ÜRÜN DİRİER/ Dünyanın en büyük şirketleri iklim krizine karşı artık sessiz kalmıyor. Web sitelerinde "net sıfır" hedefleri, ürün etiketlerinde "karbon nötr" ibareleri, sürdürülebilirlik raporlarında iddialı grafikler ve uzun taahhüt listeleri yer alıyor. Küresel şirketler, iklim krizini ciddiye aldıklarını, gezegen için sorumluluk aldıklarını söylüyor. Ancak bu iddialar arttıkça, çevre örgütleri ve iklim bilimciler arasında aynı soru giderek daha yüksek sesle soruluyor: Gerçekten karbon azaltımı mı yapılıyor, yoksa yalnızca daha yeşil bir algı mı üretiliyor?
Bu tartışmanın merkezinde, son yıllarda hızla büyüyen ve küresel şirketler için neredeyse standart bir iklim aracı haline gelen "karbon dengeleme" (offset) uygulamaları bulunuyor. Karbon dengeleme sistemi, basit bir muhasebe mantığıyla işliyor. Bir şirket, üretim süreci, enerji kullanımı, lojistik veya hizmetleri nedeniyle atmosfere saldığı karbonu doğrudan azaltmak yerine, dünyanın başka bir coğrafyasındaki bir projeye yatırım yaparak bu emisyonu "dengelediğini" beyan ediyor. Ağaçlandırma projeleri, yenilenebilir enerji yatırımları, metan yakalama tesisleri ya da toprakta karbon depolamayı hedefleyen tarım uygulamaları bu projelerin başında geliyor. Şirketler, satın aldıkları karbon kredileri sayesinde kendi salımlarını kâğıt üzerinde düşebiliyor ve ürünlerini ya da hizmetlerini "karbon nötr" olarak pazarlayabiliyor.
DENGE SATIN ALMAK…
Kağıt üzerinde bakıldığında sistem, iklim krizine karşı küresel işbirliğini teşvik eden pratik bir çözüm gibi görünüyor. Ancak eleştirmenlere göre bu yaklaşım, iklim krizinin özüne dokunmaktan çok uzak. Çünkü karbon dengeleme, şirketlerin iş yapış biçimlerini, üretim modellerini veya fosil yakıta dayalı altyapılarını köklü biçimde değiştirmelerini gerektirmiyor. Tam tersine, mevcut sistemi sürdürürken "denge" satın alma imkânı sunuyor.
Çevre örgütleri bu durumu, "önce kirlet, sonra bedelini öde" yaklaşımı olarak tanımlıyor. İklim krizinin, piyasa mekanizmaları içinde alınıp satılabilen bir muhasebe kalemine indirgenmesi eleştiriliyor. Özellikle büyük ölçekli şirketlerin, gerçek emisyon azaltımına gitmeden yalnızca karbon dengeleme projeleriyle yeşil bir imaj yaratmaya çalıştığı iddia ediliyor. Bu nedenle karbon dengeleme, giderek daha sık biçimde "yeşil aklama" tartışmalarının odağına yerleşiyor.
Eleştirilerin bir diğer önemli boyutu ise şeffaflık ve güven sorunu. Karbon dengeleme projelerinin ne kadarının gerçekten "ek" bir karbon azaltımı sağladığı, ne kadarının zaten yapılacak projeler olduğu sorusu hâlâ net değil. Bazı projelerde ölçüm, raporlama ve doğrulama süreçlerinin yeterince denetlenmediği; hatta aynı karbon azaltımının birden fazla kez raporlandığı iddiaları bulunuyor. Özellikle ağaçlandırma projelerinde, yangınlar, iklim değişikliği ya da arazi kullanım değişiklikleri nedeniyle depolandığı varsayılan karbonun yıllar içinde tekrar atmosfere karışma riski de göz ardı edilemiyor.
Karbon dengelemenin eleştirildiği bir başka nokta ise maliyetin kime yüklendiği. Bazı sektörlerde şirketler, dengeleme bedelini doğrudan tüketicilere yansıtıyor. Uçak bileti alırken, kargo gönderirken ya da bir ürün satın alırken "karbon dengeleme katkı payı" adı altında ek ücretler talep edilebiliyor. Bu durum, iklim krizine karşı sorumluluğun şirketlerden çok bireylere kaydırıldığı yönünde yeni bir tartışma yaratıyor.
İklim bilimciler ise daha net bir çerçeve çiziyor: Karbon dengeleme, gerçek emisyon azaltımının yerine geçemez. Bilimsel yaklaşıma göre öncelik, karbon salımını kaynağında azaltmakta olmalı. Enerji verimliliği, fosil yakıttan çıkış, tedarik zincirinin dönüşümü ve üretim modellerinin yeniden tasarlanması olmadan, dengeleme yalnızca sınırlı ve geçici bir araç olarak değerlendiriliyor. Aksi halde karbon dengeleme, iklim krizini çözmek yerine yalnızca zaman kazandıran bir ara formüle dönüşüyor.
Bugün gelinen noktada tartışma, teknik bir karbon muhasebesi meselesinin ötesine geçmiş durumda. Asıl soru şu: İklim krizi, satın alınabilir bir telafi sistemiyle yönetilebilir mi; yoksa ekonomik ve endüstriyel düzenin köklü bir dönüşümünü mü zorunlu kılıyor?
SHELL VE BP'NİN SAVUNMASI
Dünyadan örnekler verecek olursak, Greenpeace, ClientEarth ve Friends of the Earth isimli STK'lar, Shell ve BP'nin net sıfır hedeflerinin büyük ölçüde karbon dengeleme projelerine dayandığını, gerçek üretim azaltımı içermediğini savunuyor. Eleştiri, "Fosil yakıt üretimi artarken, karbon nötr iddiası yanıltıcıdır" iddiasına dayanıyor. Shell ve BP savunma olarak, karbon dengelemenin "geçiş süreci aracı" olduğunu söylüyor. Yenilenebilir yatırımlar yaptıklarını, ancak küresel enerji talebi nedeniyle fosil yakıtların kısa vadede tamamen terk edilemeyeceğini belirtiyor. Bu tartışmanın büyümesi üzerine 2023 yılında çevre hukuku alanında faaliyet gösteren İngiltere merkezli STK ClientEarth, Shell'in iklim stratejisinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle yönetim kuruluna dava açtı. Bu dava, karbon azaltım stratejileri ve yöneticilerin yasal yükümlülükleri arasındaki ilişkiyi hukuki bir zemine taşıması açısından önemliydi ve ülkeler çapında benzer iklim davalarının önünü açabileceği tartışmalarını gündeme getirdi.
DÜNYANIN İLK KARBON NÖTR HAVAYOLU YALANI
Bir diğer örnek de "Dünyanın İlk Karbon Nötr Havayolu" iddiasında bulunan Delta Airlines ile ilgili. Çevre STK'ları Transport & Environment ve Greenpeace, Delta'nın karbon nötr iddiasının neredeyse tamamen offset satın almaya dayandığını açıkladı. Uçuş emisyonlarının fiilen artmaya devam ettiği vurgulandı. Delta ise, karbon dengelemenin bilimsel olarak kabul edilen bir yöntem olduğunu savundu. Uzun vadede SAF (sürdürülebilir havacılık yakıtı) yatırımlarına geçileceğini açıkladı. Tartışmanın büyümesi üzerine 2023'te ABD'de Delta'ya karşı yanıltıcı reklam gerekçesiyle dava açıldı.
VERRA KARBON KREDİSİ PİYASASI KRİZİ
Karbon dengeleme sistemlerine yönelik en somut ve basına yansıyan eleştirilerden bir diğeri de, Verra Karbon Kredisi Piyasası Krizi başlığında manşetlere düştü. Verra, dünya genelinde gönüllü karbon piyasasındaki en büyük standart belirleyici kuruluşlardan biridir ve Verified Carbon Standard (VCS) aracılığıyla milyarlarca karbon kredisi sertifikalandırmıştır. Bu krediler şirketler tarafından emisyonlarını dengelemek için satın alınır. Ancak son yıllarda Verra ve onayladığı bazı kredilerle ilgili ciddi güvenilirlik ve bütünlük sorunları ortaya çıktı, bu da "yeşil aklama" tartışmasının önemli bir parçası haline geldi. 2023'te The Guardian, Die Zeit ve SourceMaterial'in ortak araştırması, Verra tarafından sertifikalandırılan yağmur ormanı karbon kredilerinin çoğunun gerçekte bir emisyon azaltımı sağlamadığı yönünde çarpıcı iddialar ortaya koydu. Bu çalışmada, onaylanan bazı projelerin yüzde 90'dan fazlasının "hayalet (phantom)" kredi ürettiği yani gerçek bir karbon düşüşüne denk gelmediği belirtildi. Bu kredilerin birçok uluslararası şirket tarafından emisyon denkleştirmek için kullanıldığı iddia edildi. Verra buna itiraz ettiğini açıklasa da tartışma piyasadaki güven sorununu ciddi şekilde gündeme getirdi. Sonunda kurum bazı projeleri askıya aldı ve standartları güncelleme sözü verdi. Örneğin 2025'te Verra, Zimbabwe'deki Kariba orman koruma projesinde sertifikalandırdığı karbon miktarının gerçekte olduğundan fazla olduğunu kabul etti. Bu proje için yaklaşık 15 milyon aşırı karbon kredisi verilmişti. Bu durum, bu kredilerle iddia edilen karbon nötr ürün ve hizmetlerin temeline gölge düşürdü. Birçok şirket (Disney, Shell, Gucci gibi…) kullandıkları kredileri gözden geçirmek zorunda kaldı. Karbon piyasasına olan güven ciddi biçimde sarsıldı.
NESTLÉ & UNILEVER OLAYI
Nestlé & Unilever olayı ise, tüketici üzerinden karbon dengeleme örneği olarak bir süredir STK'ların gündemini meşgul ediyor. Changing Markets Foundation, bu hızlı tüketim şirketlerinin ürün fiyatlarına karbon dengeleme maliyetini ekleyip "Sürdürülebilir tercih" sorumluluğunu tüketiciye yüklediğini açıkladı. Şirketler, tüketiciyi bilinçlendirmeyi amaçladıklarını savundu. "Daha yeşil ürünlere geçişi teşvik ediyoruz" açıklaması yapıldı. STK'lara göre bu yaklaşım, iklim krizini bireysel tercihlere indirgerken, sistemsel üretim sorunlarını gizliyor. Nestlé ve Unilever gibi küresel hızlı tüketim şirketleri, karbon dengeleme projelerine yaptıkları yatırımları ürün bazlı sürdürülebilirlik iddialarıyla pazarlarken, çevre örgütleri bu yaklaşımı, iklim sorumluluğunu üreticiden tüketiciye kaydıran bir yeşil aklama stratejisi olarak eleştiriyor. Eleştirilerin odağında, üretim modelleri değişmeden 'daha yeşil tercih' söylemiyle algı yaratılması yer alıyor.
Bunlar ve benzeri yüzlerce olay, şirketlerin karbon kredilerini iklim hedeflerini "karşılarmış gibi göstermek" için kullanıp kullanamayacağı konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor.
KARBONSUZLAŞTIRMANIN TAMAMLANMASI İÇİN ZAMANIMIZ YOK
Karbon Yönetimi Danışmanı Doğan Çiçek'in aktardıklarına göre, toplam sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 75'i karbondioksitten kaynaklanıyor. Milyonlarca yıl boyunca depolanan bu karbonu atmosfere geri saldık ve şimdi bunu yönetmemiz şart. Eylül 2023'te, ABD Hawai'de yer alan Mauna Loa Gözlemevi'nde ölçülen karbondioksit seviyesi 422 ppm'e ulaştı. Bu oran, son olarak 14-16 milyon yıl önce görülmüştü. Yani, iklim krizini önleyebilmek için sadece emisyonları azaltmak yetmez, atmosferdeki fazla karbondioksiti de uzaklaştırmamız gerekiyor.
Karbondioksit Uzaklaştırma (CDR) ve Karbon Yakalama ve Kullanma'nın (CCU) sadece birer yeşil aklama olmadığının altını çizen Çiçek, "Karbonsuzlaştırma, iklim hedeflerine ulaşmak için birincil araçlardan biri olarak hayati öneme sahiptir. Emisyonların neredeyse sıfıra indirilmesi iklim değişikliğinin ana nedeni olduğu için öncelikli olsa da, hedeflere ulaşmak için bu yeterli değildir. Dengeli bir yaklaşım, anında ortak faydalar sunar ve daha iyi sonuçlar elde edilmesine yardımcı olur. Karbon uzaklaştırma zaman alır; kısa, orta ve uzun vadeli uzaklaştırmalar için çeşitli CDR ve CCU teknolojilerini düşünmeli, bir portföy yaklaşımı benimsemeli ve karbon azaltım çabalarına paralel olarak yeni teknolojileri desteklemeliyiz. CDR ve CCU teknolojilerinin iklim hedeflerine ulaşmak için ihtiyaç duyulan büyüme oranı ve boyutu çok büyüktür. İş birliği ve etki için geniş bir gelişim alanı bulunmaktadır. Bu tür bir yaklaşım, sadece karbon kredisi satın alarak denkleştirme yapmak yerine, organizasyonların sürdürülebilirlik yolculuğunu destekler. Karbonsuzlaştırmanın tamamlanmasını beklemek için zamanımız yok" diyor.
Karbon azaltım teknolojilerinin yalnızca gösteriş amaçlı olduğu ve net sıfır hedeflerine ulaşmak için gerekli olmadığı yönünde bir inanış bulunduğunu ama bunun bir yanlış anlama olduğunu ifade eden Çiçek, "Karbon Kredi Sistemine entegre bir İngiliz firma olan Sylvera'nın bir araştırmasına göre, karbon azaltım stratejilerini sürdürülebilirlik portföylerine entegre eden şirketler, karbon kredisi satın almayan şirketlere göre 2 kat daha fazla emisyon azaltıyor" açıklamasında bulunuyor.
KARBON DENGELEME BİR AMAÇ DEĞİL, İKİNCİL BİR ARAÇ OLABİLİR
İklim kriziyle mücadelede karbon dengeleme (offset) mekanizmalarının tek başına yeterli olmadığı ve bazı durumlarda "yeşil aklama" riskini barındırdığı yönündeki eleştirileri haklı bulduğunu ifade eden Nu Teknoloji CEO'su Erkut Alkaya'ya göre, karbon dengeleme, doğru projelerle ve şeffaf biçimde uygulandığında geçici bir araç olabilir ancak üretim, tüketim ve operasyonel süreçlerde gerçek bir dönüşüm yaratmıyorsa yalnızca muhasebesel bir rahatlama sağlar. Bu yaklaşım, şirketlerin mevcut iş yapış biçimlerini değiştirmeden "karbon nötr" görünmelerine imkân tanıdığı için eleştiriliyor. Nu Teknoloji olarak bu konuda yaklaşımlarının çok net olduğunun altını çizen Alkaya, "Önce karbonu azalt, kaçınılmaz kalan kısmı en son aşamada dengele. Bu nedenle karbon dengeleme, bizim için bir amaç değil ancak zorunlu durumlarda başvurulabilecek ikincil ve sınırlı bir araçtır. Asıl odak noktamız; enerji verimliliği, fosil yakıt kullanımının azaltılması, şebekeden bağımsız sistemler ve dijitalleşme yoluyla doğrudan karbon salımını düşüren teknolojiler geliştirmek" diyor.
"Nu Teknoloji olarak geliştirdiğimiz çözümlerle, karbonu kâğıt üzerinde dengelemekten ziyade sahada ve gerçek hayatta düşürmeyi hedefliyoruz" diyen Alkaya şunları aktarıyor:
"Örneğin Nu City markamızla geliştirdiğimiz güneş enerjili sokak aydınlatmaları, akıllı oturma bankları, afet ve acil durumlarda çalışabilen şehir ekipmanları tamamen şebekeden bağımsız çalışıyor. Bu sistemler, fosil yakıtlı veya şebeke kaynaklı elektriğe ihtiyaç duymuyor, iletim–dağıtım kayıplarını ortadan kaldırıyor ve özellikle şehirlerde sürekli ve kalıcı bir karbon azaltımı sağlıyor. Bu, dengeleme değil; doğrudan emisyonun hiç oluşmaması anlamına geliyor. Enerji izleme ve yönetim sistemleri (IoT & EMS) tarafında geliştirdiğimiz IoT tabanlı izleme, ölçüm ve enerji yönetim sistemleri sayesinde binalarda, sanayi tesislerinde, enerji santrallerinde enerji tüketimi ölçülebilir, izlenebilir ve optimize edilebilir hale geliyor. Ölçülmeyen enerji yönetilemez, yönetilemeyen enerji ise israfa ve gereksiz karbon salımına yol açar. Bu sistemler aracılığıyla müşterilerimiz gereksiz tüketimi azaltıyor, pik yüklerini yönetiyor, enerji verimliliğini artırarak karbon ayak izini kalıcı biçimde düşürüyor. Yenilenebilir enerji ve enerji depolama entegrasyonları alanında da güneş enerjisi, enerji depolama sistemleri ve elektrikli araç şarj altyapılarıyla entegre çalışacak şekilde çözümler tasarlıyoruz. Bu entegrasyonlar yenilenebilir enerjinin daha etkin kullanılmasını, fosil yakıtlı yedek sistemlere olan ihtiyacın azalmasını, şehirler ve tesisler için daha düşük karbon yoğunluklu bir enerji yapısını mümkün kılıyor."
'YEŞİL' İDDİALARA YÖNELİK DENETİM ARTIYOR
ESCON Enerji CEO'su Onur Ünlü'ye göre, karbon azaltımında en sağlıklı yaklaşım, önce ölçmek, ardından emisyonu kaynağında azaltmak, ancak kaçınılmaz emisyonlar kaldığında, yüksek bütünlüklü projelerle dengeleme/karbon kredisi kullanmak olmalıdır. Nitekim ISO 14068-1 standardı da karbon nötrlük iddialarında azaltım öncelikli hiyerarşik yaklaşımı esas alır; dengeleme, azaltımın yerine geçen bir "kestirme" olarak görülmemelidir. "Eleştirilerin haklılık payı bazı durumlarda var çünkü maalesef piyasalarda kalitesi zayıf kredilerle yapılan şirket beyanları ve kamuoyu bilgilendirmeleri; şirketin kendi operasyonundaki dönüşümü geciktirebiliyor" diyen Ünlü şunları aktarıyor:
"Karbon nötr gibi iddialı söylemlerle tüketiciyi yanıltma riskini artırabiliyor, kredinin gerçekten ek bir azaltım sağlayıp sağlamadığı, çifte sayım ve kalıcılık gibi konularda soru işaretleri doğurabiliyor. Üstelik haklı eleştiri yapılan şirketler nedeniyle süreci doğru yapan şirketler de zan altında kalabiliyor. Bu yüzden kritik konu 'ofset var mı yok mu?' değil; ofsetin hangi çerçevede, hangi kalite kriterleriyle ve hangi iddia diliyle kullanıldığıdır. Ayrıca regülasyon tarafında da 'yeşil iddia'lara yönelik denetim artıyor. Örneğin AB Konseyi, tüketiciyi korumaya dönük düzenlemede karbon dengeleme temelli yanıltıcı iddiaların hedeflendiğini açıkça belirtiyor.
Karbon kredileri, operasyonel dönüşümün alternatifi değil, en fazla geçiş döneminde artık emisyonlar için tamamlayıcı bir araç olabilir. İddia dili, 'muhasebe sihri' algısı yaratmayacak şekilde şeffaf olmalı. Hangi kapsamda, hangi yıl, hangi metodolojiyle ölçüldüğü ve hangi azaltımların şirket içinde yapıldığı açıkça paylaşılmalı. Ayrıca, karbon nötr ürün gibi söylemler ancak çok güçlü doğrulama ve şeffaflık ile kullanılabilir; aksi halde yanıltıcı olmaya en açık alanlardan biri."
KARBON NÖTR İDDİASI GÜVEN SORUNU YARATIYOR
Üçay Mühendislik İcra Kurulu Başkanı ve CEO'su Turan Şakacı'nın aktardıklarına göre, iklim kriziyle mücadelede şirketlerin sorumluluk alması büyük önem taşıyor. Bu çerçevede karbon dengeleme (offset) gibi mekanizmalar, doğru kurgulandığında ve güvenilir araçlarla desteklendiğinde, geçiş sürecini destekleyen tamamlayıcı uygulamalar arasında yer alabilir. Ancak son dönemde gündeme gelen "yeşil aklama" eleştirilerinin de göz ardı edilmemesi gerek. Özellikle şeffaflık, bağımsız doğrulama ve gerçek etki ölçümünün yeterince sağlanmadığı uygulamalar, bu eleştirilerin haklılık payı olduğunu gösteriyor.
Karbon dengeleme, bazı şirketler için kendi operasyonlarını dönüştürürken zaman kazandıran ve belirli emisyonları telafi etmeye yardımcı olabilen bir yöntem olabilir. Bununla birlikte, dengeleme projeleri bağımsız olarak denetlenmiyor, çevresel etkileri ölçülebilir ve kamuya açık raporlarla ortaya konmuyor ya da karbon dengeleme sürekli ve temel bir "karbon nötr" iddiasının ana aracı haline geliyorsa, bu durum kamuoyunda ciddi bir güven sorunu yaratabiliyor. "Böyle bir yaklaşım, karbon dengelemenin gerçek emisyon azaltımının yerine geçen kolay bir çözüm gibi algılanmasına neden olabiliyor" diyen Şakacı, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Biz bu konuda net ve dengeli bir yaklaşıma sahibiz. Önceliğimiz, emisyonları kaynağında azaltmakla birlikte enerji verimliliği, elektrifikasyon ve yenilenebilir enerji yatırımları gibi yapısal dönüşümleri hayata geçirmek. Karbon dengelemeyi ise yalnızca kısa vadede tamamen ortadan kaldırılamayan emisyonlar için, uluslararası standartlara uygun, bağımsız denetimden geçmiş, düzenli olarak raporlanan ve kapsamı sınırlı projeler aracılığıyla, tamamlayıcı bir araç olarak değerlendiriyoruz. Özetle, karbon dengeleme tek başına bir çözüm değildir. Doğrudan emisyon azaltımının yerine geçmeyecek şekilde, sınırlı, şeffaf ve denetlenebilir biçimde kullanıldığında anlamlı olabilir. Üçay Mühendislik olarak bu alanda söylemlerden ziyade, kanıta dayalı, ölçülebilir ve raporlanabilir çevresel etkiyi esas alıyoruz.
Bu yaklaşımımızın en somut örneklerinden biri ise ZeroHouse, yani Sıfır Karbon Yaşam Modeli projemizdir. ZeroHouse, enerji tüketiminden ulaşım çözümlerine kadar tüm süreçleri kapsayan bütüncül bir bina modeli olarak, karbon ayak izini en aza indirmeyi amaçlıyor. Isıtma, soğutma ve sıcak su ihtiyaçları; ısı pompası sistemleri, VRF teknolojileri ve yerden ısıtma çözümlerinin entegre kullanımıyla yüksek verimlilikle karşılanırken, yapının ihtiyaç duyduğu elektrik enerjisi fotovoltaik paneller aracılığıyla güneşten üretiliyor. Böylece fosil yakıtlara bağımlılık önemli ölçüde azaltılıyor. Elektrikli araç şarj altyapısı da bu konseptin ayrılmaz bir parçası olarak projeye entegre ediliyor. ZeroHouse yaklaşımının temelinde, offsetle telafi yerine enerji verimliliği, elektrifikasyon ve yerinde temiz enerji üretimine dayalı doğrudan emisyon azaltımı yer alıyor."
ELEŞTİRİLERİN TEMELİNDE YER ALAN TEKNİK VE YAPISAL SORUNLAR
Metsims Sustainability Consulting CEO'su Hüdai Kara'ya göre, karbon dengeleme uygulamaları, gönüllü karbon piyasalarındaki kalite, kalıcılık ve izlenebilirlik sorunları nedeniyle yeşil aklama (greenwashing) riski taşıyor. "Metsims bu riski azaltmak için önce doğrudan azaltım ilkesini temel alıyor ve karbon dengelemeyi prensip olarak önermiyor" diyen Kara, "Son yıllarda karbon nötr iddiaları şirket iletişimlerinin merkezine yerleşti. Ancak bu iddiaların arkasındaki mekanizmalar, özellikle karbon dengeleme projelerinin gerçekten ek, kalıcı ve doğrulanabilir emisyon azaltımları sağlayıp sağlamadığı konusunda yoğun tartışma yaratıyor" diye konuşuyor.
Kara, karbon dengeleme eleştirilerinin temelinde yer alan teknik ve yapısal sorunları ise şu şekilde açıklıyor:
Ek fayda belirsizliği: Bir projenin gerçekten mevcut durumu değiştirip değiştirmediği ve dolayısıyla ek emisyon azaltımı sağlayıp sağlamadığı sıkça sorgulanıyor.
Kalıcılık riski: Doğa temelli projelerde karbonun uzun vadede tutulup tutulmayacağı belirsiz; yangın, hastalık veya yönetim eksikliği karbonun geri salınmasına yol açabiliyor.
Sızıntı ve baz hat şişirmesi: Bir bölgede sağlanan azaltım başka yerde artışa neden olabiliyor; başlangıç baz hatlarının gerçekçi olmaması faydayı abartıyor.
İzlenebilirlik ve şeffaflık eksikliği: Piyasa kayıtları ve doğrulama süreçlerindeki yetersizlikler tüketici ve yatırımcı güvenini zedeliyor.
"Bu sorunlar, dengelemenin iklim hedeflerine katkısını sorgulatıyor ve bazı ofsetlerin kağıt üzerinde fayda yarattığı eleştirilerine zemin hazırlıyor. Sonuç olarak regülatif baskı, kamuoyu sorgulamaları ve itibar riski artıyor" açıklamasında bulunan Kara sözlerini söyle sürdürüyor:
"Metsims olarak temel ilkemiz önce doğrudan emisyon azaltımı yönündedir. Bu ilke danışmanlık faaliyetlerimizin merkezinde yer alır ve şu somut uygulamalarla hayata geçirilir: Ürün bazlı yaşam döngüsü analizleri LCA ile ürün ve süreç kaynaklı emisyonların tespiti ve önceliklendirilmesi. Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji entegrasyonu projeleriyle operasyonel emisyonların doğrudan azaltılması. Düşük karbon kaynaklı alternatif malzeme kullanımı seçeneklerinin değerlendirilmesi…
Sektördeki tartışmalar yoğunlaşırken imzacısı olduğumuz ve sıfır karbon taahhüdü verdiğimiz Bilim Temelli Hedefler İnsiyatifi (SBTi) kuralları aslında şirketler için rehber niteliğindedir. SBTi ve buna taahhütte bulunan binlerce global şirketin verdiği net mesaj karbon dengelemenin, kısa vadeli bilim temelli hedeflerin yerine geçmemesi; önce operasyonel azaltımlar yapılması; yapılacaksa dengelemenin yalnızca kalan, doğrulanmış emisyonlar için sınırlı ve sıkı kriterlerle yapılmadır. Bu yaklaşım greenwashing (yeşil aklama) riskine karşı bilim temelli bir tampon işlevi görür ve şirketleri gerçek dönüşüme zorlar."
Kısaca özetlemek gerekirse karbon dengelemenin tek başına yeşil aklama riski taşıdığını vurgulayan Kara, "Bu riski azaltmak için şirketlerin önce kendi operasyonlarını dönüştürmesi gereklidir. Enerji verimliliği, süreç optimizasyonu, düşük karbonlu hammadde tercihleri ve yenilenebilir enerji yatırımları öncelikli olacak şekilde şirketler önce doğrudan azaltıma odaklanmalıdır. Karbon dengeleme son çare olarak kalan emisyonlar için ele alınmalıdır ve bu da yalnızca üçüncü taraf doğrulamalı, yüksek kalite kredilerle ve tam şeffaflık koşuluyla yapılmalıdır. Karbon nötr gibi iddialar, hangi emisyonların azaltıldığı ve hangi kısmın dengelendiği açıkça ayrıştırılarak iletişimde şeffaflık esas alınmalıdır" diyor.
DENGELEME YERİNE TEKNOLOJİK DÖNÜŞÜM
Dengelemenin, tek başına ve üretim süreçlerinde gerçek bir dönüşüm olmadan kullanıldığında bir algı yönetimi aracına dönüşebildiğine vurgu yapan Ekos Electric Yönetim Kurulu Başkan Vekili Tunahan Akbaş, "Ölçmeden dengeleyemezsiniz, azaltmadan nötr olamazsınız. Karbon dengeleme, bizim için ana strateji değil; yalnızca ölçüm ve azaltım adımlarından sonra başvurabileceğimiz, geçiş sürecinin kontrollü bir parçası" diyor.
Karbon çözümleri konusunda finans teknolojileri girişimlerinden Erguvan'la bir iş ortaklıkları bulunduğunu ifade eden Akbaş, şöyle devam ediyor:
"Karbon azaltımını, dengeleme yerine doğrudan teknoloji ve ürün dönüşümüyle ele alıyoruz. Bu yaklaşımımızın temelini, Erguvan ile gerçekleştirdiğimiz ve Türkiye'de bir ilk olan ISO 14064 standardına göre 3 kapsamlı karbon ayak izi ölçümümüz oluşturuyor; ölçüm, karbon ayak izimizin yaklaşık yüzde 95'inin SF6 gazından kaynaklandığını ortaya koydu. Bu veriler doğrultusunda attığımız önemli adımlar; SF6'sız veya düşük emisyonlu ürünler için Ar-Ge çalışmalarını hızlandırdık. Şebeke otomasyonu, kompakt merkezler ve enerji depolama çözümleriyle şebeke verimliliğini artıran sistemlere odaklandık. Elektrikli ulaşımı desteklemek adına EKOS Mobility ile şarj altyapısı yatırımlarını devreye aldık. Ölçmeden ve azaltmadan dengeleme yapılmasının etkili olamayacağına inanıyoruz. Avrupa Konseyinde de yakın zamanda florürlü sera gazlarının kullanımına yönelik kısıtlamalar gündeme geldi. Sektörümüz özelinde elektrik sektöründe devrim niteliğinde olan yalıtkan SF₆ gazı regülasyonlarının 2025 sonrasında da sıkılaşması bekleniyor. Enerji ve elektrik sektöründe uzun yıllardır kullanılan SF₆ gazının küresel ısınmaya etkisini fark edip daha çevreci bir çözüm araştırmak adına Ar-Ge çalışmalarımıza başlamıştık. Erguvan ile gerçekleştirdiğimiz iş birliği kurumsal karbon ayak izimizi anlamak için önemli bir fırsat oldu."
MÜŞTERİLERİN KARBONSUZLAŞMA YOLCULUKLARINA DESTEK OLUYOR
Adform Türkiye Ticari Direktörü Ekrem Ekicigil'e göre de karbon dengeleme, güçlü bir yönetişim ve doğru bir çerçeveyle ele alındığında yapıcı bir rol oynayabilir ancak tek başına bir çözüm olarak görülmemeli. "Bizim yaklaşımımızda karbon etkisi sonradan telafi edilecek bir değer yerine; ölçülen, şeffaf raporlanan ve karar süreçlerine dahil edilerek sistematik biçimde azaltılan bir performans alanı olarak ele alınıyor" diyen Ekicigil, "Bir reklam teknolojileri şirketi olarak sektörümüzün çevresel riskler, fırsatlar ve etkiler konusundaki sorumluluğunun farkındayız. Şubat 2024'te sektörde Bilime Dayalı Hedefler Girişimine (Science Based Targets initiative - SBTi) taahhüt veren ilk Demand Side Platform ve Ad Server olduk. Aynı yıl, 2024 dönemini kapsayan ilk tam kapsamlı karbon ayak izi çalışmamızı tamamladık. Karbon ayak izi hesaplamalarımız, Greenhouse Gas Protocol ile uyumlu şekilde bağımsız bir karbon muhasebesi şirketi tarafından gerçekleştirildi. Bu adımlar, uzun vadeli çevresel sorumluluk yaklaşımımızın başlangıç noktasını oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde sürdürülebilirliği operasyonlarımızın her seviyesine entegre ederek, düşük karbonlu ekonomiye katkı sağlayan yenilikçi çözümler geliştirmeyi sürdüreceğiz" diyor.
Kendi operasyonlarının yanı sıra müşterilerinin de karbonsuzlaşma yolculuklarına destek olduklarını ifade eden Ekicigil şunları paylaşıyor:
"Scope3 ile yürüttüğümüz iş birliği sayesinde, medya ve dijital değer zincirindeki karbon etkilerini daha doğru biçimde ölçüyor ve raporluyor; aynı zamanda bu etkileri azaltmaya yönelik çözümler geliştiriyoruz. Scope3'un yaklaşımı, emisyon verilerini standartlaştırarak bu verileri planlama ve optimizasyon süreçlerine entegre etmeyi amaçlıyor. Bu sayede daha sağlıklı kararların alınması ve endüstri genelinde karbon ayak izinin azaltılması mümkün hale geliyor. Karbon etkisinin ancak şeffaf metodolojiler, kapsamlı ölçüm ve iş birliğine dayalı bir yaklaşımla yönetilebileceğine inanıyoruz."
İrem DOĞU / Karaca Sürdürülebilirlik Yöneticisi
"Yeşil aklama değil, sürdürülebilirlik uygulaması"
Karbon dengeleme, dengeleme yapılması hedeflenen faaliyetin çevresel etkisinin hesaplanması, bu faaliyet sırasında oluşabilecek etkinin azaltılmasına yönelik çalışmaların planlanması ve azaltılamayan kalan kısmın karbon projeleri aracılığıyla dengelenmesi süreci olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım doğrultusunda yürütülen bir dengeleme sürecinde, öncelikle azaltım çalışmalarının yapılması ve ardından karbon azaltımı sağlayan projelerin finanse edilmesi söz konusu olduğundan, bu yaklaşımın "yeşil aklama" olarak değerlendirilmesinin doğru olmadığı kanaatindeyiz. Bu noktada, konunun doğru anlaşılması ve uygulama sınırlarının net biçimde belirlenmesi büyük önem taşıyor. Nitekim ülkemizde bu sürecin sağlıklı ve şeffaf bir şekilde yönetilebilmesi adına, geçen Ağustos ayında "Karbon Kredilendirme ve Denkleştirme Yönetmeliği Taslağı" yayımlanmıştır. Bu gelişmenin, karbon dengeleme uygulamalarının yakın gelecekte daha doğru ve net bir çerçevede ele alınmasını sağlayacağını düşünüyoruz. Dengeleme süreçlerinin tüm gerekliliklerini eksiksiz şekilde yerine getiren ve bu süreci tüketicilerine şeffaf biçimde aktaran şirketler için karbon dengelemenin, sorumlu bir sürdürülebilirlik uygulaması olduğunu düşünüyoruz. Karbon azaltımına yönelik olarak farklı alanlarda hayata geçirdiğimiz çeşitli projelerimiz var. Bu kapsamda en güncel çalışmalarımızdan biri, "Karbon-Nötr Teslimat".
Murat PEKMEZYAN / Link Bilgisayar Genel Müdürü
"Sürdürülebilirlik politikalarımızı düzenli olarak güncelliyoruz"
Teknoloji sektöründe faaliyet gösteren bir şirket olarak karbon ayak izini azaltma, enerji verimliliğini artırma ve dijitalleşme yoluyla kaynak tüketimini minimize etme hedeflerimizi sürekli geliştiriyoruz. Özellikle enerji tüketimi süreçlerinde daha da ileri adımlar atılması gerektiğinin bilincindeyiz. Bu nedenle sürdürülebilirlik politikalarımızı düzenli olarak güncelliyor, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle hareket ediyoruz. Link olarak hem kendi operasyonlarımızda hem de müşterilerimize sunduğumuz çözümlerde çevreye olumlu katkı sağlayan uygulamaları hayata geçiriyoruz. Yazılım çözüm ortağı olduğumuz Susdex ile yürüttüğümüz ESG ScoreCard platformumuz ile karbon ayak izinden çevresel etki analizlerine, sürdürülebilirlik stratejilerinden ESG kriterlerinin kurumsal süreçlere entegrasyonuna kadar birçok başlıkta güçlü bir dijital çözüm altyapısı sunuyoruz.
Ali Esat KUTMANGİL / Kutes İcra Kurulu Başkanı
"Asıl nokta, süreçlerin yeşillendirilmesi olmalı"
Karbon dengeleme (offset) mekanizmaları ve buna dayalı "karbon nötr" iddialarıyla ilgili eleştirilerin önemli ölçüde haklılık payı taşıdığını açıkça kabul ediyoruz. Son yıllarda yayımlanan bağımsız araştırmalar ve kapsamlı incelemeler, pek çok offset projesinin beklenen iklim faydasını yaratmadığını, hesaplamaların kimi zaman abartılı olduğunu ve gerçek emisyon azaltımı sağlamadığını ortaya koymuştur. Bu durum, üretim süreçlerini köklü biçimde dönüştürmeden "yeşil" bir algı yaratılmaya çalışıldığı yönündeki greenwashing (yeşil aklama) eleştirilerini de anlaşılır kılmaktadır. Bizim yaklaşımımız bu noktada net bir şekilde ayrışıyor. Karbon nötrlüğe giden yolda önceliğimizi, kendi operasyonlarımızda doğrudan ve kalıcı emisyon azaltımına veriyoruz. Bu kapsamda hayata geçirdiğimiz güneş enerji santrali (GES) yatırımlarıyla, elektrik tüketimimizin önemli bir bölümünü yenilenebilir kaynaklardan karşılıyoruz. Bu yatırımlar, yalnızca kâğıt üzerinde değil, fiilen emisyonlarımızı düşüren ve üretim yapımızı dönüştüren adımlardır. Kalan emisyonlar için kullanılan offset mekanizmaları ise sınırlı, seçici ve şeffaf bir çerçevede ele alınmaktadır. Asıl odak noktasının, şirketlerin kendi süreçlerini gerçek anlamda "yeşillendirmesi" gerektiğine inanıyoruz.
Murat Eren TAŞÇI/ Mısırlı Underwear and Socks Yönetim Kurulu Üyesi
"Üretimimizin yüzde 90'ı karbon nötr"
Karbon dengeleme, doğru kurgulandığında iklim hedeflerine katkı sağlayabilen bir araç. Biz yenilenebilir enerjiye ve karbon azaltımına 18 yıldır yatırım yapıyoruz. Yozgat'ta 4,2 milyon dolar yatırımla kurduğumuz güneş enerjisi santralimizle (GES) elektriğimizi yenilenebilir kaynaktan üretiyoruz. 2025 raporlamamıza göre, GES kaynaklı elektrik üretimimiz 5,87 GWh seviyesine ulaştı. Mahsuplaşma mekanizmasıyla birlikte bu üretim, grup genelinde elektrik maliyetini büyük ölçüde dengeliyor. Su tarafında ise şebeke suyuna bağımlılığı azaltan yağmur suyu kazanım altyapımızla 2025'te 2.617 m³ su geri kazanımı sağladık. Sürdürülebilirlik yatırımlarımız ve akıllı üretim yaklaşımlarımız sayesinde fabrikalarımızın karbon ayak izini yüzde 96 oranında azalttık; üretimimizin yaklaşık yüzde 90'ını karbon nötr gerçekleştiriyoruz. 2025 sera gazı raporlamamızda enerji kaynaklı toplam emisyonumuzu yaklaşık 1.544 ton karbondioksit eşdeğeri (CO2e) olarak hesapladık.