor. Hatta kriz zamanlarında güçlü yöneticiler, nakit akışı kadar önemli hale geliyor. Kaliteli yöneticilerin yaratacağı kurum kültürü ve anlam duygusu da çok önemli. Bu anlam duygusunu şirketin finansal hedeflerinde bulmak çok zor ve yeterli değil. Onun yerine; psikolojik güvenlik, kapsayıcılık, takdir kültürü ve şirketin yaptığı işin bir hikayesinin olması bağlılığı artırıyor. Dünyada ve Türkiye'de çalışanı elde tutma yöntemlerini incelediğimizde benzer şeyler görüyoruz. Hibrit ve esnek çalışma modelleri, kişiselleştirilmiş kariyer yolları, yetenek kazandırma ve tazeleme (upskilling/reskilling) programları, iç mobilite (çalışanı kaybetmek yerine şirket içinde yeni role geçirmek), zihinsel sağlık desteği, koçluk ve esnek izin politikalarını kapsayan iyi yaşam (well-being) uygulamalarını sayabiliriz. Türkiye'nin özel sağlık sigortası, yemek kartı, ulaşım ve eğitim bütçesi gibi finansal taleplerde öne çıktığını söylemek de mümkün" diyor.

SORUN İNSANLARDA DEĞİL, SİSTEMDE

Elkin Consultancy CEO'su Elif Elkin'e göre de, genç çalışanları elde tutma konusunu "bağlılık eksikliği" olarak okumak yanıltıcı olur. "Aslında karşı karşıya olduğumuz şey, iş yapış biçimlerinin ve çalışan beklentilerinin kökten değiştiği bir dönemde, kurumların hâlâ eski organizasyon tasarımlarıyla ilerlemeye çalışması. Yani sorun insanlarda değil, sistemde" diyen Elkin, şunları aktarıyor:

"Deloitte'un 2025 Gen Z ve Milenyum araştırması, genç çalışanların işten beklentisini üç temel eksende topluyor: anlam, gelişim ve esenlik. Aynı araştırmaya göre çalışanların önemli bir kısmı, değerleriyle örtüşmeyen ya da gelişim sunmayan bir organizasyondan iki yıl içinde ayrılmayı düşünüyor. Benzer şekilde LinkedIn verileri, kurum içi mobilite ve gelişim imkânı sunan şirketlerde kalma eğiliminin belirgin şekilde arttığını gösteriyor. Bununla birlikte "stratejik" kurumsal esenlik yaklaşımı olan şirketler, çalışana değer verdiğini hissettirerek kişiye özel çözümleri ile çalışanlarının yaşam kalitesini yükselterek ön plana çıkıyor.

Bu noktada şirketlerin yaklaşımını güncellemesi gerekiyor. Artık çalışanı elde tutmak, yan hakları artırmakla değil; çalışanın kalmak isteyeceği bir deneyim tasarlamakla mümkün. İşin anlamını görünür kılmak, çalışanı yalnızca bir rolün icracısı olarak değil bir katkı alanının parçası olarak konumlamak kritik. Bununla birlikte lineer kariyer yolları yerini daha akışkan gelişim modellerine bırakıyor; çalışanlar unvan değil, öğrenme ve ilerleme hissi arıyor."

Elkin'e göre, yöneticinin rolü de dönüşüyor. Çalışanlar artık yöneticilerinden sadece hedef takibi değil, yön bulma ve gelişim desteği bekliyor. Bu nedenle liderlik, operasyonel bir rolden çok koçluk becerileri gerektiren bir ilişki yönetimine evriliyor. Özetle, genç yeteneği elde tutmak için şirketlerin sorması gereken soru değişti: "İnsanları nasıl tutarız?" değil, "İnsanların kalmak isteyeceği bir organizasyonu nasıl tasarlarız?"

Forbes verilerine göre Gen Z çalışanların ortalama bir işte kalma süresi yaklaşık bir yıl civarında. Bu ilk bakışta yüksek bir sirkülasyon gibi görünse de, aslında değişen iş gücü dinamiklerinin doğal bir sonucu. İş güvencesinin azaldığı, rollerin hızla dönüştüğü bir ekonomide, hareket etmek bir risk değil; adaptasyon stratejisi haline geliyor.

Bunun ötesinde, işin anlamı da değişmiş durumda. Genç çalışan için iş artık sadece bir gelir kaynağı değil; kimliğinin ve değerlerinin bir uzantısı. ScienceDirect'te yayımlanan güncel çalışmalar, değer uyumsuzluğu, gelişim eksikliği ve düşük algılanan destek gibi faktörlerin işten ayrılma niyetini doğrudan artırdığını gösteriyor. Bu nedenle çalışanlar, kendilerini geliştirmeyen ya da katkı hissi yaratmayan yapılarda kalmayı tercih etmiyor.

Bir diğer önemli faktörün ise ise deneyim odaklı kariyer yaklaşımı olduğunu belirten Elkin sözlerini şöyle tamamlıyor:

"Bu nesil için her rol, öğrenilecek bir deneyim alanı. Öğrenme eğrisi yavaşladığında ya da katkı hissi azaldığında, yeni bir role geçmek doğal bir sonraki adım olarak görülüyor. Buna ek olarak pandemi sonrası dönemde esneklik, zaman kontrolü ve hayatla iş arasındaki entegrasyon ihtiyacı da belirgin şekilde arttı. Katı ve tek tip çalışma modelleri, bu beklentiyle uyumlu değil.

Son olarak alternatiflerin artması da bu hareketliliği destekliyor. Yapay zekâ destekli yeni iş modelleri, freelance çalışma biçimleri ve girişimcilik, kurumsal kariyerin tek seçenek olma özelliğini zayıflatıyor. The Guardian'da yer alan güncel analizler, özellikle genç nesilde girişimcilik ve bağımsız çalışma eğiliminin hızla yükseldiğini ortaya koyuyor.

Kısacası gençler daha sık iş değiştirdiği için değil, mevcut sistemler beklentilerini karşılamadığı için hareket ediyor. Doğru koşullar sağlandığında bu neslin de kalıcılığı yüksek. Ancak sadakat artık maaş ya da unvanla değil, sunulan deneyimin kalitesiyle şekilleniyor. Kurumlar için asıl mesele de burada başlıyor."

GENÇLER SORULARINI YÜKSEK SESLE SORABİLİYOR

Wellbees CEO'su Melis Abacıoğlu en belirleyici başlıklardan birinin, gençlerin iş hayatından bekledikleri anlam ve denge arayışı olduğunu ifade ederek, "Bu kuşak, kendini ifade edebildiği, iyi hissettiği, değer gördüğü bir ortam arıyor. Bu beklenti karşılık bulduğunda aidiyet güçleniyor. İkinci önemli neden, gençlerin stres ve kaygı düzeylerini daha açık ifade etmesi. Önceki kuşaklarda iş hayatındaki zorlanmalar daha fazla içe atılırken gençler bugün 'Bu tempo bana iyi geliyor mu, bu kurum beni destekliyor mu, burada kendim olarak var olabiliyor muyum' sorularını yüksek sesle sorabiliyor. Bu da iş değiştirme kararlarının arkasında çoğu zaman daha sağlıklı, daha dengeli ve daha destekleyici bir çalışma hayatı arayışı olduğunu gösteriyor. Esenlik kültürü güçlü olan şirketler, genç yetenekler için yalnızca çalışılan, para kazanılan bir yerin ötesine geçerek zorlandıklarında destek bulabildikleri, kendilerini daha dengede hissedebildikleri bir yapıya dönüşüyor" diyor.

Abacıoğlu'na göre, genç çalışanları kurumda tutundurmanın en etkili yolu, onlara kendilerini iyi, güvende ve ait hissedecekleri bir çalışma deneyimi sunmaktan geçiyor. Bugün gençler iş hayatında ücret ve kariyer fırsatlarının yanında açık iletişim, esneklik, psikolojik güvenlik, iyi yönetici deneyimi ve esenlik kültürü de arıyor. Bu nedenle şirketlerin yetenek stratejisini yalnızca İK süreçleriyle sınırlı görmeyip çalışan deneyiminin tamamına yayması gerekiyor.

Bu durumu global veriler de destekliyor. Deloitte'un 2025 yılında yayımladığı araştırmaya göre Z kuşağının yüzde 47'si, Y kuşağının yüzde 41'i zihinsel sağlıklarını orta veya kötü olarak değerlendiriyor. Z kuşağının yüzde 40'ı, Y kuşağının ise yüzde 34'ü her zaman veya çoğu zaman stresli veya kaygılı hissettiklerini söylüyor. Wellbees'in 2025 Esenlik Haritası'na göre de geçen yıl psikolojik destek alan her üç çalışandan birinin gerekçesi kaygı veya stres oldu. En dikkat çekici sonuç ise evlilik ve romantik ilişkilerin yüzde 19,8 ile psikolojik destek başvurularında ilk sıraya yerleşmesiydi. Bu veriler, iş yerindeki bağlılığın ve mutluluğun yalnızca ofiste yaşananlarla şekillenmediğini; çalışanın ruhsal yükü, sosyal ilişkileri ve hayatındaki dengeyle doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor.

Bu nedenle dünyada ve Türkiye'de öne çıkan uygulamaların giderek daha bütünsel hale geldiğine vurgu yapan Abacıoğlu şunları aktarıyor:

"Çalışan esenliği pazarı 65 milyar dolara ulaştı ve her yıl yaklaşık yüzde 9 büyüyor. Kurumsal şirketlerin yüzde 82'sinin esenlik programı uygulaması da bunun geçici bir eğilimden öte iş dünyasında kalıcı bir dönüşüme işaret ettiğini gösteriyor. Psikolojik destek, stres ve kaygı yönetimi, beslenme ve spor danışmanlığı, finansal esenlik, sosyal kulüpler, ekip meydan okumaları, ebeveynlik destekleri ve yöneticilere yönelik psikolojik güvenlik eğitimleri artık kurumların tutundurma stratejisinde önemli yer tutuyor. Genç çalışan, kendisine yatırım yapan, hayatının farklı alanlarındaki ihtiyaçlarını gören ve sağlıklı bağlar kurabileceği kurumlara daha güçlü bağlanıyor."

ÜST DÜZEYDE DE GÖREV SÜRESİ 3-4 YIL

Page Executive Partneri Çağlar Eyüboğlu ise üst düzey yöneticilerin iş değiştirmesine değiniyor. Üst düzey yöneticilerin iş değiştirmesinin, sanılanın aksine çoğu zaman maaş veya unvan meselesi olmadığına işaret eden Eyüboğlu, "Bu seviyede ayrılışlar daha derin olabiliyor, ana hatlarıyla 3 kırılma üzerinden gerçekleşir: Etki alanının daralması. Karar mekanizmalarından dışlanma. Uzun vadeli değer yaratamama hissi. Bugün piyasada CFO, COO, GM gibi rollerin ortalama görev süresinin 3–4 yıl bandına sıkışması, bunun en net göstergesi. Ana sebebi olarak da; stratejik uyumsuzluk ve tatminsizlik ön plana çıkıyor. Şirketler doğru insanı bulmak için agresif yatırım yapıyor, ama o insanı tutmak için aynı stratejik yaklaşımı göstermeyebiliyor. Burada yöneticileri tutundurmanın iki ana şartı ön plana çıkıyor; yetki alanı ve ölçülebilir etki alanı. Executive seviyede kariyer yolundan daha çok, etki yolunun görünür olması gerekiyor. Yönetici işe başlamadan önce, yönetim kurulu beklentileri ile mütabık kaldığı konuları ve yönetim kurulu ile kendisine bağlı ekipler arasında doğru iletişimi sağlayabiliyorsa başarılı olarak değerlendiriliyor. Üst düzey yöneticiler sadece maaş ile değil, daha çok işin arkasındaki hikaye için değişimlere gidiyorlar. Tabi ki, maaşın yanında sağlanan yan haklar da kişiyi tutundurmak için etkin rol oynuyor. Genellikle 3–5 yıl vadeli, performans ve değer artışına bağlı kazanç modeli; şirket satışı, yatırım girişi veya belirli bir hedef gerçekleştiğinde verilen bonus; belirli bir süre şirkette kalma koşuluna bağlı olarak ödenen bonus; hisse değerine endeksli kazanç modeli üst düzey yöneticileri tutundurmaktaki en büyük yan unsurları oluşturuyor" diyor.

GENÇLER İŞ HAYATINA FARKLI BİR PSİKOLOJİK SÖZLEŞMEYLE GİRİYOR

Uzman Psikolog Ayben Ertem de gençlerin sık iş değiştirmesini yalnızca "sabırsızlık" ya da "sebat eksikliği" olarak okumanın eksik kalacağına değinerek şu bilgileri paylaşıyor:

"Bugünün gençleri, iş hayatına önceki kuşaklardan farklı bir psikolojik sözleşmeyle giriyor. Onlar için iş sadece maaş alınan bir yer değil; aynı zamanda öğrenme, anlam bulma, görülme, gelişme ve psikolojik olarak güvende hissetme alanı. Bu ihtiyaçlar karşılanmadığında ise uzun süre katlanmak yerine hızlıca çıkış arayabiliyorlar. Bir diğer önemli neden, gençlerin belirsizliğe daha fazla maruz kalmış olmaları. Pandemi, ekonomik dalgalanmalar, gelecek kaygısı, dijitalleşme ve sosyal medyanın sürekli karşılaştırma kültürü, gençlerde 'zaman kaybetmemeliyim' duygusunu güçlendirdi. Bu nedenle çalıştıkları kurumda gelişim alanı, adil geri bildirim, esneklik ve anlam göremediklerinde 'burada bekleyerek ne kazanacağım?"' sorusunu daha erken soruyorlar.

Şirketlerin yetenekleri elde tutma stratejisi artık yalnızca ücret, yan haklar ve kariyer basamakları üzerine kurulmamalı. Elbette adil ücret hâlâ çok önemli; ancak tek başına yeterli değil. Genç çalışanı tutunduran en temel unsurlardan biri aidiyet duygusudur. Aidiyet de yalnızca kurum kültürü afişleriyle değil, günlük ilişkilerle kurulur: yöneticinin çalışanı dinlemesi, emeğini fark etmesi, hataya öğrenme alanı açması, mikroyönetim yerine güven vermesi, gelişim fırsatı sunması ve çalışanın kendisini 'yerine kolayca başkası konulabilir biri' gibi hissetmemesini sağlaması gerekir."

Bugün şirketlerin "tutundurma" stratejisinin üç ayaklı olması gerektiğine işaret eden Ertem, "Bunlar anlam, gelişim ve güven. Genç çalışan yaptığı işin neye hizmet ettiğini görmek ister. Sadece görev listesi değil, katkısının etkisini bilmek ister. İkinci olarak gelişmek ister; aynı işi tekrar etmekten çok yeni beceriler kazanacağı, mentorluk alacağı, ilerlediğini hissedeceği bir yapıya ihtiyaç duyar. Üçüncü olarak psikolojik güvenlik ister; soru sorabildiği, hata yaptığında aşağılanmadığı, fikir söylediğinde yok sayılmadığı bir iklimde kalma ihtimali artar. Burada yöneticilerin rolü kritik. Gençleri elde tutmak için insan kaynakları politikaları kadar, günlük yönetici davranışları da belirleyicidir. Çalışan çoğu zaman şirketten değil, kendisini görmeyen yöneticiden ayrılır. Bu nedenle şirketler yöneticilerini sadece performans hedefleriyle değil, ilişki kurma, geri bildirim verme, kuşaklar arası iletişim, empati ve koçluk becerileriyle de geliştirmelidir" diyerek sözlerini tamamlıyor.

SADAKAT SÜREYLE DEĞİL, DENEYİMİN KALİTESİYLE ÖLÇÜLÜYOR

Ergene Consulting'den Onur Özgödek, "Şirketler tarafında ciddi bir baskı var: Daha az kaynakla daha fazla değer üretmek. Bu yüzden tekrar eden, prosedürü yüksek işlerden uzaklaşıp; inisiyatif alan, kendi hedefini sahiplenen, dayanıklılığı yüksek insanlara ihtiyaç artıyor. Ama gençler başka bir yerden bakıyor. Onlar için artık bir kurumda uzun süre kalmak başlı başına bir başarı değil. Daha çok denemek, farklı kaslarını geliştirmek ve en önemlisi kendisi olarak kalabilmek önemli. Yani mesele iyi bir çalışan olmak değil; büyümek, anlamlı bir katkı üretmek. Dolayısıyla bu hareketliliği bir problemden çok, doğal bir arayış olarak görmek gerekiyor" diyor.

Şirketler ne yapmalı sorusunun cevabının burada başladığına işaret eden Özgödek, "Bugün gerçekten öne çıkan kurumlar, performansı tamamen bırakmıyor ama erken aşamada zorlamıyor. Önce gelişimi koyuyor, hataya alan açıyor, çalışanı bir çıktı üretim aracı gibi değil bir potansiyel olarak görüyor. Çalışanı tutmaya çalışmak yerine, onun gerçekten büyüdüğü bir ortam yaratmak. O kişi kalırsa zaten kalır. Ayrılırsa da o kurumun doğal bir referansına dönüşür. Dünyada da bu yönde bir kayış var: Rotasyon, proje bazlı çalışma, hibrit ve esnek modeller, part-time roller, iç mobilite… Bunların hepsi aslında aynı şeyi söylüyor: Tek bir doğrusal kariyer yolu yok artık. Özetle yeni oyun şu: İnsanları elde tutmak değil, onların kalmak isteyeceği bir deneyim yaratmak. Sadakat artık süreyle değil, yaşanan deneyimin kalitesiyle ölçülüyor" diye konuşuyor.

ANLAM, GELİŞİM VE ESNEKLİK

EY Türkiye Şirket Ortağı ve İş Gücü Danışmanlığı Lideri Ülker Day'a göre, EY araştırmaları, maaş artışlarının tek başına kalıcılık sağlamadığını; kalıcılıkta anlam, gelişim ve esneklik üçlüsünün belirleyici olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle başarılı şirketler, "yeteneği elde tutma" konusunu bir yan hak unsuru değil, uçtan uca bir çalışan deneyimi olarak ele alıyor. Küresel ölçekte en etkili yöntemlerin başında kişiselleştirilmiş kariyer yolları geliyor. EY araştırmalarına göre genç çalışanlar tek bir pozisyonda uzun süre kalmak yerine, organizasyon içinde farklı rolleri deneyimleyebilecekleri şeffaf gelişim rotaları arıyor. Bu doğrultuda, kurum içerisinde sunulan iç mobilite, kısa süreli proje bazlı görevler ve hatta uluslararası görevlendirmeler bu beklentiye yanıt veriyor. EY Mobility Reimagined Araştırması da bu tarz mobilite imkânları sunan kurumlarda, çalışan bağlılığının anlamlı ölçüde yükseldiğini gösteriyor. Türkiye'de ise esnek ve hibrit çalışma, genç yeteneği elde tutmada en yaygın ve etkili modellerden biri haline gelmiş durumda. EY analizleri, zaman ve mekân esnekliğinin artık "avantaj" değil, temel beklenti olarak görüldüğünü vurguluyor. Buna ek olarak, genç çalışanlar açısından sürekli öğrenme imkânları, mentorluk programları ve dijital yetkinlik yatırımları, kurumun geleceğe bakışının en somut göstergeleri arasında yer alıyor. Son yıllarda hızla yayılan bir diğer yaklaşım ise amaç odaklı kurum kültürü. EY çalışmalarına göre genç çalışanlar, çalıştıkları şirketin toplumsal ve çevresel etkisini önemsiyor; sürdürülebilirlik, kapsayıcılık ve etik yaklaşımlar, işveren markasının ayrılmaz bir parçası haline geliyor.

Duygu Erzurumlu Cengiz/ Akkök Holding CHRO'su

"En temel motivasyon gelişim ihtiyacı"

Genç yeteneklerin iş değişiminde birkaç temel motivasyonun öne çıktığını görüyoruz. Bunların başında gelişim ihtiyacı geliyor. Genç çalışanlar, tek bir rolde uzun süre kalmaktan ziyade farklı deneyimler kazanabilecekleri, yeni beceriler edinebilecekleri ve kendilerini daha hızlı geliştirebilecekleri ortamları tercih ediyor. Bununla birlikte, işin içeriği kadar çalışma biçimi de belirleyici hale gelmiş durumda. Esneklik, hibrit çalışma imkânı ve iş-özel yaşam dengesi, gençlerin iş tercihinde önemli kriterler arasında yer alıyor. Bu beklentilerin karşılanmadığı durumlarda, alternatiflere yönelme eğilimi daha hızlı gerçekleşebiliyor. Bir diğer önemli unsur ise anlam ve aidiyet arayışı. Genç çalışanlar yaptıkları işin bir değer üretmesini, kurumun amacıyla kendi beklentileri arasında bir uyum olmasını önemsiyor. Kendilerini ifade edebildikleri, katkılarının görünür olduğu ve geri bildirim alabildikleri ortamlarda daha uzun süre kalma eğiliminde oluyorlar. Biz Akkök Holding'de, yetenekleri elde tutmanın en önemli unsurunun, çalışanların potansiyellerini ortaya koyabilecekleri ve gelişimlerini sürdürebilecekleri bir ortam yaratmak olduğuna inanıyoruz. Bu yaklaşımın merkezinde çok sektörlü yapımızın sunduğu gelişim imkanı yer alıyor. Farklı iş kollarımız sayesinde çalışanlarımıza çeşitli deneyim alanları sunuyor, "Senin Kariyer Yolculuğun (SKY)" gibi rotasyon programlarımızla bu hareketliliği kurum içinde mümkün kılıyoruz. Böylece çalışanlarımızın farklı alanlarda deneyim kazanmasını desteklerken, kuruma olan bağlılıklarını da güçlendiriyoruz. Gelişimi bütünsel bir yaklaşımla ele alarak mentorluk ve koçluk uygulamalarıyla öğrenme kültürünü destekliyor; kişiye özel gelişim planları ve eğitim programlarıyla çalışanlarımızın potansiyellerini ortaya çıkarmayı hedefliyoruz. Yetenek yönetimi ve liderlik gelişimine verdiğimiz önemle, geleceğin liderlerini yetiştirerek sürdürülebilir başarıyı destekliyoruz.

Levent Ergin/ Burgan Bank Çalışan Deneyimi Genel Müdür Yardımcısı

"Kurumların kariyer yolculuklarını destekleyen bir yapı kurması gerekiyor"

Bankacılık sektörü özelinde gözlemlediğimiz en önemli dinamik, gençlerin kariyerlerini daha esnek ve keşif odaklı kurgulaması. Tek bir alanda uzun yıllar ilerlemek yerine farklı deneyimler edinerek kendilerini geliştirmek istiyorlar. Bunun temelinde hızla değişen teknoloji, yeni nesil iş modelleri ve bireysel beklentilerin çeşitlenmesi yatıyor. Gençler, çalıştıkları kurumun kendilerine ne sunduğuna çok dikkat ediyor; gelişim imkânı, açık iletişim, adil bir ortam ve katkının görünür olması onlar için kritik başlıklar. Bu unsurların yeterince güçlü hissedilmediği yapılarda bağlılık zayıflayabiliyor. Bu nedenle kurumların, çalışanlarını dinleyen, onların geri bildirimlerini gerçek aksiyonlara dönüştüren ve kariyer yolculuklarını destekleyen bir yapı kurması gerekiyor. Günümüz iş gücünün beklentilerindeki değişimi doğru okumak gerektiğine inanıyoruz. Genç yetenekler artık kariyer yolculuklarında anlam, gelişim ve katkı hissini çok daha güçlü arıyor. Burgan Bank'ta bu ihtiyaca karşılık veren bir yapı kurmak için çalışan deneyimini stratejik bir öncelik olarak ele alıyoruz. "Burgan Seninle" işveren markamız çatısı altında, çalışanların kendilerini değerli hissettikleri, fikirlerini özgürce ifade edebildikleri ve potansiyellerini ortaya koyabildikleri bir kültür inşa ediyoruz. Bu yaklaşımın merkezinde sürekli geri bildirim var; çalışanlarımızın beklentilerini yüzeysel verilerle değil, derinlemesine analiz ederek değerlendiriyoruz. Bu içgörüleri aksiyona dönüştürürken de Burgan OKR performans sistemi ile bireysel hedefler ile kurum hedefleri arasında güçlü bir bağ kuruyor, çalışanların yaptıkları işin büyük resimdeki etkisini net şekilde görmelerini sağlıyoruz. Gelişim tarafında ise teknoloji, veri ve dijital bankacılık ekseninde yetkinlik kazanımını destekleyen öğrenme ekosistemleri ve InnovaClub gibi girişimcilik programlarıyla çalışanların kuruma katkı üretme alanlarını genişletiyoruz.

Seda Armağan/ DHL eCommerce Türkiye CHRO'su

"Rekabetçi ücret ve yan haklar sunmanın çok ötesinde bir konu"

Günümüzde yetenekleri elde tutmak, yalnızca rekabetçi ücret ve yan haklar sunmanın çok ötesinde bir konu. Özellikle genç çalışanlar için anlamlı bir iş deneyimi, gelişim fırsatları ve güçlü bir kurum kültürü belirleyici hale geldi. DHL eCommerce Türkiye olarak odağımız; çalışanlarımızın kendilerini değerli hissettikleri, gelişimlerini sürdürebildikleri ve yaptıkları işin sonuçlarını görebildikleri bir çalışma ortamı yaratmak. Bu kapsamda, çalışanlarımızın kariyer yolculuklarını destekleyen gelişim ve eğitim programları, yurt dışında dönemsel çalışma deneyimi sunduğumuz uluslararası deneyim fırsatları, düzenli geri bildirim mekanizmaları ve güçlü bir takdir ve ödüllendirme kültürü üzerine odaklanıyoruz. Genç yeteneklere ulaşmak için işveren markası faaliyetlerimiz kapsamında üniversiteler ile iş birlikleri yapıyoruz. Aynı zamanda çeşitli üniversitelerle markalı dersler kapsamında öğrenciler ile bir araya geliyor, staj imkanları sağlıyoruz. Bilgimizi paylaşarak sektöre yön vermeye ve geleceğin liderlerini yetiştirmeye katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bunun yanında, yaptığımız çalışan görüş anketleri ve odak grup çalışmaları ile çalışanlarımızın beklentilerini düzenli olarak dinliyor ve aksiyonlarımızı bu geri bildirimler doğrultusunda şekillendiriyoruz. Bizim için önemli olan, çalışma arkadaşlarımızın sadece şirkette kalması değil; burada gelişmeye devam etmek istemeleri. Lojistik ve e-ticaret gibi dinamik sektörlerde genç çalışanların iş değişim oranlarının nispeten daha yüksek olduğunu gözlemliyoruz. Bunun en önemli nedenlerinden biri, gençlerin kariyerlerinin erken döneminde farklı deneyimler kazanma isteği. Bununla birlikte, gelişim ve kariyer fırsatlarının görünür olması, esneklik beklentisi ve anlamlı bir iş yapma isteği de önemli faktörler arasında yer alıyor. Çalışanlar bu taleplerine yeterince karşılık bulamadıklarını düşünürlerse, alternatifleri değerlendirmeye daha açık hale geliyorlar.

Ümmühan Pandır/ D&R İnsan Kaynakları Direktörü

"Aslında ne aradıklarını bulmaya çalışıyorlar"

İçinde bulunduğumuz dönemin gençleri, çok hızlı bir değişime ve hızla farklılaşan deneyimlere denk geldiler. Bizlerin yetişmeye ve öğrenmeye çalıştığı pek çok yenilik, onların içine doğduğu ve hatta günlük rutinlerinin bir parçası haline gelmiş durumda. Bu farklılıklar, yıllardır süregelen iş süreçleri ve dinamiklerinde köklü değişimleri zorunlu kılıyor. Ancak bu değişim yeterince güçlü bir sıçrama yaratmadığında, bugünün gençlerinin beklentilerini karşılamakta yetersiz kalabiliyor. Gençlerin bir kurumda uzun süre çalışmamalarını sabırsızlık olarak değerlendirmek yerine, aslında ne aradıklarını bulmaya çalıştıkları şeklinde yorumlamayı daha doğru buluyorum. İş gücü arzının geniş olması da bu hareketliliği destekleyen önemli bir unsur. İş hayatına yeni başlayan bir genç, aynı anda hem köklü bir kurumsal firmaya hem de bir start-up'a başvurabiliyor. Bu anlamda seçenekler oldukça geniş ve çeşitli. D&R'ın bakış açısına göre, çalışanlarımızla uzun vadeli birliktelikler kurmanın temelinde üç unsur yer alıyor: anlam, gelişim ve güçlü bir ekip deneyimi. "Anlam", yeni neslin beklentileri açısından en öne çıkan kavramlardan biri. Bu, hem kurumun yarattığı değeri hem de çalışanın kurum içindeki varlığını kapsıyor. "Ben neden buradayım?" ya da "Neden burada olmalıyım?" sorularının yanıtı artık yalnızca maddi kazanım, başarı ya da unvanla sınırlı değil. Kurumun topluma katkısı, doğaya yaklaşımı ve bireyin bu ortak amaca sağladığı katkı da bu anlamın önemli bir parçası haline geliyor. Biz de D&R olarak anlamın doğru tanımlanması ve çalışanlar tarafından içselleştirilmesi için ciddi bir çaba gösteriyoruz. Hizmet verdiğimiz alanlar, çalışma kültürümüzü de doğrudan şekillendiriyor. Tüm çalışanlarımız; kültür, sanat, öğrenme, eğlence ve paylaşım alanlarının birer temsilcisi konumunda. İletişimimizin her aşamasında bu değerleri vurgulayarak, çalışanlarımızın neyin parçası olduklarını hissetmelerini önemsiyoruz.

Sinem Afacan/ Karnaval İnsan Kaynakları ve Kurumsal Hizmetler Direktörü

"Temelde hızlı tatmin beklentisi yatıyor"

Medya ve eğlence sektörü, doğası gereği tüketimin ve değişimin en hızlı yaşandığı alanların başında geliyor. Gözlemlerimize göre gençlerin bu sektörde sık iş değiştirmesinin temelinde, dijital çağın beraberinde getirdiği "hızlı tatmin" beklentisi yatıyor. Bilgiye ve sonuca anında ulaşmaya alışmış bir nesil, kariyer basamaklarını da aynı hızla tırmanmak istiyor; öğrenme eğrisi durağanlaştığı anda veya iş rutinleşmeye başladığında "yerimde sayıyorum" kaygısıyla yeni heyecanlar aramaya yöneliyorlar. Özellikle medya sektöründe yetenekli insan kaynağına olan talebin çok yüksek olması ve dijital ağlar üzerinden yeni fırsatların sürekli karşılarına çıkması, bu sirkülasyonu hızlandırıyor. Günümüzde çalışan bağlılığı kavramı, özellikle genç kuşak için şekil değiştirmiş durumda. Genç yetenekler artık yalnızca bir "maaş ve pozisyon" değil; gelişebilecekleri, fikirlerinin karşılık bulduğu ve parçası olmaktan heyecan duyacakları bir deneyim arıyor. Biz Karnaval olarak çalışanı ve yeteneği elde tutma stratejimizi tam da bu anlayış üzerine kuruyoruz. Şirket genelimizde genç çalışan oranımızın yüzde 21 olması, genç yeteneklere verdiğimiz alanın önemli bir göstergesi. Esnek ve hibrit çalışma modellerimizle iş-özel hayat dengesini desteklerken, hiyerarşinin getirdiği bariyerleri azaltarak en genç çalışma arkadaşlarımızın bile fikirlerinin projelerimizde görünür olmasını önemsiyoruz. Gençlerimizin üstlendikleri görev ve sorumluluklarını, şirketin uzun vadeli planlarına göre önceliklendiriyoruz. ICF (Uluslararası Koçluk Federasyonu) onaylı koçluk sertifikasına sahip, alanında deneyimli yöneticilerimizin kariyer ve gelişim alanındaki koçluk desteğiyle, bugünün gençlerinin, yarınlarda liderlik edeceği Karnaval'ı şekillendirmeye devam ediyoruz. Bunun yanında Karnaval Akademi ile her yıl düzenlediğimiz eğitim programları sayesinde gençleri yalnızca dışarıdan işe alan değil, içeride yetiştiren bir yapı kuruyoruz.

Arzum Erkan Bekeç/ ikas İnsan Kaynakları Uzmanı

"Aynı yerde kalmak artık bir başarı kriteri değil"

Bugünün çalışanları için uzun süre aynı yerde kalmak artık tek başına bir başarı kriteri değil. Özellikle startup dünyasında insanlar, öğrenme hızı, etki alanı ve gelişim fırsatlarına daha çok önem veriyor. Bu nedenle biz de çalışan bağlılığını kişiyi tutmak değil, kişinin kalmak istemesini sağlamak olarak ele alıyoruz. Peki biz neler yapıyoruz derseniz: Çalışanların gerçek anlamda sorumluluk aldığı ve etki yarattığı roller tasarlıyoruz. Sürekli geri bildirim ve açık iletişim kültürü kuruyoruz. Çalışma deneyimi ve ekip kültürü de en az maaş kadar önemli hale geldi. Bu yüzden sadece iş değil, çalışma deneyiminin tamamını iyileştirmeye odaklanıyoruz. Gençlerin sık iş değiştirmesi aslında bir sadakatsizlik değil, daha çok anlam arayışı ve hız beklentisi ile ilgili bence. Özellikle teknoloji ve startup ekosisteminde; kariyer gelişimi çok hızlı ilerleyebiliyor. Farklı deneyimler edinmek daha kolay bu da çalışanların beklentisini değiştiriyor. Yeni mezun gençler; daha hızlı öğrenmek, daha fazla sorumluluk almak, yaptığı işin sonucunu görmek ve değer gördüğünü hissetmek istiyor. Bu beklentiler karşılanmadığında, beklemek yerine hemen farklı bir şirketi değerlendirmeyi tercih ediyorlar. Dolayısıyla burada asıl değişmesi gereken çalışanlar değil, şirketlerin yaklaşımı. Artık çalışan bağlılığı; süreyle değil, deneyim, gelişim ve anlam ile ölçülüyor.

Lemi Orhan Ergin/ Craftgate Kurucu Ortağı ve Yazılım Zanaatkarı

"Sabırsızlık değil, bilinçli bir kariyer yaklaşımı"

Finansal teknolojiler genç yetenekler için çok cazip bir alan. Çünkü fintech dünyasında teknoloji, finans, regülasyon, güvenlik, veri, kullanıcı deneyimi ve operasyonel mükemmeliyet aynı anda çalışıyor. Bu da hem öğrenme eğrisi yüksek hem de temposu hızlı bir ortam yaratıyor. Genç çalışanlar bu tür alanlarda hızla gelişmek, farklı problemler çözmek ve yaptıkları işin gerçek hayattaki karşılığını görmek istiyor. Fintech sektöründe geliştirilen ürünler doğrudan işletmelerin büyümesine, ödeme süreçlerinin iyileşmesine ve son kullanıcı deneyiminin daha güvenli hale gelmesine katkı sağlıyor. Bu da özellikle anlamlı iş arayan genç yetenekler için güçlü bir motivasyon yaratıyor. Bununla birlikte sektörün hızlı temposu beklentileri de artırıyor. Genç çalışanlar yalnızca bir pozisyonda kalmak istemiyor. Yeni şeyler öğrenmek, teknik ve mesleki olarak derinleşmek, iyi liderlerle çalışmak ve kariyerlerinde ilerleyebilecekleri bir ortamda bulunmak istiyorlar. Eğer bir şirket bu gelişim alanını, güven ortamını ve etki hissini sunamıyorsa genç yetenekler doğal olarak başka fırsatlara daha açık hale geliyor. Gençlerin daha sık iş değiştirmesini sadece sabırsızlık ya da bağlılık eksikliği olarak görmüyorum. Bence burada daha bilinçli bir kariyer yaklaşımı var. Yeni kuşaklar çalıştıkları yerden yalnızca iyi bir maaş beklemiyor. Öğrenmek, gelişmek, etki yaratmak, iyi bir ekibin parçası olmak ve hayatlarını sadece iş etrafında kurmak zorunda kalmamak istiyorlar. Eskiden aynı şirkette uzun yıllar çalışmak çoğu zaman başarı ve istikrar göstergesi olarak görülürdü. Bugün bu bakış biraz değişti. Özellikle genç çalışanlar için başarı, tek bir kurumda uzun süre kalmaktan çok, çalıştıkları yerde gelişebilmek ve yaptıkları işin anlamını görebilmekle ilgili. Bu yüzden şirketlerin artık "insanları nasıl tutarız?" sorusundan çok, "insanların burada kalmak isteyeceği nasıl bir ortam kurarız?" sorusuna odaklanması gerektiğini düşünüyorum.

Zeynep Akçay Diken/ Figopara İnsan ve Kültür Direktörü

"Çalışanın karar süreçlerine dahil edilmesi aidiyeti güçlendiriyor"

Biz yetenek bağlılığını yalnızca ücret ve yan hakların ötesinde gelişim, anlam ve esneklik ekseninde ele alıyoruz. Önceliğimiz her zaman çalışan deneyimini kişiselleştirmek. Tek tip kariyer yolları yerine, bireylerin hedeflerine göre şekillenen gelişim planları ve farklı ekiplerde deneyim kazanabilecekleri iç mobilite imkânları sunuyoruz. Bu yaklaşım, hem çalışanların yeni bir şey deneme ihtiyacını şirket içinde karşılamaya yardımcı oluyor hem de farklı departmanlarda deneyim kazandırıyor. Bizim için şeffaflık ve açık iletişim kültürü önemli bir diğer başlık. Yönetim ekibinin erişilebilir olması, geri bildirimin çift yönlü işlemesi ve çalışanların karar süreçlerine dahil edilmesi aidiyet duygusunu güçlendiriyor. Aynı zamanda hibrit çalışma modeli, sonuç odaklı performans anlayışı ve iş-özel hayat dengesine verdiğimiz önem, özellikle genç yeteneklerin beklentileriyle örtüşüyor. Gelişim tarafında ise düzenli geri bildirim süreçlerimiz, mentorluk yaklaşımımız ve rol içinde öğrenmeyi teşvik eden yapımız yeteneklerimizin gelişimine önemli katkılar sunuyor. Buna ek olarak departman bazlı motivasyon bütçeleriyle ekiplerin birlikte zaman geçirmesini, bağ kurmasını ve iş dışı etkileşimlerini destekliyoruz. Bu tür uygulamalar, ekip içi bağlılığı ve genel çalışan deneyimini güçlendiren önemli unsurlar arasında yer alıyor.

Gençlerin iş değiştirme eğilimini yalnızca sabırsızlıkla açıklamak eksik kalıyor. Bu davranışın arkasında beklentilerin değişmesiyle birlikte iş dünyasının dönüşümü var. Öncelikle yeni nesil çalışanlar daha hızlı öğrenmek ve gelişmek istiyor. Eğer bulundukları rolde bu ilerlemeyi göremezlerse alternatiflere yöneliyorlar. Fintek gibi hızlı gelişen ve dinamik sektörlerde fırsatların fazla olması da bu geçişleri kolaylaştırıyor. Bir diğer önemli unsur anlam arayışı. Genç profesyoneller yaptıkları işin bir amaca hizmet etmesini ve değer yaratmasını önemsiyor. Şirketin vizyonu ve etkisi net değilse bağlılık zayıflayabiliyor.

Cemal Karayormuk/ Fuzul İnsan Kaynakları Direktörü

"Beklenti ile deneyim arasındaki farktan kaynaklanıyor"

Gençlerin iş değiştirme eğilimi, büyük ölçüde beklentileri ile yaşadıkları deneyim arasındaki farktan kaynaklanıyor. Tasarruf finansman sektörü özelinde bakıldığında ise bu fark, sektörün hızla büyüyen ve gelişen yapısı nedeniyle daha da belirgin hale geliyor. Bu eğilimi yalnızca bir "sabırsızlık" ya da "bağlılık eksikliği" olarak yorumlamak eksik bir bakış açısı olur. Aslında burada çok daha rasyonel ve anlaşılabilir bir dinamik var: daha hızlı gelişme, daha iyi bir deneyim ve daha fazla fırsat arayışı. Özellikle içinde bulunduğumuz sektör, hem gelişmekte olan hem de oldukça hızlı büyüyen bir yapıya sahip. Yeni oyuncuların pazara girmesi, mevcut firmaların ölçeklerini büyütmesi ve iş modellerinin sürekli evrilmesi, çalışanlar için çok sayıda alternatif sağlıyorKariyerinin başındaki bir çalışan için bu ortam, farklı deneyimler kazanmak adına oldukça cazip hale geliyor. Günümüz iş dünyasında yeteneği elde tutmak artık tek bir uygulamayla çözülebilecek bir konu değil. Özellikle hızlı değişen ve rekabetin yüksek olduğu bir sektörde faaliyet gösteriyorsanız, çalışan bağlılığını sürdürülebilir kılmak için daha bütüncül ve stratejik bir yaklaşım benimsemek gerekiyor. Deneyimi tasarlarken odağımıza insanı, duyguyu ve insani değerleri koyuyoruz. Bu nedenle yaklaşımımız, çalışanı bir rol ya da unvan üzerinden değil, bütüncül bir birey olarak ele almak üzerine kurulu. Her bir çalışanın kendini anlaşılmış ve ait hissettiği, kendi değerleri ile kurumun değerlerini bütünleştirebildiği bir ortamda sunduğu katkının çok daha güçlü ve anlamlı olduğuna inanıyoruz. İş-yaşam dengesi, bizim için bu yaklaşımın temel yapı taşlarından biri. Yoğun tempolu bir sektörde çalıştığımızın farkındayız; bu nedenle esnek çalışma modelleri, sürdürülebilir iş yükü planlaması ve tükenmişliği önlemeye yönelik uygulamalar geliştiriyoruz. Uzun vadeli bağlılığın ancak dengeli bir iş hayatıyla mümkün olduğuna inanıyoruz. Eğitim ve gelişim olanakları ise bu yaklaşımın en güçlü ayaklarından birini oluşturuyor.

Ezgi Akküç/ Hesap İK Müdürü

"Sadakatin azalması değil, beklentilerin dönüşmesi"

Gençlerin sık iş değiştirmesini "kurumsal sadakatin azalması" olarak konumlamak doğru değil. Aslında gördüğümüz şey, çalışan beklentilerinin dönüşmesi. Yeni nesil daha bilinçli, daha sorgulayıcı ve kariyerine daha stratejik bakıyor. Özellikle şu üç temel neden öne çıkıyor: Gelişim eksikliği, anlam eksikliği ve aidiyet eksikliği. Genç çalışanlar artık sadece görev tanımı yapmak istemiyor; öğrenmek, etki yaratmak ve ilerlediğini görmek istiyor. Kariyer yolu net olmayan, geri bildirim kültürü zayıf olan veya gelişim fırsatı sunmayan kurumlarda kalma motivasyonu hızla düşüyor. 2026 itibarıyla çalışan bağlılığını sadece ücret ve yan haklar üzerinden okumak artık yeterli değil. Günümüzde genç yetenekler; gelişim fırsatı, esneklik, anlam duygusu ve kişiselleştirilmiş çalışan deneyimi arıyor. Bir kurumun yeteneği elde tutabilmesi için çalışana "burada kalırsam büyürüm" hissini net biçimde vermesi gerekiyor. Bizim yaklaşımımızda ilk odak noktası kariyer mimarisi. Çalışanlarımızın yalnızca mevcut rollerinde değil, şirket içinde farklı alanlara geçiş yapabilecekleri iç kariyer mobilitesi imkânları oluşturmak önemli. Çünkü yeni nesil aynı şirkette kalmaya karşı değil de aynı yerde saymaya karşı. İkinci önemli konu da sürekli gelişim kültürü. AI destekli öğrenme platformları, kişiye özel gelişim planları, mentorluk programları ve düzenli geri bildirim mekanizmaları çalışan bağlılığını ciddi ölçüde artırıyor. Özellikle genç profesyoneller kendilerine yatırım yapan kurumlarda daha uzun süre kalma eğiliminde oluyor. Bir diğer kritik başlık ise çalışan deneyimi ve wellbeing. Esnek çalışma modelleri, psikolojik güven ortamı, mental wellbeing uygulamaları ve çalışanın hayat evresine göre şekillenen yan haklar artık güçlü bir elde tutma aracı. Standart paketler yerine kişiselleştirilmiş çalışan deneyimi daha fazla karşılık buluyor. Bunun yanında yeni nesil için iş hayatında anlam ve değer uyumu çok önemli.

Fulya Akıncı/ Peakup İnsan ve Kültür Direktörü

"Mikro yönetim çağının kapandığına inanıyoruz"

Bugün yetenekleri elde tutmak, karşılıklı değer üretme ilişkisiyle doğru orantılı olarak ilerliyor. Genç çalışanlar yalnızca bir pozisyonu doldurmak istemiyor, yaptıkları işin bir anlamı, bir etkisi olsun istiyor. Bu nedenle stratejimizin merkezinde de güven ve anlam yer alıyor. Çalışanlarımızın ürettikleri işin müşteride, sektörde ve hatta toplumda neye dokunduğunu net şekilde görmelerini önemsiyoruz. Dijital dönüşüm, verimlilik ve insan odaklı teknoloji gibi alanlarda somut etki üretmek, bu etkinin ülkeye, topluma, müşterilere sağladığı katma değeri görmek özellikle genç ekipler için ciddi bir motivasyon kaynağı. Bunun yanında gelişim bizim için ana yatırım kalemi. Genç yetenekler "sabırsız" olduğu için değil, yerinde saymak istemedikleri için ayrılıyor. Biz bu noktada sürekli öğrenme, rol zenginleşmesi, komite çeşitliliği ve proje bazlı deneyimlerle bu ihtiyaca gerçek karşılık vermeye çalışıyoruz. Son olarak güven… Mikro yönetim çağının kapandığına inanıyoruz. Esneklik, açık iletişim ve geri bildirim kültürü PEAKUP'ta bilinçli olarak inşa ettiğimiz alanlar. İnsanlara güvendiğinizde ve bunu hissettirdiğinizde, aynı şekilde onların da size güvenmesini sağladığınızda bağlılık zaten kendiliğinden geliyor. Gençlerin sık iş değiştirmesini "gençlerin beklentisi arttı" diye açıklamak eksik olur. Asıl mesele şu: Dünya hızlandı ama birçok yapılanma hâlâ yavaş. Teknoloji çok hızlı değişiyor, roller dönüşüyor, yeni beceriler ortaya çıkıyor. Gençler de bu hızın farkında. Eğer bir organizasyon bu değişime uyum sağlayamıyorsa, genç çalışan içeride kalmayı değil dışarı bakmayı tercih ediyor. Aslında bu bir sabırsızlık değil, bilinçli bir kariyer refleksi. Bir diğer önemli konu da şeffaflık. Biz artık şeffaflık çağındayız. Adaya vaat edilenlerle işin gerçekliği örtüşmediğinde, bunu uzun süre gizlemek mümkün değil. Ya da bir diğer tabirle "-mış gibi yapmak" mümkün değil. Gençler bu tutarsızlıklara karşı çok daha duyarlı.

Muharrem Şen/ Mağazanolsun İnsan Kaynakları Direktörü

"Tatmin bulamayanların farklı arayışlara yönelmesi doğal"

Bir yazılım ve teknoloji firması olarak 10 yıldır YTÜ Teknopark'ta faaliyet gösteriyoruz. Genç çalışanların iş değiştirme eğiliminin arttığı bir gerçek, ancak bunun yalnızca bireysel bir sabırsızlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu durum, aynı zamanda işverenlerin yaklaşımıyla da doğrudan ilişkili. Kuşaklar değişti ve yeni nesil çok farklı bir dünyada yetişti ve bu da iş hayatına bakışlarını ve beklentilerini önemli ölçüde şekillendiriyor. Mağazanolsun olarak genç çalışanlarımızla ilk aşamada şirketimizin gelecek vizyonunu açık ve şeffaf bir şekilde paylaşıyoruz. Parçası oldukları yapının potansiyelini ve bu yolculuğun onlara sağlayacağı katkıyı net biçimde anlatıyoruz. İşe başladıktan sonra ise yalnızca bir iş ortamı değil, destekleyici ve kapsayıcı bir ekip kültürü sunduğumuzu hissettirmeye odaklanıyoruz. Bu yaklaşımın etkilerini kısa sürede gözlemliyoruz. Başlangıçta öne çıkan sabırsızlık ya da ücret odaklı beklentiler, zamanla öğrenme isteği, gelişim motivasyonu ve girişimci bir bakış açısına dönüşüyor. Bu dönüşüm sayesinde çalışan bağlılığımız güçleniyor ve şirketimizdeki çalışan devir oranı oldukça düşük seviyelerde seyrediyor. Gözlemlerimize göre gençlerin iş değiştirmesinin en temel nedeni, çalıştıkları ortamda yeterince mutlu ve tatmin olmamaları. Bunun yanında, mutluluğu nerede ve nasıl bulacaklarına dair net bir farkındalığa sahip olmamaları da bu süreci hızlandırıyor. İnsanlar zamanlarının büyük bölümünü iş hayatında geçiriyor ve bu nedenle, bu alanda tatmin bulamayan bireylerin farklı arayışlara yönelmesi oldukça doğal. Genç çalışanlar çoğu zaman yüksek gelir veya güçlü bir unvanın mutluluğu beraberinde getireceğine inanıyor. Ancak kariyerlerinin erken dönemlerinde bu hedeflere ulaşmaları sınırlı olabiliyor, ulaşıldığında ise bunun tek başına yeterli olmadığı görülebiliyor. Kalıcı memnuniyet; öğrenme, gelişim ve değer üretme imkânı sunan bir çalışma ortamıyla mümkün oluyor.

Mehmet Yaşar Yıldız/ fzlPLUS İnsan Kaynakları Müdürü

"Genç yetenekler yalnızca iyi bir ücret paketi aramıyor"

Bugün genç yetenekler yalnızca iyi bir ücret paketi aramıyor; gelişebilecekleri, değer görecekleri ve kariyerlerinde ilerleyebileceklerine inandıkları kurumlarda kalmayı tercih ediyor. Biz de fzlPLUS'ta çalışma arkadaşlarımızın burada geçirdikleri sürede ne kadar geliştiklerine, nasıl bir deneyim yaşadıklarına ve kendilerini ne ölçüde değerli hissettiklerine odaklanıyoruz. Kalıcı bağlılık; gelişim, güven ve fırsat duygusu birlikte oluştuğunda güçleniyor. Bu yaklaşımı hayata geçirdiğimiz somut uygulamalarla destekliyoruz. Çalışma arkadaşlarımızı sektör ortalamasının üzerinde konumladığımız net maaş politikamız ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortası ile güvence altına alırken, her ay sunduğumuz esnek yan hak uygulamamız Rubik Para ödemeleriyle marketten giyime, teknolojiden eğlenceye kadar farklı ihtiyaç alanlarında bütçelerini kendi önceliklerine göre kullanabilmelerine imkan tanıyoruz. Çalışma ortamımızı yalnızca iş yapılan bir alan olarak görmüyoruz. Diyarbakır teknoloji kampüsümüzü sosyal alanları ve ortak yaşam alanlarıyla ekiplerin bir araya gelebildiği, sosyalleşebildiği ve aidiyet geliştirebildiği çok yönlü bir çalışma ve yaşam alanı olarak kurguladık. Plus Time programımız kapsamında düzenlediğimiz kurum içi etkinliklerle çalışma arkadaşlarımızın birlikte keyifli vakit geçirmelerini ve ekip ruhunu güçlendirmelerini destekliyoruz. Bizce yetenek tutundurmada en belirleyici unsurlardan biri de kariyer fırsatlarının görünür ve erişilebilir olması. İçeriden Yetişen Liderler programımızla, yüksek potansiyel gösteren ekip arkadaşlarımızın sorumluluk almasını ve yönetim rollerine hazırlanmasını destekliyoruz. Başarılı ekip arkadaşlarımız yıllarca beklemeden yönetici pozisyonlarına yükselebiliyorlar. Yeni nesil yetenekler yalnızca bir görev tanımının parçası olmak istemiyor; birey olarak fark edilmek, gelişimlerinin desteklendiğini görmek ve kariyerlerinde ilerleyebileceklerine inanmak istiyorlar.

Elvan Erfidan/ Kolektif House Kıdemli İnsan ve Kültür Müdürü

"Temel dinamiklerden biri hız beklentisi"

Gençlerin sık iş değiştirmesinde üç temel dinamikten bahsedebiliriz. Birincisi hız beklentisi. Yeni nesil, kariyerinde ilerlemenin yıllar almasını doğal kabul etmiyor. Daha hızlı öğrenmek, daha hızlı sorumluluk almak ve daha hızlı geri bildirim görmek istiyor. Bu beklenti karşılanmadığında da hareket ediyor. İkincisi anlam arayışı. Özellikle son yıllarda, yapılan işin "neden"i gençler için çok daha kritik hale geldi. Gençler görev tanımıyla sınırlı, görünmeyen rollerde kalmak istemiyorlar. Katkılarının somut çıktısını görmek istiyorlar. Üçüncüsü ise esneklik ve yaşam dengesi. Pandemi sonrası dönemde iş-yaşam dengesi bir "yan hak" olmaktan çıkıp temel bir beklentiye dönüştü. Esneklik sunmayan ya da çalışanı tek tip bir modele zorlayan yapılar gençler için sürdürülebilir olmuyor. Kolektif House olarak "elde tutma"yı bağlılık problemi olarak değil, bir "anlam ve gelişim" meselesi olarak görüyoruz. İnsanlar artık bir yerde kalmak için sadece iyi maaş ya da yan haklar aramıyor; yaptığı işin bir karşılığı olduğunu hissetmek, geliştiğini görmek ve karar süreçlerine dahil olmak istiyor. Bu yüzden elde tutmayı iki temel eksende ele alıyoruz. İlki şeffaflık… Şirketin hedeflerini, performansını ve hatta zorlandığı alanları açıkça paylaşmak çalışanla güven ilişkisi kuruyor. İkincisi ise gelişim alanı yaratmak. İnsanların rolü içinde sıkışmadığı, yeni sorumluluklar alabildiği bir yapı kurmaya çalışıyoruz.

Gülizar Ağrıdağ/ Momento İnsan Kaynakları Müdür Yardımcısı

"Yan haklarımızı oluştururken çalışan beklentilerini merkeze alıyoruz"

Günümüzde yeteneği elde tutmanın tek bir formülü olmadığını, bütüncül bir çalışan deneyimi tasarlamak gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle genç çalışanlar için sadece ücret değil; anlam, esneklik ve gelişim imkânları da en az finansal unsurlar kadar belirleyici hale gelmiş durumda. Biz şirket olarak, çalışan bağlılığını artırmak için öncelikle çalışanı dinleyen ve ihtiyaçlarını anlayan bir yapı kurmaya odaklanıyoruz. Fintek sektöründe faaliyet gösteren ve çalışan ödüllendirme çözümleri sunan bir şirket olarak, kendi ürün ve bakış açımızı iç süreçlerimize de yansıtıyoruz. Yan haklarımızı oluştururken çalışan beklentilerini merkeze alıyor, farklı ihtiyaçlara hitap eden esnek ve kişiselleştirilebilir faydalar sunuyoruz. Bununla birlikte çalışanlardan gelen gelişim ve eğitim taleplerini düzenli olarak değerlendiriyor, kariyer yolculuklarını destekleyecek öğrenme fırsatları yaratıyoruz. Takdir ve ödüllendirme kültürünü belirli dönemlere bağlı bir süreç olmaktan çıkararak, anlık ve görünür hale getiren bir yapı ile destekliyoruz. Çalışanın emeğinin fark edilmesi ve değer görmesi, bağlılığı doğrudan etkileyen kritik unsurlar arasında yer alıyor. Hibrit çalışma modeli, esneklik ve iş-özel hayat dengesi de stratejimizin önemli parçaları arasında bulunuyor. Çalışanların kariyer yolculuklarını net bir şekilde görebilmeleri ve kendilerini geliştirebilecekleri alanlara erişebilmeleri, uzun vadeli bağlılığı güçlendiriyor. Fintek sektörü, dinamik yapısı ve hızlı değişim temposuyla özellikle genç yetenekler için oldukça cazip fırsatlar sunuyor. Bu durum, aynı zamanda iş değişim oranlarının da yüksek olmasına neden oluyor. Gözlemlerimize göre gençlerin iş değiştirme motivasyonunun temelinde birkaç önemli faktör bulunuyor. Öncelikle genç çalışanlar kariyerlerinin erken döneminde farklı deneyimler kazanmayı ve kendilerine en uygun çalışma ortamını keşfetmeyi önceliklendiriyor. Bu nedenle tek bir kurumda uzun süre kalmak yerine farklı şirketlerde deneyim kazanmayı tercih edebiliyorlar.

Nursen İnci/ Mükellef Teknoloji İnsan Kaynakları Direktörü

"İnsanlar neden kalmak ister diye soruyoruz"

Mükellef Teknoloji olarak bu konuya "insanları nasıl tutarız?" perspektifinden yaklaşmıyoruz. Bunun yerine odağımıza "insanlar neden kalmak ister?" sorusunu temel olarak alıyoruz. Çünkü inanıyoruz ki bir çalışanı elde tutmanın en sürdürülebilir yolu; ona değerli hissettiren, gelişim alanı sunan ve anlamlı bir katkı sağladığını hissettiren bir çalışma ortamı yaratmaktan geçiyor. Bugün yetenekler sadece maaş değil; anlam, gelişim ve adil bir sistem arıyor. Net ve şeffaf ortak hedefler, kendini ifade edebilecekleri ve proaktif olabilecekleri alanlar ve fikirlerinin değer gördüğü bir çalışma ortamı. İnsanlar aynı işi uzun süre yapmak yapmaktan ziyade; gelişebildikleri, katkı sunabildikleri ve karşılığını gördükleri bir yerde kalmayı tercih ediyor. Biz de yaklaşımı sürdürülebilir kılmak için bireysel gelişimi destekleyen ve ekip içi aidiyeti güçlendiren bir kültür inşa etmeye odaklanıyoruz. Yeni nesil daha hızlı öğrenmek, ilerlemek ve somut bir gelişim alanı istiyor. Öğrenmenin yavaşladığı, rol tanımlarının belirsiz olduğu ve kariyer yolunun net çizilmediği yapılarda uzun süre kalmayı tercih etmiyorlar. Ayrıca şirketin anlattığı ile içeride yaşananların uyumsuz olması da önemli bir kırılma noktası yaratıyor ve bu fark artık çok daha hızlı fark ediliyor. Öte yandan seçeneklerin artması da hareketliliği besliyor; uzaktan çalışma ve global fırsatlar, çalışanların alternatiflerini ciddi şekilde artırdı. Özetle, bu durumu sabırsızlık olarak değil, daha yüksek farkındalık ve bilinç düzeyi olarak okumak gerekiyor. Genç yetenekler, değer kattıkları yerde bunun karşılığını net bir şekilde görmek istiyor.

Tunç Erman/ Ono Kurucusu

"Yapay zekâ destekli yetenek yönetimi yapıyoruz"

Günümüzde gençlerin bir işte uzun süre kalmak istemediğini sıkça konuşuyoruz. Ben bunu sadece "sabırsızlık" olarak görmüyorum; gençler artık anlam, gelişim, esneklik ve görünürlük arıyor. Eğer bir kurum onlara sadece görev veriyor ama yol göstermiyor, gelişim alanı açmıyor ve potansiyellerini fark etmiyorsa, doğal olarak başka fırsatlara yöneliyorlar. Ono olarak bizim yeteneği elde tutma stratejimiz tam da bu noktada başlıyor. Biz çalışanı sadece mevcut rolüyle değil, gelecekte dönüşebileceği potansiyel ile değerlendiriyoruz. Yapay zekâ destekli yetenek yönetimi yaklaşımımızla çalışanların güçlü yönlerini, gelişim alanlarını, motivasyon kaynaklarını ve kariyer beklentilerini daha erken görmeyi hedefliyoruz. Bence elde tutmanın sırrı, insanı şirkete bağlamak değil; insanın şirket içinde büyüyebileceği alanı yaratmak. Genç yeteneklere net kariyer yolları, sürekli geri bildirim, kişiselleştirilmiş gelişim planları ve iç fırsatlara erişim sunmak gerekiyor. Ono'da biz teknolojiyi insanın yerine koymak için değil, insanı daha doğru anlamak ve daha güçlü desteklemek için kullanıyoruz. Geleceğin İK yaklaşımı da bence burada şekillenecek: Her çalışana özel, veriye dayalı, insan odaklı ve gelişim merkezli bir yetenek deneyimi yaratmak. Yeni nesil, çalıştığı yerde yalnızca maaş veya unvan aramıyor. Anlam, gelişim, esneklik, adil yönetim, görünürlük ve kendini gerçekleştirebileceği bir alan istiyor. Eğer genç bir çalışan kurum içinde gelişeceğini, fark edileceğini, dinleneceğini ve geleceğe hazırlanacağını hissetmiyorsa, iş değiştirmeyi doğal bir seçenek olarak görüyor. Çünkü artık kariyer, tek bir şirkette uzun yıllar kalmak değil; sürekli öğrenmek, değer üretmek ve potansiyelini daha hızlı ortaya koymak anlamına geliyor. Gençleri elde tutmanın yolu onları zorla tutmak değil; onları anlayan, geliştiren, motive eden ve kurum içinde gelecek görebilecekleri bir insan deneyimi yaratmaktan geçiyor.

İpek Baylav/ Edenred Türkiye CHRO

"Bugün 'elde tutma' tek başına bir strateji değil"

Açık konuşmak gerekirse, bugün "elde tutma" tek başına bir strateji değil. Asıl önemli olan, çalışanların kalmak isteyeceği bir deneyim tasarlayabilmek. Çalışanların yaptıkları işin değerini görmesi kritik önem taşıyor. Bu nedenle rol netliği, düzenli geri bildirim ve bireysel katkının görünür olması önceliklerimiz arasında yer alıyor. "Burada kalırsam nasıl bir gelişim gösteririm?" sorusuna net yanıt veremeyen organizasyonlar çalışan kaybediyor. Bu nedenle öğrenme ve gelişim süreçlerini, gerçek iş deneyimiyle entegre ediyoruz. Çalışan deneyimini en çok etkileyen faktör yöneticidir. Bu doğrultuda yöneticilerimizin iletişim, geri bildirim ve ekip yönetimi yetkinliklerini sürekli geliştiriyoruz. Hibrit çalışma modelleri ve esnek saat uygulamaları artık bir ayrıcalık değil, temel bir beklenti. Bu alanı aktif şekilde yönetiyoruz. Sadece maaşa odaklanmıyoruz. Yan haklar, wellbeing uygulamaları, çalışan destek programları ve kişiselleştirilebilir faydalarla daha bütüncül bir değer önerisi sunuyoruz. Ücret, terfi ve fırsat eşitliği konularında şeffaflık sağlanmadığında diğer tüm uygulamalar anlamını yitiriyor. Bu nedenle adil ve açık bir yapı kurmaya özen gösteriyoruz. Gençlerin sık iş değiştirmesini yalnızca "gençler sabırsız" şeklinde değerlendirmek eksik olur. Daha doğru bir bakış açısıyla, genç çalışanların iş hayatına yönelik beklentilerinin netleştiği ve farkındalıklarının arttığı bir dönemde olduğumuzu söyleyebiliriz.

Selin Nizam/ Bakiyem & Shopalm Kurucu Ortağı

"Yaptıkları işin anlamını görmek istiyorlar"

Yeni nesil, çalışma hayatından sadece maaş ya da unvan beklemiyor; yaptığı işin anlamını görmek, geliştiğini hissetmek, fikirlerinin dikkate alındığı bir kültürün parçası olmak istiyor. Bu nedenle sık iş değiştirmenin arkasında çoğu zaman aidiyet eksikliğinden çok, gelişim alanı bulamama, kendini ifade edememe ya da işin kişisel değerlerle örtüşmemesi gibi nedenler olabiliyor. Bakiyem ve Shopalm tarafında bizim çalışanı ve yeteneği elde tutma stratejimizin merkezinde ekip arkadaşımızı sadece pozisyonuyla değil, potansiyeliyle görmek var. Özellikle teknoloji, fintech ve e-ticaret gibi hızlı değişen alanlarda ekip arkadaşlarımızın yalnızca bugünkü görev tanımlarına sıkışmadan yeni şeyler öğrenebileceği, sorumluluk alabileceği ve yaptığı işin etkisini görebileceği bir ortam yaratmaya çalışıyoruz. Genç ekip arkadaşlarımızın karar süreçlerine dahil olması, fikirlerini rahatça paylaşabilmesi ve ürünlerimizin gelişimine doğrudan katkı sunabilmesi bizim için çok değerli. Bunun yanında esnek, açık iletişime dayalı ve güven temelli bir çalışma kültürü oluşturmaya önem veriyoruz. Ekip arkadaşlarımızın kendilerini yalnızca bir işi tamamlayan kişiler olarak değil, şirketin büyüme yolculuğunun aktif bir parçası olarak hissetmelerini istiyoruz. Özellikle genç yetenekler için burada gelişim gösteriyorum, bana yatırım yapılıyor hissinin çok kritik olduğuna inanıyoruz. Sektörümüz açısından baktığımızda, fintech ve e-ticaret çok dinamik, rekabetin ve teknolojik dönüşümün yoğun olduğu alanlar. Gençler bu sektörlerde hızlı öğreniyor, farklı deneyimler kazanmak istiyor ve kariyerlerini tek bir çizgide değil, daha esnek bir şekilde kurguluyor. Bu da zaman zaman iş değişikliklerini artırabiliyor. Ancak bunu olumsuz bir tablo olarak görmek yerine, şirketlerin kendilerini sorgulaması gereken bir gösterge olarak değerlendirmek daha sağlıklı. Çünkü gençler aslında sadece iş değiştirmiyor; daha çok anlam, daha çok gelişim, daha çok etki alanı arıyor.

Dilge Doğan/ DefineX İnsan Kaynakları Yöneticisi

"Bir yanda iş bulamayan, diğer yandan bulduğu işte beklentisini karşılayamayan bir kitle var"

Gençlerin hızlı iş değiştirdiğine dair güçlü bir algı var ancak bu durumu tek başına bağlılık eksikliği olarak okumak yerine, daha geniş bir perspektiften değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'de genç işsizlik oranı halâ yüzde 14–15 bandında seyrediyor. Bunun yanında, ne eğitimde ne istihdamda olan (NEET) genç oranı da dikkat çekici seviyelerde. Bu iki veri birlikte okunduğunda, gençlerin iş hayatına girişinin doğrusal ve stabil bir süreçten çok, parçalı ve deneme-yanılma içeren bir yolculuk olduğunu gösteriyor. Bir yandan iş bulmakta zorlanan, diğer yandan bulduğu işte beklentisini karşılayamayan bir kitle söz konusu. Bu nedenle iş değiştirme davranışının önemli bir kısmı, çoğu zaman istikrarsızlıktan ziyade, bireyin kendine uygun rolü, ortamı ve gelişim hızını aradığı bir eşleşme sürecine işaret ediyor. Diğer taraftan, işin doğası değişirken gençler de zaten bu dönüşümle birlikte büyüdü. Kariyerlerini daha çok yönlü ve esnek kurgulamaları yeni bir sapma değil, bu çağın doğal refleksi. Farklı deneyimlere açık olmak, hızlı öğrenmek ve yön değiştirebilmek bugün değer yaratan tarafın kendisi. Bu noktada istikrar tanımını da yeniden düşünmek gerekiyor. Aynı yerde kalmak yerine öğrenme ve katkı üretme sürekliliği daha belirleyici hale geliyor. Bu nedenle biz DefineX olarak yeteneği tutmak gibi tek yönlü bir hedef yerine, insanların kalmak isteyeceği bir ortamı inşa etmeyi ve sürekli güncellemeyi odağımıza alıyoruz. "Best Environment for Best People" yaklaşımımız bizim için statik bir hedef olmaktan öte yaşayan bir sistem. Bu yaklaşımın bir parçası olarak kariyer bandlarımızı geniş ve esnek kurguluyor, dikey ilerlemenin yanı sıra yatayda gelişim yolculuğunu da aktif olarak destekliyoruz. Farklı projeler, roller ve sorumluluk alanlarıyla çalışanların kendi gelişim hızlarını ve yönlerini keşfedebilecekleri bir yapı sunmayı önemsiyoruz.

Özlem Kurt/ KG AI Kurucusu, Avukat

"Genç profesyoneller sadece görev değil, değer üretmek istiyor"

Kurt Gürler Partners olarak yetenek elde tutma konusunu yalnızca bir "İK politikası" değil, doğrudan iş modelimizin bir parçası olarak görüyoruz. Özellikle hukuk gibi bilgiye, deneyime ve sürekliliğe dayalı bir sektörde, insan kaynağının sürdürülebilirliği kritik önemdedir. Bu nedenle çalışan bağlılığını artırmanın en etkili yolunun, kişilerin gelişim alanlarını sistematik şekilde beslemek olduğuna inanıyoruz. Bu yaklaşımı üç temel eksen üzerine kuruyoruz: gelişim, anlam ve erişim. Öncelikle ekip üyelerimizin yalnızca mevcut işlerini yapan değil, aynı zamanda kendini sürekli geliştiren profesyoneller olması için çalışıyoruz. Bu kapsamda yalnızca yeni ve farklı uzmanlık alanlarına temas etmelerini değil, aynı zamanda çok farklı sektörlerde, ölçeklerde ve ihtiyaçlarda müvekkillerle çalışma imkânı sunuyoruz. Aynı hukuki konular üzerinde dahi farklı iş modelleri ve senaryolar üzerinden ilerlemek, ekiplerimize zengin bir uygulama örneği çeşitliliği ve güçlü bir uygulama deneyimi kazandırıyor. Bu yapı, teorik bilginin ötesine geçerek gerçek iş dünyası dinamikleri içinde öğrenmeyi mümkün kılıyor. Özellikle hukuk ve teknolojinin kesişiminde geliştirdiğimiz KG AI gibi projeler, ekip üyelerimize klasik hukuk pratiğinin ötesinde bir perspektif kazandırıyor. İkinci olarak, yapılan işin anlamlı olması ve somut etki yaratması önemli. Genç profesyoneller artık sadece görev değil, değer üretmek istiyor. Biz de müvekkil süreçlerinde ekip üyelerimizin aktif rol almasını, karar mekanizmalarına dahil olmasını teşvik ediyoruz. Son olarak ise erişim ve şeffaflık. Kariyer yolu, beklentiler ve geri bildirim mekanizmaları net olmadığında bağlılık zayıflıyor. Bu nedenle açık iletişim, düzenli geri bildirim ve ölçülebilir gelişim planları ile ilerliyoruz. Kısacası bizde kalmak, sadece "çalışmak" değil, gelişen ve dönüşen bir yapının parçası olmak anlamına geliyor.

Gökçe Akı/ Virgosol İnsan Kaynakları ve Yönetim Sistemleri Direktörü

"Bağlılık, politikaların dışında deneyimle oluşuyor"

Bugün yetenek elde tutma konusu artık yalnızca İnsan Kaynakları'nın gündemi değil; doğrudan işin sürdürülebilirliği, inovasyon kapasitesi ve rekabet avantajıyla ilgili stratejik bir başlık. Özellikle teknoloji sektöründe ve uzmanlık gerektiren yazılım kalite güvencesi gibi alanlarda mesele, doğru yeteneği işe almanın ötesinde o yeteneğin kalmak isteyeceği bir ekosistem yaratabilmek. Biz konuya "çalışanı elde tutmak" perspektifinden değil, çalışanın kalmayı tercih edeceği bir deneyim tasarlamak açısından bakıyoruz. Çünkü bağlılık, politikaların dışında deneyimle oluşuyor. Bu yaklaşımın ilk ayağı kariyerin görünür ve dinamik olması. Yapay zekâ ile dönüşen yazılım test dünyası günümüzde klasik QA rollerinin yanı sıra test otomasyonu, performans ve güvenlik testleri, AI-agent destekli test süreçleri gibi çok katmanlı uzmanlık alanları barındırıyor. Çok ürünlü ve gelişen ekosistemimiz sayesinde çalışanlarımız bu alanlar arasında yatay ve dikey gelişim fırsatları bulabiliyor. Böylece çalıştıkları rolü bir "pozisyon" olarak değil, uzun vadeli bir gelişim yolculuğu olarak görüyorlar. İkinci kritik unsur ise öğrenme kültürü. Teknolojide öğrenmeyi işin dışında konumlandırmak artık mümkün değil. Bu nedenle gelişimi eğitim programlarıyla sınırlamıyor; mentorluk, proje içi öğrenme ve gerçek problem çözme deneyimleriyle işin içine gömülü hale getiriyoruz. Çünkü insanlar gelişim vaadinin yanında gelişimi yaşayabildikleri ortamlarda kalıyor. Bir diğer önemli başlık ise anlam ve etki yaratmak. Bu nedenle ekiplerimizin sadece uygulayan değil; düşünen, katkı sunan, karar süreçlerine dahil olan ve değer yaratan roller üstlenmesini önemsiyoruz. Bağlılığı güçlendiren en önemli unsurlardan biri sahiplik duygusu. Esneklik tarafında ise bu konu bir yan hak olmanın dışında temel beklenti. Hibrit ve çıktı odaklı çalışma modelimiz güvene dayalı bir yapı kuruyor. Bunun yanında geri bildirim kültürü de çok kritik.

Sevcan Bora/ Vivin İnşaat Kurucusu

"Önce şeffaf olmak önemli"

Genç çalışanı elde tutmak için önce şeffaf olmak önemli. Beklentileri yönetmek ve verdiğiniz sözleri yerine getirebilmek kıymetli oluyor. Çalışanların, çocuk bakımı gibi nedenlerle, gün ortasında hastane randevusuna gitmek zorunda kalmaları durumunda esnek çalışma saatlerinden yararlanabilmeleri, ihtiyaçlarının karşılandığını ve dikkate alındığını hissetmeleri çok önemli. Tüm bunlar genç çalışanlar için de önemli kriterler. Yan haklar, büyüme fırsatları, iş-yaşam dengesi ve kurumsal kültür gibi önemli unsurları dikkate alıyoruz. Özellikle genç çalışanların gelişimine ve kariyer planlamasına katkıda bulunarak onların aidiyet duygusunun oluşmasını sağlıyoruz. İş - yaşam dengesi kurulması da önemli. Sadece çalışmak değil, sosyalleşmelerine de olanak sağlayacak zaman yaratmalarına destek olmak da çok kıymetli. Etkin performans yönetimi, adil ücret ve yan hakların olmasını sağlıyoruz. Tüm çalışma arkadaşlarımızda olduğu gibi özellikle genç çalışanlarımızın katkılarının farkında olup, takdir ediyoruz. Genç çalışanlar, daha fazla esneklik sunan, refahlarına ve iş-yaşam dengelerine değer veren, daha cazip ücret ve yan haklar sağlayan işler arayışıyla kuruluşlarından ayrılıyorlar. Bir çalışan kendini değerli veya saygın hissetmiyorsa, katkıları için adil bir şekilde ücretlendirilmediğine inanıyorsa veya çalışma programı üzerinde hiçbir kontrolü olmadığını düşünüyorsa, ayrılmaya karar veriyor.

İbrahim İpekçi/ TAV Güvenlik İnsan Kaynakları Koordinatörü

"İşin yeterince görünür olmaması bağlılığı etkiliyor"

Güvenlik sektörü özelinde değerlendirdiğimizde, genç çalışanların iş değişim sıklığının birkaç temel nedene dayandığını gözlemliyoruz. Öncelikle sektörün doğası gereği vardiyalı çalışma düzeni, uzun çalışma saatleri ve zaman zaman yüksek stres içeren operasyonel koşullar, sürdürülebilirlik açısından çalışanları zorlayabiliyor. Bununla birlikte, genç çalışanlar hızlı gelişim ve kariyer ilerlemesi beklentisi içerisindeyken, sektörde bu ilerlemenin daha kademeli gerçekleşmesi motivasyon kaybına yol açabiliyor. Aynı şekilde, yapılan işin çoğu zaman "arka planda" kalması ve yeterince görünür ya da takdir edilir olmaması da bağlılığı etkileyen unsurlar arasında yer alıyor. Ayrıca, yeni nesil çalışanlar esneklik, iş-özel hayat dengesi gibi konulara daha fazla önem veriyor. Güvenlik sektöründe bu beklentilerin her zaman kolay karşılanamaması, farklı sektörlere yönelimi artırabiliyor. Özellikle Z kuşağının iş hayatından beklentilerinin; esneklik, katma değer sağlayan iş deneyimi ve sürekli geri bildirim gibi unsurlar etrafında şekillenmesi, kurumların çalışan deneyimini daha bütüncül ve dinamik bir yaklaşımla ele almasını gerektirmektedir. Bu doğrultuda, çalışanlarımızın kendilerini değerli hissettikleri, fikirlerini ifade edebildikleri ve katkılarının görünür olduğu bir çalışma ortamı oluşturmayı önceliklendiriyoruz. Bununla birlikte, kariyer yönetimi süreçlerine önem veriyoruz. Çalışanlarımızın gelişim alanlarını belirleyerek onları destekleyen eğitim ve gelişim programları sunuyor, aynı zamanda yatay ve dikey kariyer fırsatlarıyla ilerleyebilecekleri bir yapı sağlıyoruz. Özellikle güvenlik sektöründe, çalışma koşullarının çalışan bağlılığı üzerindeki etkisinin farkındayız. Bu nedenle vardiya düzenlerinin daha dengeli planlanması çalışanların iş-özel hayat dengesini destekleyen uygulamalar geliştirilmesi önceliklerimiz arasında yer alıyor.

Aybike Özak/ Akçansa İnsan Kaynakları Müdürü

"Yeni nesil ne iş yaptığının değil, neden yaptığının peşinde"

Yapı malzemeleri gibi köklü ve ağır sanayi kollarında gençlerin hızlı iş değiştirmesinin temelinde birkaç kritik faktörün yattığını gözlemliyoruz. İlk olarak, yeni nesil artık sadece "ne iş yaptığının" değil, yaptığı işin "neden yapıldığının" peşinde. Sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda, gençler için birer yan hak değil, aidiyetin ana temellerinden biri haline geldi. Şirketin çevresel etkisi veya sosyal sorumluluk vizyonu yetersiz kaldığında, gençler aidiyet hissetmekte zorlanıyorlar. Biz bu noktada sürdürülebilirlik hedeflerimiz kapsamında "Gönüllü Yolculuğum" gibi sosyal odaklı projelerimizle gençlere anlamlı bir iş vadediyoruz. İkinci bir neden ise kariyer yollarındaki hız beklentisi. Geleneksel dikey yükselme modelleri artık gençleri tatmin etmiyor. Akçansa olarak biz; insan kaynağımızı sadece bir çalışan grubu olarak değil, en değerli varlığımız ve sürdürülebilir büyümemizin itici gücü olarak görüyoruz. Genç yeteneklerin dinamizmini kurum kültürümüzle harmanlayan bir yaklaşım benimsiyoruz. Yeteneği elde tutma stratejimizin temelini; çalışana sadece bir iş değil, bir "deneyim" ve "anlam" sunmak oluşturuyor. Sektörün geleceğini inşa etmek adına kurguladığımız, kadınlar için geliştirdiğimiz "GençİZ" isimli uzun dönem staj programımızın 4. döneminde 33 yeni genç yeteneğe kapılarımızı açtık. Sadece staj imkânı sunmakla kalmıyor, "GençİZ Dijital Akademi" aracılığıyla 1000 kadın öğrenciye sertifikalı eğitimler sağlayarak mesleki gelişimlerini destekliyoruz. Mavi yakalı genç yetenekler için ise "Sahaya İlk Adım Yetiştirme Programı" ile üretim tesislerimizde gelecekte istihdam odaklı bir gelişim yolu sunuyoruz. Çalışanlarımızın iş-yaşam dengesini korumak adına "Akçansa Yanında" uygulamamız üzerinden mental ve bedensel sağlık desteği sunuyoruz. "Kulüpler Dünyası" ile sosyal bağları güçlendirirken, "İnovasyol" platformumuzla çalışanlarımızın yenilikçi fikirlerini iş süreçlerimize dahil ediyoruz.

Barış Şanlıoğlu/ Mplus CHRO'su

"Sosyolojik ve sektörel nedenler var"

Müşteri deneyimi ve dış kaynak hizmetleri (BPO) sektörü, yapısı gereği devir hızının (turnover) yüksek olduğu bir alan olsa da gençlerin sık iş değiştirmesinin ardında daha derin sosyolojik ve sektörel nedenler görüyoruz. Genç kuşak için "zaman" ve "öğrenme hızı" her şeyin önünde geliyor. Eğer mevcut işleri onlara yeni bir yetkinlik kazandırmıyorsa veya dijital dünyadaki hıza ayak uyduramıyorsa, aidiyet hislerini hızla kaybediyorlar. Sektörümüzün sunduğu çoklu iş fırsatları ve uzaktan çalışma olanaklarının artması, alternatiflere erişimi kolaylaştırırken en küçük bir tatminsizlikte bile yeni arayışlara girilmesini tetikliyor. Ayrıca gençler, geleneksel ve katı kurumsal yapılarda kendilerini kısıtlanmış hissediyorlar; işin rutinleşmesi ve takdir mekanizmalarının yetersiz kalması, onları daha dinamik ve esnek olduğunu düşündükleri başlangıç (startup) ekosistemlerine yönlendiriyor. Gençlerin işten değil, genellikle kendilerini geliştiremeyen yönetim anlayışlarından veya değerleriyle çelişen iş kültürlerinden uzaklaştığını gözlemliyoruz. Bu nedenle sektördeki sirkülasyonu durdurmanın yolu, işi sadece bir görev tanımı olmaktan çıkarıp bir gelişim yolculuğuna dönüştürmekten geçiyor. Mplus Türkiye olarak, özellikle genç kuşağın bir iş yerinden beklentisinin sadece ekonomik istikrar değil, kişisel değerleriyle örtüşen bir "ekosistem" olduğunun bilincindeyiz. Çalışanlarımızı, özellikle de genç yeteneklerimizi elde tutmak için "Deneyim Mimarlığı" yaklaşımımızı müşterilerimize olduğu gibi, kendi iç süreçlerimize de entegre ediyoruz. Stratejimizin temelinde, çalışanın iş yerindeki ilk gününden itibaren kendini bir "sayı" olarak değil, çözümün bir parçası olarak hissetmesini sağlayan kapsayıcı bir kültür yatıyor. Gençlerin hiyerarşiden uzak, şeffaf ve esnek bir çalışma ortamı arzuladığını biliyoruz. Bu nedenle dikey yükselme imkânlarının yanı sıra yatay kariyer yolları ve farklı projelerde görev alma fırsatları sunarak monotonluğu kırıyoruz.

Merve Keskintaş/ Barikat Siber Güvenlik İK Müdürü

"Sektördeki yetkinlik açığı iş değişikliğini hızlandırıyor"

Siber güvenlik, doğası gereği çok dinamik ve rekabetin yüksek olduğu bir alan. Teknolojiler, tehditler ve müşteri ihtiyaçları çok hızlı değişiyor. Bu durum genç çalışanlar için önemli fırsatlar yaratırken, aynı zamanda kariyerlerinde hızlı ilerleme beklentilerini de arttırıyor. Gençler kısa sürede daha fazla teknolojiyi deneyimlemek, farklı projelerde yer almak ve uzmanlıklarını çeşitlendirmek istiyorlar. Sektördeki yetkinlik açığı da iş değişikliğini hızlandıran temel etkenlerden biri. Nitelikli siber güvenlik profesyonellerine olan talep arttıkça, genç çalışanların kariyerlerinin daha erken döneminde farklı tekliflerle karşılaşabildiklerini görüyoruz. Bu teklifler yalnızca ücret açısından değil; uzaktan çalışma, global projeler, farklı teknoloji alanları, sertifikasyon desteği veya daha hızlı unvan geçişi gibi başlıklarda da cazip hale gelebiliyor. Genç çalışanların iş hayatından beklentilerinin önceki kuşaklara göre farklılaştığını gözlemliyoruz. Günümüzde bir pozisyon yalnızca ücret ya da unvan anlamına gelmiyor; gelişim alanı, anlamlı katkı, esneklik, düzenli geri bildirim ve kariyer yolunun daha görünür olması da çalışan bağlılığını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle yeteneği elde tutma yaklaşımımızı tek bir uygulama üzerinden değil, çalışan deneyiminin her aşamasını kapsayacak şekilde kurguluyoruz. Bu doğrultuda çalışanlarımızın gelişim yolculuğu, odaklandığımız alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Teknik yetkinliklerin çok hızlı değiştiği siber güvenlik sektöründe, çalışanlarımızın sahip olduğu bilgilerin güncel kalabilmesi ve uzmanlıklarını derinleştirebilmeleri kritik önemde. Bu kapsamda Barikat Akademi çatısı altında iç eğitimler, teknik gelişim programları, üretici eğitimleri, sertifikasyon destekleri ve dijital öğrenme platformlarıyla çalışanlarımızın kariyer boyu öğrenme yolculuğunu destekliyoruz.

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.