Çin-Arap mali iş birliğinin bir elçisinin hikâyesi

Beijing Üniversitesi Güney-Güney İş Birliği ve Kalkınma Enstitüsü’nün 2018 dönemi doktora mezunuyum. Güney Güney Enstitüsü’nde farklı kültürleri ve sorunları anlamak için sık sık çeşitli yollarla iletişim kurmaya çalışırdık.
30.06.2026 14:35 GÜNCELLEME : 30.06.2026 14:35

Bu enstitüyü düşündüğümde zihnim de ilk canlanan sahne, Ocak 2018'de Shenzhen'deki Lizhi Parkı oluyor: Profesör Fu Jun kalabalığın ortasında duruyor ve biz uluslararası öğrencilere Çin'in reform sürecini anlatıyordu. O gün akıcı İngilizcesiyle 1979'daki Çin reform ve dışa açılma sürecinin kritik anlarını tane tane anlattı. Duygunun yükseldiği yerde sesi birden güçlendi. Elini kararlılıkla savurarak şöyle dedi: "Merkezi hükümetin fazla bir bütçesi yoktu ama bazı politik imtiyazlar tanıdı. Siz yeter ki çalışın, ken di yolunuzu tüm gücünüzle kendiniz keşfedin."

Kısa bir duraksamanın ardından, bu atılım cesaretinin temelini sade sözlerle açıkladı: "Hazır bir yol yoksa cesur ca dene; doğru olduğuna inandığın şeyi cesurca hayata geçir; kendi yolunu yürüdüğünde mutlaka yeni bir yol açılır."

Bakışları son derece odaklı ve güçlüydü; her kelimeyi vurgulu ve yerli yerinde söylüyordu. Gösterişli süslemelere başvurmadan, adeta bir anahtar gibi, farklı ülkelerden gelen biz öğrencilerin Çin reformunun özündeki en temel cesareti bir anda kavrama mızı sağladı: Yerleşik kalıplara bağlı kalmayıp, bilinmeyen bir yolda denemekten çekinmemek. Hepimiz büyük bir dikkatle dinledik. Hatta yoldan geçenler bile durup bu tarihin için de saklı olan çalışkanlık ve kararlılığı sessizce dinledi. Bu sahne yıllarca zih nimde kaldı; bugün bile hatırladığım da hâlâ tüm netliğiyle gözümün önüne geliyor.

BYD'nin Bulut Ray Sistemi

Üç gün sonra BYD'nin sergi salo nuna girdik. Ben ise hâlâ Profesör Fu Jun'un o anını zihnimde tekrar tekrar canlandırdığım için dalıp gitmiş, adeta ortamdan kopmuştum. Ta ki başımın üzerinden geçen sürücüsüz bulut ray sistemi—o dönemde son derece ileri bir teknoloji—beni bir anda bulunduğum ana geri getirene kadar; işte o an gerçek manada çok etkilendim.

Daha sonra Umman'a döndüğümde, meslektaşlarıma BYD'nin bulut ray sis teminden, Çin'in inovasyon anlayışın dan ve verimliliğinden, onların hayal gücünü aşan gelişim mantığından söz ettim. Onlar ise benim getirdiğim atıştırmalıkları yerken birbirlerine bakıp gülümsediler; gözlerinde şu ifade var dı: "Vay be, ne güzel hikâye anlatıyor sun! Bu kadar da abartılmaz, herhalde Çin'de izlediğin yeni bir film bu?"

İşte o an anladım. Sonunda şunu derinden hissettim: Bir insan sürekli dışarıdan etiketlendiğinde, yüzeysel biçimde yorumlandığında ve kendini anlatma fırsatını bile pek bulamadığında nasıl bir duygu yaşar… Mesele senin yanlış anlatman değil; karşı ta rafın zihninde henüz buna yer açılma mış olması. Alışılmışın dışındaki şeyler, zihin tarafından kolayca otomatik olarak eleniyor.

İnceleme gezisinden anılar

Guangdong eyaletine bağlı Tieyong kasabasının patates demonstrasyon alanında, tarla kenarında duruyordum. Sorumlu kişi, çiftçilerin üretimi kendilerinin yaptığını; sulama ve satışın ise park tarafından merkezi şe kilde yönetildiğini, ürünlerin yaklaşık üçte birinin Hong Kong'a gönderildiğini anlattı. Eğilip bir avuç toprak aldım; yumuşak ve ince yapılıydı, Umman'daki memleketimde gördüğüm topraktan pek de farklı değildi.

Karşımda gördüğüm damla sulama sistemi karşısında ilk düşüncem şuydu: Bu sistemi biz de kullanabiliriz. Ancak tüm sistemi olduğu gibi getirmek ve uygulamak ciddi bir maliyet gerektirirdi; çiftçiler için finansman büyük bir sorun olurdu.

Bu yüzden anlatım yapan kişinin yanına yaklaşıp oldukça somut sorular sormaya başladım. Bu teknoloji sahaya nasıl uygulanır, maliyetler nasıl düşürülür, finansman yetersiz se önce kullanıp sonra ödeme gibi bir model mümkün mü, destek önce verilip ödeme daha sonra yapılabilir mi?

Tercüman sorularımı aktardıktan sonra görevli bana baktı, ardından gülümseyerek tercümana döndü: "Bu yabancının az önce söylediği şey finansal kiralama değil mi?" Ben tercümanın bu yeni kavramı uzun uzun açıklamasını henüz sindirememişken, yanımda duran Etiyopyalı arkadaşım Teka aniden omzuma vurdu: "Dostum! Bu, son iki gündür bana anlattığın şey değil mi—parası olanların ortak olduğu sistem?"

Bahsettiği şey İslami bankacılıktı.
O akşam otele döndüğümde, daha önce Teka'ya İslami bankacılığı anlatırken yere düşürdüğüm kâğıdı yeniden eli me aldım:
Batı modeli — borçlanma, yüksek faiz, spekülatif kazanç;
Çin modeli — politika, teknoloji, insan, güvence;
İslami bankacılık — ortaklık, riskin paylaşımı.
Kenarında ise farklı dillerde yazılmış kelimeler ve tartış ma sırasında çizilmiş bir sürü çizim vardı.

Güney-Güney iş birliği

Güney-Güney Enstitüsü'nde farklı kültürleri ve sorunları anlamak için sık sık çeşitli yollarla iletişim kurmaya çalışırdık. Dillerimiz farklıydı, geçmişlerimiz farklıydı, deneyimlerimiz farklıydı; ama gerçekten anlamak istediğimizde her zaman bir yol bulabiliyorduk. İşte o dönemde yavaş yavaş şunu kavradım: Güney-Güney iş birliği hiçbir zaman büyük ülkelerin tek yönlü bir paylaşımı değildir; yalnızca "başarı hikâyeleri" görünmeye değer değildir. Her birimizin memleketi, sorunları ele alışta kendine özgü bir düşünceye sahip ne kadar niş ne kadar kişisel olursa olsun, başkaları için yeni çözümlerin kapısını aralayabilir. Sanırım hocaların sıkça sözünü ettiği "karşılaştırmalı üstünlük" tam da buydu.

Ben bankacı bir aileden geliyorum; üç kuşaktır bankacıyız. Babam da ben de İslami bankacılıkta çalıştık. Bu sistem, "dini süslemelerle kaplanmış bir banka" değil; 1970'lerde petrol dolarının yükselişi ve İslami uyanış dalgasının birlikte ortaya çıkardığı, riskin paylaşımını esas alan bir finans modelidir.

Biz alacaklı değil, ortak oluruz. Geleneksel bankalar sa bit faiz alır, işletmenin durumunu pek önemsemez; biz ise işletmeyle kader birliği yaparız: o kazanırsa biz de kazanı rız, o zarar ederse biz de kaybederiz. Ancak 2016'da petrol fiyatlarının sert düşüşü, bu modelin zorluklarını da açık biçimde ortaya çıkardı.

Batı bankaları temerrüde düşen varlıkları tasfiye ederek kendini koruyabilir; biz ise ancak borç yapılandırmasına ve birlikte bu zorluğu aşmaya umut bağlayabiliriz. Büyüklerimiz buna "ihtiyatın erdemi" der; ama benim zihnim soru doluydu. Batı finansının mantığını öğrendim, yerel İslami bankacılıkta da yıllarca çalıştım. Batı modelinin arbitraj anlayışını da gördüm, yerel finansın temel ilkelerine de bağlı kaldım. Ancak küresel finans hızlı kârın peşinde koşarken, biz her işlemin mutlaka gerçek bir varlığa dayanmasını ve her zaman işletmeyle riski paylaşmayı şart koşarken, yerel kökleri korumak ile inovatif gelişim arasında dengeyi nasıl kuracağız?

Çin önemli bir örnek

Bu kafa karışıklığı uzun süre çözülemedi. Aynı şekilde köklü bir tarihe ve kendine özgü bir kalkınma mantığına sahip olup dipten atılım yaparak büyüyen bir ekonomi olan Çin, benim için incelenmesi gereken en önemli örnek hâline geldi. Hem küresel pazara derinlemesine entegre olmuş hem de kendi gelişim ritmini hiç kaybetmemişti. Bu nedenle, içimdeki bu zor sorularla Çin'e geldim; aynı şe kilde yerel temellere sahip bir ekonomi, kendi finansal ve kalkınma özünü nasıl korur, aynı zamanda dünyaya açılıp kendine özgü bir atılım yolunu nasıl bulur, bunu anlamak istedim.

Umman'a döndüğümde gerçek sorunlar hemen karşıma çıktı. Bir Çinli fotovoltaik enerji şirketi Suhar Limanı'na yatırım yapmak istiyordu; ancak "yabancı sermaye payı yüzde 50'yi aşamaz" kuralı nedeniyle engelle karşılaştı. Batılı bankalar yüzde 6,5 faizli kredi öneriyor, üstelik kâr dağıtımında öncelik talep ediyordu. Kazanırsa kârı alıp götü ren, kaybederse borcu geride bırakan bu yapı tipik bir borç tuzağıydı ve buna asla girmemeliydik.

Masaya oturup bir plan hazırladım: Çin tarafı teknolojiyi sağlayacak, biz araziyi verecektik; arazi satılmayacak, yalnızca kiralanacaktı. Yirmi yıllık uzun vadeli bir kira sözleşmesi yapılacak, kira bedeli üretilen elektrik miktarına göre belirlenecekti, üretim arttıkça kazanç da artacaktı. Süre dolduğunda ise tesis Umman'a devredilecekti.

Bu bir kredi değil, bir ortaklıktı. Yönetim kuruluna gir diğimde yalnızca şu cümleyi söyledim: Tıpkı bir zamanlar Shenzhen'in yaptığı gibi, kendi yolumuzu açacağız. 2021 baharında 22 Bridges resmen kuruldu. İlk proje hayata geçti: sıfır faiz, 120 istihdam, bunların yüzde 30'u kadın—geleneksel enerji sektöründe benzeri görülmemiş bir durum. 2022'de Umman'da yaşanan sel felaketinde kira tahsil etmek yerine, alacaklarımızın bir kısmını hisseye dönüştürdük ve gerçekten şirketle birlikte riski paylaştık Projenin faaliyete geçtiği gün, bir zamanlar bana "hikâye uyduruyorsun" diye gülen meslektaşlarım, güneş panellerinin altında yanıma gelip sordu: Sıradaki proje için ne yapacağız?"

2023 sonbaharında, Güney-Güney Enstitüsü'nden beş mezunu bankama davet ettim. Kenya, Mısır, Nepal ve Endonezya'dan gelen bu arkadaşlar kredi komitesi toplantısına gözlemci olarak katıldı. Değerlendirmeleri nasıl yaptığımızı gördüler: bileşik faiz hesapları yok, sadece reel varlık analizi; kredi notu temelli ayrımcılık yok, sadece or taklığın uygulanabilirliği var.

Onlara şunu söyledim: Batı bankaları kredi verdikten sonra faizini bekler, şirket iflas etse bile; biz ise şirketin ayakta kalmasını sağlamak zorundayız, çünkü şirketin kârı bizim de kârımızdır.

Ayrıca onların da görmesini istediğim, Umman'daki İslami finans kapalı bir sistem değil; sadece farklı bir çözüm yolu—belki onların ülkelerindeki insanlara da yardımcı olabilir.

Toplantı odası sessizdi. O an bir şeyi anladım: Güney Güney Enstitüsü'nün bana öğrettiği şey ne Batı'yı kopyalamak ne de Çin'i aynen tekrar etmekti. Kendi köklerini koruyarak kendi yolunu bulmak ve bunu dışarıdakilere de anlatıp kabul ettirebilmekti. Babam bana Nasır adını verdi; anlamı "zafer kazanan"dı. Sonradan öğrendim ki bu isim Arapçada bir anlam daha taşıyor: bağlayan, köprü kuran.

Ben Mısır Eski Cumhurbaşkanı Nasır gibi tüm Arap dünyasını birbirine bağlayan büyük bir köprü olamam. Lin Yifu ya da Profesör Fu Jun gibi Çin deneyimi ile küresel kalkınma arasında akademik bir köprü kuran biri de ola mam… Ben yalnızca bir köprüden geçtim ve zamanla bu ağın içinde küçük bir bağlantı noktası hâline geldim—tek yönlü değil, iki tarafı da birbirine bağlayan oldum.

Bir ucu Umman'daki küçük ve mini ölçekli işletmelere uzanıyor; ortaklık temelinden aldıkları güçle daha geniş dünya pazarlarına ulaşmalarını, kendi küçük hayallerini gerçekleştirmelerini istiyorum. Diğer ucu ise Güney-Gü ney Enstitüsü'nden arkadaşlara, küresel güneydeki dostlara uzanıyor; İslami bankacılığın yaklaşımını paylaşıyor, Çin'de öğrendiğim kalkınma anlayışını ve farklı medeni yetlere bakışımı çevremdeki insanlara anlatıyorum. Daha çok gördükçe, daha çok öğrenince daha da huzur buldum, eskiden hissettiğim endişeler azaldı. Kendi yöntemimin tek doğru olmadığını kabul etmeyi, bilinmeyen ve anlaşılma yan şeylere daha açık ve dengeli yaklaşmayı, birbirimizle bağ kurmayı öğrendim.

Böyle küçük bir bağlantı noktası olmak yeterli benim için: Umman'daki işletmelerin daha fazla ortak bulabilmesi, farklı fikirlerin daha fazla karşılaşabilmesi ve hepimizin bu bağlantılar sayesinde biraz daha ileri gidebilmesi için. 2021 baharında 22 Bridges (köprüler) resmen kuruldu. Buradan geçtim ve ben de bir köprü oldum.

BİZE ULAŞIN