500 MW’lık jeotermal yatırımı start bekliyor

Türkiye’nin jeotermalde 2028'e kadar yatırıma geçmeyi bekleyen yaklaşık 500 MW’lık bir tesis planı bulunuyor. Bir o kadar büyüklükte de yatırıma geçmeyi bekleyen proje olduğu belirtiliyor. Jeotermal enerji yatırımlarının YEKDEM kapsamında üretim yapabilmesi için devreye alınma tarihinin 31 Aralık 2030’dan 31 Aralık 2040’a çekilmesi gerektiği vurgulanıyor.
04.05.2026 12:02 GÜNCELLEME : 04.05.2026 12:02

HÜLYA GENÇ SERTKAYA / Yatırımcıların, Türkiye'de jeotermal yatırımlara ilgisi sürerken, 2028'e kadar yatırıma geçmeyi bekleyen yaklaşık 500 MW'lık bir tesis planı bulunduğu ifade ediliyor. Bir o kadar büyüklükte de yatırıma geçmeyi bekleyen proje stoğu olduğu belirtiliyor. Sektörün önünde ciddi bir büyüme alanı bulunduğuna dikkat çeken sektör temsilcileri, bu ilginin güçlü bir yatırım dalgasına dönüşebilmesi için uygun koşulların da oluşması gerektiğinin altını çiziyor. Sektör temsilcileri, öncelikle yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üreten YEK (yenilenebilir enerji kaynak) belgeli tesislerin YEKDEM (Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması) kapsamında üretim yapabilmesi için devreye alınma tarihinin 31 Aralık 2030'dan 31 Aralık 2040'a uzatılması gerektiğine dikkat çekiyor. Öteleme gerçekleşmezse 2027 ve sonrasında tüm yatırım planlarının askıya alınma riski bulunduğu vurgulanıyor. Jeotermal yatırımların her şey yolunda giderse beş yılda tamamlanabileceği, bu nedenle sektöre yatırıma hazırlanan firmaların "bekle gör" moduna girdiğinin altı çiziliyor. Ayrıca sektörün önünü açmak için YEKDEM sonrası döneme ilişkin yeni bir gelir istikrarı mekanizmasının kurulması gerektiği ifade ediliyor. Destek mekanizmalarının sondaj aşamasına odaklanması gerektiğine dikkat çekilerek, jeotermal yatırımcıların cirolarından her yıl alınan yüzde 1'lik idare payının sektörel fona dönüşmesi gerektiği dile getiriliyor. Sondajda kullanılan akaryakıtta ÖTV ve KDV istisnası sağlanmasının da maliyetleri hafifletecek önemli bir adım olacağı belirtiliyor. Rüzgar ve güneş enerjisinde uygulanan YEKA mekanizmasının, Jeotermal Enerji Kaynak Alanları (JEKA) iş modeli olarak yeni bir uygulama alanına kavuşması gerektiği de sektör temsilcileri tarafından dillendiriliyor. Sektöre özgü bir modelin geliştirilmesinin sektör için daha anlamlı olacağı görüşünü paylaşanlar da bulunuyor. Finansman, destek mekanizmaları ve uzun vadeli politika çerçevesi güçlenirse, Türkiye'nin jeotermalde çok daha iddialı bir küresel oyuncu haline gelebileceği ifade ediliyor.

ELEKTRİK ÜRETİMİ İLK SIRADA

Yenilenebilir enerji kaynaklarını azami ölçüde değerlendiren Türkiye, jeotermal enerjide de önemli bir aşama kat etti. Türkiye'nin mevcut toplam kurulu jeotermal kapasitesi 19 bin 836 megavat termali buldu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, jeotermal enerjinin kullanım alanlarına bakıldığında ilk sırada yüzde 65.5 ile elektrik üretimi geliyor. Türkiye'de halihazırda üretim yapılan ve toplam kurulu gücü 1.786 megavat olan 68 jeotermal enerji santrali (JES) bulunuyor. Bu santrallerin 2025 yılında toplam elektrik üretimi 11.66 gigavat saat oldu. Bu da Türkiye'nin yıllık toplam elektrik üretiminin yüzde 3.2'si anlamına geliyor.

Jeotermal enerji kapasitesinin yüzde 12.3'ü ise kaplıca, termal otel, termal tesisler, termal otel, hamam ve hastane gibi çeşitli yerlerde termal suların ve mekanların ısıtılmasında, yüzde 9.68'ine karşılık gelen kısmı da 170 bin konutun ihtiyacına eşdeğer merkezi ısıtma sistemlerinin ihtiyacı için kullanılıyor.

Jeotermal enerji, tarımsal üretimde de önemli bir yer tutuyor. Türkiye'nin jeotermal enerjisinin yüzde 9.6'sı da sera ısıtmasında kullanılırken, bu oran ile yaklaşık 7 bin dönümlük seranın ısı ihtiyacı karşılanıyor.

POTANSİYELİN SADECE YÜZDE 11'İ KULLANILIYOR

Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, jeotermal kaynaklı elektrik üretiminde (TEİAŞ verileriyle) 1.772 MWe kurulu güce ulaşan Türkiye'nin; potansiyelinin çok altında kalan bu seviye ile dünyanın dördüncü, Avrupa'nın ise lider ülkesi konumunda olduğunu vurguluyor. Maden Tetkik Arama Kurumu'nun (MTA) Türkiye'de keşfi tamamlanan jeotermal potansiyelini 62 bin MW olarak açıkladığına işaret eden Kındap, bu potansiyelin ancak yüzde 11'inin kullanıldığını dile getiriyor. Kındap, "150 bin dönüm jeotermal ısıtmalı sera potansiyeline sahip olan Türkiye, halen 7 bin dönüm jeotermal ısıtmalı seraya sahip. Türkiye, potansiyelinin yüzde 5'i seviyesinde olan bu kapasite ile dünyada 7'inci, Avrupa'da ise 1'inci sırada yer alıyor" diyor.

"CİDDİ BİR BÜYÜME ALANI VAR"

Jeotermal Elektik Santral Yatırımcıları Derneği (JESDER) Başkanı Ufuk Şentürk ise, Türkiye'nin jeotermalde ciddi bir uygulama birikimi oluşturduğuna dikkat çekiyor. 2025 yılında jeotermalden elektrik üretiminin 11.66 TWh seviyesine ulaştığına ve toplam elektrik üretimindeki payının yüzde 3.2 olduğuna işaret eden Şentürk, potansiyel tarafında da Türkiye'nin çok güçlü bir yerde olduğunu, potansiyel belirleme çalışmalarının hala devam ettiğini vurguluyor. Şentürk, "Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre bu söylemi inşa edersek 31.500 MWt dolaylarında belirlenen bir potansiyel var. Böyle olsa dahi bugün kullanılan kapasite ile toplam potansiyel arasında hala önemli bir mesafe var. Yani kaynak var, tecrübe var, fakat bu potansiyelin tamamı henüz ekonomik ve teknik olarak yatırıma dönüşmüş değil. Bu da bize sektörün önünde hala ciddi bir büyüme alanı bulunduğunu söylüyor. Türkiye jeotermalde güçlü bir temel kurdu ancak bu temelin büyüyerek devam etmesi için yalnız yeni yatırım çağrıları değil, mevcut varlıkların sürdürülebilirliğini koruyan bir politika yaklaşımı da gerekli" şeklinde konuşuyor.

Jeotermali yalnızca elektrik üreten bir kaynak olarak değil; konut ısıtmasından seracılığa, termal turizmden farklı doğrudan kullanım alanlarına kadar geniş bir ekonomik değer zinciri içinde değerlendirmek gerektiğini söyleyen Şentürk, "Bana göre önümüzdeki dönemde en hızlı yaygınlaşma potansiyeli de tam burada, yani sera ısıtması, bölgesel ısıtma ve sanayide proses ısısı gibi alanlarda yatıyor" diyor.

"TÜRKİYE KÜRESEL OYUNCU OLABİLİR"

Resmi enerji planlarında 2035'e kadar yenilenebilir enerji büyümesinin güçlü biçimde sürdürüleceğinin çok net görüldüğüne dikkat çeken Şentürk, şunları söylüyor:

"Ancak mevcut resmi belgelerde rüzgar ve güneş için açıklanan kapasite hedefleri daha görünürken, jeotermal için aynı ölçüde öne çıkarılmış tekil ve yeni bir kurulu güç hedefi kamuoyunda daha sınırlı yer buluyor. Bu da jeotermalin önümüzdeki dönemde daha belirgin ve özel politika araçlarıyla yeniden öne çıkarılması gerektiğine işaret ediyor. Asıl mesele bundan sonra bu avantajı yalnız elektrik üretiminde değil teknoloji geliştirme, ekipman, mühendislik, doğrudan kullanım ve entegre projeler tarafında da büyütebilmek. Finansman, destek mekanizmaları ve uzun vadeli politika çerçevesi güçlenirse, Türkiye jeotermalde çok daha iddialı bir küresel oyuncu haline gelebilir."

YABANCI İLGİSİ DE YÜKSEK

JESDER Başkanı Ufuk Şentürk, Türkiye'de jeotermal yatırımlara ilginin devam ettiğini, üstelik bunun küçümsenecek bir ilgi olmadığını da vurguluyor. Bu ilginin doğru okunması gerektiğinin altını çizen Şentürk, "Yerli sermaye daha doğrudan, daha cesur ve daha baskın bir yatırımcı profili ortaya koyarken, yabancı sermaye ise daha çok finansman, ortaklık, teknoloji ve seçici proje ilgisi tarafında konumlanıyor. Yabancı sermaye çoğu zaman doğrudan ilk aşama saha riskini üstlenmektense, daha çok finansman, ortaklık, teknoloji iş birlikleri ve olgunlaşmış projeler üzerinden ilerlemeyi tercih ediyor. Yani sektör ilgisiz değil tam tersine hem içeriden hem dışarıdan dikkatle takip edilen, potansiyeli kabul gören bir alan. Ancak bu ilginin güçlü bir yatırım dalgasına dönüşebilmesi için uygun koşulların da oluşması gerekiyor. Türkiye'nin bu alandaki en büyük gücü, jeotermalde artık kendini ispatlamış bir ülke olmasıdır. Bugün geldiğimiz noktada ciddi bir saha tecrübesi, teknik bilgi birikimi ve işletme deneyimi oluşmuş durumda. Bu da yatırımcı açısından çok kıymetli bir unsur. Çünkü jeotermal, yalnızca kaynak bulmakla sınırlı bir alan değil, ciddi mühendislik, sabır, sermaye dayanıklılığı ve uzun vadeli bakış gerektiriyor. Burada yerli sermayenin rolü son derece belirleyici oldu ve olmaya da devam ediyor" şeklinde konuşuyor.

YATIRIMA HEMEN BAŞLANABİLECEK PROJELER

JED Başkanı Kındap, 2025 yılında, jeotermal enerji sektöründe planlanan çok sayıda yatırım kararı bulunduğunu vurguluyor. Kındap, "Bizim tahminimiz hemen harekete geçmeye hazır projelerin kurulu güç büyüklüğü 300 MWe seviyesinde. Ancak sektörümüzün önündeki en önemli sorun ne finansmana erişim ne de teşvik…30 Nisan 2023 tarihli ve 7189 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'nda yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üreten YEK Belgeli tesislerin YEKDEM mekanizmasından yararlanması için 31 Aralık 2030 tarihine kadar işletmeye girmesi gerekiyor. Takvimde yaşanan sıkışıklık, sektöre yatırıma hazırlanan firmaların da 'bekle gör' demesine neden oluyor. Jeotermal enerji yatırımlarının YEKDEM kapsamında üretim yapabilmesi için devreye alınma tarihi, 31 Aralık 2040'a çekilmeli. Öteleme gerçekleşmez ise 2027 ve sonrasında tüm yatırım planlarının askıya alınma riski bulunuyor.

Şöyle düşünün: 30 MW kurulu gücünde bir jeotermal santral inşa ediyorsunuz, onca zorluğu göğüsleyerek cebinizden 100 milyon dolar para harcıyorsunuz ve aşamaların tümünün sorunsuz ve engelsiz şekilde geçildiğini varsayılsa bile en iyimser koşullarda beş yıllık bir zaman dilimine ihtiyaç var. Yatırımı devreye aldığınızda YEKDEM kapsamı dışında kalıyorsunuz. Bugün yatırım kararı alan bir yatırımcının, santralini devreye alması en erken 2031 yılını bulacaktır. Santral mevcut yasal mevzuata göre 31 Aralık 2030'dan sonra devreye alındığı için, 15 yıl sürecek YEKDEM desteğinden yararlanamayacak. Yatırımcılar bu riski gördükleri için şu anda bekle gör dönemindeler" şeklinde konuşuyor.

2028'E KADAR 500 MW'LİK TESİS PLANI

JESDER Başkanı Şentürk de, mevcut ve öngörülebilir projelere bakıldığında sektörün önünde küçümsenmeyecek bir proje stoğu olduğunu vurguluyor. Türkiye'nin halihazırda 2028 yılına kadar yatırıma geçmeyi bekleyen yaklaşık 500 MW'lık bir tesis planı olduğunu ve buna ek olarak proje bazında da buna yakın bir büyüklükten söz etmenin mümkün olduğunu dile getiriyor. Bu projelerin kağıt üzerinde kalmaması, yatırım kararına dönüşmesi ve sahada hayata geçirilebilmesi için bazı temel koşulların güçlenmesi gerektiğinin altını çizen Şentürk, şunları söylüyor:

"Temel koşullar ise ülke ekonomisinin genel görünümü, finansmana erişim imkanları, yatırımcıya güven veren siyasi ve ekonomik politikalar ile jeotermal yatırımlara yönelik ilave destek mekanizmalarının devreye alınması. Dolayısıyla sektörün önünde ciddi bir potansiyel olsa da bu potansiyelin yatırıma dönüşebilmesi için daha güçlü bir yatırım iklimine ihtiyaç var. Bu noktada jeotermalin yalnızca elektrik üretimi olarak ele alınmaması gerektiğini de özellikle vurgulamak isterim. Önümüzde sera ısıtmasından bölgesel ısıtmaya, tarımsal uygulamalardan sanayi kullanımına, termal turizmden entegre enerji modellerine kadar çok geniş bir alan var. Bana göre hem yerli hem yabancı yatırımcının önümüzdeki dönemde daha fazla ilgisini çekecek olan da tam olarak bu çok yönlü kullanım potansiyelidir" diye konuşuyor.

"YENİ BİR GELİR İSTİKRAR MEKANİZMASI KURULMALI"

Şentürk, sektörün önünü açacak çözüm başlıklarından birinin de YEKDEM sonrası döneme ilişkin yeni bir gelir istikrarı mekanizmasının kurulması olduğuna dikkat çekiyor. Şentürk, "Bugün YEKDEM destek süresi sona eren jeotermal santrallerin, mevcut piyasa yapısı içinde yüksek işletme maliyetleri, kimyasal giderler, kur dalgalanmaları ve artmış yatırım ile yenileme maliyetleri nedeniyle ciddi finansal zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Oysa YEKDEM, 2010-2020 döneminde sağladığı güvenli gelir yapısıyla yatırımların hayata geçmesini mümkün kılmıştı. Destek süresi sona eren tesisler ise bugün yalnız piyasa koşullarıyla faaliyet göstermekte zorlanmakta, bu durum hem mevcut santrallerin sürdürülebilirliğini tehdit etmekte hem de yatırımcıların yeni yatırımlara yönelmesini zorlaştırmakta. Bu nedenle, YEKDEM süresi dolmuş santraller için yeni bir tavan-taban fiyat uygulamasının değerlendirilmesi önemli bir çözüm olabilir. Belirlenecek azami-asgari uzlaştırma fiyat aralığı, doğrudan bir teşvikten çok dolaylı bir koruma mekanizması işlevi görebilir. Böyle bir yapı, fiyat oynaklığının yüksek olduğu dönemlerde santrallerin tamamen gelir güvencesiz kalmasını önlerken, aynı zamanda piyasa disiplini ile sektörün sürdürülebilirliği arasında daha dengeli bir çerçeve oluşturabilir" ifadelerini kullanıyor.

JEKA MODELİ ÖNERİSİ

JED Başkanı Kındap, rüzgar ve güneş enerjisinde başarıyla uygulanan YEKA mekanizması'nın, Jeotermal Enerji Kaynak Alanları (JEKA) iş modeli olarak yeni bir uygulama alanına kavuşması gerektiğini vurguluyor. YEKA benzeri bir mekanizmanın üretilebileceğini dile getiren Kındap, sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Bu konuda JED olarak özgün bir önerimizi kamu otoritelerimiz ile paylaşıyoruz. Bu mekanizma; jeotermalin enerji üretimi, konut ısıtması, jeotermal seracılık, termal turizm gibi çok sayıda entegre kullanım alanlarına odaklanacak ayrı bir iş modeline sahip olması… Adına da JEKA modeli diyoruz. Çıkış noktamız ise şu:

Türkiye'nin temiz enerji kaynakları sadece rüzgar ve güneşten ibaret değil. Pek çok alanda değer zinciri yaratabilen jeotermal, Türkiye'nin mukayeseli üstünlüğü en yüksek kaynakları arasında yer alıyor. Beklentimiz, bu sistemin bir iş modeli olarak kurgulanması ve jeotermalin farklı kullanım alanlarına yatırımcı çekilmesinin sağlanması…

Son dönemde Alarko gibi sanayi gruplarının jeotermal seracılığa yatırım yapması dikkat çekerken, İstanbul Holding gibi çok ortaklı şirketlerin seracılığa 500 milyon dolar gibi çok yüksek seviyede yatırım kararları aldıkları görülüyor."

"AYAKLARIMIZIN ALTINDA İKİNCİ BİR GÜNEŞ DAHA VAR"

Kındap, önerdikleri modeli şöyle anlatıyor:

"JEKA modelinin ilk aşamada Maden Tetkik Arama Kurumu'nun keşfini yaptığı, jeotermal potansiyeli belirlenen ya da bilinen alanlarda rahatlıkla gerçekleşebileceğine dikkat çekmekteyiz. JEKA yarışmalarında yatırımcılar; enerji, jeotermal seracılık, konut ısıtma, termal turizm, jeotermal madencilik, kurutma tesisleri gibi entegre kullanım alanlarından en az ikisi ve daha fazlasını yatırım planına alacak şekilde konumlanabilir. Jeotermal enerji santrali yatırımı yapmak isteyen yatırımcı, santralin yakında bir jeotermal sera ya da sebze meyve kurutma tesisi kurmalı. Yakındaki bir yerleşim merkezinin konut ısıtmasını sağlamalı. Ya da bir turizm merkezinin termal suyunu sağlamalı.

Rüzgar ve güneş YEKA'larında olduğu gibi yerli üretim koşullarının korunması, ekipman üretiminde ise Türkiye'de konuşlu şirketlerin katma değer zincirinde yer alması sağlanmalı.

Böylelikle aynı yatırımın çok farklı sektörlerde katma değer yaratması gibi muhteşem bir sonuca ulaşmamız mümkün olabilir. Çünkü ülkemiz sonsuz ve tamamen bizim olan bu zenginliğin üzerinde oturuyor. Ayaklarımızın altında ikinci bir güneş daha var ve bu durumun farkında bile değiliz."

"KALKINMA FİNANSMAN KURULUŞLARI SİSTEME ÇEKİLMELİ"

JESDER) Başkanı Şentürk ise, jeotermale özgü yeni bir modelin geliştirilmesi gerektiği görüşünde. Jeotermalde asıl meselenin alan tahsisi olmadığını, riskin hangi aşamada kimin tarafından üstlenileceğinin doğru tarif edilmesi olduğunu dile getiren Şentürk, uzun vadeli alım güvencesi, yerli ekipman kullanımını teşvik eden bir yapı, ilk arama-sondaj riskini azaltacak kamu destekleri, gerekirse kalkınma finansmanı kuruluşlarını da sisteme çekecek finansman kolaylıkları ve sadece elektrik değil entegre kullanım şartlarını içeren bir sistemin jeotermal için daha uygun bir model olabileceğini ifade ediyor. Şentürk, hatta doğru kurgulanırsa sektör açısından yeni bir ivme de yaratabileceğini sözlerine ekliyor.

"ATEŞTEN TOP HEP YATIRIMCININ KUCAĞINDA"

Jeotermal sektörü temsilcileri, finansmana erişimde yaşanan sıkıntılara, özellikle "finansman riski" sorununa dikkat çekiyor. JED Yönetim Kurulu Başkanı Kındap, finansmana erişimin Türkiye'de her sektördeki her firma için bir sorun olduğunu vurgulayarak, "Üretimi adeta yapılamaz ya da rekabet edilemez noktaya taşıyan bir sorun" ifadelerini kullanıyor.

Jeotermal enerjide bunun ötesinde finansman riski sorunu olduğunu dile getiren Kındap,"Yani siz yatırımcı olarak santralinizin ruhsat sahasında sondaj yapıyorsunuz ve yerin 3 bin ile 4 bin metre altında neyle karşılaşacağınız belli değil. Verimli bir kaynağa da ulaşabilirsiniz, elektrik üretimi için verimli olmayan bir kaynağa da…Bu süreçte ateşten top hep yatırımcının kucağında durur.

Söz gelimi, bir ruhsat sahasında üç sondaj yapar ve verimli kaynak bulamaz ise yüz binlerce doları toprağın altına gömebilir. Bu süreçte yatırımcılar için risk paylaşımını önceleyen, jeotermal kaynak arama dönemi için petrol ve gaz aramaları için verilen yakıtta vergi istisnası vb destekleri jeotermal yatırımcısına da sağlayacak mekanizmaların kurulması gerektiğine inanıyoruz. Avrupa ülkelerinde buna benzer mekanizmalar var. Dünya Bankası gibi pek çok uluslararası kuruluş kamunun gözetiminde bu mekanizmaları oluşturabiliyor" diyor.

"SONDAJLAR DA DESTEK KAPSAMINA ALINSIN"

JESDER Başkanı Ufuk Şentürk, jeotermal enerji projelerinde finansmana erişimde ciddi zorluklar yaşandığını vurguluyor. Bunun en temel nedeninin jeotermal yatırımların özellikle arama ve sondaj aşamasında yüksek risk taşıması olduğunu dile getiren Şentürk, "Yatırımcı, daha projenin ilk safhasında önemli bir sermayeyi sahaya bağlamak zorunda kalıyor ve bu aşamada çoğu zaman klasik finansman kaynaklarına erişmek kolay olmuyor. Hatta jeotermal santrallerde asıl maliyet kaleminin büyük ölçüde sondaj tarafında yoğunlaştığını söylemek gerekir. Bu nedenle jeotermal yatırımlarda destek mekanizmaları konuşulurken, yalnızca üretim aşamasına değil, yatırımın en riskli ve en maliyetli bölümü olan sondaj aşamasına da ayrıca odaklanılmalıdır. Bu çerçevede, sondaj faaliyetlerinin de belirli ölçüde YEKDEM destek kapsamına alınması önem taşıyor. Yine petrol sektöründe olduğu gibi sondajda kullanılan akaryakıtta ÖTV ve KDV istisnası sağlanması da maliyetleri hafifletecek önemli bir adım olacaktır. Çünkü jeotermal yatırımlarda sorun yalnızca santrali kurmak değil, daha kaynağın doğrulanması aşamasında yüksek maliyetle ve yüksek belirsizlikle karşı karşıya kalmaktır. Bu noktada yalnız klasik kredi mekanizmalarıyla ilerlemek yeterli olmuyor. Dünya Bankası'nın desteklediği risk paylaşım mekanizmalarına benzer yapıların devreye alınması, özellikle sondaj risklerinin daha yönetilebilir ve finans kuruluşları açısından daha güvenli hâle gelmesine katkı sağlayabilir" diye konuşuyor.

"YÜZDE 1'LİK İDARE PAYI SEKTÖREL FONA DÖNÜŞEBİLİR"

Şentürk, jeotermal yatırımcıların cirolarından her yıl alınan yüzde 1'lik idare payının daha stratejik bir amaçla değerlendirilmesinin de düşünülmesi gerektiğini söylüyor. Şentürk, "Bu kaynakların belirli bir fonda toplanması ve yeni yapılacak yatırımların özellikle sondaj risklerinin bir bölümünün buradan karşılanması, sektör içinde kendi kendini destekleyen daha sürdürülebilir bir yapı oluşturabilir. Böylece mevcut yükümlülüklerden doğan kaynak, yeniden sektörün büyümesine ve yeni yatırımların önünün açılmasına hizmet etmiş olur.

Bugün karşılaşılan en büyük sıkıntı, finansman maliyetlerinin yüksekliği, uzun vadeli kredi imkanlarının sınırlı olması, kur ve ülke riski, gelir yapısındaki öngörülebilirliğin zayıflaması ve yatırımcının önünü yeterince net görememesidir. Bu nedenle aslında sorun yalnızca finansman bulmak değil, doğru vadede, doğru maliyetle ve yatırım riskini dengeleyecek bir finansman yapısına ulaşabilmektir. Mevcut projelerin yatırıma dönüşebilmesi için de tam olarak bu alanlarda iyileşmeye ihtiyaç vardır" şeklinde konuşuyor.

YATIRIM CAZİBESİ EN YÜKSEK İLLER…

Şimdi de Türkiye'de hangi illerde/bölgelerde jeotermal yatırım fırsatları bulunduğuna bir göz atalım. Türkiye'de jeotermalden elektrik üretimi Batı Anadolu'da, özellikle Aydın, Denizli ve Manisa hattında yoğunlaşıyor. Yüksek sıcaklıklı kaynakların yoğunlaştığı bu kuşak, jeotermal elektriğin ana omurgasını oluşturuyor. JESDER Başkanı Şentürk'ün açıklamalarına göre; kurulu güç, saha deneyimi, sondaj birikimi ve mevcut yatırımların önemli kısmı hala bu bölgede toplanıyor. Bu nedenle elektrik üretimi açısından yatırım cazibesi en yüksek iller Aydın, Denizli ve Manisa olarak sıralanıyor. Aydın, canlı saha yapısı ve yeni kapasite potansiyeliyle öne çıkarken, Denizli daha köklü ve ölçekli yatırımların merkezi olmayı sürdürüyor. Manisa ise hem mevcut üretimi hem de yeni proje arayışlarıyla dikkat çeken güçlü bir gelişme alanı olarak öne çıkıyor.

Bu arada jeotermalde elektrik enerjisi üretimi yüksek sıcaklılıklı kaynaklarla yapılıyor. Orta sıcaklıklı kaynaklar ısıtma, tarım ve turizmde kullanılıyor.

YENİ GELİŞİM HATTI DAHA GENİŞ BİR COĞRAFYAYA YAYILIYOR

Elektrik üretiminde ana omurga hala Batı Anadolu'da kalsa da yeni gelişim hattı doğrudan kullanım uygulamalarında çok daha geniş bir coğrafyaya yayılıyor. İzmir-Dikili, Balıkesir-Gönen, Kütahya-Simav, Aydın-Efeler, Denizli-Sarayköy, Nevşehir-Kozaklı, Ağrı-Diyadin, Aksaray-Kargın ve Kayseri-Kocasinan gibi alanlar artık sadece yerel kaynak noktaları değil sera ısıtması, bölgesel ısıtma, tarımsal sanayi ve termal kullanım açısından giderek daha önemli yatırım alanları haline geliyor. Şentürk, "Bu durum Türkiye'de jeotermalin geleceğinin yalnızca birkaç ilde elektrik üretim kapasitesinin artmasından ibaret olmadığını asıl büyümenin, kaynağın farklı kullanım alanlarında olduğunu gösteriyor" diyor.

ÇEKİRDEK BÖLGE AYNI

Şentürk'ün açıklamalarına göre, bugün elektrik üretimindeki yeni kapasite eklemeleri ve ruhsat hareketliliği ağırlıklı olarak yine Aydın, Manisa ve Denizli hattında kalıyor. Burada çekirdek bölge değişmiyor. Ama doğrudan kullanım tarafında tablo çok daha geniş. Özellikle sera ve entegre tarım yatırımları son dönemde İzmir-Dikili ve Balıkesir-Gönen'de çok daha görünür hale gelmiş durumda. Dikili'de jeotermal ısıtmalı sera organize tarım bölgesi ölçeğinde ortaya çıkan yapı, jeotermalin artık yalnızca enerji değil aynı zamanda planlı tarımsal kalkınma aracı olarak görüldüğünü gösteriyor. Gönen'de ise jeotermal avantajın entegre ve katma değerli yatırımlarla birlikte düşünülmeye başlanması dikkat çekiyor. Bu da yeni dönemde yatırım kararlarının "bulunan kaynak etrafında nasıl bir ekonomik ekosistem kurulacak" sorusuyla şekilleneceğini anlatıyor. Şentürk, "Yeni dönemde daha cazip hale gelen yaklaşım, elektriği, serayı, bölgesel ısıtmayı, kurutmayı, termal turizmi ve ileride mümkün olabilecek mineral geri kazanımını birlikte düşünen çoklu kullanım modelidir. Bu da onu enerji yatırımı olmanın ötesinde, bölgesel kalkınma aracı haline getiriyor" diye konuşuyor.

JEOTERMAL SERACILIK EN GÜÇLÜ BÜYÜME ALANLARINDAN

Şentürk'ün açıklamalarına göre, jeotermal seracılık, önümüzdeki dönemin en güçlü büyüme alanlarından biri olmaya aday görünüyor. Burada mesele yalnızca enerji üretmek değil aynı zamanda tarımsal verimliliği artırıp, dört mevsim üretimi mümkün kılmak ve kırsalda istihdam yaratarak, yerel ekonomiyi daha canlı hale getirmek. Bu alan sadece belli merkezlerle sınırlı da değil. Jeotermal seracılık açısından tablo çok daha geniş ve mevzuat güncellemeleriyle daha umut verici. Şentürk, düşük ve orta sıcaklıklı jeotermal suların Türkiye'nin neredeyse her bölgesinde bulunabilmesinin, seracılık yatırımlarını da neredeyse ülke geneline yayılabilecek bir fırsata dönüştürdüğünün altını çiziyor.

"TURİZM İÇİN HER BÖLGE YATIRIMA UYGUN"

Şentürk'e göre, benzer şekilde termal turizm de Türkiye'nin jeotermalde yeterince büyütemediği ama çok güçlü potansiyel taşıyan alanlardan biri. Jeotermal kaynakların varlığı, sağlık turizmi, konaklama, rehabilitasyon, yaşlı bakım hizmetleri ve dört mevsim turizm gibi çok katmanlı fırsatlar sunuyor. Üstelik termal turizm açısından da tablo yalnızca birkaç şehirle sınırlı değil. Tıpkı seracılıkta olduğu gibi, turizm alanında da neredeyse her bölgede yatırım geliştirilebilecek imkanlar bulunuyor. Bu nedenle termal turizmin daha planlı, daha yaygın ve daha güçlü bir şekilde ele alınması gerekiyor. Jeotermalin bu yüzü, hem yerel ekonomileri canlandırabilecek hem de Türkiye'nin turizm çeşitliliğini artırabilecek önemli bir imkan sunuyor. Ancak burada potansiyelin fiili yatırıma dönüşebilmesi için teşvik mekanizmalarının güçlendirilmesi şart. Özellikle seracılık ve termal turizm gibi alanlarda ilk yatırım maliyetleri, altyapı ihtiyacı ve geri dönüş süresi yatırımcı açısından belirleyici olduğu için, bu alanlara yönelik desteklerin daha görünür ve daha güçlü hale getirilmesi gerekiyor.

DAHA GENİŞ BİR EKONOMİK YAPIYA DÖNÜŞÜYOR

Konut ısıtma jeotermal enerjinin kullanılabileceği önemli alanlardan bir diğeri. Şentürk, İzmir, Manisa, Yozgat, Kırşehir gibi Türkiye'nin pek çok yerinde konut ısıtma yapıldığını ve daha fazlası için mevzuatsal çabaların devam ettiğini vurguluyor. Öncelikle altyapı sıkıntılarının çözülmesi gerektiğinin altını çizen Şentürk, süreç tamamlandığında oldukça düşük maliyete konutlar, iş yerleri, kamu kurumları ve daha pek çok alanın ısıtılabileceğine dikkat çekiyor. Mevcut verilerin doğrudan kullanım tarafının artık küçük ölçekli denemelerin ötesine geçtiğini gösterdiğini söylüyor.

Ayrıca Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri (TDOİSB) alanlarının toplam büyüklüğü 18 bin 342 dönüme işaret ediyor. Bu rakamlar, doğrudan kullanım tarafında yatırım ölçeklerinin artık küçük demonstrasyon düzeyinden çıkıp organize, altyapılı ve kümelenmiş yatırımlara yöneldiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Yani jeotermalin geleceği artık yalnızca birkaç üretim tesisinden ibaret değil; çevresinde tarımı, turizmi, ısıtmayı ve yerel sanayiyi besleyen daha geniş bir ekonomik yapıya dönüşüyor. Şentürk, "Türkiye'nin önündeki asıl fırsat da tam burada yatıyor. Jeotermal, doğru ele alındığında sadece birkaç santralden ibaret bir enerji başlığı olmaktan çıkar. Şehirleri ısıtan, seraları büyüten, turizmi canlandıran, yerel ekonomiyi güçlendiren ve çok farklı bölgelerde yeni yatırım kapıları açan çok yönlü bir kalkınma aracına dönüşür. Bundan sonra ihtiyaç duyulan şey, bu kaynağın değerini daha geniş bir perspektifle görmek ve özellikle doğrudan kullanım alanlarında yatırımın önünü açacak teşvikleri daha güçlü biçimde devreye almaktır. Ancak o zaman jeotermalin gerçek potansiyeli, yalnızca belli bölgelerde değil, Türkiye'nin çok daha geniş bir coğrafyasında hissedilebilir hale gelir" diye konuşuyor.

ENERJİ GÜVENLİĞİ AÇISINDAN DA ÇOK ÖNEMLİ

NTU Geothermal Genel Müdürü Prof. Dr. Niyazi Aksoy, İzmir Balçova ve Afyon'da yapılan kent ısıtmalarının dünyadaki en büyük projeler arasında yer aldığına dikkat çekiyor. Türkiye'nin jeotermal enerji sayesinde hem enerji kaynaklarını çeşitlendirdiğini hem de fosil yakıt ithalatında tasarruf sağlayarak dış ticaret açığını azalttığını dile getiren Aksoy, "Ayrıca, jeotermal enerjinin kontrolü tamamen ülke içinde olduğundan kriz koşullarında enerji güvenliğine önemli katkılar yapıyor. Çünkü jeotermal enerji petrol, gaz gibi üretilip on binlerce kilometre ötede işlenip tüketilemiyor. Diğer yandan bilinen jeotermal kaynaklarımız, yine suyun, bereketli toprakların ve çok değerli ürünlerin yetiştirildiği Batı Anadolu çöküntü havzalarında yer alıyor. Bu nedenle jeotermal kaynaklar ile değerli gıda kaynaklarının uyum içinde ve bir diğerinin kullanımını, yetiştirilmesini engellemeyecek şekilde bir arada yaşatılması zorunludur" diye konuşuyor.

Ali KINDAP / Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı

"Jeotermale yatırım yapmak isteyen pek çok yatırımcımız var"

Türkiye'nin temiz enerji kaynaklarının sadece rüzgar ve güneşten ibaret olmadığı herkes tarafından bilinmeli. Türkiye'nin '2053 Net Sıfır' vizyonuna ulaşması için jeotermal kaynaklı elektrik üretimi 10 bin MW seviyesine çıkarılmalı. Jeotermal sadece enerji üretimi boyutunda değil; jeotermal seracılık, termal turizm, konut ısıtması, madencilik, sebze ve meyve kurutma gibi çok farklı alanlarda yüksek katma değer üretebilen bir kaynak.

Ülkemizde bugün itibarıyla 1.772 MWe seviyesinde jeotermal kaynaklı elektrik üretimi yapılıyor. Bu yatırımlar, rüzgar ve güneş gibi diğer yenilenebilir enerji kaynaklarına göre daha pahalı. Sözgelimi 1 MW/e enerji üretebilmek için rüzgar enerjisine göre 3 ila 3.5 kat daha fazla yatırım yapmanız gerekiyor. Ancak buna karşılık jeotermal yüzde 85 seviyesinde kapasite faktörüne sahip, baz yük konumunda enerji üreten ve bu enerjiyi mevsim ve iklim koşullarından bağımsız olarak 7/24 emre amade şekilde sisteme verebilen bir kaynak. Jeotermalde 1.772 MWe kurulu güç ile ürettiğimiz elektrik enerjisi, rüzgar enerjisinde 5.000 MWe, güneş enerjisinde 7.500 MWe kurulu güç ile üretilen enerjiye eşit bir seviyeyi ifade ediyor. Bunun dışında jeotermal, baz yük özelliği sayesinde gece/gündüz ve mevsim etkilerinden bağımsız, istikrarlı bir üretime sahip, şebeke dostu bir enerjidir. Yüksek yatırım maliyetine rağmen bu sektöre yatırım yapmak isteyen, pek çok yatırımcımız var. Özellikle de demir çelik gibi emisyon salımı yüksek sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerimiz, karbon ayak izlerini azaltmada jeotermali çok önemli bir avantaj olarak görüyor.

Ufuk ŞENTÜRK / Jeotermal Elektrik Santral Yatırımcıları Derneği (JESDER) Yönetim Kurulu Başkanı

"Sanayide yaygınlaşması da mümkün"

Jeotermalin sanayide yaygınlaşmasının kesinlikle mümkün ve Türkiye'nin önündeki en gerçekçi genişleme alanlarından biri de burası. Jeotermal, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) karşısında Türkiye için gerçek bir fırsat. Bu fırsat, jeotermali yalnız elektrik üretimi olarak değil, sanayide düşük karbonlu ısı altyapısı olarak ele alındığı ölçüde büyür. Türkiye'deki jeotermal kaynakların yaklaşık yüzde 90'ı düşük ve orta sıcaklıklı nitelikte ve bu kaynaklar doğrudan ısıtma, kurutma ve endüstriyel uygulamalar için uygun kabul ediliyor. Bu da jeotermalin özellikle proses ısısı, kurutma, ön ısıtma, sıcak su ve benzeri sürekli ısı ihtiyacı olan sanayi kollarında çok daha fazla kullanılabileceği anlamına geliyor. AB'nin SKDM'si bugün çimento, alüminyum, gübre, demir-çelik, hidrojen ve elektrik sektörlerini kapsıyor. Jeotermal burada özellikle doğrudan ısının fosil yakıt yerine kullanılabildiği alanlarda ciddi avantaj sağlayabilir. Türkiye açısından işin kritik tarafı Avrupa Komisyonu'nun açıkladığı ilk sonuçlarda, 2026'nın ilk günlerinde SKDM kapsamındaki ithalatta Türkiye ilk sırada yer aldı. İlk verilerde işlemlerin yüzde 98'inin demir-çelik, yüzde 1.2'sinin gübre, yüzde 0.5'inin çimento olduğu görüldü. Bu, Türkiye'nin SKDM baskısını çok somut hissedeceğini gösteriyor. Dolayısıyla jeotermal, özellikle çimento, gübre, seramik, gıda kurutma, kimya ve organize sanayi bölgelerindeki orta sıcaklıklı ısı ihtiyacı için önemli bir rekabet aracı olabilir. Demir-çelik gibi çok yüksek sıcaklık gerektiren alanlarda ise tam ikame her zaman kolay olmayabilir fakat yardımcı proseslerde, ön ısıtma hatlarında ve entegre ısı kullanımında yine anlamlı rol oynayabilir. Jeotermal sahalarla OSB'ler, sanayi kümeleri ve büyük ısı tüketicileri aynı planlama içinde ele alınmalı.

Ali KARADUMAN / Mogan Enerji Yatırım Holding A.Ş. CEO'su

"Uzun vadeli ve öngörülebilir gelir mekanizması büyük önem taşıyor"

Türkiye, sahip olduğu doğal kaynaklar sayesinde jeotermal enerji alanında dünyanın en güçlü ülkelerinden biri konumunda bulunuyor. Avrupa'da kurulu güç bakımından ilk sırada yer alan Türkiye, dünyada da ilk dört ülke arasında. Bu güçlü potansiyel hem yerli hem de yabancı yatırımcıların Türkiye'deki jeotermal projelere ilgisini canlı tutmaya devam ediyor. Ancak bu potansiyelin yeni yatırımlara dönüşmesi için yatırım ortamının öngörülebilirliği büyük önem taşıyor.

Jeotermal enerji, diğer yenilenebilir enerji kaynaklarından farklı olarak kesintisiz üretim sağlayabilen bir kaynak olması nedeniyle enerji arz güvenliği açısından stratejik bir rol üstleniyor. Bu özelliği sayesinde jeotermal enerji, elektrik sisteminde baz yük üretim sağlayan en önemli yenilenebilir kaynaklardan biri olarak öne çıkıyor. Mevcut düzenlemeye göre YEKDEM'den yararlanabilmek için santrallerin 2030 sonuna kadar devreye girmesi gerekiyor. Ancak jeotermal projelerde: arama, sondaj, geliştirme, santral kurulumu süreleri beş yılı aşabiliyor. Bu nedenle yeni yatırım kararı almak zorlaşıyor. Jeotermal yatırımlar, diğer enerji yatırımlarına göre daha uzun geliştirme süreçlerine ve daha yüksek başlangıç risklerine sahip. Özellikle arama ve sondaj faaliyetleri yatırımın en kritik aşamalarından biri. Bu süreçte rezervin doğrulanması için yapılan sondaj çalışmalarının maliyetleri oldukça yüksek olabiliyor. Bu nedenle yatırımcılar için uzun vadeli ve öngörülebilir bir gelir mekanizması büyük önem taşıyor. Mogan Enerji olarak biz de işletmedeki 8 JES ve 259,9 MW kurulu gücümüz ile jeotermal enerjinin Türkiye'nin enerji dönüşümünde kritik bir rol oynayacağına inanıyoruz. Mevcut yatırımlarımızı verimli şekilde işletmeye devam ederken, uygun yatırım ortamının oluşması halinde yeni jeotermal projelerini de değerlendirmeyi sürdürüyoruz. Türkiye'nin sahip olduğu güçlü jeotermal potansiyelin doğru politikalarla desteklenmesi halinde, bu alanda yeni bir yatırım dalgasının başlaması kaçınılmaz olacaktır.

Dr. Osman ŞEN / HEZ Enerji A.Ş. Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Üyesi, Jeoloji Yüksek Mühendisi

"Türkiye jeotermalde güven ortamına kavuşursa yatırımlar artar"

Yerli ve yabancı sermayenin Türkiye'de jeotermal yatırımlara ilgisi oldukça fazla. Ancak bu ilgi yatırım yapma kararı alma aşamasında değişiyor. Yerli yatırımcı için bunun sebebi, ülkemizde, uygun vade ve faiz şartlarında finansmana ulaşmanın çok zor olması. Döviz kredisi kullanılmasına rağmen faiz oranı yatırım yapılabilir oranların üzerinde. Yıllık yüzde 9- 12.6 arasında. Düşük faizli (yıllık yüzde 7 den daha az) ve uzun vadeli (3 yıl geri ödemesiz + 9 yıl geri ödemeli= toplam en az 12 yıl) döviz kredileri sağlanmalı. Bu süre 15 yıl olan YEKDEM süresi kadar olabilirse daha büyük avantajlar sağlar. Hem yerli hem de yabancı yatırımcı için sebebi ise; gerek sondaj ve gerekse santral izinleri (ÇED-Tarım- Lisans v.b.) tek bir merkezden yönetilmiyor. Yatırım aşamasında en önemli muhatabımız Valilikler olup, yasa ve yönetmelikler aynı olmasına rağmen her Valilik farklı uygulamalar yapıyor. Jeotermal yatırımlarda ilgili Bakanlıklar ve kurumlar arasında hiçbir koordinasyon yok. Kurallar yatırımın başından sonuna kadar her yerde herkes için aynı şartlarda olmalı. Çevre mevzuatında da büyük eksikler bulunuyor. Yatırımcı yerel halk ile karşı karşıya kalıyor. Bu düzenlemelerin yapılması halinde jeotermal yatırımlarda inanılmaz bir artış sağlanacağı kesin. Petrol ve doğalgaz sektörü sondajlarına uygulanan teşvikler jeotermal sondajlara da uygulanmalı. Jeotermal sondajlarda tüketilen yakıt için de KDV ve ÖTV muafiyeti desteği sağlanmalı. Türkiye de hali hazırda yatırıma geçmeyi bekleyen projeler var ancak bu nedenlerden dolayı yatırımcılar beklemeyi tercih ediyor. Eğer; Türkiye jeotermal yatırımda güven ve uygulamada tekdüze çalışma ortamına kavuşursa yatırımlar inanılmaz artar. Şu ana kadar konvansiyonel jeotermal potansiyelimizin ancak yüzde 15-20'sini yatırıma dönüştürebildik. Türkiye yeni teknolojilerle konvansiyonel olarak en az 10.000 MWe jeotermal santral yatırımı yapılabilecek kapasiteye sahip. Konvansiyonel jeotermal potansiyelimizin dışında kızgın kuru kayalar kullanarak Türkiye'nin elektrik ihtiyacının tamamını üretmesi mümkün. Bu konuda yasa ve yönetmeliklerimizde yeni düzenlemeler gerekiyor.

Cannur BOZKURT / Ignis Enerji Yönetim Kurulu Üyesi

"Düzenleyici çerçeve netleşmeli"

Jeotermal enerji; kesintisiz üretim yapabilen, yüksek kapasite faktörüne sahip ve birçok sektörde katma değer yaratabilen stratejik bir kaynak olarak öne çıkmakta. Türkiye'de önemli bir yatırım potansiyeli ve hazır proje stoğu bulunmasına rağmen, uzun geliştirme süreleri ile mevcut teşvik takvimi arasındaki uyumsuzluk yatırım kararlarını geciktiriyor.

Bugün alınan yatırımların 2030 sonrasına sarkma ihtimali, yatırımcıyı temkinli davranmaya yönlendirmekte. Düzenleyici çerçevenin netleşmesi ve sürelerin uyumlu hale getirilmesi durumunda, sektörün hızlı bir büyüme ivmesi yakalaması ve yeni yatırım dalgası oluşturması kaçınılmaz olacaktır.

Hüsnü DÖKMECİ / Sanko Enerji Genel Müdür Yardımcısı

"YEKDEM kapsamına giriş takvimi 2040'a güncellensin"

YEKDEM yapısı, jeotermal enerjide Türkiye'nin 2010-2020 yılları arasında yakaladığı ve sektör literatürüne 'Türk Mucizesi' olarak giren başarılı dönemin temel itici güçlerinden biri olmuş; yatırımcıya sağladığı öngörülebilirlik ve finansman imkanlarıyla sektörün büyümesini desteklemişti.

Jeotermal enerji; yerli, kesintisiz üretim sağlayan, düşük karbonlu ve yüksek kapasite faktörüyle baz yük ihtiyacını karşılayabilen stratejik bir kaynak. Ancak bu YEKDEM mekanizmanın 2030 itibarıyla sona erecek olması, izin süreleri, yüksek ilk yatırım maliyetleri ve uzun geri dönüş süreleri nedeniyle yeni jeotermal yatırımların önünde ciddi bir belirsizlik yaratıyor.

Türkiye'nin enerji arz güvenliği ve düşük karbon hedefleri açısından, jeotermal özelinde teşviklerde tarih güncellemesi yapılarak 2040'a kadar devam ettirilmesi sektörümüzün en önemli beklentisidir. Bu beklentimiz, özellikle içinde bulunduğumuz bölgenin özel durumu, dünyada yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına olan yönelim dikkate alındığında bir tercih değil, stratejik bir gerekliliktir.

Prof. Dr. Niyazi AKSOY / NTU Geothermal Genel Müdürü

"Yatırımcılar arama döneminde desteklenmeli"

Artan enerji gereksinimi, özellikle elektrik enerjisine olan talep ve fosil kaynaklara karşı gelişen çevre baskısı yenilenebilir enerjiye olan ilgiyi oldukça artırdı. Karbon vergisi ve karbon emisyonlarını dengelemek isteyen yabancı firmaların Türkiye'de kurulmuş JES'lere ilgisi yüksek. Ancak, arama aşamasındaki riskler nedeniyle saha keşifi ve sondaj faaliyetlerine karşı yabancı yatırımcılar isteksiz görünüyor.

Yatırımın artması için ciddi desteğe gereksinim var. Bürokratik süreçlerin kısaltılması, ucuz finansmana erişim ve yatırım kararı onaylandıktan sonra süreci durduracak, yavaşlatacak etkilere izin verilmemeli. Türkiye'de 2030'a kadar muhtemelen 400 MW daha bir kapasitenin devreye alınabileceğini tahmin ediyorum. Kuşkusuz YEKDEM sürecinin uzatılması, daha sonraki yıllarda da jeotermal enerjiye yeni yatırımlar yapılmasını sağlayacaktır. YEKDEM'in olmadığı süreçlerde yeni yatırım olması mümkün değil. Son 20 yılda Türkiye'de kurulu gücün 15 MW'dan 1.800 MW'a çıkmış olmasının itici gücü YEKDEM ve MTA'nın geçmiş 70 yılda keşfettiği jeotermal sahalardır. Yeni bir destekleme mekanizması mevcut YEKDEM'in eksikliklerini kapatmalıdır. Yatırımcının arama faaliyetleri döneminde desteklenmesi için bir yöntem geliştirilmelidir. Yeni YEKDEM'in jeotermal enerji potansiyeli taşıyan, ancak yeterince çalışılmamış bölgeler için arama ve üretim faaliyetlerini teşvik etmesi gerekir. Düşük kaynak sıcaklıklarını ve düşük üretim kapasitesi olan sahaların işletilmesi, daha çok teşvik edilebilir.

Dr. Kutlu ÇAKIR / Menderes Geothermal Genel Müdürü

"Sıfır karbon hedefini destekliyor"

Jeotermal enerjinin en önemli özelliği, entegre bir süreç yolağında enerjiden tarıma ve turizme kadar uzanan farklı sektörlerde yatırımların ana girdisi olmasıdır. Dolayısıyla elektrik üretiminden seracılık ve meyve-sebze kurutma faaliyetlerine kadar bütünleşik kullanılabilen jeotermal kaynaklar; ülkemiz için yerli üretimde maliyet düşürücü etkisi kadar, fosil yakıt ithalatının yarattığı cari açığı, kömür ve petrol ithalatını azaltıcı etkisiyle, ülkemiz adına olumlu yönde desteklemektedir. Bu çerçevede düşünüldüğünde baz enerji kaynağı olan jeotermal, hem enerji arzı güvenliğini hem de sıfır karbon hedefini desteklemektedir. Ülkemizin her bölgesinde farklı sıcaklık ve özelliklere sahip bu kaynakların keşif ve kullanıma sokulması süreci benzerlerine oranla daha uzun süre almaktadır. Dolayısıyla 2030 yılında bitecek YEKDEM'in süresinin 2040 tarihine taşınması, elektrik ve gıda ürünlerinde jeotermal kaynağa dayalı yatırımların gelecek risklerinin tahminini kolaylaştıracak ve yatırımcıyı olumlu yönde güdüleyecektir. Jeotermal santrallerin bir diğer özelliği de, kesintisiz ve öngörülebilir elektrik üretimiyle iletim hatlarının ve elektrik piyasasının sağlıklı işleyişine destek vermesidir

Av. Elif FERDAL KARAKAŞ / Jeotermal Enerji Derneği Genel Koordinatörü

"Destekler, yatırım kararını tetikleyen güvence mekanizması olmalı"

Elektrik sektöründe temiz enerji üretimini teşvik etmek amacıyla oluşturulan destek sistemleri; yatırım kararını gerçekten tetikleyen bir 'güvence mekanizması' olmalıdır. Bu teşviklerin amacına ulaşabilmesi için piyasa gerçekleri ile uyumlu, öngörülebilir, yatırım riskini azaltan ve finansmanı mümkün kılan uygulamalar olması şarttır. Son YEKDEM uygulamasında üretim tesislerinin teşvikten yararlanabilmesi için işletmeye giriş tarihlerinin en geç 31 Aralık 2030 olması zorunludur. Bu tarih belirlemesi kaynak farkı gözetmeksizin yapılmıştır. Halbuki; jeotermal enerji yatırımları, diğer yenilenebilir kaynaklara kıyasla, yerin altındaki bir kaynağın aranması, sondaj ve rezerv doğrulama süreçlerinin olması, teknolojisi nedeniyle daha fazla belirsizliğe sahiptir. Ayrıca bu tesisler arazi temininden, izin ve onayların alınmasına, finansman temininden inşasına kadar çok daha karmaşık uzun bir hazırlık süresine sahiptir. Bu nedenle yatırımın 'kağıt üzerinde' başlaması ile fiilen işletmeye geçmesi arasında ciddi zaman farkı oluşabilmektedir. 31 Aralık 2030 tarihi, özellikle yeni saha geliştiren veya keşif aşamasındaki projeler açısından fiilen ulaşılması güç bir sınırdır ve alım garantisinin teşvik edici etkisini zayıflatıp; yatırımcıların risk algısını artırarak finansmana erişimi zorlaştırmaktadır. JES'ler için 2030'un 2040'a uzatılması, bir yandan mevcut ve planlanan projelerin gerçekçi geliştirme takvimleriyle uyum sağlarken, diğer yandan kaynak keşfi aşamasındaki sahaların ekonomiye kazandırılmasına imkan verecektir. Böylece jeotermal potansiyelimizin 'zaman baskısı nedeniyle elenmesi, yapılamaması' önlenmiş olacaktır.

BİZE ULAŞIN