Tahsilat korkusu, ticari alacak sigortasını büyüttü

Sadece bölgesel değil, küresel ölçekte yaşanan ekonomik dalgalanmalar, savaşlar ve krizler şirketlerin risk algısını ciddi şekilde artırmış durumda. Vadeli satış yapan şirketler için tahsilat riski her geçen gün daha kritik hale geliyor. Ticari alacak sigortası iş dünyasında risk yönetiminin merkezine yerleşti ve güçlü bir istihbarat aracı haline geldi.
12.07.2026 14:08 GÜNCELLEME : 14.07.2026 00:01

ÜRÜN DİRİER/ Türkiye'de son dönemde ticari alacak vadeleri belirgin şekilde uzuyor. Alacak tahsil süresinin uzamasıyla birlikte şirketler günlük giderlerini karşılamak için ek finansman arayışına giriyor. Ancak bu finansman yüksek maliyetli olduğu için kârlılık üzerinde baskı oluşuyor. Ticari alacak sigortası ise bu riskli tablo karşısında şirketlerin nakit akışını koruyan, tahsilat riskini sınırlayan ve kriz dönemlerinde operasyonel devamlılığı destekleyen kritik bir araç haline getiriyor.

Artan konkordato ve iflas başvuruları da şirketlerin risk algısını önemli ölçüde değiştiriyor. Firmalar, tahsilat riskini kontrol altına almak ve vadeli satışlarını güvence altına almak için ticari alacak sigortasını bir finansal koruma kalkanı olarak konumlandırıyor. Bu süreçte sigorta şirketleri de risk iştahını daha temkinli yönetirken, kredi limitleri ve fiyatlama mekanizmaları daha dinamik hale geliyor. Böylece ticari alacak sigortası, belirsizlik ortamında şirketlerin ayakta kalmasını sağlayan temel araçlardan biri olarak öne çıkıyor.

İHRACAT YAPAN ŞİRKETLER İÇİN DAHA ÖNEMLİ

Globalde 80 yıldır faaliyet gösteren Coface'nin Türkiye Ülke Müdürü Emre Tongo, Türk firmalara önemli bir rekabet avantajı sunduklarını ifade ederek, "Yurt içi ve yurt dışı alıcıların aynı sistem üzerinden analiz edilebilmesi, ticari alacak vadelerinin uzadığı mevcut ortamda özellikle ihracat yapan şirketler için daha güvenli ticaret imkânı sağlıyor. Türk ihracatçıları, yabancı alıcılara daha güvenle vade açabilirken, uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artırabiliyor ve daha büyük hacimli satışlara ulaşabiliyor. Sigortalı alacak yapısı, bankalar nezdinde de güçlü bir teminat olarak kabul görüyor. Bu durum, şirketlerin kredi değerlendirme süreçlerinde daha avantajlı bir konuma gelmesini sağlarken, daha yüksek kredi limitlerine ve daha uygun finansman koşullarına erişimini mümkün kılıyor. Ticari alacak sigortası bu yönüyle hem şirketlerin büyümesini destekleyen hem de Türkiye'nin ihracat kapasitesini artıran önemli bir finansal araç olarak konumlanıyor" diyor.

Tongo'ya göre bugün geldiğimiz noktada ticari alacak sigortası, şirketler açısından klasik bir koruma ürünü olmanın ötesine geçmiş durumda. Veri analitiği, erken uyarı sistemleri, ticari bilgi raporları, tahsilat hizmetleri ve dijital risk yönetimi altyapılarıyla desteklenen bu yapı; firmaların daha sağlıklı ticari kararlar almasına, müşteri risklerini daha doğru analiz etmesine ve sürdürülebilir büyüme stratejilerini daha güçlü bir zemine oturtmasına katkı sağlıyor.

Müşteri portföyünü ağırlıklı olarak orta ve büyük ölçekli firmaların oluşturduğunu belirten Tongo, özellikle imalat sanayi, otomotiv, tekstil, kimya, gıda, inşaat ve lojistik gibi vadeli satışın yoğun olduğu sektörlerde, ticari alacak sigortasında hızlı bir büyüme ivmesi olduğunu söylüyor. Coface olarak, ticari bilgi raporları ve tahsilat hizmetlerini entegre bir yapı içinde sunarak şirketlerin risklerini daha görünür ve yönetilebilir hale getirdiklerinin altını çizen Tongo, "Firmalar, mevcut ve potansiyel müşterilerine ilişkin finansal güç, ödeme alışkanlıkları ve risk profillerine dair analizler sayesinde müşteri seçimi, satış limitleri ve sözleşme kararlarını daha sağlam bir zeminde oluşturabiliyor. Vadesi geçmiş alacaklarda ise yerel mevzuata hâkim uzman ekipler aracılığıyla yürütülen yapılandırılmış tahsilat süreçleri, tahsilat performansını artırırken ticari ilişkilerin korunmasına katkı sağlıyor ve nakit akışının sürdürülebilirliğini güçlendiriyor" diye konuşuyor.

GÜÇLÜ BİR TİCARİ İSTİHBARAT ARACI HALİNE GELDİ

Alfin Sigorta Aracılık Hizmetleri Genel Müdürü Enis Gültekin'in aktardıklarına göre, alacak riskinin etkin bir şekilde yönetimine ve yoğun rekabet ortamında satış hacmini artırmaya yönelik çözüm arayan firmaların ortak buluşma noktası artık ticari alacak sigortası. Küresel ölçekte artan belirsizlikler tahsilat risklerini de artırıyor ve bu dönemlerde firmalar, nakit akışlarını koruyabilmek adına ticari alacak sigortasına daha fazla yöneliyor. Gelişmiş ekonomilerde ticari hayatta önemli bir yere sahip olan alacak sigortası, ülkemizde de özellikle son yıllarda bilinirliğini ve kullanım alanını artırmaya devam ediyor. Bunun nedeni ilk olarak firmaların alacaklarını güvence altına alma ihtiyacı. Sadece bölgesel değil, küresel ölçekte yaşanan ekonomik dalgalanmalar, savaşlar ve krizler şirketlerin risk algısını ciddi şekilde artırmış durumda. Ticari alacakların güvence altında olması, özellikle vadeli satış yapan firmalar için büyük önem taşıyor. Ayrıca ticari alacak sigortası, yalnızca bir güvence ürünü olmaktan çıkıp aynı zamanda güçlü bir ticari istihbarat aracı haline geldi. Vadeli satışların içerdiği riskler nedeniyle firmalar, satış öncesinde alıcılarının finansal durumu hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyor. Bu noktada ürün, firmalara alıcı analizi ve risk değerlendirmesi sağlayarak adeta bir satış enstrümanı işlevi görüyor. Bu verileri stratejik şekilde kullanabilen şirketler hem ticaretlerini daha güvenli yönetiyor hem de bulundukları sektörde kendilerine rekabet avantajı sağlıyor.

Ticari alacak sigortalarının ticaretin finansmanında (trade finance) finansal kuruluşlar tarafından kullanılıyor olmasının da sektörün büyümesinde etkili olduğunu vurgulayan Gültekin, "Hem yurtdışı hem de yurtiçine yapılan vadeli satışlar, alacak sigortası ile teminat altına alındıktan sonra çok daha kolay bir şekilde finansmana konu edilebiliyor. Alacak risklerini alacak sigortası ile iyi yöneten firmalarımız, finansal kuruluşlar nezdinde daha muteber oluyor ve finansmana ulaşmada avantajlı hale geliyor. Son olarak bu kadar önemli işlevleri olan ticari alacak sigortalarının maliyeti şirketlerimize yük oluşturmayacak şekilde oldukça düşük düzeylerde seyrediyor ve bu nedenle ürünün cazibesi artıyor" diyor.

Bölgesel ekonomilerde yaşanan dalgalanmalar, küresel ölçekte devam eden savaşlar, finansal krizler ve ticarette artan belirsizliklerin özellikle vadeli satış yapan firmaları daha temkinli hareket etmeye yönelttiğine de dikkat çeken Gültekin, şunları aktarıyor:

"Bunun yanında tahsilat sürelerinin uzaması ve finansmana erişim maliyetlerinin yükselmesi de şirketlerin risk yönetimine daha fazla önem vermesine neden oluyor. Firmalar hem ticaretlerini güvence altına almak hem de doğru satış stratejileriyle sektörde daha avantajlı bir konuma gelmek adına ticari alacak sigortasına daha fazla ilgi gösteriyor. Ticari alacak sigortası, sektör veya şirket ölçeği fark etmeksizin oldukça geniş bir kullanım alanına sahip... Tekstil, mobilya, gıda, kimya, enerji ve beyaz eşya gibi birçok sektörde faaliyet gösteren firmalar tarafından yoğun ilgi görüyor. Özellikle vadeli satış yapan şirketler için önemli bir risk yönetim aracı haline gelmiş durumda. Henüz istenen düzeyde olmasa da günümüzde ihracat yapan büyük ölçekli firmalardan KOBİ'lere kadar hem yurtiçi hem de ihracat faaliyetlerinde bulunan çok sayıda şirket ticari alacak sigortasına ilgi duyuyor."

SON 3 YILDA ÖNE ÇIKTI

Marsh Risk Türkiye CEO'su Yeşim Aksüt, pandemi sonrası dönemde dünya genelinde ticari şartların giderek zorlaştığı bir sürece girdiğimizi belirterek, "Pandemi döneminin yarattığı belirsizlik ortamı; tüketim alışkanlıklarını ve önceliklerini değiştirirken, tedarik, üretim ve lojistik ağlarını da önemli ölçüde etkiledi. 2023 yılından itibaren, yüksek enflasyonun etkisiyle nispeten olumsuz bir ekonomik konjonktürün temelleri oluştu. Aynı dönemde yüksek enflasyon, artan hammadde fiyatlarıyla enerji ve işçilik maliyetleri, üreticiler açısından özellikle ihracat tarafında rekabet koşullarını daha da zorlaştırırken, yurt içi tüketimde de belirgin bir yavaşlama gözlemlendi. Sanayi için önemli göstergelerden biri olan 'Satın Alma Yöneticileri Endeksi – PMI' verileri incelendiğinde, uzun süredir belirli eşik seviyenin altında seyreden bu göstergenin olumsuz etkileri; sanayi üretiminde kapasite kullanımının düşmesine, istihdamda daralmaya ve tüketimde azalmaya yol açarken, şirketlerin nakit akışları üzerinde baskı yaratarak borçların vadesinde ödenmesini de zorlaştırdı" diyor.

Son üç yıla bakıldığında, ülke ekonomisi açısından gerek istihdam gerekse döviz girdisi bakımından önemli katkı sağlayan lokomotif sektörlerde (gıda, perakende, bilişim teknolojileri, inşaat, tekstil, petrol ve petrol ürünleri) sorunlu tahsilatların arttığı, şüpheli alacak oranlarının şirket bilançolarında yükseliş gösterdiği ve tedarikçilerin daha temkinli bir şekilde faaliyetlerini sürdürdüğü bir ortamdan söz etmenin mümkün olduğunun altını çizen Aksüt, "Şirketler, ticari alacaklarına güvenerek faaliyetlerini sürdürdüklerinden, vadesinde tahsil edilemeyen alacakların bilançolarda yarattığı olumsuz etki ve bu açığın kapatılması için ihtiyaç duyulan dış finansmanın yüksek maliyeti, sermayedarları ve profesyonel yöneticileri alternatif çözüm arayışlarına yönlendiriyor. Ticari alacak sigortası, tam da bu noktada şirketlere destek olmak üzere tasarlanmış bir üründür" açıklamasında bulunuyor.

İçeriğinde "istihbarat", "teminat", "tazminat" ve "tahsilat" olmak üzere dört temel hizmeti barındıran bu ürünün, şirketlerin vadeli satışlarını daha güvenli bir şekilde gerçekleştirmelerine olanak tanırken, istihbarat hizmeti sayesinde satış yapılan firmaların sigorta şirketi tarafından düzenli olarak takip edilmesiyle müşterilerin güncel risk durumuna ilişkin bilgi edinilmesini de sağladığının altını çizen Aksüt'e göre, ticari alacak sigortası, risk merkezi kayıtlarını takip ederken, bu kayıtlar doğrultusunda risk yönetimi kapsamında şirketlerin mali yapıları hakkında daha sağlıklı değerlendirmeler yapıyor.

Elde edilen finansal veriler ile piyasa bilgilerinin birleştirilmesi sonucunda sunulan teminat yapısı, ticari alacaklarını sigortalayan firmaların daha güvenli bir şekilde iş hacimlerini artırmalarına olanak sağlıyor. Tüm bu özen, veri analizi ve piyasa takibine rağmen, sigorta şirketinin teminat verdiği firmanın ani ve beklenmedik şekilde, yükümlülüklerini yerine getirememesi durumunda, "tazminat" ve "tahsilat" süreçleri devreye giriyor.

Yurt içinde "mikro KOBİ" işletmeleri de dahil olmak üzere yaklaşık 3,5 milyon KOBİ bulunuyor. Küçük ve orta ölçekli işletmeler dikkate alındığında, yaklaşık 250 bin şirketin ekonominin önemli bir bölümünü oluşturduğu anlaşılıyor. Bu şirketlerin ticari alacaklarını güvence altına alması ve sigorta mekanizmalarının desteğiyle ticari hacimlerini artırabilmesi, ülke ekonomisi açısından büyük önem taşıyor. "2019 yılına kadar Türkiye'de Ticari Alacak Sigortası, Türk Eximbank ve global sigorta şirketleri (Allianz Trade, Atradius, Coface gibi) tarafından sunuluyordu. 2019 yılı itibarıyla ise yurt içi ticareti desteklemek amacıyla Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın katkı ve destekleriyle hayata geçirilen Devlet Destekli Alacak Sigortası (DDAS) sayesinde, ticari alacaklarını sigortalamak isteyen şirketler için beş farklı alternatiften yararlanma imkânı doğdu" diyen Aksüt, şu bilgileri veriyor:

"Özellikle banka teminat mektubu, Doğrudan Borçlandırma Sistemi -DBS- gibi ürünlerin firmaların banka limitlerini tüketmesi ve belirli bir çatı limit kapsamında kullanılabilmesi nedeniyle, mevcut ekonomik konjonktürde bu limitlerin etkin kullanımı hem bankacılık regülasyonları hem de firmaların finansal yeterlilikleri açısından kısıtlayıcı olabiliyor. Müşterilerinden yeterli teminat sağlayamayan ve bu nedenle arzu ettikleri ticaret hacmine ulaşamayan tedarikçiler ise alternatif arayışlarında yeniden ticari alacak sigortası ile karşılaşıyor.

Mikro ölçekli KOBİ'ler için dahi geliştirilmiş çözümler bulunmasına rağmen; bilgi eksikliği, risk algısı, maliyet çekincesi ve alternatif ödeme yöntemlerinin tercih edilmesi gibi nedenlerle Türkiye'de ticari alacak sigortası kullanan şirket sayısı, potansiyelin oldukça altında kalıyor. Halka açık veriler dikkate alındığında, ticari alacaklarını sigortalayan poliçeli firma sayısının yaklaşık 5 bin 500 civarında olduğu öngörülüyor."

SİGORTACILAR RİSK DANIŞMANLIĞI ROLÜ DE ÜSTLENİYOR

Aksüt'ün aktardığı bilgilere göre, özel sigortacı firmaları ve Devlet Destekli Alacak Sigortası (DDAS) tarafında, toplam ticari alacak sigortası pazarının üretim kanallarındaki dağılımına bakıldığında, broker kanalının toplam üretimin yaklaşık yüzde 80'ine kadar ulaştığı görülüyor. Toplam üretimin potansiyelin altında kalmasının en önemli nedeni, ürün hakkında genel farkındalık ve bilgi düzeyinin yetersiz olması. Gerek sigorta şirketleri gerekse uzman sigorta brokerleri, banka satış kanalları ve sigorta acenteleri tarafından ürünün pazarlama ve satış faaliyetlerine uzun yıllardır düzenli olarak ağırlık verilmesine rağmen, işletmelerin risk yönetiminde konvansiyonel yöntemleri tercih etmesi yeni finansal enstrümanları sınırlıyor.

Finansal riskler gerçekleştiğinde, zincirleme etki yaratma potansiyelinin oldukça yüksek olduğunun altını çizen Aksüt, "Zaman zaman zor duruma düşen firmaların, faaliyet gösterdikleri sektörlerde, bulundukları coğrafi bölgelerde ve çalıştıkları finansal kuruluşlar nezdinde ciddi tahsilat sorunlarına yol açtığına ilişkin örnekler yıllar içinde gözlemlendi. Bu tür durumlarda ticari alacak sigortası kullanan şirketlerin, alacaklarını güvence altına almış olmaları sayesinde hem sermaye yeterliliği hem de alacak takibi gibi operasyonel süreçleri daha kontrollü ve görece daha rahat yönetebildikleri söylenebilir. Yurt dışında bazı ülkelerde mali verilerin belirli bir süre sonra kamuya açık hale geldiği görülüyor. Bu sayede sigortacılar, kamuya açık ve güvenilir kaynaklardan geçmiş yıllara ait finansal verileri analiz ederek 'alıcı (buyer)' hakkında uzun dönemli bir mali değerlendirme yapabiliyor. Bu analizler doğrultusunda sigortacılar, yalnızca risk değerlendirmesi yapmakla kalmayıp, aynı zamanda müşterilerine bilgilendirme sağlayarak sigortacılığın yanında bir tür risk danışmanlığı rolü de üstleniyor. Ülkemizde ise mali veriler, firma halka açık olmadığı sürece tamamen gönüllülük esasına dayalı olarak ve KVKK hükümlerine uygun şekilde, doğrudan şirketler tarafından sigortacılarla paylaşılıyor. Bu süreçte sigorta şirketlerinin sunduğu gizlilik sözleşmeleri, karşılıklı güveni pekiştiren ve veri paylaşımını destekleyen önemli unsurlar olarak öne çıkıyor" açıklamasında bulunuyor.

ÖNE ÇIKAN SEKTÖRLER

En çok ilgi gösteren sektörlere de değinen Aksüt şunları paylaşıyor: "Son dönemde yaşanan ekonomik gelişmelerin etkisiyle ürüne olan talep genel olarak artmış olsa da potansiyelin hâlen altında kalındığını belirtmek gerekiyor. Gıda, ilaç, perakende, inşaat, tekstil, kimyasal ve plastik hammadde, sanayi, bilişim teknolojileri (özellikle donanım satışı yapan teknoloji şirketleri) ve enerji dağıtım şirketlerinin büyük bir kısmı, son 10 yılda ticari alacak sigortasını konvansiyonel tahsilat yöntemleri arasına dahil ederek vadeli alacaklarına ilişkin risk yönetimi ve risk izleme sistemlerini güçlendirmiş ve bu yapıyı operasyonel süreçlerinin bir parçası haline getirdi. Yakın coğrafyamızda yaşanan savaşlar ve Türkiye'nin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa'nın kendi içindeki ekonomik zorlukları hem tahsilat kabiliyetlerini hem de sipariş hacimlerini olumsuz etkiledi. 2025 yılının ilk yarısına kadar ağırlıklı olarak şüpheli alacak taleplerinin ihracat kaynaklı ticari işlemlerden doğduğu gözlemlenirken, 2025'in ikinci yarısı itibarıyla sigorta şirketlerinin yönettiği hasar dosyalarının dağılımı yüzde 50 yurt içi ve yüzde 50 yurt dışı kaynaklı hale geldi. Şirketler risk matrislerini oluştururken, kendi müşterilerinin (alıcılarının) maruz kalabileceği riskleri de dikkate almak durumunda. Ancak bu süreç için her zaman yeterli insan kaynağı bulunmayabilir. Bu noktada, uzman sigorta şirketleri; sahip oldukları istihbarat kaynakları sayesinde alıcı firmaların faaliyet alanlarını, sektör dinamiklerini ve mali analizler aracılığıyla borç ödeme kapasitelerini tarafsız bir şekilde değerlendirerek raporlayabiliyor."

Deniz CEYLAN/ Aksigorta Kurumsal Teknik ve Reasürans Genel Müdür Yardımcısı

"Artık KOBİ'ler de ilgi gösteriyor"

Son dönemde ticari alacak sigortasına yönelik ilginin belirgin şekilde artmasının temel nedenlerinden biri, Türkiye'de ticari alacak vadelerinin uzaması ve şirketlerin tahsilat riskine karşı daha temkinli hareket etmeye başlaması. Özellikle finansmana erişim maliyetlerinin yükseldiği dönemlerde, şirketler için nakit akışını korumak artık yalnızca finansal bir öncelik değil, operasyonel sürdürülebilirliğin de temel unsurlarından biri haline geliyor. Küresel ölçekte baktığımızda; jeopolitik gelişmeler, dış ticaretteki dalgalanmalar, tedarik zincirlerinde yaşanan kırılganlıklar ve dünya genelinde şirket iflaslarına yönelik artan beklentiler, alacak riskini her zamankinden daha görünür hale getiriyor. Türkiye'de ise finansman maliyetlerinin yükselmesi, tahsilat sürelerinin uzaması ve işletme sermayesi yönetiminin kritik önem kazanması, şirketleri daha koruyucu finansal çözümlere yönlendiriyor. Bu doğrultuda ticari alacak sigortasına olan talebin özellikle vadeli çalışan, geniş müşteri ağına sahip ve yüksek alacak hacmi yöneten sektörlerde yoğunlaştığını görüyoruz. Üretim, otomotiv, tekstil, enerji, gıda, lojistik ve distribütörlük yapısının güçlü olduğu sektörler bu ihtiyacın daha belirgin hissedildiği alanlar arasında yer alıyor. Öte yandan artık yalnızca büyük ölçekli şirketler değil, KOBİ'ler de ticari alacak sigortasına çok daha fazla ilgi gösteriyor. Çünkü KOBİ'ler açısından tek bir müşteriden kaynaklanabilecek ödeme gecikmesi bile nakit akışını ve operasyonel sürdürülebilirliği ciddi şekilde etkileyebiliyor.

Murat ÇİFTÇİ/ IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO'su

"Talep, bayi ve distribütör ağı geniş şirketlerde daha yüksek"

Son dönemde ticari alacak sigortasına yönelik ilginin belirgin şekilde arttığını görüyoruz. Bunun temel nedeni, şirketlerin artık yalnızca satış hacmine değil, satıştan doğan alacağın ne kadar sağlıklı tahsil edilebildiğine de odaklanmak zorunda kalması. Küresel ölçekte de benzer bir risk görünümü söz konusu. Allianz Trade'in 2025 tarihli Küresel İflas Raporu'na göre ticari iflasların 2024'teki yüzde 10 artışın ardından 2025'te yüzde 6, 2026'da ise yüzde 3 artması bekleniyordu; Ekim 2025'te yayımlanan güncel görünümde ise 2026 beklentisi yüzde 5'e revize edildi. Raporda yüksek faiz, zayıf talep, ticaret savaşları ve jeopolitik belirsizliklerin ödeme alamama riskini artırdığı vurgulanıyor. Türkiye özelinde de şirket kapanışları ve tahsilat riski yakından izlenmesi gereken başlıklar arasında. TOBB verilerine göre 2025 yılında kapanan şirket sayısı 2024'e kıyasla yüzde 5,9 arttı. 2026'nın ilk çeyreğinde kapanan şirket sayısında yıllık bazda gerileme görülse de gerçek kişi ticari işletmelerde kapanışların artmaya devam etmesi, özellikle KOBİ segmentinde kırılganlığın sürdüğüne işaret ediyor. Bu nedenle ticari alacak sigortası artık yalnızca bir sigorta ürünü değil; şirketlerin nakit akışını, bilanço sağlığını ve ticari sürdürülebilirliğini koruyan stratejik bir risk yönetimi aracı haline geliyor. Poliçe yalnızca tahsil edilemeyen alacakların tazmin edilmesini sağlamaz; aynı zamanda alıcı risklerinin izlenmesi, kredi limitlerinin yönetilmesi ve firmaların daha güvenli vadeli satış yapabilmesi açısından da önemli bir finansal disiplin yaratır. Talebin özellikle vadeli satış yapan, bayi ve distribütör ağı geniş olan, ihracat yapan, farklı coğrafyalarda müşteri riski taşıyan şirketlerde arttığını görüyoruz. İnşaat malzemeleri, enerji, makine, kimya, plastik, tekstil, gıda, otomotiv yan sanayi, beyaz eşya, teknoloji, toptan ticaret ve ihracatçı sektörler bu ürünle daha yakından ilgileniyor. KOBİ'ler açısından ise devlet destekli ticari alacak sigortası sistemi ayrıca önemli bir başlık. 2024 yılında devlet destekli alacak sigortasında prim üretiminin yüzde 38 artışla 93,8 milyon TL'ye ulaştığı ve alıcılar için yaklaşık 21 milyar TL teminat sağlandığı görülüyor. Özetle, ticari alacak sigortasına yönelik ilginin artmasını geçici bir talep artışı olarak değil, şirketlerin risk algısındaki yapısal değişimin sonucu olarak okumak gerekir.

BİZE ULAŞIN