Yapay zekalı yeni ekonomik düzen

Yapay zekâ yalnızca yeni bir teknoloji değil; yeni bir ekonomik düzen. Şirketlerin değeri artık yalnızca finansal büyüklükleriyle değil, veri kapasitesi, AI entegrasyonu ve dijital karar verme yetenekleriyle ölçülüyor. Nitekim 2026’da yayınlanan bütün global raporlar buna işaret ediyor. Şimdi mesele, yapay zekâ tarafından şekillenen ekonomide ayakta kalabilmek. Şirketlerin geliştirdiği yapay zeka uygulamaları da, bir soruna çözüm olmanın ötesinde, kendi sektör dinamiklerini dönüştürmeyi amaçlıyor…
08.06.2026 13:06 GÜNCELLEME : 09.06.2026 00:01

ÜRÜN DİRİER/ 2026 yılı, yapay zekâ açısından yalnızca teknolojik bir sıçrama yılı değil. Aynı zamanda küresel ekonominin işleyiş mantığının değişmeye başladığı tarihsel bir eşik olarak görülüyor. Birkaç yıl öncesine kadar şirketlerin "gelecekte yatırım yapmayı düşündüğü" deneysel bir alan gibi görülen yapay zekâ, artık doğrudan bilanço etkisi yaratan, operasyonel maliyetleri dönüştüren, insan kaynağını yeniden şekillendiren ve şirketlerin rekabet gücünü belirleyen temel faktörlerden biri hâline geldi. Bu nedenle 2026 boyunca yayımlanan küresel ve yerel raporlar da artık yalnızca teknolojik gelişmeleri anlatmıyor, doğrudan ekonomik güç dengelerinin nasıl değiştiğini ortaya koyuyor. Şirketlerin geliştirdiği yapay zeka uygulamaları da bir soruna çözüm olmanın ötesinde, kendi sektör dinamiklerini dönüştürme hedefiyle ilerliyor…

GÖRÜNMEYEN EKONOMİK MALİYETİ

Stanford Üniversitesi İnsan Merkezli Yapay Zekâ Enstitüsü tarafından yayımlanan 2026 AI Index Report, bu dönüşümün en kapsamlı fotoğrafını sunan çalışmalardan biri oldu. Rapor, üretken yapay zekâ teknolojilerinin artık kurumsal yapılara deneysel biçimde değil, sistematik şekilde entegre edildiğini ortaya koyuyor. Özel sektör yatırımlarındaki dramatik artış, büyük teknoloji şirketlerinin veri merkezi harcamaları ve küresel AI rekabetinin jeopolitik boyuta taşınması, raporun en dikkat çekici başlıkları arasında yer aldı. Rapora göre yapay zekâ alanındaki küresel özel sektör yatırımları son iki yılda tarihi seviyelere ulaştı. Özellikle ABD merkezli teknoloji şirketlerinin yüz milyarlarca dolarlık veri merkezi yatırımları yapması, AI ekonomisinin yalnızca yazılım meselesi olmadığını gösteriyor. Artık mesele; işlemci gücü, enerji erişimi, veri egemenliği ve altyapı kontrolü.

Bu dönüşümün en kritik taraflarından biri, yapay zekânın görünmeyen ekonomik maliyeti. Çünkü büyük dil modelleri yalnızca algoritmalardan oluşmuyor; aynı zamanda devasa enerji tüketimi gerektiriyor. 2026 raporlarında enerji sektörü ile yapay zekâ arasındaki ilişkinin neden giderek daha fazla konuşulduğu da tam olarak burada ortaya çıkıyor. Eskiden teknoloji şirketleri enerji tüketen yapılardı, bugün ise enerji sektörünün kendisi yapay zekâ tarafından optimize edilmeye çalışılıyor. Özellikle veri merkezlerinin enerji ihtiyacındaki büyük artış, elektrik altyapılarından sürdürülebilirlik stratejilerine kadar birçok alanı doğrudan etkiliyor. Bu nedenle Emerald AI gibi girişimlerin yükselişi tesadüf değil. Boston Üniversitesi çıkışlı Emerald AI'ın veri merkezlerini enerji şebekeleriyle daha verimli çalışan sistemlere dönüştürme yaklaşımı, aslında önümüzdeki on yılın en büyük ekonomik savaş alanlarından birine işaret ediyor. Çünkü gelecekte yalnızca en iyi modeli geliştiren değil, o modeli sürdürülebilir biçimde çalıştırabilen şirketler avantaj sağlayacak.

2026 Deloitte Tech Trends raporu ise iş dünyasındaki asıl dönüşümün teknoloji satın almak değil, organizasyonları yeniden tasarlamak olduğunu ortaya koyuyor. Raporda geçen "The Great Rebuild" kavramı, şirketlerin artık mevcut süreçlerine küçük AI eklentileri yapmadığını, doğrudan AI merkezli yeni iş modelleri inşa etmeye başladığını anlatıyor. Bu yaklaşım özellikle bankacılık, sigortacılık, çağrı merkezi operasyonları, hukuk teknolojileri, muhasebe, lojistik ve müşteri hizmetleri açısından son derece kritik görülüyor. Çünkü şirketler artık yalnızca çalışanlara destek olan yazılımlar değil; kendi başına görev yönetebilen, veri toplayabilen, analiz yapabilen ve başka yazılımlarla iletişim kurabilen AI ajanları geliştirmeye başladı.

AI AGENT ECONOMİSİ

2026 raporlarının ortak vurgularından biri de tam olarak bu kavram; AI agent economy. Yani dijital çalışan ekonomisi. Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi TRAI tarafından yayımlanan 2026 Yapay Zekâ Trendleri raporunda da bu dönüşümün özellikle altı çiziliyor. Rapora göre şirketler artık yalnızca chatbot kullanmıyor; toplantı organize eden, müşteri analizi yapan, rapor hazırlayan, sunum oluşturan, veri tabanı tarayan ve hatta yazılım geliştiren dijital ajanlarla çalışmaya başlıyor. Bu durum iş dünyası açısından iki büyük sonucu beraberinde getiriyor. Birincisi verimlilik artışı. İkincisi ise insan kaynağının yeniden tanımlanması.

Çünkü 2026 itibarıyla şirketlerin temel sorusu "AI kullanmalı mıyız?" olmaktan çıktı. Yeni soru şu: "Hangi işleri insanlar yapmalı, hangi işleri dijital çalışanlara bırakmalıyız?" Deloitte'un 2026 Küresel İnsan Kaynakları Trendleri raporu tam olarak bu noktaya odaklanıyor. Rapora göre beyaz yaka çalışanların çok büyük bölümü artık günlük iş akışlarında aktif olarak yapay zekâ kullanıyor. Üstelik bu kullanım yalnızca içerik üretimiyle sınırlı değil. Finansal analiz, stratejik planlama, sunum hazırlama, veri yorumlama ve müşteri ilişkileri yönetimi gibi alanlarda da AI sistemleri yoğun biçimde kullanılıyor.

Ancak raporun en dikkat çekici noktalarından biri, yapay zekânın çalışan psikolojisi üzerindeki etkisi. Çünkü şirketler bir yandan üretkenliği artırmaya çalışırken, diğer yandan çalışanlar arasında "sahte verimlilik" algısı oluşmaya başlıyor. Özellikle kurumsal yapılarda birçok çalışan, ekip arkadaşlarının AI yardımıyla olduğundan daha üretken görünmeye çalıştığını düşünüyor. Bu durum performans ölçüm sistemlerinden işe alım süreçlerine kadar birçok alanı etkiliyor. İnsan kaynakları uzmanları artık yalnızca "çalışan ne kadar üretken?" sorusunu değil, "hangi üretim gerçekten insana ait?" sorusunu da tartışıyor.

SENTETİK İNTERNET

Bu dönüşüm özellikle medya sektöründe dramatik biçimde hissediliyor. Reuters Institute ve PwC raporları, haber üretim süreçlerinde yapay zekâ kullanımının hızla arttığını ortaya koyuyor. Özellikle finans haberleri, spor içerikleri, veri gazeteciliği ve SEO odaklı dijital yayıncılık alanlarında AI destekli içerik üretimi artık standart hâline gelmiş durumda. Ancak bu durum beraberinde büyük bir güven krizini de getiriyor. Çünkü içerik üretiminin kolaylaşması, bilgi kirliliğini de aynı hızda artırıyor. 2026 raporlarının neredeyse tamamında "sentetik internet" kavramı öne çıkıyor. Yani internetin giderek insanlar tarafından değil, algoritmalar tarafından üretilen içeriklerle dolması.

Bu dönüşüm dijital reklam ekonomisini de doğrudan etkiliyor. Google'ın AI destekli arama sonuçlarına geçmesi, klasik SEO düzenini büyük ölçüde değiştirmiş durumda. Artık kullanıcılar linklere tıklamak yerine doğrudan yapay zekâ tarafından oluşturulan cevapları okuyor. Bu durum medya şirketleri açısından büyük bir trafik kaybı anlamına geliyor. Özellikle bağımsız yayıncılar ve içerik siteleri için yeni dönemin en büyük sorusu şu: İnsanlar siteye girmeyecekse reklam modeli nasıl yaşayacak? 2026 raporları, dijital ekonominin yıllardır ayakta durduğu trafik zincirinin kırılmaya başladığını gösteriyor.

McKinsey'in 2026 üretken yapay zekâ analiz raporu ise yapay zekânın ekonomik etkisini sektör bazında ele alıyor. Rapora göre finans, perakende, sağlık ve üretim sektörleri, AI dönüşümünden en fazla ekonomik değer yaratabilecek alanlar olarak görülüyor. Özellikle müşteri deneyimi ve operasyonel verimlilik tarafında AI'ın şirketlere trilyonlarca dolarlık katkı sağlayabileceği belirtiliyor. Ancak rapor aynı zamanda önemli bir uyarı da yapıyor: Yapay zekâ yatırımı yapmak ile yapay zekâdan verim almak aynı şey değil.

Bugün birçok şirket hâlâ AI projelerini yalnızca "trend" olduğu için yürütüyor. Oysa başarılı örneklerde ortak bir özellik bulunuyor, veri altyapısı... Çünkü AI sistemleri ancak güçlü veri yönetimi olan şirketlerde gerçekten verimli çalışabiliyor. Bu nedenle 2026'nın en kritik kavramlarından biri de "data readiness", yani veri hazırlığı hâline geldi. Şirketlerin büyük bölümü hâlâ dağınık veri sistemleriyle çalışıyor. Bu da AI dönüşümünün önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor.

İMALAT SANAYİNDE AI ETKİSİ

Özellikle üretim sektörü açısından yapay zekânın etkisi çok daha derinleşmiş durumda. Siemens, IBM ve Gartner'ın yayımladığı raporlar, akıllı üretim sistemlerinin artık yalnızca otomasyon değil, tahminleme ve karar verme kapasitesi kazandığını gösteriyor. Fabrikalarda kullanılan AI sistemleri artık makine arızalarını önceden tahmin edebiliyor, enerji kullanımını optimize ediyor ve üretim planlamasını gerçek zamanlı olarak yeniden düzenleyebiliyor. Bu durum özellikle otomotiv, savunma sanayi, elektronik ve ağır sanayi açısından kritik önem taşıyor.

Türkiye açısından bakıldığında ise yapay zekâ dönüşümünün en hızlı hissedildiği alanlardan biri finans sektörü. Bankalar hem operasyonel maliyetleri azaltmak hem de müşteri deneyimini hızlandırmak için AI yatırımlarını ciddi ölçüde artırmış durumda. Özellikle dijital bankacılık uygulamalarında kullanılan yapay zekâ sistemleri artık yalnızca chatbot olarak çalışmıyor. Harcama analizi yapan, kullanıcı davranışlarını yorumlayan, dolandırıcılık risklerini tahmin eden ve yatırım önerileri sunan sistemler hızla yaygınlaşıyor. Bu nedenle 2026 raporlarında fintech sektörü, AI dönüşümünün öncü alanlarından biri olarak değerlendiriliyor.

Siber güvenlik tarafı ise 2026'nın belki de en kritik başlığı. Çünkü yapay zekâ yalnızca savunma teknolojilerini geliştirmiyor; saldırı teknolojilerini de güçlendiriyor. Gartner ve Deloitte raporları, AI destekli siber saldırıların dramatik biçimde arttığını ortaya koyuyor. Özellikle deepfake tabanlı dolandırıcılıklar, sahte ses kayıtları ve AI ile kişiselleştirilmiş phishing saldırıları, şirketlerin güvenlik stratejilerini tamamen değiştirmiş durumda. Eskiden siber saldırılar büyük ölçüde teknik açıklardan yararlanıyordu; bugün ise insan psikolojisini hedef alan hiper gerçekçi manipülasyon sistemleri kullanılıyor.

Bu nedenle 2026 itibarıyla şirketler yalnızca güvenlik duvarlarına yatırım yapmıyor; aynı zamanda çalışan davranışlarını analiz eden AI tabanlı güvenlik sistemleri geliştiriyor. "Zero trust" yaklaşımı da bu nedenle yeniden gündemde. Artık hiçbir kullanıcı, hiçbir cihaz ve hiçbir veri hareketi otomatik olarak güvenli kabul edilmiyor. Bu yaklaşım özellikle savunma sanayi, kamu kurumları, finans ve telekom şirketleri için kritik önem taşıyor.

Telekom sektörü açısından 2026 raporlarının en dikkat çekici başlıklarından biri de 5G ile AI birleşimi. Çünkü 5G yalnızca daha hızlı internet anlamına gelmiyor; aynı zamanda gerçek zamanlı veri işleme kapasitesini dramatik biçimde artırıyor. Bu durum yapay zekâ sistemlerinin sahada çok daha aktif kullanılmasını mümkün hâle getiriyor. Akıllı şehirlerden otonom araçlara, endüstriyel robotlardan uzaktan sağlık sistemlerine kadar birçok alanın temelinde artık AI + 5G kombinasyonu bulunuyor.

AI VE JEOPOLİTİK GÜÇ

Özellikle Çin ve ABD arasındaki teknoloji rekabeti de 2026 raporlarının ana eksenlerinden biri hâline gelmiş durumda. Çünkü yapay zekâ artık yalnızca ekonomik değil, jeopolitik bir güç unsuru olarak görülüyor. İşlemci üretimi, veri merkezi kapasitesi ve model geliştirme gücü, ülkelerin stratejik kapasitesiyle doğrudan ilişkilendiriliyor. Bu nedenle "egemen yapay zekâ" kavramı son dönemin en önemli başlıklarından biri hâline geldi.

Egemen yapay zekâ yaklaşımı, ülkelerin kendi veri altyapılarını, kendi modellerini ve kendi AI ekosistemlerini oluşturma çabasını ifade ediyor. Özellikle Avrupa Birliği'nin AI Act düzenlemeleri, veri gizliliği politikaları ve yerel model yatırımları bu yaklaşımın örnekleri arasında gösteriliyor. Türkiye'de de son dönemde kamu kurumlarının yerli AI altyapıları ve veri güvenliği konularına daha fazla odaklandığı görülüyor.

Sağlık sektörü de yapay zekânın belki de en dramatik dönüşüm yarattığı alanlardan biri. Stanford AI Index 2026 raporunda uzmanların büyük bölümü, yapay zekânın sağlık hizmetlerini belirgin biçimde iyileştireceğini düşünüyor. Özellikle radyoloji, erken teşhis sistemleri ve biyoteknoloji alanlarında AI sistemlerinin insan uzmanlarla yarışır seviyeye geldiği belirtiliyor. Ancak burada da kritik mesele güven. Çünkü sağlık verileri, yapay zekâ çağının en hassas veri türlerinden biri olarak görülüyor.

2026 raporlarında sık sık vurgulanan başka bir konu da "AI governance", yani yapay zekâ yönetişimi. Şirketler artık yalnızca AI geliştirmeyi değil; bu sistemleri nasıl denetleyeceklerini de tartışıyor. Çünkü algoritmik önyargılar, veri gizliliği sorunları ve yanlış karar mekanizmaları ciddi hukuki riskler yaratıyor. Özellikle finans ve sağlık gibi yüksek regülasyonlu sektörlerde şirketlerin AI kullanım politikaları artık yönetim kurulu seviyesinde ele alınıyor.

YÖNETİCİLER İKİYE AYRILDI

PwC'nin 2026 raporunda dikkat çeken noktalardan biri de şirket yöneticilerinin AI konusunda ikiye ayrılması. Bir grup yapay zekâyı devrimsel bir verimlilik aracı olarak görürken, diğer grup kontrolsüz büyümenin büyük riskler yaratabileceğini düşünüyor. Özellikle telif hakları, veri güvenliği ve iş gücü dönüşümü konuları, şirketlerin en büyük çekinceleri arasında yer alıyor.

İnsan kaynağı tarafında ise en büyük kriz yetenek açığı. Çünkü şirketler AI yatırımı yapmak istiyor ancak bu dönüşümü yönetecek insan sayısı hâlâ sınırlı. Bu nedenle 2026 itibarıyla yalnızca yazılım geliştiriciler değil; AI stratejistleri, prompt mühendisleri, veri etik uzmanları ve AI yönetişimi uzmanları da hızla yükselen meslekler arasında yer alıyor.

Üretken yapay zekânın yarattığı dönüşüm, eğitim sektörünü de doğrudan etkiliyor. Üniversiteler artık yalnızca bilgisayar mühendisliği öğrencilerine değil; hukuk, işletme, iletişim ve sağlık öğrencilerine de AI okuryazarlığı kazandırmaya çalışıyor. Çünkü 2026 raporlarının ortak mesajı şu: Yapay zekâ yalnızca teknoloji ekiplerinin konusu değil. Her sektörün temel çalışma biçimini değiştirecek kadar güçlü bir dönüşüm aracı.

Perakende sektörü açısından ise hiper kişiselleştirme dönemi başlamış durumda. AI destekli müşteri analiz sistemleri artık kullanıcıların yalnızca ne satın aldığını değil; hangi duygusal durumda alışveriş yaptığını bile analiz etmeye çalışıyor. Bu durum reklamcılık ve pazarlama sektörünü tamamen yeniden şekillendiriyor. Özellikle video üretim araçlarının gelişmesiyle birlikte markalar artık her kullanıcıya özel reklam senaryoları oluşturabiliyor.

2026 raporları, yapay zekânın aynı zamanda yeni bir kültürel dönüşüm yarattığını da ortaya koyuyor. İnsanlar artık bilgiye ulaşmak yerine doğrudan cevap almak istiyor. Bu durum arama motorlarından müşteri hizmetlerine kadar her alanı etkiliyor. Önümüzdeki dönemde şirketlerin en büyük rekabet avantajlarından biri de "cevap verme hızı" olacak.

Ancak tüm bu dönüşümün merkezinde çok daha büyük bir soru bulunuyor. İnsan ile yapay zekâ arasındaki denge nasıl kurulacak? Çünkü bugün şirketler verimlilik yarışına odaklanmış durumda olsa da uzun vadede asıl mesele güven olacak. Yapay zekâya ne kadar karar yetkisi verileceği, hangi süreçlerin tamamen otomatikleşeceği ve insan faktörünün hangi alanlarda vazgeçilmez kalacağı, önümüzdeki yılların en büyük tartışma başlıkları arasında yer alacak.

2026 boyunca yayımlanan raporlar aslında tek bir ortak sonuca işaret ediyor. Yapay zekâ artık yalnızca yeni bir teknoloji değil; yeni bir ekonomik düzen. Şirketlerin değeri artık yalnızca finansal büyüklükleriyle değil, veri kapasitesi, AI entegrasyonu ve dijital karar verme yetenekleriyle ölçülüyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde yalnızca teknoloji şirketleri değil; bankalar, enerji şirketleri, medya kuruluşları, üreticiler ve sağlık kurumları da kendilerini birer AI şirketi olarak yeniden tanımlamak zorunda kalacak.

Çünkü yeni dönemde mesele yalnızca yapay zekâyı kullanmak değil. Yapay zekâ tarafından şekillenen ekonomide ayakta kalabilmek.

HANGİ SEKTÖR NASIL ETKİLENİYOR?

Yapay zekâ dönüşümü her sektörde aynı hızda ilerlemiyor. Bazı alanlar için AI entegrasyonu neredeyse doğal bir evrim gibi gerçekleşirken, bazı sektörler için bu süreç oldukça sancılı, maliyetli ve hatta kültürel dirençlerle dolu ilerliyor. 2026 boyunca yayımlanan küresel raporlar, şirketlerin yapay zekâya bakışında ortak bir eğilim olduğunu gösteriyor. Dijitalleşmiş, veri yoğun ve standart süreçlere sahip sektörler dönüşümü daha hızlı gerçekleştirirken; fiziksel operasyon ağırlıklı, yüksek regülasyonlu veya insan temasının kritik olduğu alanlarda dönüşüm daha karmaşık ilerliyor.

Bu ayrımın temelinde aslında çok basit bir mesele bulunuyor. Yapay zekâ en iyi yapılandırılmış veriyle çalışıyor. Eğer bir sektör yıllardır dijital veri üretiyor, süreçlerini yazılımlarla yönetiyor ve operasyonlarını ölçülebilir hâle getirmişse, AI entegrasyonu çok daha hızlı gerçekleşiyor. Ancak süreçler hâlâ insan deneyimine, fiziksel operasyona veya dağınık sistemlere dayanıyorsa dönüşüm yavaşlıyor.

Bu nedenle bugün yapay zekâ dönüşümünün en hızlı gerçekleştiği sektörlerin başında finans geliyor. Bankacılık sektörü yıllardır büyük veriyle çalışan, müşteri davranışlarını analiz eden ve dijital sistemlere yatırım yapan bir alan olduğu için AI adaptasyonu görece daha kolay ilerliyor. Üstelik bankacılıkta yapılan işlemlerin büyük bölümü zaten dijital olduğu için yapay zekâ sistemleri doğrudan operasyonel süreçlere entegre edilebiliyor. Dolandırıcılık tespiti, kredi skorlama, müşteri segmentasyonu, yatırım danışmanlığı, çağrı merkezi yönetimi ve kişiselleştirilmiş finansal öneriler gibi alanlar, AI'ın en hızlı verim sağladığı kullanım alanları arasında yer alıyor.

Özellikle üretken yapay zekâ araçlarının gelişmesiyle birlikte bankalar artık yalnızca chatbot kullanmıyor. Kullanıcının gelir-gider alışkanlıklarını analiz eden, gelecekteki harcama risklerini tahmin eden ve kişiye özel finansal planlama yapan sistemler hızla yaygınlaşıyor. Bu nedenle finans sektörü, yapay zekâdan ekonomik değer üretme konusunda en avantajlı sektörlerden biri olarak görülüyor. Çünkü burada hem veri var, hem dijital altyapı güçlü, hem de süreçler ölçülebilir.

Telekom sektörü de benzer şekilde dönüşümü daha kolay yaşayan alanlardan biri. Çünkü telekom şirketleri zaten devasa veri akışlarını yöneten yapılara sahip. Ağ optimizasyonu, müşteri davranışı analizi, arıza tahmini ve güvenlik yönetimi gibi konular uzun süredir veri odaklı ilerliyor. Yapay zekâ burada özellikle ağ yönetiminde büyük bir fark yaratıyor. Sistemler artık baz istasyonlarının yoğunluğunu analiz edip trafik dağılımını gerçek zamanlı optimize edebiliyor. Bu da maliyet avantajı sağlıyor.

HIZLI ADAPTE OLANLAR DA VAR

Perakende ve e-ticaret sektörü de AI dönüşümüne hızlı adapte olan alanlardan biri. Çünkü bu sektörlerin temelinde müşteri davranışı verisi bulunuyor. Kullanıcıların neye baktığı, neyi satın aldığı, hangi üründe ne kadar zaman geçirdiği gibi veriler yıllardır toplanıyor. Yapay zekâ burada özellikle hiper kişiselleştirme konusunda büyük avantaj sağlıyor. Bugün büyük e-ticaret platformları artık yalnızca "ilgilenebileceğiniz ürünleri" göstermiyor; müşterinin ruh hâlini, alışveriş saatlerini ve davranış örüntülerini bile analiz etmeye çalışıyor.

Bu nedenle pazarlama sektörü de AI dönüşümünden en hızlı etkilenen alanlardan biri hâline geldi. Özellikle reklamcılık tarafında üretken yapay zekâ sistemleri büyük bir devrim yaratıyor. Eskiden bir reklam kampanyası hazırlamak için kreatif ekipler, tasarımcılar ve metin yazarları haftalarca çalışırken, bugün AI destekli sistemler saniyeler içinde farklı kampanya varyasyonları üretebiliyor. Hatta bazı markalar artık her kullanıcı için farklı reklam görselleri oluşturmaya başladı. Bu durum reklamcılık sektörünü dramatik biçimde dönüştürüyor.

Medya sektörü de teknik anlamda dönüşümün kolay olduğu alanlardan biri. Çünkü içerik üretimi büyük ölçüde dijitalleşmiş durumda. Haber özetleme, video altyazısı oluşturma, SEO metni hazırlama, sosyal medya içerikleri üretme ve veri gazeteciliği gibi alanlarda yapay zekâ sistemleri yoğun biçimde kullanılmaya başlandı. Ancak burada teknik dönüşüm kolay olsa da kültürel dönüşüm oldukça sancılı ilerliyor. Çünkü medya sektörü yalnızca içerik üretmiyor; aynı zamanda güven üretiyor. Yapay zekâ destekli içeriklerin çoğalmasıyla birlikte "gerçek bilgi" sorunu büyümeye başladı. Özellikle deepfake videolar, sentetik haberler ve otomatik içerik çiftlikleri, medya dünyasında ciddi bir güven krizine yol açıyor.

Yazılım sektörü ise yapay zekânın en hızlı dönüştürdüğü alanlardan biri. Kod yazabilen AI sistemleri sayesinde geliştiricilerin çalışma biçimi tamamen değişmeye başladı. Artık birçok yazılımcı sıfırdan kod yazmak yerine AI destekli kod önerileriyle çalışıyor. Bu durum özellikle giriş seviyesi yazılım işlerini etkiliyor. Ancak paradoksal biçimde ileri düzey mühendislik bilgisi daha da değerli hâle geliyor. Çünkü yapay zekâ kod üretebiliyor olsa da mimari kararlar, güvenlik yapıları ve kompleks sistem tasarımları hâlâ deneyimli insan uzmanlığı gerektiriyor.

SAĞLIKTA SORUNLAR BÜYÜK

Buna karşılık sağlık sektörü, yapay zekâ dönüşümünün en sancılı ilerlediği alanlardan biri. Teknik olarak AI sistemleri sağlık alanında son derece başarılı sonuçlar verebiliyor. Özellikle radyoloji, görüntü analizi, erken teşhis ve biyoteknoloji alanlarında yapay zekâ insan uzmanlarla yarışır seviyeye ulaşmış durumda. Ancak sağlık sektöründe dönüşüm yalnızca teknik başarıyla ilerlemiyor. Burada etik, hukuki ve psikolojik boyutlar çok daha büyük önem taşıyor.

Çünkü sağlıkta hata payı çok düşük. Bir e-ticaret sitesinin yanlış ürün önermesi büyük bir kriz yaratmayabilir ama bir sağlık algoritmasının yanlış teşhis vermesi doğrudan insan hayatını etkileyebilir. Bu nedenle sağlık sektörü çok daha yavaş hareket ediyor. Ayrıca sağlık verileri son derece hassas olduğu için veri paylaşımı ve regülasyon süreçleri de dönüşümü yavaşlatıyor.

Aynı durum hukuk sektörü için de geçerli. Teknik olarak yapay zekâ sistemleri sözleşme analizi, dava taraması ve hukuki araştırma gibi alanlarda büyük hız avantajı sağlayabiliyor. Ancak hukuk dünyasında güven, yorumlama ve sorumluluk kavramları çok kritik olduğu için AI sistemlerinin tam entegrasyonu kolay gerçekleşmiyor. Özellikle büyük hukuk büroları yapay zekâyı destek aracı olarak kullanıyor ama nihai karar mekanizmalarını tamamen AI'a bırakmak konusunda hâlâ çekimser davranıyor.

Üretim sektörü ise ilginç biçimde hem kolay hem zor dönüşen alanlardan biri. Dijitalleşmiş akıllı fabrikalarda yapay zekâ entegrasyonu oldukça hızlı ilerliyor. Makine arızalarını tahmin eden, enerji tüketimini optimize eden ve üretim planlamasını yöneten sistemler ciddi verimlilik artışı sağlıyor. Ancak geleneksel sanayi şirketlerinde durum çok farklı. Çünkü birçok üretim tesisi hâlâ eski altyapılarla çalışıyor. Veri toplama sistemleri yetersiz olduğu için AI entegrasyonu da zorlaşıyor.

Ayrıca üretim sektöründe fiziksel dünya faktörü devreye giriyor. Yazılım dünyasında hata yapmak görece kolay tolere edilirken, üretim tarafında yapılan küçük bir hata milyonlarca dolarlık kayıplara yol açabiliyor. Bu nedenle sanayi şirketleri dönüşüm konusunda daha temkinli hareket ediyor.

LOJİSTİKTE TAM OTOMASYON HALA ZOR

Lojistik sektörü de dönüşüm açısından karmaşık alanlardan biri. Depo otomasyonu, rota optimizasyonu ve talep tahmini gibi alanlarda AI büyük avantaj sağlıyor. Ancak gerçek dünya koşulları, hava durumu, insan davranışları ve fiziksel operasyonlar nedeniyle tam otomasyon hâlâ zor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde altyapı problemleri AI dönüşümünü yavaşlatıyor.

Eğitim sektörü ise yapay zekâ dönüşümünün en tartışmalı alanlarından biri hâline gelmiş durumda. Teknik olarak AI sistemleri kişiselleştirilmiş öğrenme modelleri sunabiliyor. Öğrencinin eksik olduğu alanları analiz edip özel içerikler oluşturabiliyor. Ancak burada da temel mesele insan ilişkisi. Eğitim yalnızca bilgi aktarımı değil; aynı zamanda sosyal gelişim, motivasyon ve karakter inşası süreci. Bu nedenle birçok uzman eğitimde tam AI dönüşümünün mümkün olmadığını düşünüyor.

KAMUDA DA DÖNÜŞÜM YAVAŞ

Kamu sektörü dönüşüm açısından en yavaş alanlardan biri olarak görülüyor. Çünkü kamu kurumlarında yalnızca teknoloji değil, bürokrasi, mevzuat ve güvenlik süreçleri de dönüşümü belirliyor. Özellikle vatandaş verileriyle çalışan kurumlar çok daha dikkatli ilerlemek zorunda kalıyor. Bununla birlikte vergi analizi, sahtecilik tespiti ve kamu hizmet optimizasyonu gibi alanlarda AI kullanımı hızla artıyor.

Tarım sektörü de yapay zekâ açısından büyük potansiyel taşıyan ama dönüşümü yavaş ilerleyen alanlardan biri. Akıllı sulama sistemleri, uydu görüntü analizi ve verim tahminleme teknolojileri önemli avantajlar sağlıyor. Ancak tarım sektöründe küçük ölçekli işletmelerin çokluğu ve dijital altyapı eksikliği dönüşümü zorlaştırıyor.

İnsan kaynakları alanı ise yapay zekânın hem fırsat hem kriz yarattığı sektörlerden biri. AI sistemleri işe alım süreçlerini hızlandırabiliyor, aday analizleri yapabiliyor ve performans verilerini yorumlayabiliyor. Ancak burada da ciddi etik tartışmalar bulunuyor. Çünkü algoritmaların önyargılı kararlar verme riski büyük bir sorun olarak görülüyor.

2026 raporlarının ortak olarak vurguladığı temel gerçek şu; Yapay zekâ dönüşümünün kolaylığı yalnızca teknolojik kapasiteyle ilgili değil. Şirket kültürü, veri altyapısı, çalışan adaptasyonu ve yönetim vizyonu da en az teknoloji kadar önemli. Bazı şirketler çok güçlü teknolojik altyapıya sahip olsa bile kültürel direnç nedeniyle dönüşümde başarısız oluyor. Bazıları ise daha sınırlı kaynaklarla çok daha hızlı adapte olabiliyor.

Önümüzdeki dönemde en büyük farkı yaratacak şirketler yalnızca AI kullananlar değil; organizasyon yapısını yapay zekâ çağına göre yeniden tasarlayabilenler olacak. Çünkü mesele artık yalnızca teknoloji satın almak değil. Yeni çalışma düzenini inşa etmek.

Güven endişelerine rağmen yaygınlaşıyor

EY'ın Yapay Zekâ Duyarlılık Endeksi 2026 sonuçlarına göre, yapay zekâya ilişkin güvenlik, kontrol ve hesap verebilirlik endişeleri sürmesine rağmen kullanım hızla artıyor. Küresel çapta 23 ülkede 18 yaş ve üzeri 18.000 kişiyle gerçekleştirilen araştırmada, katılımcıların yüzde 84'ü son altı ay içinde yapay zekâ kullandığını, yüzde 16'sı ise insan müdahalesi olmadan belirli görevleri yerine getirebilen otonom bir yapay zekâ sistemini deneyimlediğini belirtiyor. Araştırma bulguları, yapay zekânın artık yalnızca yardımcı bir araç olarak değil, giderek daha fazla karar süreçlerine dahil edilen bir sistem olarak konumlandığını gösteriyor. Son altı aylık dönemde yapay zekânın günlük yaşamdaki yerini ve ne ölçüde kullanıldığını ortaya koymayı amaçlayan araştırma, kullanıcıların yapay zekâya yönelik tercihlerini incelerken, bu alanda güven inşa edilmesi için hangi adımların önem kazandığına da ışık tutuyor. Endeks sonuçları net bir tablo ortaya koyuyor: yapay zekânın benimsenme hızı, güven endişelerini geride bırakıyor. Araştırma, yapay zekâ kullanımının daha yaygın, daha sık ve günlük yaşama daha derin entegre olduğu sekiz öncü pazarı ortaya koyuyor: Hindistan, Çin, Brezilya, Meksika, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Hong Kong ve Güney Kore. Bu pazarlarda yapay zekâ kullanım oranı yüzde 94'e, otonom yapay zekâyı deneyimleme oranı ise yüzde 24'e ulaşıyor. Diğer pazarlar ise daha yavaş ama artan benimsenmenin görüldüğü geçiş pazarları ile daha temkinli ve seçici kullanımın öne çıktığı geride kalan pazarlar olarak ayrışıyor. Bu pazarlar, öncü pazarlara kıyasla genel yapay zekâ kullanımında yüzde 12–15, otonom kullanımda ise yüzde 11–13 oranında daha geride seyrediyor. EY Türkiye Danışmanlık Bölümü Yapay Zekâ Hizmetleri Lideri Reyzi Devrim Pamir konuyla ilgili, "Yapay zekâya yönelik tam güven oluşmadan, kullanım ve yetki devri hızla artıyor. İnsanlar yapay zekâyı önce düşük riskli ve günlük işlerde benimsiyor; ancak bu aşinalık zamanla daha kritik karar alanlarına da taşınıyor. Kurumlar açısından asıl konu artık yapay zekâyı kullanıp kullanmamak değil; hangi görevlerin, hangi sınırlar içinde, nasıl bir insan denetimi ve hesap verebilirlik çerçevesiyle yapay zekâya devredileceğini tasarlamak. Bu nedenle güven, sonradan eklenecek bir unsur değil; en baştan sistemin mimarisine yerleştirilmesi gereken temel bir prensip. İş dünyasının, şeffaflığı, denetlenebilirliği ve sorumlu yapay zekâ yaklaşımını merkeze alan bir dönüşümü hızla hayata geçirmesi kritik önem taşıyor" diyor.

Dijital sağlık çözümü Corpy'ye ödül

Sanofi'nin diyabet hastaları için Corpal Health ile birlikte geliştirdiği mobil uygulaması Corpy, bir başarıya daha imza attı. "2026 Business Honors Awards" kapsamında "En İyi AI & Web 3.0 Uygulaması" ödülüne layık görülen Corpy, dijital sağlık alanındaki yenilikçi yaklaşımını bir kez daha tescilledi. Corpy, diyabetli bireylerin hastalık yönetimini kolaylaştıran, veri odaklı içgörüler sunan ve hasta-hekim etkileşimini güçlendiren bütüncül bir dijital sağlık çözümü olarak öne çıkıyor. Yapay zeka destekli altyapısı ve kullanıcı odaklı deneyim yaklaşımı sayesinde, bireylerin sağlık süreçlerini daha bilinçli ve etkin şekilde yönetmelerine katkı sağlıyor. Corpal Health CEO'su Göksel Çinier, "Corpy'yi geliştirirken amacımız, diyabet yönetiminde farklı ihtiyaçları tek bir platformda buluşturan, veriyle öğrenen ve sürekli gelişen bir sistem ortaya koymaktı. Yapay zekâ ve yeni nesil teknolojilerle güçlendirdiğimiz bu yapı sayesinde hem hastalar hem de sağlık profesyonelleri için daha anlamlı ve etkili bir deneyim sunuyoruz. Sanofi, Corpy gibi çözümlerle kronik hastalık yönetiminde süreklilik gerektiren bakım süreçlerini destekleyerek, sağlık hizmetlerinin daha erişilebilir hale gelmesine katkı sağlamayı hedefliyor" diyor.

Pazarın büyüklüğü 1.6 trilyon dolara ulaşacak

Sanayide dijital dönüşüm hız kazanırken, üretim tesislerinde artık yalnızca makine parkurlarının büyüklüğü değil, üretilen verinin doğru yönetilmesi de kritik önem taşıyor. Endüstriyel IoT (Nesnelerin İnterneti) ve yapay zekâ destekli sistemler sayesinde üretim hatları mekanik yapılar olmaktan çıkarak; enerji tüketimini, performans kayıplarını, bakım ihtiyaçlarını ve olası arıza risklerini anlık olarak analiz edebilen akıllı sistemlere dönüşüyor. Nu Teknoloji, Endüstriyel IoT ve yapay zekâ destekli sistemlerle sanayide enerji verimliliği, uzaktan makine yönetimi ve üretim optimizasyonuna odaklanıyor. "Grand View Research verilerine göre, endüstriyel IoT pazarının 2030'a kadar 1,6 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Bu büyümenin temelinde enerji verimliliği, kestirimci bakım, uzaktan yönetim teknolojilerine yönelik artan talep ve 5G IoT altyapılarının yaygınlaşmaya başlaması yer alıyor" diyen Nu Teknoloji İş Geliştirmeden Sorumlu Kurucu Ortağı Ayşe Nur Koroğlu, "Önümüzdeki dönemde üretimde rekabet avantajı, yalnızca kapasite artışıyla değil, enerji verimliliği, veri yönetimi ve dijital altyapı yetkinlikleriyle şekillenecek. Aynı zamanda veri güvenliği, kesintisiz haberleşme altyapıları ve yapay zekâ destekli otomasyon sistemleri sanayi şirketlerinin yatırım gündeminde daha fazla yer alacak" açıklamasında bulunuyor.

Geliştirdiği inovatif teknolojiler büyük ölçekli operasyonlarda katma değeri artırdı

Uluslararası hizmet inovasyonu alanında en saygın platformlardan biri olan ISSIP, Obase'in yapay zeka odaklı iki çözümünü birden İş Dünyasına Etki Alanında Seçkin Takdir ödülüne layık gördü. Bu ödül; Obase'in geliştirdiği teknolojilerin inovatif yapısını tescil ederken, aynı zamanda büyük ölçekli operasyonlarda yarattığı somut ticari katma değeri ve verimliliği küresel ölçekte belgeledi. Obase'in ödül alan projelerinde ileri analitik ve yapay zeka yetkinliklerini kullanarak karmaşık iş süreçlerini modernize etmeyi başardığını belirten paylaşan Obase Genel Müdürü Dr. Bülent Dal, "Kalite kontrol süreçlerini üretken yapay zeka destekli hibrit bir yaklaşımla uçtan uca otomatize eden çözüm, büyük ölçekli hizmet operasyonlarında manuel iş yükünü azaltırken değerlendirme kapasitesini artırdı ve önemli ölçüde maliyet avantajı sağladı. Eş zamanlı olarak, tedarik zinciri verilerini standartlaştırıp zenginleştirerek uluslararası kategori kod yapılarına uyumlu hale getiren bir diğer çözüm ise veri hatalarını kaynağında önleyerek tedarik süreçlerinin optimize edilmesini ve karar mekanizmalarının güvenilir veri temeliyle güçlenmesini sağladı. Müşteri hizmetleri ile tedarik süreçlerinde önemli verimlilik artışları sağlayan projelerimizin ödüle layık görülmesi, yapay zeka odaklı çözümlerimizin teknolojik yeniliği ölçülebilir iş sonuçlarına dönüştürme gücünü ortaya koyuyor" diyor.

Yandex Türkiye, yapay zekâya büyük önem veriyor

Yandex Türkiye, Arama ve Yapay Zekâ biriminin Genel Müdürlüğü görevine Sedat Öztürk'ü atadı. Bu atama, şirketin stratejik öneme sahip arama teknolojileri ve yapay zekâ alanlarındaki büyüme ve inovasyon vizyonunu güçlendirme kararlılığını yansıtıyor. Öztürk, yeni görevinde Türkiye'ye özel yapay zekâ çözümlerinin geliştirilmesine ve kamu kurumları ile iş ortaklarıyla stratejik iş birliklerinin artırılmasına liderlik edecek. Öztürk, "Yandex Arama ve Yapay Zekâ'nın B2B alanındaki varlığını genişletmek ve kamu kurumlarıyla iş birliklerini derinleştirmek, Türkiye'de kullanıcılar, işletmeler ve daha geniş dijital ekosistem için uzun vadeli değer yaratılmasına katkı sağlayacaktır. Türkiye'nin ihtiyaçlarına uygun yerel çözümler ve stratejik iş birlikleri aracılığıyla Arama ve Yapay Zekâ hizmetlerimizin pazardaki büyümesini daha da hızlandırmayı hedefliyoruz" diyor.

Pazarlamada 200 milyar dolarlık kaybın önüne geçen girişim

Amsterdam merkezli Türk yapay zeka girişimi EVA Social AI stratejik kampanya kurgusu ve sosyal medya içerik üretimi sağlayan ana yapısı, geleneksel odak gruplarını ikame eden yapay zeka destekli test aracı Ruuwe ve otonom yönetim ajanı Maevi'den oluşan entegre ekosistemiyle pazarlama sektöründeki finansal kayıpların önüne geçiyor. NVIDIA Inception programına kabul edilen girişim, 2026 sonunda 27 milyon dolarlık gelir hedefliyor. Girişim, küresel pazarlama bütçelerinin her yıl yaklaşık yarısının başarısız stratejilerle elenmesi sonucu oluşan 200 milyar dolarlık kaybın önüne geçen bir teknoloji ekosistemi sunuyor. EVA Social AI Kurucu ve CEO'su İsmail Bahadır, "Pazarlama profesyonelleri bir kampanyanın başarılı olup olmayacağını ancak bütçenin tamamını tükettikten sonra öğrenebiliyor. EVA Social AI'ı tam da bu belirsizliği ortadan kaldırmak için tasarladık. Pazarlamacılara kampanya kararlarını veriye dayalı, öngörülü bir şekilde alabilecekleri yapay zeka destekli bir ekosistem sunmak istedik. 2027'de San Francisco ve Singapur ofisleriyle global büyümemizi hızlandırmayı planlıyoruz. Bugüne kadar tüm platformumuzu dış yatırım almadan kendi kaynaklarımızla geliştirdik. NVIDIA Inception programına kabul edilmemiz de bu teknolojinin bağımsız bir değerlendirmeyle tescillenmesi oldu" diyor.

"Rekabet teknolojiyle değil, bilginin doğru yönetilmesiyle kazanılacak"

Kanada merkezli dünyanın lider bilgi yönetimi yazılımı ve hizmetleri şirketlerinden OpenText, yapay zeka çağında kurumların dönüşen ihtiyaçlarını odağına aldığı OpenText Summit Türkiye 2026 etkinliğini gerçekleştirdi. "Elevate Together" mottosu ve "Secure Information Management for AI" temasıyla düzenlenen etkinlikte yaklaşık 800 üst düzey yönetici, karar verici ve dijital lider bir araya gelirken; yapay zeka, güvenli bilgi yönetimi, siber dayanıklılık ve dijital dönüşümün geleceği farklı açılardan ele alındı. Etkinlikte bir konuşma yapan OpenText Türkiye & Azerbaycan Genel Müdürü Hülya Güven, "İş yapış şekilleri değişiyor, teknoloji çok hızlı gelişiyor ve yapay zekâ her şeyi etkiliyor. Ancak işin özünde tek bir şey var: bilgi. Günümüzde fark yaratan unsur yalnızca teknoloji değil; veriyi anlamlandırarak stratejik değere dönüştürebilme yetkinliği. OpenText olarak, bilgiyi yalnızca depolamıyor; işlenebilir, erişilebilir ve karar süreçlerini besleyen akıllı bir yapıya dönüştürüyoruz. Başarılı kurumlar bilgiyi sadece saklamıyor; kullanıyor, analiz ediyor ve karar alma süreçlerinin merkezine yerleştiriyor. Bugün OpenText'in konumlandığı nokta da tam olarak burası. Amacımız, kurumların bilgiden gerçek iş değeri üretmesine yardımcı olmak. Çünkü artık rekabet, yalnızca teknolojiyle değil; bilginin doğru yönetilmesiyle kazanılacak" diyor.

NielsenIQ'dan yapay zekâ desteği: "Ask Arthur"

Tüketici zekâsı şirketi NielsenIQ, üretken yapay zekâ ajanı Ask Arthur'a yeni analitik özellikler ekledi. Bu özellikler, veriyi analiz etmekle kalmayıp kullanıcıları uçtan uca analiz süreci boyunca yönlendirerek; verilerde neyin önemli olduğunu belirlemelerine, trendlerin neden ortaya çıktığını anlamalarına ve içgörüleri net, paylaşılabilir anlatılara dönüştürmelerine olanak sağlıyor. İçgörüden aksiyona hızlı bir şekilde geçebilme yetkinliğinin, markalar için her zamankinden daha kritik hale geldiğine işaret eden NielsenIQ Türkiye Genel Müdürü Didem Şekerel Erdoğan, "Geçmişte günler hatta haftalar süren analitik süreçleri dakikalar seviyesine indiriyor. Analiz, açıklama ve hikâye anlatımını tek bir deneyimde bir araya getiren bu yapı sayesinde kullanıcılar, analiz aşamasından aksiyon belirlemeye hızlı ve kolay bir şekilde geçebiliyor. NielsenIQ'nun dünya geneline yayılmış güvenilir veritabanlarını ve yıllara dayanan sektör uzmanlığını birleştiren Ask Arthur, yapay zekâ destekli analitiği müşterilerin günlük iş akışlarına doğrudan entegre ediyor. Ask Arthur böylece markaların ve perakendecilerin tüketici davranışına ilişkin tam görünüm kazanmasına ve içgörüleri güvenle kararlara dönüştürmesine yardımcı oluyor. Zaman içinde Ask Arthur, daha akıllı bir yapay zekâ ajanına dönüşerek kullanıcıların içgörüleri daha hızlı keşfetmesine ve karmaşık veri setlerinde daha yüksek netlikle ilerlemesine proaktif olarak destek olacak" diyor.

Estetik cerrahide algoritmalar dönemi

Sağlık sektöründeki teknolojik devrim, ameliyathanelere ulaştı. Yapay zekâ sistemleri, ameliyat öncesi planlamadan risk tahminine kadar pek çok alanda estetik ve rekonstrüktif cerrahiyi yeniden şekillendiriyor. Son yıllarda hız kazanan akademik çalışmalar, AI destekli sistemlerin plastik cerrahide daha düşük komplikasyon oranları ve daha yüksek hasta memnuniyeti sağladığını ortaya koyuyor. Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı ve heykeltıraş Prof. Dr. Ahmet Karacalar'a göre, teknoloji artık sadece bir araç olmaktan çıkıp cerrahların klinik karar süreçlerinde kritik bir "dijital asistan" haline gelmiş durumda. Prof. Dr. Karacalar, "Yapay zekâ sayesinde bir hastanın yüz analizini, cilt değerlendirmesini veya anatomik ölçümlerini mikron düzeyinde hassasiyetle yapabiliyoruz. Ancak asıl mesele, algoritmaların sunduğu bu soğuk veriyi cerrahın sanatsal vizyonuyla nasıl harmanladığıdır. Dünyanın önde gelen bilim dergilerinden Nature'da yayımlanan yakın tarihli bir araştırma, bu teknolojik sıçramanın boyutlarını gözler önüne seriyor. Araştırmaya göre, AI tabanlı görüntü analiz sistemleri, cilt kanseri tespitinde uzman dermatologlarla eşdeğer doğruluk oranlarına ulaştı. Uzmanlar, bu gelişmenin özellikle rekonstrüktif (onarım) plastik cerrahide erken tanı ve cerrahi planlama açısından devasa bir potansiyel taşıdığı konusunda hemfikir. Algoritmaların estetik cerrahiye sunduğu en büyük katkılardan biri de hasta güvenliği ve psikolojisi üzerinde görülüyor. Makine öğrenmesi sistemleri, binlerce geçmiş hasta verisini saniyeler içinde tarayarak olası komplikasyon risklerini operasyon öncesinde öngörebiliyor. Bu durum, ameliyat masasında karşılaşılabilecek sürprizleri en aza indiriyor" diyor.

Türkiye'de her beş kişiden biri yapay zekayı kullanıyor

Yapay zekâ teknolojileri her sektörde köklü bir dönüşüm yaratmayı sürdürüyor. Bu teknolojinin etkisinin en çok hissedildiği sektörlerin başında ise akıllı telefon pazarı geliyor. Mobil yapay zekâ teknolojilerinin 2025'te küresel ekonomiye 7,6 trilyon dolar katkı sağladığı tahmin ediliyor. Yapay zekâ kullanımının hızla arttığı akıllı telefonlar, mobil yapay zekâ pazarının yaklaşık yüzde 42'sini oluşturuyor. Yapay zekâ araçları dünya genelinde giderek daha yaygın hâle geliyor. 2024 yılı itibarıyla şirketlerin yüzde 78'i yapay zekâyı en az bir iş fonksiyonunda aktif olarak kullanıyor, bireysel kullanım oranları da özellikle genç kullanıcılar arasında hızla artıyor. Türkiye'de ise her beş kişiden birinin yapay zekâ uygulamalarını kullandığı öngörülüyor. 16-24 yaş grubundaki gençlerin yaklaşık yüzde 40'ı yapay zekâdan aktif olarak yararlanıyor. Türkiye'nin yerli teknoloji markası General Mobile da yapay zeka alanındaki çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Marka, GM AI destekli ürünleriyle yapay zekayı kullanıcılarının günlük hayatına entegre ederek onların hayatlarını kolaylaştırmayı amaçlıyor. General Mobile tarafından geliştirilen GM AI; kullanıcıların sorularını yanıtlayabilen, metin, görsel ve farklı içerikleri anlayıp analiz edebilen, içgörüler sunabilen ve görsele dönüştürebilen bir yapay zekâ deneyimi sunuyor. Farklı ihtiyaçlara yönelik sunduğu birçok özellikle kullanıcı deneyimini bir adım öteye taşıyor.

sigortaladim.com, sigorta deneyimini yapay zekâ ile dönüştürüyor

Dijital sigorta platformu sigortaladim.com, sigorta işlemlerinin yapay zekâ araçları üzerinden doğrudan ve kişiselleştirilmiş bir deneyimle gerçekleştirilebilmesini sağlayan Türkiye'nin ilk sigorta odaklı MCP Server altyapısını devreye aldı. Bu altyapı sayesinde kullanıcılar, farklı sigorta ürünlerine ilişkin tekliflere daha hızlı ulaşabilecek ve seçenekleri karşılaştırarak kendileri için en uygun poliçeyi kolayca belirleyebilecek. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan sigortaladim.com Pazarlama Direktörü İzzet Özveren, "Sigorta teklif süreçlerini daha erişilebilir ve kullanıcı dostu hale getirmek amacıyla geliştirdiğimiz sigortaladim MCP Server, yapay zekâ ile sigorta deneyimini yeniden tanımlıyor. Kullanıcılarımız artık, ihtiyaçlarını kendi ifadeleriyle aktararak yapay zekâ ile etkileşime geçiyor; bu sayede en uygun poliçe tekliflerine çok daha hızlı ulaşabiliyor. Bu altyapı ile yalnızca teklif alma süreçlerini değil, poliçe oluşturma ve yönetim aşamalarını da kapsayan uçtan uca bir dijital deneyim sunuyoruz. sigortaladim MCP Server altyapısı, hem bireysel kullanıcıların hem de iş ortaklarının sigorta süreçlerini daha verimli bir şekilde yönetmesini mümkün kılarken, platformun sunduğu karşılaştırmalı teklif yapısını yapay zekâ destekli bir deneyimle birleştiriyor" diyor.

Samsung klima montajında bir ilk: Yapay zekâ desteği ile kurulum

Samsung Electronics Türkiye, satış sonrası müşteri deneyimini yeniden tanımlayan Teknisyen Akademisi kapsamında geliştirdiği yapay zekâ destekli uygulamayla klima kurulum süreçlerinde yeni bir standart belirliyor. Samsung Electronics Türkiye'nin bu uygulaması, klima kurulum süreçlerinde Samsung'un ilk kez yapay zekâ destekli kalite kontrol sistemi kullandığı uygulama olma özelliğini taşıyor. Bu yaklaşım, yalnızca teknik doğruluğu değil, aynı zamanda kullanıcı deneyimini doğrudan etkileyen estetik unsurları da kurulum sürecinin ayrılmaz bir parçası haline getiriyor. Samsung'un geliştirdiği sistem, sahada en sık karşılaşılan konulardan biri olan klima kurulum yerinin doğru seçilmesi ve estetik açıdan uygunluğunu hedefliyor. Akademide, Türkiye'de tasarlanan gerçek bir ev konseptinde teknisyenler, klimanın iç ve dış ünitesinin kurulumunu yapıyor. Uygulama kapsamında teknisyenler, klimanın kurulum işlemini tamamladıktan sonra montaj yapılan alanın fotoğraflarını çekerek yapay zekâ destekli sisteme yüklüyor. Sistem, bu görüntüleri analiz ederek kurulumun estetik, konumlandırma ve uygulama standartlarına uygun olup olmadığını değerlendiriyor.

"Rekabetin kuralları yeniden yazılıyor"

Cenk ÇİĞDEMLİ / Ticimax Kurucu CEO'su

Dijital ekonominin yıllardır üzerine kurulu olduğu trafik modeli köklü bir dönüşümden geçiyor. Arama motorlarının link listeleri yerine doğrudan yanıt üretmeye başlaması, yalnızca teknolojik bir güncelleme değil; görünürlük, rekabet ve kullanıcı davranışlarının yeniden tanımlandığı yeni bir dönemin işareti. Yapay zekâ destekli arama deneyimlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte kullanıcılar artık onlarca sonuç arasında gezinmek yerine, tek ekranda sunulan derlenmiş ve net cevapları tercih ediyor. Bu dönüşüm e-ticareti de dönüştürmeye başladı. Dijital dünyada rekabetin kuralları yeniden yazılıyor. Özellikle e-ticaret markaları açısından kritik bir eşik anlamına geliyor. Artık üst sıralarda yer almak tek başına yeterli değil; asıl fark yaratan, yapay zekâ sistemlerinin yanıtlarında referans gösterilen kaynaklardan biri olabilmek. Bu yeni düzende görünürlük, "tıklanmak" üzerinden değil, "güvenilir kaynak olarak seçilmek" üzerinden tanımlanıyor. Kullanıcı davranışının sadeleşmesiyle birlikte rekabet alanı daralıyor; yüzlerce linkin yerini birkaç güçlü referans alıyor. Bu da markalar için görünürlüğü hem daha zor hem de çok daha değerli hale getiriyor. Yeni dönemde klasik SEO tek başına yeterli değil. Artık içerik yalnızca ziyaretçi çekmek için değil, doğrudan kararları etkilemek için üretiliyor. Bu nedenle ürün anlatımları, kullanıcı senaryoları ve deneyim odaklı içerikler e-ticaretin merkezine yerleşiyor. Sonuç olarak, arama motorlarının yapay zekâ ile evrimi dijital ekonomide yeni bir oyun alanı yaratıyor. Bu yeni düzende kazananlar, yalnızca görünür olanlar değil; doğru anda, doğru cevap içinde yer alabilen markalar olacak. Ticimax olarak Tici AI büyüme asistanı adını verdiğimiz yapay zeka aracımız, markaların web sitesini analiz ediyor ve siteye özel içerik konuları ve blog yazıları oluşturup yayına alıyor. Örneğin abiye satan bir tekstil sitesi için, 'Kır düğününde ne giyilir?', 'Kırmızı abiye giyince nasıl makyaj yapılır?' gibi LLM odaklı konu başlıkları belirleyerek blog yazıları oluşturuyor asistanımız. Bu sayede, Google'ın AI çözümü Türkiye'ye geldikten sonra bizim altyapı hizmeti verdiğimiz e-ticaret şirketlerinin organik trafikleri 50 kata kadar artmış durumda.

"Dijital borç artıyor"

Bahtiyar TAN / IAS CTO'su

Yapay zeka, küresel ekonomik genişlemenin ana itici güçlerinden birine dönüşüyor. Kullanım alanları hızla çeşitlenirken, Morgan Stanley 2028 yılına kadar dünya genelinde yapay zeka çağını destekleyecek yeni veri merkezlerinin inşasına 2,9 trilyon dolarlık yatırım yapılacağını öngörüyor. Ancak yapay zeka yatırımları küresel ölçekte rekor hızla artarken, kurumların teknoloji altyapılarında yıllar içinde biriken yapısal yük de büyümeyi sürdürüyor. Yapay zeka yatırımlarının artan ivmesi, kurumların uzun süredir biriktirdiği bu yapısal sorunları perdeleyebiliyor. Finansal tablolarda görünmeyen ancak çevikliği, inovasyon kapasitesini ve dönüşüm hızını doğrudan etkileyen bu sorunlar, artık "dijital borç" kavramıyla tanımlanıyor. Dijital borç; yalnızca eski kod yapılarından değil, yıllar içinde birbirinden bağımsız biçimde devreye alınmış platformlardan, tamamlanmamış entegrasyonlardan, mükerrer araçlardan, veri silolarından ve bu yapılar üzerinde şekillenmiş kırılgan iş süreçlerinden besleniyor. Bugün birçok kurum hız ve ölçek avantajı elde etmek için yeni teknolojilere yöneliyor. Ancak birbirleriyle konuşmayan sistemlerin, düşük veri kalitesinin ve geçmişten taşınan yapısal yüklerin üzerine yapay zeka katmanı eklemek; dışarıdan güçlü görünen ama içeride sürdürülebilirliği zayıf bir yapı kurmak anlamına geliyor. Yapay zeka projelerinde kalıcı başarı, önce verinin niteliğine, ardından bu veriyi taşıyan dijital omurganın dayanıklılığına bağlı. Yapay zeka çağında şirketlerin karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri, yeni yatırım bütçelerinin önemli bir bölümünün yeni değer üretmek yerine geçmişte alınmış dağınık kararların sonuçlarını taşımaya ayrılması. McKinsey verileri, dijital borcun ana kaynaklarından biri olan teknik borcun günümüzde şirketlerin BT bilançolarının yaklaşık yüzde 40'ını oluşturduğunu ortaya koyuyor. Accenture ise entegre olmayan sistemler ile düşük veri kalitesinin kurumlara yıllık ortalama 12,9 milyon dolar maliyet yarattığına işaret ediyor. Bu tablo, yapay zekaya ayrılan bütçelerin tek başına dönüşüm başarısını garanti etmediğini gösteriyor. CEO'ların yüzde 94'ünün, 2026'da somut sonuç alınamasa bile yapay zeka yatırımlarını sürdürme niyetinde olması, kurumların bu alandaki kararlılığını ortaya koyarken, aynı zamanda dijital borcun artması riskini ve buna bağlı altyapı hazırlığının önemini daha da artırıyor.

"Kurumlar daha fazla Türk yapay zekâ şirketi tercih etmeli"

Can BAKIR / Yapay Zekâ Fabrikası Genel Müdürü ve CEO'su

Yapay zekânın artık bir "furya" olmaktan çıkıp kalıcı bir gerçekliğe dönüştü. Geçen yıl yaptığımız bir ankette Türkiye'de kurumların yüzde 60'ı yapay zekâyı aktif olarak çeşitli alanlarda kullandığını bizimle paylaştı. Kurumlar çok aktif biçimde bunu kullanıyor. Geçen sene başında İş Kuleleri'nde 100 yapay zekâ girişimini ağırlamıştık. Bu girişimlerin tamamı ciro üreten şirketlerdi. Hem girişim tarafı hareketli hem de kurumlarda kuvvetli bir kabul ve kullanım oranı var. Kurumların yüzde 60'ı Türkiye'de yapay zekâ ile ilgili bir proje yaptığını söylüyor ama Türk yapay zekâ girişimi tercih oranı yüzde 5,7 seviyesinde. Burada gidilecek çok yol var. Kurumların daha fazla Türk yapay zekâ şirketini tercih etmesi gerekiyor ki ekosistem büyüsün. Anthropic'in çok yeni bir raporuna baktığımızda yapay zekâ işlerimizin yüzde 94'ünü dönüştürebilecek gibi gözüküyor ama kurumların bugün kullanabildiği oran yüzde 33'lerde. Arada çok büyük bir fark var. Henüz yapay zekâ işlerimizi ele geçirmiş durumda değil. Yazılım sektörü, yapay zekânın kabiliyetinin çok yüksek olduğu bir alan. Buna rağmen burada bile dönüşüm oranı yüzde 4-5 seviyelerinde. Olabileceğinin çok daha arkasında. Bu nedenle büyük işten çıkarmalar ya da sektörü kökten etkileyecek bir dönüşüm henüz yaşanmadı. Ancak giriş pozisyonlarında alımlarda bir azalma var. Bu hem yapay zekânın bazı işleri yapmasından hem de işlerin dönüşeceği beklentisinden kaynaklanıyor olabilir.

"Artık yönetim kurullarında karar ortağı"

Tanel TEMEL / Artiwise Kurucu Ortağı ve CEO'su

Markalar için müşterinin sesini duyabilmek kadar, bu sesi kurum içinde ortak bir karar diline dönüştürebilme kabiliyeti de güçlü bir rekabet avantajı yaratıyor. Bugün birçok kurumda müşteri deneyimi hâlâ operasyonel bir çıktı olarak ele alınıyor. Oysa müşteriyle temas eden her sinyal; büyüme, sadakat, risk ve itibar hakkında yönetim kurulu seviyesinde okunması gereken çok değerli içgörüler üretiyor. Yapay zeka dağınık sinyalleri anlamlı, önceliklendirilebilir ve aksiyona dönüşebilir bir çerçevede bir araya getirerek müşteri deneyimi yönetiminde yeni bir karar standardı oluşturuyor. Yönetim kurulları kararlarını yalnızca finansal sonuçlar üzerinden değil, müşteri sadakati üzerindeki etkileriyle birlikte değerlendirebiliyor. Artiwise CXM, müşteri deneyimini geriye dönük olarak ölçen bir sistem olmanın ötesine geçerek içgörüyü aksiyona bağlayan ve yönetim kurullarının karar kalitesini güçlendiren stratejik bir karar destek katmanı sunuyor.

BİZE ULAŞIN