HÜLYA GENÇ SERTKAYA/ Küresel ekonominin geleceği iklim politikalarıyla yeniden şekillenirken, Türkiye iklim diplomasisi ve uluslararası organizasyonlar tarihinin en büyük etkinliklerinden biri olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nın 31'incisine (COP31) ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya'da gerçekleştirilecek olan COP31'in, "Diyalogdan Uzlaşıya, Uzlaşıdan Aksiyona" sloganıyla küresel bir aksiyon çağrısına dönüşmesi hedefleniyor. İklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir gelecek için ortak çözümlerin tartışılacağı COP31, dünyanın dört bir yanından devlet liderleri, bakanlar, bilim insanları ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirmeye hazırlanıyor. Program kapsamında liderler zirvesi, resmi müzakere oturumları, yan etkinlikler ve iklim politikalarına yönelik toplantılar yer alıyor. COP31'in, küresel liderlerin iklim iş birliğinin geleceğini şekillendirmesi açısından önemli bir ortam sunması, küresel iklim politikasını kağıt üzerindeki vaatlerden sahada doğrulanan sonuçlara taşıyacak iş birliği ağını güçlendirmesi bekleniyor. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, sıkça COP31'in kararların yazıldığı bir toplantı dışında, kararların hayata geçtiği bir zirve olmasını istediklerinin altını çiziyor. COP31'in Antalya'da 2 milyar dolarlık doğrudan ekonomik hareketlilik oluşturması, çarpan etkisiyle 4 milyar dolarlık katma değer yaratması bekleniyor.
Uzmanlar bu küresel buluşmanın Türkiye için sadece diplomatik bir vitrin değil, aynı zamanda ulusal politikaların gerçekçi bir test alanı olacağının altını çiziyor. Antalya COP31'in Türkiye için bir diplomatik fırsat olduğu kadar, iklim politikalarının tutarlılığını sorgulama olanağı da sunduğunu belirtilirken; COP31'in Türkiye'ye farklı gruplar arasında köprü kurma ve "masaya en yakın sandalyeyi" alma şansı verdiğini vurgulanıyor. Uzmanlar, bu tarihi eşiğin başarılı olmasının ancak bilimsel kanıtların bütçeye, takvime ve kamusal denetime bağlanmasıyla mümkün olacağı konusunda birleşiyor.
ULUSLARARASI İKLİM POLİTİKALARININ YÖNÜNÜ ŞEKİLLENDİRDİ
Bilindiği üzere Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne (BMİDÇSİ/UNFCCC) taraf olan tüm devletler COP'ta temsil ediliyor. (COP31 Başkanlığı 196 Taraf ülke adına hareket ediyor.) Küresel iklim yönetişimi için dünyanın en üst düzey çok taraflı platformu olan COP'ta; iklim hedefleri müzakere ediliyor, taahhütler güçleniyor ve kolektif eylemler ilerletiliyor.
Temel işlevlerinden biri taraflarca sunulan ulusal bildirimleri ve sera gazı envanterlerini incelemek olan COP'lar, ülkelerin aldığı önlemlerin etkisi, Sözleşme'nin nihai amacına doğru ilerleme, iklim iddiasının ve uygulamanın güçlendirilmesi gereğini değerlendiriyor. Yıllar içinde COP oturumları, Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması da dahil olmak üzere küresel iklim eyleminde önemli kilometre taşlarına yol açtı ve uluslararası iklim politikasının yönünü şekillendirdi.
"GELECEĞİN COP'U" VİZYONU
Antalya'da gerçekleştirilecek olan COP31'in, küresel iklim krizinin derinleşen etkileri ve jeopolitik belirsizliklerin gölgesinde, insanlığın ortak geleceğini güvence altına alacak en somut adımların merkezi olması bekleniyor. Türkiye'nin "Geleceğin COP'u" olarak şekillendirdiği bu vizyon; iklim eylemini soyut vaatlerden ve kağıt üzerindeki taahhütlerden kurtararak, sahada doğrulanabilir, ölçülebilir ve sürdürülebilir bir uygulama dönemine taşımayı hedefliyor.
"Taahhüt niyet beyanı, uygulama ise güvendir" ilkesinden hareketle, COP31 Başkanlığı bu küresel güveni yeniden inşa etmeye ve iklim diplomasisine yeni bir soluk getirmeye hazırlanıyor. Bu vizyon doğrultusunda COP31, "diyalogla güvenin yeniden inşası, uzlaşı ve aksiyonla taahhütlerin sahaya inmesi" olmak üzere üç temel sütun üzerine inşa ediliyor. COP31 Başkanlığı'nın uygulama hedefine vurgu yapan Bakan Kurum, COP31'de Türkiye olarak dünyaya "Artık taahhütlerin eyleme geçme zamanıdır. Şimdi uygulama zamanıdır" diyeceklerini vurguluyor.
COP31 için hazırlanan aksiyon ajandası için kurgulanan 10 öncelikli tema ise şöyle:
"Sıfır Atık, Yeşil Sanayileşme, Temiz Enerji Dönüşümü, Rio Sinerjisi, Okyanuslar ve Denizler, Gıda Güvenliği, İklim Dirençli Şehirler, İklim Uygulama Köprüsü, Gençlik ve Eğitim, Dinamik ve Dayanıklı Sağlık Sistemleri."
KÜRESEL UYGULAMA HEDEFLERİ
COP31'de altı küresel uygulama hedefi belirlendi. İlki elektrifikasyon. 2035 yılına kadar küresel elektrifikasyon oranının yüzde 35'e çıkarılması hedefleniyor. İkincisi "Sıfır Atık ve metan azaltımı. Atık kaynaklı metan emisyonlarında yüzde 50 oranında küresel bir düşüş sağlanması hedefleniyor. Üçüncüsü; dirençli şehirler ve binalar. Bina enerji yoğunluğunun küresel ölçekte yüzde 25 azaltılması öngörülüyor. Dördüncüsü yeşil sanayileşme. Sanayi sektöründe döngüsel (geri dönüştürülmüş) malzeme kullanım payının yüzde 15'e çıkarılması hedefleniyor. Bir diğer hedef her alanda farkındalık: 2030 yılına kadar okul müfredatlarında iklim eğitiminin yaygınlaştırılması ve 2035'e kadar toplum farkındalığının artırılması öngörülüyor. Sonuncusu ise iklim uygulama köprüsü. Gelişmekte olan ülkelerin iklim projelerini hayata geçirebilmeleri için finansman ve teknoloji transferini kolaylaştıran bir iş birliği mekanizmasının kurulması hedefleniyor.
İKLİM EYLEMİNİ HIZLANDIRACAK
Önceki COP'ların (özellikle COP30 Belém'in) temelleri üzerine inşa eden COP31 Programı; küresel liderleri, politika yapıcıları, bilim insanlarını, iş dünyasını, sivil toplumu ve gençleri bir araya getirerek iklim eylemini hızlandırmayı ve uluslararası iş birliğini güçlendirmeyi amaçlıyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, boyunca çok çeşitli oturumlar, diyaloglar ve üst düzey toplantılar, en acil iklim sorunlarını ele alırken pratik çözümleri ve ortaklıkları teşvik edecek. Küresel iklim eylemi için siyasi ivmeyi güçlendirmek üzere dünyanın dört bir yanından devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getiren Liderler Zirvesi ise 11-12 Kasım'da gerçekleştirilecek. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının himayesinde Antalya'da düzenlenecek zirve; liderlere ulusal taahhütlerini sunma, ikili diyalog yürütme ve iklim krizine karşı ortak çözümleri ilerletme imkanı sağlayan üst düzey bir platform sunacak. Zirve, ülkeler arasında iş birliği, güven ve ortak sorumluluğu teşvik ederken Paris Anlaşması'nın uygulanmasını hızlandırmayı hedefliyor.
2 MİLYAR DOLARLIK EKONOMİK HAREKETLİLİK OLUŞTURACAK
COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un açıklamalarına göre, COP31'e şu ana kadar 85 lider katılımını bildirdi. 300'e yakın bakan bu kapsamda Türkiye'yi ziyaret edecek. 1.1 milyon metrekarelik COP Alanı'nın Mavi ve Yeşil bölge olarak ikiye ayrılırken, Mavi Bölgede iklim finansmanı ele alınacak, Yeşil Bölgede bu alandaki uygulamalar tanıtılacak. Bakan Kurum, COP31 çerçevesinde 159 pavilyon ve 90 delegasyon ofisi başvurusu onayladıklarını vurgulayarak, bunun da COP tarihinin en yüksek başvuru sayısı olduğunu kaydetti. Bu arada 154 ülkeden toplam 45 bin gönüllü olmak üzere 2 bin sivil toplum örgütü konferansa başvuru yaptığı, 3 bine yakın gazeteci akredite oldu.
Sürdürülebilir çevreci ulaşımla alanda 1 milyonu aşkın ziyaretçinin ağırlanacağını vurgulayan Kurum, COP31'in Antalya'da yaklaşık 2 milyar dolarlık doğrudan ekonomik hareketlilik oluşturacağına dikkat çekti. Kurum, çarpan etkisiyle toplam katma değerin 3-4 milyar dolara ulaşmasının beklendiğini söyledi. Kurum, inşa edilen tüm yapıların COP31 Zirvesi'den sonra Antalya'nın turizmine katkı sağlamaya devam edeceğini vurguladı.
İKLİM POLİTİKALARININ TUTARLIĞINI SORGULAMA FIRSATI
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi ve Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, konferansın Türkiye için diplomatik fırsat olduğu kadar, iklim politikalarının tutarlılığını sorgulama olanağı da olduğunu belirtiyor. Konferansın değerinin, kaç liderin katıldığıyla, kaç şirketin stant açtığıyla ya da kaç niyet beyanının duyurulduğuyla ölçülemeyeceğini vurgulayan Türkeş, şu değerlendirmelerde bulunuyor:
"Asıl ölçüt, toplantı sonrasında sera gazı salımlarının azaltılmasını, insanların korunmasını ve ekosistemlerin iyileştirilmesini sağlayacak kararların uygulanıp uygulanmadığıdır. Türkiye'nin enerji, tarım, su, kentleşme ve doğa koruma tercihleri, COP31 öncesinde olduğu gibi sonrasında da bu sınavın parçasıdır. COP31 bir eşik olabilir, ancak bunu sağlayacak olan ev sahipliğinin kendisi değil, bilimsel kanıtı bütçeye, takvime, sorumlu kuruma ve kamusal denetime bağlayan siyasal iradedir."
Taraflar Konferanslarını ortak bilimsel değerlendirmelerin politika alanına taşınmasını, salımların raporlanmasını ve uluslararası dayanışmanın kurumsallaşmasını sağladığına dikkat çeken Türkeş, şunları söylüyor:
"Paris Anlaşması da hukuken bağlayıcı bir uluslararası antlaşmadır. Bununla birlikte, bir ülkenin katkı beyanını hazırlama, yenileme ve ilerlemeyi raporlama yükümlülükleriyle, beyan ettiği sayısal hedefi gerçekleştirmesinin hukuki niteliği aynı değildir. Paris sistemi, hedefi tutturamayan her ülkeye otomatik ceza uygulayan küresel bir yaptırım düzeni kurmaz. Dolayısıyla hem 'hiçbir şey bağlayıcı değil' demek hem de bütün açıklamaları uygulanması güvence altına alınmış yükümlülükler gibi sunmak yanıltıcıdır."
COP31 EŞİK OLABİLİR
COP toplantılarının zaman zaman "sadece birer iklim fuarına" dönüştüğü veya bağlayıcı olmaktan uzak kalıp "yeşil boyama" aracı olarak kullanıldığı yönünde uyarıları bulunan Prof. Dr. Türkeş, Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31'in, zirveleri bu "çok söz, az eylem" kıskacından çıkarıp somut yükümlülüklere dönüştürecek bir eşik olabileceğini, ancak bunun katılım sayılarıyla değil, uygulanabilir kararlarla mümkün olacağını söylüyor. Zirvelerin giderek iklim biliminin ve salım azaltımının önüne geçen şirket ve lobi etkinliklerine sahne olduğunu vurgulayan Türkeş, "Katılımı iklim mücadelesi saymanın, görünürlükle katkıyı birbirine karıştırmak" eleştirisinde bulunuyor. COP29 ve COP30 süreçlerindeki gözlemlerini paylaşan Türkeş, değerlendirmesini şöyle sürdürüyor:
"Burada sormak gerekiyor: Binlerce kişinin katıldığı bir toplantıda, katılımcılar müzakerelerde (görüşmelerde) ne yapıldığını ne ölçüde biliyor, hangi görevi üstleniyor ve dönüşte neyi değiştiriyor? Katılımı iklim mücadelesi saymak, görünürlükle katkıyı birbirine karıştırmaktır.
Bu eleştirimin bir boyutu da toplantının amacını ve kendi katkısını netleştirmeden, çoğunlukla fosil yakıta dayanan hava ulaşımıyla zirvelere gitmenin yarattığı tutarsızlıktır. Karbon ayak izini artıran bu yolculukların bilimsel çalışmalara, kamusal yarara ya da görüşmelere ne katkı sağladığı açıklanmalıdır. Bu, bütün katılımcıların bilgisiz olduğu ya da her yolculuğun gereksiz olduğu iddiası değildir. Müzakerecilerin, emek kuruluşlarının (sendikalar, odalar, ilgili STK'lar, vb.), üniversitelerin, bilim insanlarının ve etkilenen toplulukların anlamlı temsili korunurken, tanıtım ağırlıklı gereksiz hareketlilik azaltılmalıdır."
"MALİ KAPASİTESİ YÜKSEK ÜLKELER DAHA HIZLI AZALTIM YAPMALI"
Türkeş, COP31'in nasıl bir gerçek eşik olabileceğini ise şu sözlerle anlatıyor:
"Bence uygulama odaklı bir COP'un her girişimi şu sorulara yanıt vermelidir: Ne değişecek, hangi tarihe kadar, hangi kaynakla ve kimin sorumluluğunda? Sonucu kim ölçecek, ilerleme yetersizse ne yapılacak? İktisat ve Toplum'daki COP31 değerlendirmemde vurguladığım gibi, bilimsel hedefler finansman, teknoloji, mevzuat ve yatırımla uygulamaya; uygulama da ölçülebilir sonuçlara bağlanmalıdır .Gönüllü ortaklıklar, ulusal mevzuatın ve denetlenebilir yükümlülüklerin yerini alamaz.
Tarihsel sorumluluğu ve mali kapasitesi yüksek ülkeler daha hızlı azaltım yapmalı, finansman ve teknoloji desteği sağlamalıdır. Türkiye'nin destek talebi meşrudur; ancak ulusal önlemleri ertelemenin gerekçesi olmamalıdır. İnandırıcılık, bilimsel eleştiriyi politika iyileştirmesinde kullanmayı gerektirir."
"UYUM POLİTİKASI FARKLILIKLARI HESABA KATMALI"
Sanayinin karbon maliyeti ve dış ticaret üzerindeki etkilerinin önemli olduğunu söyleyen Türkteş, "Bununla birlikte Türkiye'nin iklim politikasını yalnız ihracatın rekabet gücünü koruma gündemine indirgemek, sorunun büyük bölümünü dışarıda bırakır. İklim değişikliği; içme suyunu, tarımsal üretimi, halk sağlığını, enerji güvenliğini ve kırsal geçimi birlikte etkiliyor. Aynı zamanda etkilenebilirlik eşit dağılmıyor. Küçük üretici, mevsimlik tarım işçisi, düşük gelirli kentli ve iklimlendirilmiş ortamda çalışan kişi aynı korunma olanaklarına sahip değildir. Uyum politikası bu farklılıkları hesaba katmalıdır. Türkiye üzerine araştırmalarımız, su güvenliğinin yalnız yağış toplamıyla değerlendirilemeyeceğini gösteriyor."
Prof. Dr. Levent KURNAZ / Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi
"Bu şansı kullanmak bize bağlı"
COP31 ev sahipliği Türkiye'yi tek başına oyun kurucu yapmaz ama masaya en yakın sandalyeyi verir. Türkiye'nin asıl avantajı konumu: Ne AB üyesi, ne G77 grubunda, ne petrol ihraç eden bir ülke, ne de küçük bir ada devleti. Bu da bizi farklı gruplar arasında köprü kurabilen nadir ülkelerden biri yapıyor. Üstelik Akdeniz iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgelerden biri. Bu bize hem salımları azaltmayı hem de insanları korumayı aynı anda savunma hakkı veriyor. Bu şansı kullanmak bize bağlı. Ancak bunun için dersimizi çok iyi çalışmamız gerekli.
COP31'i bir vitrin olarak görüyorum. Ev sahibi ülkenin önce kendi evine bakılır. 2053 net sıfır hedefi ile bugünkü kömür politikası arasındaki mesafe bize mutlaka sorulacaktır. Bunu baskı değil, takvimi netleştirme fırsatı olarak görmek gerekiyor. Kömürden çıkış tarihini ve kömür bölgelerindeki insanlar için adil bir geçiş planını açıklayan bir Türkiye, Antalya'dan çok daha güçlü bir sesle çıkar.
COP kararları bağlayıcı yasalar değil, ülkelerin birbirine verdiği sözlerdir. Asıl iş zirveden sonra başlar: ülkeler bu sözleri kendi ulusal planlarına, bütçelerine ve mevzuatlarına aktarır. Paris Anlaşması'nın gücü de buradan gelir; hedefler her beş yılda bir yenilenir ve herkes birbirinin ne yaptığını görür. Yavaş ama işlemesi beklenen bir mekanizmadır.
Prof. Dr. Doğanay TOLUNAY/ İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi
"Üç küresel ekolojik sorun ilk defa birlikte gündemde"
COP31'de ormansızlaşma ve Akdeniz coğrafyasındaki tüm ülkelerin en önemli sorunlarından olan orman yangınları yok. Buna karşılık 2021 yılında Glasgow'da düzenlenen COP26'da "Glasgow Liderlerinin Ormanlar ve Arazi Kullanımı Deklarasyonu" imzalanmıştı. 2030 yılına kadar orman kaybını ve arazi bozulmasını durdurmayı ve tersine çevirmeyi hedefleyen bu deklarasyona ülkemiz de taraf oldu. Buna karşılık sadece 2021-2025 yılları arasında 121 bin hektar kadar bir orman alanında maden, enerji ve kamu yararı olan diğer bazı tesislere izin verildi. Bu şekilde izin verilen toplam orman alanı ise 970 bin hektara ulaştı. Sadece orman alanları değil yine yutak alan olan zeytinlikler de kömür için acele kamulaştırma kapsamına alındı. Özetle sınavımız pek de iyi geçmiyor!
COP31'de ormanlar, toprak ve biyoçeşitlilik Rio Sinerjisi başlığı altında konuşulacak. 1992 yılındaki Rio Zirvesi'nde imzaya açılan Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ve İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ile 1994 yılında imzaya açılan Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi "Rio Sözleşmeleri" olarak adlandırılmakta. Ayrı sözleşmeleri olan bu üç küresel ekolojik sorunla mücadele bugüne kadar birbirinden kopuk ilerledi. İlk defa birlikte alınması gündemde olduğu için önemli. Çünkü iklim değişikliği yutak alanları ve biyolojik çeşitliliği olumsuz etkiliyor, ekosistemler zarar görünce daha az karbon depolanıyor, kuraklıklar çölleşme riski olan alanları genişletiyor, çölleşen arazilerde biyolojik çeşitlilik kaybı yaşanıyor. Bu ilişkiler topluma aktarılabilirse ilerleme sağlanabilir. Özellikle özel sektörün yeşil badana kokan uygulamalarının önlenmesi için toplumun söz konusu üç ekolojik sorun arasındaki ilişki ve etkileşimleri bilmesi önemli bir gelişme olacaktır.
Prof. Dr. Murat TÜRKEŞ / Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi, Fizik Bölümü Öğretim Üyesi
"Yıllık iklim uygulama değerlendirmesi yayımlanmalı"
Türkiye'nin sorumluluğu COP31'e ev sahipliği yapmakla sona ermeyecek. Konferans öncesindeki sözler, sonrasında bilimsel bilgiye dayalı kamucu planlama ve uygulamayla sınanmalıdır. Salımların azaltılması, su ve gıda güvenliğinin korunması, fosil yakıtlardan emekçilerin hakları gözetilerek çıkılması ve yutakların ekolojik bütünlüğünün savunulması bu sürecin ölçütleridir. Başarı; bütçe ve yatırım kararlarında, havza yönetiminde ve yurttaşların denetleyebildiği sonuçlarda aranmalıdır. Antalya'nın tarihsel değeri, konferans sonrasında bu alanlarda neyin değiştiğiyle anlaşılacaktır. Çiftçilerin, işçilerin, kadınların ve yerel toplulukların önerilerinin kararlara nasıl yansıdığı açıklanmalıdır.
Yıllık bir iklim uygulama değerlendirmesi yayımlanmasını öneriyorum. Her hedef için başlangıç durumu, ödenek, harcama, sonuç ve sapma nedeni açıklanmalıdır. Azaltım ve uyum ayrı göstergelerle izlenirken yatırım kararlarının her ikisini nasıl etkilediği açıklanmalıdır. Antalya'nın kalıcı mirası, konferans binalarının ötesinde düşünülmelidir. Kentin ve turizm sektörünün su bütçesi, sıcaklık riskleri, yerel gıda tedariki, ulaşım ve atık yönetimi izlenebilir bir programa bağlanabilir. Görünür toplama faaliyetinin yanında önleme, toplam kaynak kullanımı, kirlilik ve çalışanların koşulları da sorgulanmalıdır. Bir alandaki çevresel iyileşmenin yükü başka bir mahalleye, ekosisteme ya da emekçi grubuna aktarılıyorsa, bütüncül başarıdan söz edilemez.
"Somut para ve takvim ortaya konulmalı"
COP zirveleri için zaman zaman 'Çok söz, az eylem' eleştirisi de yapılıyor. Türkiye'de gerçekleşecek COP31'in tarihe geçmesi için iklim değişikliğinin etkilerinden korunma konusunda somut para ve takvim ortaya konulması gerektiği vurgulanıyor. Tek bir zirvenin dünyayı değiştirmesini beklemenin doğru olmadığını söyleyen Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Kurnaz, "COP'lar bir maraton gibi; her zirve bir sonraki adımı mümkün kılar. Paris olmasaydı, yenilenebilir enerjiye bugünkü yatırım akışı bu kadar hızlı olmayabilirdi. Antalya'nın tarihe geçmesi için iklim değişikliğinin etkilerinden korunma konusunda somut para ve takvim ortaya koyması yeterli olur. Bu bir kötümserlik değil, verilere dayalı bir gerçekçilik" diyor.
Kurnaz, COP zirvelerinde pazarlıklarda süreci en çok "paranın" kilitlediğinin altını çizerek, şöyle devam ediyor:
"Kim, kime, ne kadar ve hangi koşulla ödeyecek? Gelişmekte olan ülkeler tarihsel sorumluluğu hatırlatıyor, gelişmiş ülkeler ise büyüyen yeni ekonomilerin de katkı vermesini istiyor. İkinci düğüm fosil yakıtlarla ilgili dil: azaltmak mı, tamamen bırakmak mı? Kararlar oybirliğiyle alındığı için tek bir ülke bile metni sulandırabiliyor. Özellikle petrol üreticisi ülkeler bu pazarlıkları zora sokanlar oluyor."
"Kararların etkileri hızla hissedilecek"
COP31'de alınacak kararların Türkiye'deki bir çiftçinin toprağına, sanayicinin fabrikasına ya da vatandaşın günlük yaşamına sanıldığından daha hızlı dokunabileceği ifade ediliyor. Prof. Dr. Levent Kurnaz, kararların ertesi gün çıkan bir yasa gibi değil, ama sanıldığından daha hızlı etkisinin görülebileceğini vurguluyor. Kurnaz, "Sanayici bunu ihracatta zaten hissediyor; AB'nin sınırda karbon düzenlemesi bu yıl itibarıyla yürürlükte. Çiftçi kuraklık ve sel sigortası, sulama destekleri ve uyum fonları üzerinden hissedecek. Vatandaş ise elektrik faturasında, binaların yalıtımında ve şehirlerin sıcak hava dalgalarına hazırlığında görecek. Bu hız, kendi kurumlarımızın kararları ne kadar çabuk uygulamaya geçirdiğine bağlı" diyor.