Novozymes ve Chr. Hansen'ın birleşmesiyle kurulan küresel biyoçözüm lideri Novonesis, Türkiye'de biyoçözümler sektörünün ekonomik ayak izini ilk kez somut verilerle ortaya koyan "Biyoçözümlerin Değeri: 2035'e Kadar Büyüme ve Refah – Türkiye" ("The Value of Biosolutions: Growth and Prosperity to 2035 - Türkiye edition") Raporu'nu kamuoyuna sundu. Amsterdam Data Collective (ADC) tarafından bağımsız bir metodolojiyle hazırlanan ve Birleşmiş Milletler Endüstriyel Kalkınma Örgütü (UNIDO), OECD ile Comtrade gibi uluslararası güvenilir veri tabanlarına dayanan bu kapsamlı rapor, biyoçözümleri salt bir çevre veya sürdürülebilirlik başlığı olmaktan çıkarıyor. Biyolojik tabanlı teknolojilerin ve süreçlerin (biyoyakıtlar, özel enzimler, probiyotikler ve mikroorganizmalar) endüstriyel üretimde birer katalizör olarak kullanımını inceleyen küresel araştırma serisinin Türkiye bacağı olan çalışma; bu teknolojileri küresel ticaret kuralları altında sanayi rekabetçiliği, yerli üretim gücü ve makroekonomik dayanıklılık stratejisi olarak yeniden konumlandırıyor.
"Mesele Bağımlılığı Yönetmek Değil, Yerli Kapasiteyi Güçlendirmek"
Raporun ortaya koyduğu çarpıcı verileri ve biyoekonominin Türkiye için sunduğu stratejik yol haritasını değerlendiren Novonesis Türkiye Ülke Müdürü Pınar Tunçkol, Türkiye'nin son yıllarda esnek politika araçları ve altyapı yatırımlarıyla enerji alanında arz güvenliğini büyük ölçüde sağladığını ifade ederek şu açıklamalarda bulundu: "Dünyanın yedinci büyük, Avrupa'nın ise en büyük tarımsal üreticilerinden biri olan Türkiye; hem üretim kapasitesi hem de biyolojik kaynak çeşitliliği açısından çok önemli bir avantaja sahip. Giderek daha belirsiz hale gelen bir dünyada dayanıklılık, artık sadece dışarıdan sağlanan güvenlikle değil, içeride yaratılan kapasiteyle ölçülüyor. Türkiye'nin yerli kaynaklarını biyoekonomi ile daha etkin kullanabilmesi; enerji güvenliğini, ekonomik istikrarı ve rekabetçiliği aynı anda güçlendirecektir. Türkiye bu kapasiteye sahip ve bir sonraki adım, bunu stratejik bir avantaja dönüştürmek olmalı. Ülkemizin ev sahipliği yapacağı COP31 ise 'ithalat bağımlılığını yönetmekten yerli kapasiteyi güçlendirmeye geçiş' hikayemizi uluslararası ölçekte güçlü bir referans modeli olarak anlatabileceğimiz çok önemli bir platform niteliği taşıyor."
Yeni Bir İhracat ve Büyüme Motoru Doğuyor
Raporda, biyoçözümler pazarının Türkiye'deki gelişim potansiyelini daha net somutlaştırmak amacıyla, ülkenin en başarılı ihracat odaklı imalat kollarından biri olan otomotiv sektörü referans noktası olarak alınıyor. Türkiye otomotiv sanayisinin son on yıllarda güçlü ihracat performansı, küresel değer zincirlerine tam entegrasyonu ve geniş tedarikçi ekosistemiyle nasıl bir ekonomik lokomotife dönüştüğü hatırlatılıyor. Doğru politika çerçevesi, öngörülebilir yatırım ortamı ve güçlü bir inovasyon ekosistemi sağlandığı takdirde, biyoçözümler sektörünün de benzer bir gelişim eğrisi gösterebileceğine işaret ediliyor. Bu sayede Türkiye, sadece iç pazardaki endüstriyel verimliliğini artırmakla kalmayıp, yüksek nitelikli iş gücü yaratan ve küresel pazarlara yüksek katma değerli biyoteknolojik ürünler ihraç eden stratejik bir yapıya kavuşuyor.
Sanayi Politikalarında Yeni Bir Yol Haritası İhtiyacı
Teknolojinin varlığının tek başına yeterli olmadığını, asıl başarının bu çözümlerin kitlesel olarak sanayiye entegre edilmesinden geçtiğini gösteren rapor, Türkiye için vizyondan eyleme geçiş aşamasında kritik enstrümanlar listeliyor. Türkiye'nin 12. Kalkınma Planı (2024-2028), Ulusal Enerji Planı ve Sürdürülebilir Havacılık Yakıtları (SAF) gibi mevcut makro hedefleriyle biyoekonominin doğrudan örtüştüğü görülüyor. Ancak pazarın yüksek büyüme senaryosuna ulaşarak 10,8 milyar euro'luk potansiyeli yakalaması için yasal mevzuatlarda tam bir öngörülebilirlik sağlanması, bakanlıklar arası çok koordinasyonlu bir yapının kurulması ve kamu-özel sektör ortaklıklarının hızlandırılması gerekiyor. Bu çözümlerin İklim Kanunu ve ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) gibi ticari mekanizmalara derinlemesine entegre edilmesi, sanayicinin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) altındaki ihracat risklerini de minimuma indiriyor.