GÜZİDE YÜLEK/ Aslında bu hizmet her zaman vardı fakat son yıllarda muazzam bir şekilde büyüyor. Üretim temelli terapi atölyeleri olan seramik stüdyoları, örgü buluşmaları, çanta yapım workshopları, koku ve mum tasarım dersleri ya da halk danslarıyla yapılan grup çalışmaları şimdi hiç olmadığı kadar popüler. İlk bakışta birer hobi etkinliği gibi görülüyorlar ama aslında çok daha geniş bir dönüşümün parçası konumundalar. Artan stres, yalnızlaşma ve tükenmişlik sendromu, bireyleri kendilerini iyi hissettiren üretim alanlarına yönlendirirken talep etrafında yeni bir hizmet ekonomisinin oluşmasını da sağlıyor.
Hobi gibi görülen bu terapi atölyelerinin bu kadar popülerleşmesi pandemi sonrasına dayanıyor. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan beyaz yakalıların kendilerini "iyi hissetme" ihtiyaçları hızlı bir şekilde öne çıktı. Ancak terapist eşliğindeki klasik terapi hizmetlerinin pahalı olması, bu ihtiyacın giderilmesini engelliyordu. İşte bu noktada alternatif bir alan olarak devreye terapi atölyeleri girdi. Seramikte çamura dokunmak, örgü örerken tekrar eden ritme odaklanmak ya da dans ederken grup enerjisini hissetmek birçok kişi için zihinsel bir rahatlama sağladığından bu atölyelerin sayısı hızla arttı. Şimdilerde bunlar hala hobi olarak görülse de büyük bir çoğunluk buna artık hobiden çok bir tür terapötik deneyim olarak bakıyor.
Uzmanlara göre üretim süreçlerinin zihinsel rahatlama üzerindeki etkisi yeni bir keşif değil. Tekrar eden hareketler, el becerisi ve odaklanma gerektiren her aktivite, insanların stres seviyesini düşürmesine yardımcı olabiliyor. Grup ortamında yapılan çalışmalar ise sosyal bağları güçlendirerek yalnızlık hissini azaltabiliyor. Ancak klinik psikoloji açısından bu çalışmaların terapi yerine geçmediğini de özellikle vurguluyorlar. Buna rağmen kişilerin günlük hayatlarında kendilerini daha iyi hissetmelerine katkı sağlayan bir alan oluşturdukları da göz ardı edilmiyor.
ARTIK EKONOMİK BİR MODEL
Bu tür atölyelere talebin artmasıyla doğal olarak ekonomik bir model oluşmaya başladı. Seramik stüdyolarında haftalık worshoplar, aylık üyelik programları oluşturuluyor, kurumsal şirketler ekip etkinlikleri için bu atölyelerden hizmet satın alıyorlar. Çanta yapımı ya da deri craft atölyelerinde katılımcılar yalnızca bir deneyim yaşamıyor aynı zamanda kendi ürettikleri ürünleri ev ekonomisine katkı sağlayabilecek beceri olarak ediniyorlar. Mum ve koku tasarım workshop'larında deneyim çoğu zaman doğrudan ürün satışına bağlanıyor. Katılımcılar etkinlik sonunda kendi tasarladıkları ürünü satın alarak ayrılıyor.
Bu modelin en dikkat çekici yanı ise birçok katılımcının zamanla birer üreticiye dönüşmesi. Örneğin örgü ya da amigurumi atölyelerine hobi amacıyla katılanlar bir süre sonra sosyal medya üzerinden ürün satmaya başlıyorlar. Seramik kurslarına terapi amacıyla katılan bazı beyaz yakalılar ise eğitmenlik eğitimi alarak kendi stüdyolarını açabiliyorlar. Yani bu alan yalnızca insanı iyi hissettiren bir etkinlik ya da hobi değil, aynı zamanda yeni girişimciler doğuran bir ekonomik sistem yaratıyor.
Alternatif terapi alanında potansiyeli erken fark edenler şu an sistemlerini ya da bayii ağlarını kurmuş durumdalar. Nefes terapisi, farkındalık çalışmaları ya da kişisel gelişim programları etrafında eğitmen yetiştirme ve sertifikasyon sistemleri kuranlar, bu alanın ölçeklenebilir bir modele dönüşebileceğini de kanıtlıyorlar. Bu alanda eğitim veren nefes koçu Nevşah Fidan Karamehmet, bu işe 20 yıl önce başlamış. Bugün uluslararası alanda otorite. Benzer şekilde 10 yıl önce küçük bir workshop atölyesiyle dönüşüm yapan Ebru Ener, kendi boya markasını yaratarak, bayilik yoluyla Türkiye'ye yayılan bir iş insanı. Kısacası bu örnekler, üretim temelli hobi alanlarının doğru stratejiyle ticari bir modele dönüşebileceğini ortaya koyuyor.
EN BÜYÜK SORUN STANDARDİZASYON
Tüm bu olumlu gelişmelerin yanı sıra sektörün henüz yolun başında olduğu da apaçık ortada. Türkiye'de seramik, örgü veya craft atölyelerin sayısı hızla artarken, güçlü bir franchise veya bayilik sisteminin henüz tam olarak oluşmadığı da görülüyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri standardizasyon sorunu. Bir kahve zincirinde aynı ürün her şubede aynı şekilde sunulurken, alternatif terapi ya da üretim atölyelerinde deneyimin kalitesini büyük ölçüde eğitmen belirliyor. Eğitmenin yaklaşımı, bilgisi ve grup yönetimi, deneyimin sonucunu doğrudan etkiliyor.
Bir diğer sorun ise eğitmen havuzunun sınırlı olması. Bu alanların büyük kısmı bireysel ustaların etrafında gelişiyor. Eğitmen yetiştirme ve kalite kontrol sistemleri henüz yeni yeni oluşuyor. Ayrıca bazı atölyelerde kullanılan ekipman ve malzemeler, zincir modelde güvenlik ve sorumluluk standartlarının oluşturulmasını gerektiriyor. Bu da yatırım maliyetini artırabiliyor. İşte tam da bu sırada bir fırsat ortaya çıkıyor. Talep artarken sektörün parçalı kalması, erken davranan girişimlere yeni iş kapısı aralıyor. Bugün Türkiye'nin farklı şehirlerinde yüzlerce küçük atölye, benzer hizmet sunuyor ancak bunları bir marka çatısı altında toplayan güçlü bir oyuncu henüz yok. Ekonomi açısından bakıldığında alanın büyüme potansiyeli; topluluk, üretim ve deneyim olarak üç temel unsurdan besleniyor. Katılımcılar yalnızca bir hizmet satın almıyor, aynı zamanda sosyal bir topluluğun parçası da oluyor. Üretim süreci kişisel tatmin sağlarken ortaya çıkan ürün, ekonomik değere dönüşüyor. Deneyim ise tekrar satın alma davranışını güçlendiriyor. İlgi duyduğu alanda boşluğu gören ve erken harekete geçip markalaşanlar önümüzdeki yıllarda çok daha büyüyebilir ve bayiliklerle ağını genişletebilir.
Gökçe ERİŞ / Ses sanatçısı ve müzik terapisti
"Bu alanda büyük açık var"
Kişiler, hobi korolarına öncelikle sosyal etkileşim, keyif ve müzik yapmak için geliyor. Koro daha çok estetik ve sosyal doyum sağlıyor. Müzikle terapide ise tüm bunların yanı sıra, nefes ve ses teknikleri, ritim ve beden çalışmaları da veriliyor. Kişilere psikolojik ve duygusal yönden rahatlama, kendini tanıma ve anlama, nefes ve beden kontrolü ile sağlığını öğretirken, bunu müziğin insan ruhuna verdiği huzur ve dinginlikten faydalanarak insana aktarır. Türkiye'de bu alan hizmet sektörüne dönüşebilir. Çünkü gelişmekte olan, potansiyeli yüksek bir iş. Sağlık ve wellness sektörünün büyümesi, farkındalığın artması, stresli iş hayatı ve kalabalıklar içinde yalnızlaşan insanlar çoğaldıkça, psikososyal destek ihtiyacı da yükselecek ve bu hizmete talebi artıracaktır. Mekan, eğitmen, organizasyon ve yönetim giderleri, yeterince etkinlik salonunu olmayışı, başta gelen sıkıntılarımız. Ayrıca, Türkiye'de müzikle terapi henüz yaygın bir kurumsal satın alma kalemi değil. Birkaç rehabilitasyon merkezi, özel klinik veya özel eğitim okulu talep görüyor. Kamu kurumu olarak da hizmet verdiğimiz yerler var. Ancak belediyelerden henüz bu konuda bir talep yok. Ama Türkiye'de bu potansiyel ve bu iş koluna ait bir açık var. Farklı şehirlerde de müzikle terapi kolaylıkla uygulanabilir. Bunun için daha çok eğitmen yetişmesi gerekli. Dijital çağda gelinen nokta bunu daha kolay başarmamızı sağlayacaktır. Zaman zaman yüz yüze eğitimler, zaman zaman online eğitimler ile farklı şehirlerde hatta farklı ülkelerde bile bu yöntemi geliştirip, uygulama imkanımız var. Uluslararası wellnes sektöründe kültürel ve yerel/otantik terapötik yaklaşımlar ilgi görüyor; Tibet ses terapileri, Afrika ritim ritüelleri gibi. Türk Sanat Müziği makamları ile yapılan terapi modelleri de bilimsel çalışma ile desteklenip klinik sonuçlar yayımlanarak uluslararası standartlara uyarlanabilir. Bu da kültürel ihracat modeli olarak pazarlanabilir bir iş modeli haline gelebilir.
Ebru ENER / Dönüşüm mimarı, Anka Boya sahibi
"Atölye olarak başladık, bugün 80 bayiyiz"
10 yıl önce atölyemde dönüşüm projeleriyle başladığım yolculuk bugün Türkiye'nin en iyi vernikli boya markam Anka Boya, 70-80 bayiim, dönüşüm ustası olan ve iş sahibi olup evine ekmek götüren yüzlerce kadın, instagram hesabımızda yeteneğini emeğe dönüştüren milyonlarca takipçi ile devam ediyor. Atölyedeki kurslardan buraya uzanan yolculuk hikayem, evime tadilat yaparken Türkiye'deki ve hatta dünyanın farklı yerlerinden getirttiğim boyalardan istediğim sonucu alamamam üzerine başladı. Boyadığım şeylerin üzerine vernik atıldığında ortaya çıkan görüntü kötüydü. Sonunda bir kimyager arkadaşımla kolları sıvadık ve kendinden vernikli boya markamı yarattık. Başlangıç ve kırılma noktam burasıydı. Başlarda boya firmalarından 'vernikli boya mı olur' tepkisini çok aldım. Ama sonuçta zamanla onlar da vernikli boya üretmek zorunda kaldılar. Hedef kitlem boya markamdan önce de şimdi de hep kadınlardı. Boya markamı çıkarttıktan sonra kursiyerlerimden oluşan bu işe gönül vermiş kadınlarımıza 'hadi bakalım ilk 10 bayim kim olacak' dedim. İlk 10 bayiyi seçtik. Bugün itibariyle 70-80 bayiyiz. Hepsi kadın. Zamanla onlar da büyüdü, başka kadınları yetiştirdi. Harika bir sektör oluşturduk. Bugün bayilerim sadece atölye çalışmaları yapmıyor, ev dönüşüm projeleri de alarak hayatlarını idame ettiriyorlar.
Boya ve ürün satışı tarafında biz çok dengeli gidiyoruz. Hem bayi ağımız yoğun satış yapıyor hem e-ticarette varız. Yurtdışı çıkışlarımız kendi e-ticaret sitemizden oluyor. Bayii ağına daha fazla ağırlık vermek istiyorum. Kadınlar hem bayiye gidip bir kahve içmek hem de ürünlere dokunup almanın keyfini yaşıyor. O kadınlar kalkınsın istiyorum. İyi de bir yol aldığımıza inanıyorum. Önce terapi olarak başladıkları boyama ve dönüşümle önce kendi evlerini, sonra komşusunun evini boyuyor, sonra biri beğeniyor ona hizmet veriyor derken kendine bir sermaye oluşturuyor. 2 kutu boyamızla bir mutfak projesini tamamlamak mümkün. Ayda ortalama 3 mutfak projesi alan bir kadın, ortalama 30 bin TL'den 90 bin TL gelir elde edebiliyor. İşte ben bu kitlemi oluşturan hanımları meslek sahibi yapıyorum. Onlar da büyüyüp kendi öğrencilerini yetiştiriyor. Bayilerimiz kendini 1,5-2 yılda toparlayabiliyor. Çünkü bu alanda hep iş var. Atölyede ders verebilir, obje boyayıp büyük firmalarla anlaşabilir, boya satabilir, proje yapabilirler. Biz yeni nesil bir kadın hareketiyiz, her gün aramıza bir kadın ekleniyor. Tabii burada en önemli nokta yüzde 100 müşteri memnuniyeti olan bir boya markamın olması. Her ekip arkadaşımın yaptığı projeden sonra tavsiye ve teşekkürle başka bir kapının açılması.
Nevşah Fidan KARAMEHMET / Seri girişimci, yatırımcı, NEVCAP'ın kurucusu
"Sıfırdan bir meslek ve sektör yarattım"
Türkiye'de 25 yıl önce nefes koçluğu diye bir meslek de bu tür çalışmalar da yoktu. 2000 yılında, bu çalışmaları ülkemize getirmeye ve bir sektör yaratmaya karar verdim. Elbette kolay olmadı. 2004-2016 yılları arasında 2000'in üzerinde nefes koçu yetiştirdim ve ICF onaylı sertifikalarının olmasını sağladım. 2016 yılında, Nefes Koçluğu Federasyonu'nu kurarak, Mesleki Yeterlilik Kurumu ile çalışmaya başladık ve Nefes Koçluğu'nu bir meslek haline getirdik. Ondan sonra da nefes koçları yetiştirmeye devam ettim ve Türkiye'deki nefes koçlarının sayısı 3 bini geçti. 2021 yılında kurduğum Breath Hub şirketine ait, dünyanın Türkçe ilk nefes uygulaması, piyasaya çıktığı ilk ay içerisinde 1 milyondan fazla kişi tarafından kullanılmaya başlandı. Bugün Türkiye'de yılda yaklaşık 900-1000 adet nefes kampı yapılıyor, bunlara toplam ortalama 60 bin kişi katılıyor, kamplar için ortalama 12 bin TL gibi bir fiyat ödeniyor. Ayrıca ortalama fiyatı 2 bin TL olan grup çalışmalarına yılda ortalama 250 bin katılım sağlanıyor. Özel yani birebir nefes seanslarının ortalama ücreti ise 1.200TL ve ortalama 500 bin özel seans yapılıyor. En güçlü gelir modeli kamplar. Nefes Kampları veya sertifika programlarını kamplar başlığı altında toplayabiliriz.
Okulumuzun yetiştirdiği nefes koçları, Nefes Bilimleri Fakültesi'nden destek alarak ilerliyorlar. Onların eğitimi diğer, merdiven altı diyebileceğim yüzde 80 kurumdan çok farklı. Tabi aldıkları sonuçlar da çok farklı. Ama genelde, en azından şu an, starndartlara uyulmuyor. ''Derin nefes al ve akciğerlerini oksijenle doldur'' bile diyebilecek kadar bilgisiz eğitmen ve koçlar var. Bu alanda franchise veya lisans modeline gerek olmadığını düşünüyorum. Ancak uzman ve geçerli okullardan eğitim ve sertifika alınması şart. Şu an yapılan yanlış uygulamalarla sağlık problemlerine kadar birçok probleme neden olan çok fazla nefes koçu var. Nevşah Enstitü, kurulduğu ve Türkiye'ye bu mesleği getirdiği günden beri, hedefi ''Uzman Nefes Koçları yetiştirmek.'' Bunun için hem ICF ile hem Nefes Bilimleri Fakültesi ile el ele çalışıyoruz. Ben zaten Nefes Bilimleri Fakültesi üyesiyim ve dünya çapında nefes eğitmenleri, nefes koçları ve nefes bilimcileri yetiştiriyorum. Yetiştirdiğimiz koçlar dünyanın en iyi nefes koçları. Türkiye'nin en fazla talep gören okuluyuz. Nefes koçlarımız sektör ortalamasının yaklaşık 5 katı kazanıyorlar. Bunun olması için, onları eğitmeye, kamplar, toplantılar, eğitimler ve dünya çapında yaşanan gelişmelerden haberdar ederek geliştirmeye devam ediyoruz.
Tuğba AYDIN / Mydafni Sanat Atölyesi Kurucusu
"Önce terapi oluyor sonra kendilerine iş kuruyorlar"
Mydafni, dört yıldır eğitim veren bir sanat ve sosyalleşme alanı. Amacımız kadınların bir araya gelerek sosyalleşmesi ve bu süreçte yeni hobiler edinmesi. Atölyemizde çini, ahşap ve polyester boyama, dikiş, örgü, mozaik ve yağlı boya resim eğitimleri veriyoruz. Bunun yanı sıra nakış, bez bebek, makrome ve bambu örme gibi farklı disiplinlerde atölye çalışmaları düzenliyoruz. Katılımcılarımız sadece bir şeyler öğrenmek için değil, kendilerine ait bir alan oluşturmak ve kendilerini iyi hissetmek için geliyorlar. Bunu çok net bir şekilde gözlemliyoruz. Aynı masa etrafında sohbetin, paylaşımın ve dayanışmanın doğal olarak aktığı bir zaman dilimine dönüşüyor. Bu anlamda yoğun bir iş temposundan emekliye ayrılmış olan kadınların vaktini değerlendirdiği ve kaliteli zaman geçirdiği güçlü bir terapi alanı oluyor. Mydafni'nin büyümesinde en güçlü kanal, orada zamanla bir aile hissi kurabilmiş olmamızdan kaynaklanıyor. Sosyal medyayı kendim yönetiyorum ve bu da iletişimin tamamen doğal ve samimi ilerlemesini sağlıyor. Bu sayede sadece atölyemizde değil, farklı şehirlerden de bizi takip eden ve sürecin parçası olan bir topluluk oluşuyor. Şu an için bayileşme gibi bir planım yok ancak Mydafni'nin büyümesiyle ilgili çok farklı ve güçlü hayallerim var. Süreç içinde kadınların birbirine destek olarak hem psikolojik hem de maddi anlamda güçlendiğini net şekilde görüyorum. Bu yüzden evinde üreten kadınları da kapsayan, dayanışma temelli bir üretim ve paylaşım ağı kurmayı hedefliyorum.
Atölyelerimize tamamen terapi ve kendine alan açma niyetiyle gelen katılımcılarımız olduğu gibi, üretimini kazanca dönüştürmek isteyen kadınlar da var. Bu noktada onlara elimizden geldiğince destek oluyoruz. İsterlerse atölyede ürettikleri ürünleri satış platformlarımız üzerinden değerlendirebiliyorlar. Ayrıca katılımcıların birbirine ilham vermesi, yeni fikirler üretmesi ve dayanışma içinde olması bu süreci daha da güçlendiriyor.
Aysun Acar TÜRKMEN / Bera Tasarım Seramik Atölyesi sahibi
"Meditasyon için başladım, atölye açtım"
Başlangıçta amacım, günlük hayatın koşturmacasından sıyrılıp sadece ellerimle bir şeyler üretebileceğim, zihnimi dinlendirecek bir hobiydi. Toprakla temas etmenin getirdiği o rahatlatıcı ruh halini keşfettim. Yaşamın hızlı temposuna karşı, seramiğin sunduğu o yavaş ve sabır isteyen süreç bana çok iyi geldi. Kursun ilk birkaç ayından sonra, ortaya çıkardığım formlar hem bana hem de etrafımdakilere çok iyi geldi. Çevremden gelen olumlu tepkiler ve elimle şekillendirdiğim objelerin yarattığı hissi tarif edemem. Kırılma noktam ise kurs bitiminde eve kendi seramik fırınımı almaya karar vermemdi. O fırın ve ortaya çıkan seramiğin benim için artık sadece bir terapi olmadığını, profesyonel bir yolculuk olduğunu kanıtladı. Sonraki süreç organik bir şekilde ilerledi. Bir instagram sayfası açarak yaptığım denemeleri, fırından çıkan parçaları ve üretim sürecindeki hatalarımı bile şeffaf bir şekilde paylaştım. İnsanlar o hikayeye ortak olmayı çok sevdiler. İlk satışlarım da bu dijital kanal üzerinden, tasarımlarımla bağ kuran takipçilerimle başladı. Terapi amacıyla başlayan her şey aslında sonrasında sürdürülebilir bir gelir modeline de dönüşebilir. İnsanlar artık sıradan, ruhsuz ürünler yerine hikayesi olan, el emeği ve kişiye özel objeler istiyorlar. Bu "yeni zanaatkarlık" ekonomisi, niş bir pazar ortaya koyuyor. Eğer doğru bir marka dili oluşturur ve kaliteyi korursanız, seramik sadece bir hobi değil; üretimden eğitime, tasarımdan dekorasyona kadar geniş bir yelpazede ciddi bir ekonomik değer haline gelebilir. Ekonomik olarak, kendi emeğimin doğrudan kazanca dönüşmesi özgürleştirici bir duygu. Bu alanda büyümenin sınırı yok. Özgün bir tasarım dili oluşturduğunuzda markalaşma ve beraberinde atölye modelleri oluşturabilirsiniz. Hatta standartları belirlenmiş bir eğitim veya üretim metoduyla bayilik yapıları kurmak bile mümkün. Çünkü potansiyeli çok yüksek.