Enerji dönüşümünün sigortası “depolama”

GİRİŞ TARİHİ: 09.08.2026 GİRİŞ TARİHİ: 14:18 SON GÜNCELLEME: 11.08.2026 00:01
Türkiye, Balkanlar’dan Orta Doğu’ya uzanan devasa bir coğrafyaya enerji depolamada kurulum, mühendislik, eğitim ve operasyon hizmetlerinde ihracatçı ülke olarak öne çıkmaya hazırlanıyor. Enerji arz güvenliğinin “dinamosu”, yenilenebilir yatırımların tamamlayıcısı olan depolama, Türkiye’nin enerji sektöründe “yeni kalesi” olacak.

HÜLYA GENÇ SERTKAYA/ Depolama, Türkiye'nin enerjide "yeni kalesi" olacak. Coğrafi olarak Avrupa, Orta Asya, Kafkaslar ve Orta Doğu pazarlarını birbirine bağlayan bir köprü konumunda bulunan Türkiye, depolamalı yenilenebilir santral yatırımlarını çekme konusunda Avrupa'daki en büyük portföye sahip ülkeler arasında yer alıyor. Şebeke esnekliği konusunda bilgi birikimi ve operasyonel deneyim Türkiye'yi yatırımcı açısından cazip kılıyor. Bu da Türkiye'yi depolamada "yatırım üssü" olarak öne çıkarıyor. Çin'in donanım üstünlüğüne karşı yazılım, sistem entegrasyonu, enerji yönetim sistemleri (EMS), batarya yönetim sistemleri (BMS), paketleme, kablo ve trafo üretimiyle dikkat çeken Türkiye, "üretim ve mühendislik üssü" olma yolunda da ilerliyor. Yaklaşık 25 milyar dolarlık yerel yatırım iştahı ve sahaya inen dev projelerle Türkiye, Balkanlar'dan Orta Doğu'ya uzanan devasa bir coğrafyaya enerji depolamada kurulum, mühendislik, eğitim ve operasyon hizmetlerinde ihracatçı ülke olarak öne çıkmaya hazırlanıyor. 2035 yılına kadar ihracat enterkonneksiyon kapasitesini 6.75 GW seviyesine yükseltme planı bulunan Türkiye'nin, bu kapasiteyle bataryaların depoladığı enerjiyi sınır ötesi piyasalarda değerlendirmesinin de önümüzdeki 10 yılın gündemine girmesi bekleniyor. 2026'da Türkiye'nin COP31 ev sahipliğini üstlenecek olması, bu pozisyonu küresel arenada görünür kılacak önemli bir fırsat penceresi olarak görülüyor.

GEÇİŞ TESTİNİ BAŞARIYLA VERİYOR

Yenilenebilir enerjinin kaderini elinde tutan, enerji arz güvenliğinin "kritik" unsura olan depolama sektörü, teoriden pratiğe geçiş testini başarıyla veriyor. Batarya maliyetlerinde son yıllarda yaşanan gerileme, enerji depolamayı "tamamlayıcı bir lüks" olmaktan çıkarıp şebekenin ana mimarisine dönüştürüyor. Türkiye için 2025 enerji depolama yatırımlarının sahaya inme yılı olarak kabul edilirken, yaklaşık 1.500-2.000 MW kurulu gücün devreye girmesinin beklendiği 2026 "ivme" yılı olarak kayıtlara girmeye hazırlanıyor. Sektör temsilcileri, önümüzdeki beş yılda enerji depolama yatırımlarının 7-8 GW seviyesine ulaşmasını, Ulusal Enerji Planı'nın 2035 için belirlediği 7.5 GW hedefinin kolaylıkla aşılmasını bekliyor. Depolamayı tek başına bir teknoloji değil, sistemin tümünü dönüştüren bir mimari olarak değerlendiren sektör temsilcileri, Türkiye'nin elektrik sisteminin enterkonneksiyon bağlantılarına ihtiyaç duymadan 'ada modunda' yönetilebilmesi için 5 GW'lık batarya kapasitesinin gerekli görüldüğünü; tüketim artışı ve yeni rüzgar/güneş kurulumlarıyla birlikte tam çözümün 15 GW seviyesine yükseldiğini dile getiriyor. TSKB'nin 45 milyon dolarlık Ova Enerji DRES finansmanı, Aksa'nın ilk müstakil tesisi ve Taliva'nın Avrupa'daki 400 MWh'lık imzası, 20-25 milyar dolarlık devasa ekosistemin ayak sesleri olarak ifade ediliyor. Sektör, gelir modellerinin netleşmesini ve bağımsız fiyatlandırma mekanizmalarının kurulmasını beklerken; öncü yerli firmalar saatlik mahsuplaşma ve hibrit dönüşüm fırsatlarını arkasına alarak siber risk poliçelerine kadar uzanan gelişmiş risk yönetimi çözümleri geliştiriyor. Enerji sektörünü yeniden şekillendiren 'enerji depolama' kavramı, gelişen teknolojiler ve yeni gelir modelleri sayesinde hayatımızda her geçen gün daha fazla yer alıyor Dünya Bankası, Türkiye'nin rüzgar ve depolama yatırımlarına yönelik 400 milyon Euro finansmanı onaylarken, dağıtım şirketlerinin şebeke optimizasyonu için depolamayı ajandasına alması ve Peak PV gibi üreticilerin panel, batarya ve konstrüksiyonu tek çatı altında buluşturan entegre hamleleri, Türkiye'nin bu büyük yarışta sadece bir tüketici değil, "oyun kurucu" bir aktör olarak konumlandığını net bir şekilde ortaya koyuyor.

ENERJİDE KRİTİK VE VAZGEÇİLMEZ BİR ALAN

Enerji depolama teknolojilerinde son yıllarda yaşanan maliyet düşüşü sektörde yatırım iştahını artırırken, Türkiye'de artan yenilenebilir enerji kapasitesi depolamayı artık bir tercih değil zorunluluk haline getiriyor. Sektör temsilcileri, batarya maliyetlerinin son 10 yılda ciddi oranda gerilediği bilgisini verirken, önümüzdeki dönemde hem ekonomik hem de teknik gereklilikler nedeniyle depolama yatırımlarının hız kazanacağını öngörüyor.

Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) Yönetim Kurulu Başkanı Elvan Aygün Anbar, enerji depolamanın yalnızca maliyet avantajı üzerinden değil, sistem güvenliği açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, "Yenilenebilir enerji üretiminin sürdürülebilirliği için depolama artık kritik ve vazgeçilmez bir unsur" diyor.

"DÖNÜŞÜMÜ HIZLANDIRAN STRATEJİK BİR ARAÇ"

Savaşlar, tedarik zinciri kesintileri gibi küresel riskler enerji depolamalarının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. SHURA Kıdemli Enerji Analisti Dr. Sena Serhadlıoğlu, süregelen jeopolitik gerilimlerin küresel enerji sistemleri üzerinde yarattığı baskı ve emtia fiyatlarında artan oynaklığın, ülkelerin enerji arz güvenliğini zayıflatırken, ekonomik maliyetleri de yükselttiğini kaydediyor. Bu gelişmelerin özellikle enerjide dışa bağımlılığı yüksek olan Türkiye gibi ülkeler için daha belirgin etkiler doğurduğunu dile getiren Serhadlıoğlu, "Son yıllarda yaşanan krizler, enerji arz güvenliğini sağlamanın ve enerjiye ekonomik erişimi güçlendirmenin en etkili yolunun fosil yakıtlardan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Yenilenebilir enerji kaynaklarının özellikle güneş ve rüzgarın sistemdeki payı arttıkça, üretimdeki değişkenlik nedeniyle elektrik sisteminde denge ve sürekliliğin sağlanması kritik hale geliyor. Bu noktada batarya enerji depolama sistemleri, arz ve talep dengesini sağlamadaki rolleri ve hızlı devreye girme kabiliyetleri sayesinde öne çıkan temel çözümler arasında yer alıyor. SHURA'nın 2024 yılında gerçekleştirdiği analizler, batarya enerji depolama sistemlerinin frekans kontrolü ve bölgesel şebeke kısıtlarının yönetimi gibi kritik alanlarda etkin biçimde kullanılabildiğini gösteriyor. Bu sistemler, elektrik şebekesinin daha esnek ve verimli işletilmesini mümkün kılarak yenilenebilir enerji entegrasyonunu hızlandırıyor ve sistem maliyetlerinin düşürülmesine katkı sağlıyor. Ayrıca, depolama tesislerinin doğru lokasyonlarda konumlandırılması, sistem işletmesinde ihtiyaç duyulan kısıt yönetimi ve gerçek zamanlı müdahaleleri azaltarak daha maliyet etkin bir işletim yapısı sunuyor. Böylelikle hem şebekenin emisyon değerlerini düşürmek hem de son kullanıcıların enerjiye daha uygun maliyetle ulaşmasını sağlamak mümkün oluyor. Tüm bu yönleriyle değerlendirildiğinde, enerji depolama sistemleri teknik bir çözüm olmanın yanı sıra enerji arz güvenliğini güçlendiren, maliyetleri düşüren ve enerji dönüşümünü hızlandıran stratejik bir araç" diye konuşuyor.

"ARZ GÜVENLİĞİNİN KURUMSAL GÜVENCESİ"

Enerji Yatırımcıları Derneği (GÜYAD) Yönetim Kurulu Başkanı Cem Özkök, enerjide bağımsızlığı yalnızca üretim yeterliliği değil; fiyat istikrarı, öngörülebilirlik ve ulusal güvenlik meselesi olarak ifade ediyor. Bu bağımsızlığın üretimin artırılmasının ötesinde, sistem içinde dengeli ve kesintisiz yönetilebilmesini gerektirdiğini vurgulayan Özkök, "Enerji depolama, üretim ile tüketim arasındaki zaman uyumsuzluğunu gidererek bu dengeyi sağlayan temel araçtır. Enerji depolama bu yönüyle artık yalnızca teknik bir sistem optimizasyonu aracı değil; jeopolitik belirsizliklerin arttığı bir dönemde arz güvenliğinin kurumsal güvencesi olmaya adaydır. COVID-19 sonrası tedarik zinciri kırılmaları ve Rusya-Ukrayna savaşı ile derinleşen fiyat oynaklıkları, dışa bağımlılığın yarattığı kırılganlığı açık biçimde ortaya koymuştur. GÜYAD olarak 2023'ten bu yana depolamayı öncelikli gündem maddesi haline getirmemizin temel nedeni de bu yapısal dönüşümdür" diyor.

"ÇOK KATMANLI BİR YAPI KURULMASI GEREKİYOR"

Depolama yatırımları sektör açısından "oyun değiştirici" olarak görülüyor. Enerji Depolama Sistemleri Derneği (EDSİS) Yönetim Kurulu Başkanı ve DEİK Enerji İş Yönetim Konseyi Yönetim Kurulu Üyesi C. Can Tutaşı ise, enerji depolama sistemlerinin artık yalnızca yenilenebilir yatırımların tamamlayıcısı değil, doğrudan enerji arz güvenliğinin temel bileşenlerinden biri haline geldiğini vurguluyor. Son dönemde yaşanan savaşlar ve tedarik zinciri kırılmalarının, üretim kapasitesinin tek başına yeterli olmadığını net biçimde gösterdiğini belirten Tutaşı, "Fosil yakıt fiyatlarındaki belirsizlik ve arz güvenliği sorunları, güneş ve rüzgar enerjisini öne çıkarırken; bu kaynakların süreksiz üretim yapısı, elektrik sisteminin istikrarlı ve güvenli şekilde işletilebilmesi için enerji depolama çözümlerini kritik hale getiriyor. Bu nedenle depolama yatırımları sektör açısından gerçek anlamda bir 'oyun değiştirici' konumda. Türkiye'de kısa vadede batarya sistemlerinin büyük ölçekli uygulamaları ve tabana yayılan mesken tipi uygulamaları, orta ve uzun vadede ise pompalı hidro ve hidrojen gibi çözümlerle çok katmanlı bir yapı kurulması gerekiyor" diye konuşuyor.

"SİSTEMİN TÜMÜNÜ DÖNÜŞTÜREN BİR MİMARİ"

Enerji Depolama Endüstrileri Derneği (EDEDER) Yönetim Kurulu Başkanı Doğa Can Bayram da depolamayı "oyun değiştirici" olarak gördüklerini söylüyor. Enerji depolamanın bugün artık yenilenebilir enerji yatırımlarının yardımcı bir bileşeni olmaktan çıktığını; elektrik sisteminin bağımsız ve dayanıklı yönetilebilmesi için kritik bir altyapı haline geldiğini vurgulayan Bayram, son dört yılda iki kez yaşanan küresel fosil yakıt krizi, Avrupa'nın doğalgaz tedarikinde yaşadığı sarsıntılar ve tedarik zincirlerindeki kırılganlıkların, depolamanın "yatırım kararı" olmaktan çıkıp "arz güvenliği gerekliliği" haline geldiğini açıkça ortaya koyduğunu ifade ediyor.

Bayram, "Depolama tek başına bir teknoloji değil, sistemin tümünü dönüştüren bir mimaridir. Yenilenebilir enerji penetrasyonunun arttığı her sistemde frekans kontrolü, dengeleme, yan hizmetler ve puant yönetimi yeniden tasarlanmak zorundadır. Türkiye'nin elektrik sisteminin enterkonneksiyon bağlantılarına ihtiyaç duymadan 'ada modunda' yönetilebilmesi için 5 GW'lık batarya kapasitesi gerekli görülmektedir; tüketim artışı ve yeni rüzgar/güneş kurulumlarıyla birlikte tam çözüm 15 GW seviyesine yükselmektedir. Bu rakamlar, depolamanın stratejik önemini somutlaştırmaktadır" diye konuşuyor.

"YATIRIMLAR 1-2 SAATLİK BATARYAYA YOĞUNLAŞTI"

Doğa Can Bayram, enerji depolamada süre dengesi açısından "kısa (saniye-dakika), orta (1-4 saat) ve uzun süreli (8 saat+) olmak üzere üç ayrı katmanı birlikte ele almak gerektiğinin altını çiziyor. Bayram, "Türkiye'nin önümüzdeki dönemde bu üç katmanı paralel geliştirmesi gerekiyor. Bugün yatırımların büyük bölümü 1-2 saatlik bataryaya yoğunlaşmış durumda; oysa sistem esnekliği, daha uzun süreli depolama çözümlerinin de devreye alınmasını gerektiriyor. Mevsimsel dengeleme için pompajlı hidroelektrik potansiyelimiz halen büyük ölçüde değerlendirilmeyi bekliyor; uzun vadede ise yeşil hidrojen, hem depolama hem ihracat aracı olarak önemli bir alternatif sunuyor" şeklinde konuşuyor.

DENGE KURULMALI

Hidroelektrik Santralları Sanayi İş Adamları Derneği (HESİAD) Başkanı Elvan Tuğsuz Güven de, kısa ve uzun süreli depolama yatırımlarının birlikte geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor. Türkiye enerji piyasasında son dönem değişiklikler ve artan GES yatırımları neticesinde enerji depolamanın artık yapısal bir unsur haline geldiğinin altını çizen Güven, güncel gelişmeler, yaşanan savaşlar, jeopolitik gerilimler ve tedarik zinciri kesintilerinin enerjiyi üretmek kadar, onu yenilenebilir kaynaklardan ve doğru zamanda kullanabilmenin de kritik öneme sahip olduğunu gösterdiğini söylüyor. Güven, şöyle devam ediyor: "Ülkemizde yenilenebilir enerji üretiminin payının artmasıyla birlikte iletim sistemimizdeki üretim kaynaklı frekans dalgalanmaları ve arz dalgalanmaları artıyor. Bu noktada enerji depolama hem bu dalgalanmayı yönetmek hem de dışa bağımlılığı azaltmak açısından stratejik bir rol üstleniyor. Bu nedenle enerji depolama yatırımları için rahatlıkla 'oyun değiştirici' diyebiliriz. Ancak burada iletim sistemi ihtiyacını, kısa ve uzun süreli depolama dengesini doğru tespit etmek gerekiyor. Kısa süreli depolama çözümleri şebeke dengesi için kritik iken, uzun süreli depolama özellikle kuraklık gibi dönemlerde ve üretilen enerjinin 24 saat üzeri 'yük kaydırma' adı altında kaydırılması ve büyük yüklerin yönetilmesi noktasında sistemin sürdürülebilirliğini sağlıyor. Türkiye'nin bu iki yapıyı birlikte geliştirmesi gerekiyor. Her ikisine de ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz."

YENİLENEBİLİRİN KADERİ DEPOLAMAYA MI BAĞLI?

Sektör temsilciler, Türkiye'nin 2035 yenilenebilir enerji hedeflerine sağlıklı, verimli ve şebeke güvenliğini tehlikeye atmadan ulaşabilmesinin arkasındaki anahtarın depolama yatırımları olduğu konusunda birleşiyor. Depolamanın artık yenilenebilir enerjinin yanına eklenen "tamamlayıcı bir lüks" olmaktan çıkıp, şebekenin ayakta kalmasını sağlayan "temel bir altyapı bileşeni" olduğu ortak kabul görüyor.

EDSİS Yönetim Kurulu Başkanı Tutaşı'na göre, bugün yenilenebilir enerji yatırımlarını depolamadan bağımsız düşünmek artık mümkün değil. Güneş ve rüzgar kapasitesi arttıkça sistem esnekliği ihtiyacı da aynı hızda büyüyor. Bu nedenle depolama, yenilenebilir enerjinin tamamlayıcı unsuru olmaktan çıkıp temel altyapı bileşeni haline geldi. Tutaşı, "Depolama yatırımları olmadan Türkiye'nin 2035 yenilenebilir enerji hedeflerine sağlıklı şekilde ulaşması zorlaşır. Halihazırda dağıtılan kapasitenin de çoğunluğu batarya entegreli ve kurulumunu zorunlu kıldığı için bu yatırımlar depolamasız düşünülemez" diyor.

"TERCİH DEĞİL ZORUNLULUK"

GES ve RES yatırımlarında depolamanın, 2022 yılından itibaren depolamalı yenilenebilir üretim modeli kapsamında pratik olarak zorunlu bir bileşen haline getirildiğini dile getiren EDEDER Başkanı Bayram ise, Türkiye'deki 33 GW'lık batarya proje stoğunun da büyük ölçüde bu düzenlemenin sonucu olduğunu kaydediyor. Bayram, "Yenilenebilir enerjinin kaderinin depolamaya bağlı olduğunu söylemek abartı olmayacaktır. 2025 yılında rüzgar ve güneşin elektrik üretimindeki payı yüzde 22 seviyesine ulaştı; Ulusal Enerji Planı 2035 yılı için bu payın yaklaşık yüzde 34'e yükselmesini öngörüyor. Bu seviyedeki bir yenilenebilir penetrasyon, depolama olmadan sürdürülebilir biçimde yönetilemez. Güneş üretiminin yüksek olduğu öğle saatlerinde ortaya çıkacak enerji fazlası, depolama olmadığında sistem güvenliğini tehdit edecek; üretimin azaldığı puant saatlerinde ise fosil yakıtlı santrallerin devreye girmesi zorunlu hale gelecektir.

Bu nedenle 2035 yenilenebilir hedeflerine ulaşmak için depolama bir tercih değil, bir zorunluluk. 7.5 GW batarya hedefi, 35 GW pompajlı/barajlı hidroelektrik kapasitesi ve uzun vadede yeşil hidrojen entegrasyonu birlikte değerlendirilmeli. Aksi takdirde, kurulan yenilenebilir kapasite tam olarak değerlendirilemez ve yatırım verimsiz hale gelir" diye konuşuyor.

"TÜM ESNEKLİK ARAÇLARI BİRLİKTE DEVREYE ALINMALI"

SHURA Kıdemli Enerji Analisti Dr. Sena Serhadlıoğlu, son 10 yılda teknolojik gelişmeler sayesinde maliyetleri hızla düşen rüzgar ve güneş enerjisi sistemlerinin yerli, temiz ve sürdürülebilir üretim imkanı sunmaları, enerji arz güvenliğini desteklemeleri ve karbonsuzlaşma hedefleriyle uyumlu olmaları dolayısıyla önceliklendirilen yatırımlar arasında yer aldığını vurguluyor. Ancak bu kaynakların üretiminin hava koşullarına bağlı olması nedeniyle sistemdeki payları arttıkça elektrik sisteminin dengelenmesini daha karmaşık hale getirdiğine dikkat çekiyor. Bu nedenle, yüksek yenilenebilir penetrasyonuna sahip bir sistemde ek esneklik çözümlerinin kritik önem kazandığını dile getiren Serhadlıoğlu, "Bu noktada, batarya enerji depolama sistemleri hızlı devreye girme kabiliyetleri, arz-talep dengesine katkıları ve hem sistem işletmecisi hem de yatırımcılar açısından sundukları faydalar sayesinde öne çıkan temel çözümlerden biridir. 2025 itibarıyla Türkiye'de kurulu gücün yaklaşık yüzde 62'si (76 GW) yenilenebilir kaynaklardan oluşurken, toplam elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 43'ü bu kaynaklardan sağlanıyor. Rüzgar ve güneş enerjisinin toplam kurulu gücü ise 40 GW seviyesine ulaştı ve üretimde yüzde 21 paya erişti. 2035 yılı için öngörülen 120 GW rüzgar ve güneş kapasitesi hedefi dikkate alındığında, bu kaynakların sistemdeki ağırlığının hızla artacağı açıktır. Bu çerçevede depolama, özellikle kısa vadeli esneklik ihtiyacının karşılanmasında giderek daha kritik bir bileşen haline gelmekle beraber tek başına yeterli ya da her durumda 'zorunlu' bir çözüm olarak değerlendirilmemeli. Talep tarafı yönetimi, esneklik piyasaları, enterkonneksiyon kapasitesinin artırılması ve esnek üretim kaynakları gibi diğer esneklik seçenekleriyle birlikte ele alınan bütüncül bir sistem yaklaşımı gerekli. En etkin ve sürdürülebilir alternatif, depolama dahil tüm esneklik araçlarının birlikte ve dengeli bir şekilde devreye alınmasıdır" diyor.

YOLUN HENÜZ BAŞI!

Şimdi de Türkiye'nin kurulu enerji depolama kapasitesi ve potansiyeline bir göz atalım. EDSİS Yönetim Kurulu Başkanı C. Can Tutaşı, Türkiye'nin enerji depolamada kurulu kapasite açısından henüz yolun başında olduğunu vurguluyor. Sahaya inmiş depolamalı yenilenebilir santrallerin toplam gücünün 200 MW seviyesinin biraz üstünde olduğunu dile getiren Tutaşı, "EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz'ın açıklamalarına göre, ilk depolamalı GES 29 MW kurulu güçle işletmeye alınmış; 611 MW'lık depolamalı yatırım üretim lisansı almış; 33 GW gücündeki 678 önlisans ise yakından izleniyor. Sahada bugün için yaklaşık 500 milyon dolar tutarında yatırım gerçekleştirilmiş olup, bu rakamın önümüzdeki dönemde 20-25 milyar dolar seviyesine ulaşması bekleniyor. Şebeke ölçekli ve dağıtık depolama dağılımı açısından, bugün için kurulu kapasitenin neredeyse tamamı şebeke ölçekli depolamalı yenilenebilir santral projelerinden oluşuyor. Dağıtık depolama yani C&I (ticari ve endüstriyel) tesislerin kendi sahalarında kurduğu, çatı GES ile entegre veya bağımsız batarya sistemleri henüz nispeten erken aşamada. 2 Nisan 2026 tarihli ve 33212 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği değişikliğiyle birlikte saatlik mahsuplaşmaya geçiş, 1 Mayıs 2026 itibarıyla dağıtık depolamayı çatı GES yatırımcısı için ekonomik olarak çekici hale getiriyor; bu nedenle önümüzdeki yıllarda dağıtık depolamanın payının hızla artmasını öngörüyoruz.

Bu noktada altını çizmemiz gereken bir özellik daha var: Türkiye'deki batarya proje stoğu, mevcut rüzgar ve güneş kurulu gücünün yüzde 83'üne denk geliyor. Bu oran AB ülkelerinin büyük çoğunluğunda Romanya hariç tek haneli ya da düşük çift haneli seviyelerde kalıyor. Sayısal olarak Türkiye, batarya proje portföyü açısından AB lideri Almanya ve İtalya'nın yaklaşık iki katına ulaşmış durumda" diye konuşuyor.

1.500 MW KURULU GÜCÜN DEVREYE ALINMASI BEKLENİYOR

Türkiye için 2025 enerji depolama yatırımlarının sahaya inme yılı olarak kabul edilirken, yaklaşık 1.500-2.000 MW kurulu gücün devreye girmesinin beklendiği 2026 "ivme" yılı olarak kayıtlara girmeye hazırlanıyor. 2025'in, Türkiye'de depolamalı yatırımların sahaya inme aşamasına geçtiği bir yıl olduğunu söyleyen EDEDER Başkanı Doğa Can Bayram, bugüne kadar devreye alınan ilk depolamalı GES'in 29 MW kurulu güce sahip olup, sektör için sembolik ama çok önemli bir referans noktası oluşturduğunu vurguluyor. Bu yatırımı, üretim lisansı alarak inşa aşamasına geçen 611 MW'lık depolamalı portföyün izlediğini söylüyor. Bayram, "EDEDER olarak 2026 yılı tahminimiz, toplam 1.500 MW kurulu gücün devreye alınmasıdır. Bu rakamın yaklaşık 300 MW'lık kısmı yılın ilk yarısında, kalan 1.200 MW'lık bölümü ise ikinci yarıda tamamlanacaktır. Ön lisans havuzunun büyüklüğü düşünüldüğünde 1.500 MW küçük bir rakam gibi görünebilir; ancak ilk büyük dalganın sahaya inmesi açısından bu seviyenin yakalanması, sektörün tüm finansman, sigortalama, kabul ve devreye alma süreçleri için bir test olacaktır.

Önümüzdeki 5 yıl içinde öngörümüz, kurulu gücün üstel bir büyüme göstererek 2030 yılına yaklaşırken 7-8 GW seviyesine ulaşmasıdır. Ulusal Enerji Planı'nın 2035 için belirlediği 7.5 GW hedef, bu trend sürerse kolaylıkla aşılabilir niteliktedir. Asıl belirleyici olan, ön lisans havuzundaki projelerin ne kadarının sahaya inebileceği, gerçekleşmeyen projelerin iptal edilerek serbest kalan kapasitenin ne hızla yeniden tahsis edileceği ve hibrit dönüşüm süreçlerinin ne ölçüde hızlanacağıdır" şeklinde konuşuyor.

"KATLANARAK İLERLEMESİNİ BEKLİYORUZ"

EDSİS Başkanı Tutaşı ise 2025 yılında Türkiye'de ilk depolamalı GES'in 35 MW kurulu güçle devreye alındığını anımsatarak 2025'in sektör açısından başlangıç niteliğinde bir yıl olduğunu kaydediyor. Tutaşı, "Asıl ivmeyi ise 2026'da görmeyi bekliyoruz. Bu yıl çok daha hızlı bir büyüme ile şimdiye kadar yaklaşık 250 MW'lık tesisin işletmeye alındığını biliyoruz. Mevcut projeksiyonlarımız, 2026 yılında yaklaşık 2.000 MW'ın üzerinde depolama kapasitesinin devreye alınabileceğini işaret ediyor. Önümüzdeki beş yıllık dönemde ise bu büyümenin doğrusal değil, katlanarak ilerlemesini bekliyoruz.

Bugün Türkiye'de yatırım için hazır bekleyen proje stoğu, açıklanan hedeflerin oldukça üzerinde bir potansiyele işaret ediyor. Mevcut başvuru ve tahsisler dikkate alındığında 7.5 GW hedefinin ulaşılabilir olduğunu, hatta aşılabileceğini öngörüyoruz. Bu hedefleri aşabilmenin tetikleyicileri ise izin süreçlerinin hızlandırılması, bağlantı altyapısının güçlendirilmesi ve finansmana erişiminin kolaylaştırılmasıdır. Mevzuat tarafında çok ciddi aşamalar kat edildi. Her yeni yatırım ve gelişme ile regülasyonda iyileştirmeler devam ediyor. Mevcut destekler önemli olmakla birlikte, yerli teknoloji geliştirme ve yazılım tarafında atılacak adımlar ve teşvik mekanizmaları birbirine senkron bir şekilde büyüyecektir" diyor.

FİNANSMANA ERİŞİM EN KRİTİK BAŞLIK

Sektör temsilcileri, finansmana erişimi sektörün önündeki kritik gündem maddelerinden biri olarak görüyor. Bankaların ve finans kuruluşlarının enerji depolama projelerine ilgisi ve iştahının artmaya başladığını ifade etseler de; sektörün yeni olmasından kaynaklı temkinli bir yaklaşımın hala sürdüğünün altını çiziyorlar.

EDEDER Başkanı Bayram, finansmana erişimin, sektörün önündeki kritik gündem maddelerinden biri olduğunu vurgulayarak; ancak son iki yılda bankaların yaklaşımında belirgin bir olgunlaşma gözlediklerini söylüyor. Türk bankacılık sektörünün daha önce yenilenebilir enerji projelerinde ciddi deneyim biriktirdiği için depolamayı buna bir uzantı olarak değerlendirmeye başladığına dikkat çeken Bayram, "Bununla birlikte, depolama projelerinin nakit akış modelleri yenilenebilir santrallerden farklı; arbitraj, yan hizmet geliri, kapasite mekanizması ve YEKDEM gibi birden fazla gelir akışı içermesi, finansörlerin alıştığı sade gelir modelinden ayrışmaktadır" diyor.

"SİGORTALAMA METODOLOJİLERİ HENÜZ OLGUNLAŞMADI"

Bayram, bankaların yaklaşımındaki temkinli unsurları şöyle özetliyor:

"Gelir kaynaklarının çeşitliliği bir avantaj olduğu kadar, geleneksel proje finansmanı kalıplarına oturtulması gereken bir karmaşıklık da yaratıyor. Standart 'offshore' modellerin Türkiye'deki yan hizmet piyasası dinamiklerine uyarlanması süreci devam ediyor. Sigortalama ve risk değerlendirme metodolojileri henüz tam olgunlaşmadı. BESS sigortacılığı, yangın riski ve teminatlandırma konularındaki belirsizlikler, kredi koşullarını ve maliyetini doğrudan etkiliyor.

Mevzuatın olgunlaşma sürecinin devam ettiği bir dönemde olunması, finansörlerin uzun vadeli nakit akışı tahminlerinde temkinli kalmasına yol açıyor. DEKA modelinin ikincil mevzuatının netleşmesi, bu konuda önemli bir kilometre taşı olacaktır. Olumlu tarafta, ulusal ve uluslararası finansman kuruluşları Türkiye'deki depolama projelerine artan bir ilgi gösteriyor. Önümüzdeki dönemde ulusal bankacılık sisteminin depolama özelinde geliştireceği ürünlerin yanında, uluslararası kalkınma finansman kuruluşlarının sağlayacağı uzun vadeli kaynaklar ve karma finansman (blended finance) yapıları sektörün önünü açacaktır. Buna paralel olarak BESS leasing, performans bazlı sözleşmeler ve Energy-as-a-Service gibi alternatif finansman modellerinin gelişmesini bekliyoruz. EDEDER olarak finansörler ile yatırımcıları bir araya getiren çalışmalar yürütüyor; sektörün finansman tarafındaki bu öğrenme eğrisinin hızlanmasına katkı sağlamaya çalışıyoruz."

EDSİS Yönetim Kurulu Başkanı Tutaşı ise finansman tarafının halen gelişim aşamasında olmakla birlikte bankaların enerji depolama projelerine ilgisinin arttığını kaydediyor. Tutaşı, "Ancak sektör yeni olduğu için kredi veren kuruluşlar gelir modeli ve teknik riskler konusunda daha fazla veri görmek istiyor. Bu nedenle piyasa mekanizmalarının netleşmesi ve başarılı referans projelerin artması finansman iştahını güçlendirecektir. Önümüzdeki dönemde bu alanda daha hızlı bir olgunlaşma bekliyoruz" diyor.

"HİBRİT PROJELER FİNANSMAN AÇISINDAN DAHA AVANTAJLI"

Hidroelektrik Santralları Sanayi İş Adamları Derneği (HESİAD) Başkanı Elvan Tuğsuz Güven de, finansman tarafının şu an sektörün en kritik ve zorlu başlıklarından biri olduğunu söylüyor. Bankaların depolama projelerine ilgi duyduğunu ancak henüz temkinli bir yaklaşımın söz konusu olduğunu dile getiren Güven, "Özellikle bağımsız kimyasal/pil depolama projelerinde finansmana erişim daha sınırlı. Türkiye yakın bir zamanda nükleer enerjiyi de portföyüne katacak, burada enerji sisteminin her zaman dengede olması daha kritik hale gelecek. Bu açıdan kritik öneme haiz pompaj depolamalı hidroelektrik santraller ne yazık ki ülkemizde henüz hayata geçmedi çünkü mevzuatı ve yönetmelikleri henüz hazır değil, ayrıca destekleme fiyat mekanizması çalışmaları da halen planlama aşamasında. Bu santrallerin bir an önce enerji portföyümüze katılmasını çok önemli görüyoruz.

Bugün hibrit projeler, yani üretimle birlikte entegre kimyasal/pil depolama yatırımları, finansman açısından daha avantajlı durumda. Bunun temel nedeni ise gelir modelinin daha net olması. Genel olarak sektördeki en büyük sorunlardan biri, depolama yatırımlarının gelir yapısının henüz tam olarak oturmamış olması. Bu noktada düzenleyici çerçevenin güçlendirilmesi, esneklik piyasalarının geliştirilmesi ve uzun vadeli gelir mekanizmalarının oluşturulması büyük önem taşıyor. Finansmanı netleştirecek ve önünü açacak en önemli unsur ise öngörülebilir ve sürdürülebilir bir gelir modeli olacaktır" diye konuşuyor.

ŞEBEKE ALTYAPISI DA ENGELLER ARASINDA

Sektör temsilcilerine göre sektörün önündeki en kritik engeller arasında şebeke altyapısı ve izin labirentleri de yer alıyor. EDEDER Başkanı Doğa Can Bayram, şebeke bağlantı kapasitesinin halen en büyük yapısal engellerden biri olduğunu söylüyor. EPDK'nın 2023 yılı sonunda Lisans Yönetmeliği'ne eklediği geçici madde ile yeni depolamalı önlisans başvurularını durdurduğunu, mevcut 33 GW'lık portföyün hayata geçmesi için iletim altyapısının güçlendirilmesini bekleme stratejisi izlediğini dile getiren Bayram, "16 Nisan 2026 tarihli Kurul Kararı ile mevcut yenilenebilir tesislerin hibrit dönüşümü için 1.500 MW'lık kapasite tahsisi açılmış; bu kapasitenin 1.300 MW'lık bölümü hidroelektrik santrallere, 100'er MW'lık dilimleri ise biyokütle ve jeotermal tesislere ayrılmıştır. Başvurular için son tarih 30 Haziran 2026 olarak belirlenmişti" diyor.

"İZİN SÜREÇLERİ YATIRIMLARI YAVAŞLATIYOR"

Bayram, rüzgarda dört yıl, güneşte iki yıla kadar uzayabilen izin süreçlerinin yatırımları yavaşlatan en önemli unsurlardan biri olduğunu vurguluyor. Bayram, "2025 yılında yasalaşan 'süper izin' düzenlemesinin sahaya yansıtılması, bu süreyi 18 aya indirme hedefiyle önemli bir adım olmakla birlikte; uygulamada henüz beklenen hızlanma tam olarak görülmedi. Yangın riski ve teminatlandırma, bugün C&I yayılımının önündeki en kritik konulardan biri. NFPA 855 ve IEC 62933 standartlarının yerli sigorta sektörü tarafından benimsenmesi gerekiyor. Ayrıca, bataryanın frekans cevabı ve dengeleme güç piyasasındaki rolünün net tarifeler ve katılım kuralları ile düzenlenmesi henüz tamamlanmadı; bu, gelir akışlarının çeşitlenmesini sınırlıyor. Bu sorunların hepsi çözülebilir nitelikte. Mevzuat çerçevesi büyük ölçüde olgunlaştı; eksik olan ikincil mevzuatın hızlı tamamlanması, uygulama disiplini ve tüm paydaşların eşgüdümlü çalışmasıdır" şeklinde konuşuyor.

EDSİS Başkanı Can Tutaşı, şebeke altyapısının yatırım hızına paralel ilerlemesi kritik önem taşıdığını vurguluyor. Tutaşı, "Planlanan ve yapılan her bir yatırım da bu altyapıya da katkı sağlamış oluyor. Son dönemde idari süreçlerde iyileştirmeler yapılmış olsa da artan kapasiteye bağlı yeni izin ve düzenlemelere ihtiyaç olabiliyor. Daha öngörülebilir ve takvim bazlı ilerleyen bir yapı yatırımcı güvenini artıracaktır. Teknik potansiyel kadar uygulama hızı da sektörün büyümesini belirleyecek" diyor.

"PİYASA FİYATLARININ KRİTİK ÖNEMİ VAR"

Piyasa fiyatları ve finansal fizibilitelerin depolama yatırımlarının hızlıca hayata geçmesinin önünde engel teşkil ettiğini vurgulayan Güven ise açıklamalarına şöyle devam ediyor:

"GES ve RES gibi yenilenebilir enerji üretiminin zaman zaman kesintili olabileceği üretim kaynaklarının ağırlıklı beslediği şebeke altyapılarında iletim sistemi, bu şekilde kesintili üretimi tolere edemiyor. Bu durum hem iletim sistem güvenliğini hem de fiyat istikrarını olumsuz etkiliyor. Bugün geldiğimiz noktada yenilenebilir enerjinin yatırım sürdürülebilirliği doğrudan depolama kapasitesine bağlı hale geldi. Ancak ya piyasadaki duck curve denilen yapıyı değiştirecek adımlar atılmalı ya da enerji depolama yatırımları yaygınlaşmalı, aksi taktirde üretimi doğru zamanlara kaydırmak mümkün değil. Türkiye'nin 2035 yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşabilmesi için depolama yatırımları da önemli bir araç olacaktır. Su depolama ve kimyasal/pil depolama sistemleri sistemi hem dengeliyor hem de yatırımcısına açısından gelir öngörülebilirliğini de artırır. Ancak bu yatırımların hayat geçmesi için gerekli piyasa fiyatlarının kritik önemi var."

ÇİN, PAZARI DOMİNE EDİYOR

ENSİA Yönetim Kurulu Başkanı Elvan Aygün Anbar, güneş enerjisi ekipmanlarında Çinli üreticilerin pazarı domine etmesinin temelinde maliyet odaklı ve kullanım süresine göre optimize edilmiş üretim yaklaşımının yattığını kaydediyor. Anbar, "Avrupalı üreticiler sistemleri 24 saat çalışacak şekilde tasarlarken, Çinli firmalar güneş enerjisinin günlük sınırlı üretim süresini dikkate alarak daha ekonomik çözümler geliştirdi. Bu strateji, özellikle invertör ve batarya alanında rekabet dengesini değiştirdi" diyor.

Enerji depolama sistemlerinde batarya tedarikinin büyük ölçüde Çin'e bağımlı hale geldiğine değinen Anbar, hidrojen teknolojisinin ise uzun vadede önemli bir alternatif olduğunu ancak mevcut koşullarda yüksek elektrik ihtiyacı nedeniyle ekonomik açıdan sınırlı kaldığını ifade ediyor. Ekonomik gerçekliklerin bu geçişin hızını belirlediğinin altını çizen Anbar, değerlendirmelerine şöyle devam ediyor:

"Hidrojen teknolojisi özellikle ağır taşımacılıkta yüksek verimlilik potansiyeli ile öne çıkıyor ve uzun vadede önemli bir alternatif olabilir. Ancak mevcut batarya yatırımları geri kazanılmadan sektörün hızla bu alana yönelmesi mümkün değil. Bugün enerji depolama ve üretiminde alınan kararlar yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda ekonomik bir süreçtir. Enerji, su ve kaynak kullanımı ülkeler için giderek daha kritik hale geliyor. Temiz enerjiye erişim, önümüzdeki dönemde ülkelerin rekabet gücünü belirleyen temel unsurlardan biri olacak."

YATIRIM MALİYETLERİ GERİLEDİ

Sektör temsilcileri batarya ve depolama maliyetlerinde küresel ölçekte net bir aşağı yönlü trend yaşandığı ve bu düşüşün orta-uzun vadede devam edeceği yönünde. Batarya maliyetlerinde son iki yılda küresel ölçekte dalgalı ancak genel olarak aşağı yönlü bir trend görüldüğünü söyleyen EDSİS Yönetim Kurulu Başkanı Can Tutaşı, "Teknoloji gelişimi ve üretim ölçeğinin büyümesi maliyetleri aşağı çekerken, jeopolitik riskler ve ham madde fiyatları dönemsel baskı yaratabiliyor. Orta ve uzun vadede bir miktar daha maliyetlerin düşmeye devam etmesini bekliyoruz. Ancak yatırım kararlarında yalnızca ekipman fiyatı değil, toplam sistem maliyetine de odaklanmak gerekiyor" diyor.

EDEDER Başkanı Doğa Can Bayram ise, son iki yılın, batarya depolama maliyetleri açısından tarihi bir düşüş dönemi olduğunu vurgulayarak, anahtar teslim batarya enerji depolama sistemi (BESS) maliyetlerinin, 2024-2025 döneminde uluslararası sektör araştırmalarına göre yıllık bazda yaklaşık üçte bir oranında gerilediğini; stationary storage uygulamalarında pack fiyatlarının, ilk kez elektrikli araç batarya pack fiyatlarının altına inerek tarihi bir eşiği geride bıraktığını kaydediyor.

"KRİTİK FIRSAT PENCERESİ SUNUYOR"

Bayram, bu düşüşün arkasında iki temel etken olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor:

"Küresel hücre üretim kapasitesinin talebin çok üzerinde olması ve LFP (lityum demir fosfat) teknolojisinin yaygınlaşmasıyla birlikte hammadde maliyet baskısının azalması. Lityum ve kobalt fiyatları 2025 yılında yükselmesine rağmen, batarya fiyatlarının düşmeye devam etmesi sektörün maliyet yapısının olgunlaştığını gösteriyor. Orta vadede (2026-2030) düşüşün hızının yavaşlayarak devam etmesini bekliyoruz. Uzun vadede (2030-2035) ise sektör tahminleri, sistem maliyetlerinin coğrafyalar arasında farklılaşmakla birlikte tüm bölgelerde anlamlı biçimde gerilemesini öngörüyor. Bu trend, depolamanın 2030'lara doğru piyasanın doğal bir parçası haline gelmesini ve fosil yakıt esaslı puant santrallerinin yerini almasını sağlayacak.

Türkiye için bu trendin iki önemli sonucu var. Birincisi, depolamalı yatırımların finansal fizibilitesi her geçen yıl iyileşiyor; bugün başlanan projelerin maliyet yapısının daha da düşmüş olacağı düşünülerek planlanması gerekiyor. İkincisi, hücre fiyatlarının düşmesi katma değerin yazılım, EMS ve sistem entegrasyonu katmanına kaymasını hızlandırıyor; Türkiye'nin yerli ekosistemini bu eksen üzerinde derinleştirmesi, küresel ölçekte rekabetçi konum yakalaması açısından kritik bir fırsat penceresi sunuyor."

ENSİA Başkanı Anbar ise, batarya teknolojilerinde fiyatların son 10 yıldaki gerilemesini "dramatik" kelimesi ile niteliyor. Anbar, "Bu işe ilk başladığımızda 1 MW'lık depolama sistemi yaklaşık 1 milyon euro'ydu, bugün 230 bin euro seviyesine indi. Çin'de ise bu rakam 100 bin dolar bandına kadar düştü. Ancak bu düşüş sonsuz değil; hammadde sınırlı ve piyasa artık karlılık odaklı ilerleyecek" diyor.

REKABET YAZILIMDA OLACAK

Sektör temsilcileri Türkiye enerji depolamada rekabetin yazılım, enerji yönetim sistemleri (EMS) ve mühendislik/sistem entegrasyonunda olacağı görüşünde. EDSİS Yönetim Kurulu Başkanı ve DEİK Enerji İş Yönetim Konseyi Üyesi C. Can Tutaşı, Türkiye'nin depolama alanında en güçlü rekabet avantajı yazılım ve enerji yönetim sistemlerinde oluşabileceğini söylüyor. Tutaşı'na göre, batarya ve enerji yönetim sistemleri, şebeke optimizasyonu ve yapay zeka destekli tahminleme ve kontrol sistemleri yüksek katma değerli alanlar arasında yer alıyor. Tutaşı, "Önümüzdeki dönemde depolama sektöründe farkı yaratan unsur donanımdan çok yazılım olacak" ifadelerini kullanıyor.

EDEDER Yönetim Kurulu Başkanı Doğa Can Bayram da, Türkiye'nin enerji depolamada rekabetçi olabileceği niş alanları yazılım, EMS ve sistem entegrasyonu ekseninde gördüklerini vurguluyor. Bayram, ancak bu üç eksenin yanında üretim tabanını da güçlendirmenin, sürdürülebilir bir rekabet avantajı için zorunlu olduğunun altını çiziyor. Bayram, "EMS (Enerji Yönetim Sistemi), SCADA entegrasyonu, optimizasyon algoritmaları ve yapay zeka tabanlı tahmin sistemleri Türkiye'nin doğal güçlü olduğu alanlardır; sektörün katma değerinin önümüzdeki 10 yılda en hızlı büyüyeceği halka da budur" diyor.

"EPC HİZMETİ İHRACATI ÖNEMLİ BİR FIRSAT"

Türkiye'nin hücre, modül ve konteyner tipi sistem üretimi halkalarına kavuşmasının hem iç pazar bağımsızlığı hem de bölgeye ihracat kapasitesi açısından stratejik bir hedef olduğunu vurgulayan Bayram, "Modül ve konteyner üretiminde mevcut endüstriyel altyapımız avantajlı; hücre tarafında ise belirli kimyasallarda (özellikle stationary storage için tercih edilen LFP) orta vadede pazara giriş mümkün. Bu üretim tabanı sağlanmadan, yazılım ve sistem entegrasyonu vizyonumuz da yarım kalır. Mühendislik tarafında deneyimli yerli firmaların bölgeye yönelik proje geliştirme kapasitesi yüksek; Orta Doğu, Orta Asya ve Balkanlar'a EPC hizmeti ihracatı önemli bir fırsat.

BMS, kablolama, trafo, MV/LV pano üretimi ve termal yönetim halkalarında endüstriyel altyapımız güçlü. Yerlilik oranını mevcut yüzde 40 seviyesinden daha yukarı çekmek mümkün. Bölge ülkelerine yönelik mühendislik hizmetleri, yangın güvenliği eğitimi, ENTSO-E uyumlu test merkezleri ve operasyon hizmetleri ihracat potansiyeli yüksek alanlar" diye konuşuyor.

EN STRATEJİK REKABET ALANLARINDAN OLACAK

ARI ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı da, Türkiye'nin enerji depolamada rekabet avantajı yalnızca batarya hücresi üretimi gibi sermaye yoğun alanlarda değil, sistemin etrafındaki yüksek katma değerli katmanlarda şekillenebileceğini söylüyor. Arıcı, "Özellikle enerji yönetim yazılımları, optimizasyon algoritmaları, batarya yönetim sistemleri, EMS/BMS entegrasyonları ve şebeke esneklik çözümleri Türkiye'nin güçlü potansiyel taşıdığı niş alanlar arasında yer alıyor. Çünkü depolama artık yalnızca donanım yatırımı değil; hangi saatte nasıl şarj-deşarj yapılacağını, hangi piyasa sinyaline göre optimize edileceğini belirleyen bir yazılım ve veri yönetimi işi haline geldi. Türkiye'de yenilenebilir enerjinin toplam kurulu güç içindeki payının yüzde 60'ın üzerine çıkması, depolama ve yazılım tabanlı yönetim çözümlerinin önemini daha da artırıyor. Bu nedenle yazılım tarafı, önümüzdeki dönemde depolama ekosisteminin en stratejik rekabet alanlarından biri olacak. Türkiye bu alanda doğru konumlanamazsa, yalnızca ithal teknolojiyi kullanan bir pazar olarak kalma riskiyle karşı karşıya. Depolama tarafında asıl rekabet artık donanımdan çok, enerjinin ne zaman depolanacağı ve ne zaman sisteme verileceğini belirleyen yazılım kabiliyetinde şekilleniyor" diyor.

"TÜRKİYE ÜRETİM VE TEKNOLOJİ MERKEZİ OLMA YÖNÜNDE İLERLİYOR"

Türkiye'nin, enerji depolama kapsamında mevzuat altyapısını 2020 yılından bu yana hızla geliştirerek önemli bir ivme yakaladığını vurgulayan SHURA Kıdemli Enerji Analisti Dr. Sena Serhadlıoğlu, yapılan düzenlemelerle birlikte batarya enerji depolama tarafında yaklaşık 33 GW'lık bir proje stoku oluştuğu, aynı zamanda yerli üretim kapasitesini artırmaya yönelik fabrika yatırımlarının gerçekleştirildiğini kaydediyor. Serhadlıoğlu, "Bu gelişmeler, Türkiye'nin yalnızca bir batarya ithalatçısı değil, aynı zamanda bölgesel bir üretim ve teknoloji merkezi olma yönünde ilerlediğini gösteriyor" diyor.

Küresel batarya değer zincirinde rekabetin oldukça yoğun olduğunu ve özellikle Çin başta olmak üzere bazı ülkelerin üretim ölçeği, maliyet avantajı ve teknoloji geliştirme kapasitesi açısından önemli bir üstünlüğe sahip olduğunu dile getiren Serhadlıoğlu, bu nedenle Türkiye'nin bu alanda güçlü bir konum elde edebilmesi yalnızca üretim kapasitesi artırımıyla değil, aynı zamanda teknoloji geliştirme, maliyet rekabeti ve tedarik zinciri entegrasyonu ile mümkün olacağını hatırlatıyor.

Serhatlıoğlu, "Batarya enerji depolama konusu yalnızca üretim boyutuyla değil; kritik minerallere erişim, geri dönüşüm kapasitesi ve Ar-Ge yetkinlikleri ile birlikte ele alınmalıdır. Türkiye'nin önümüzdeki dönemde bu alanlarda geliştireceği stratejik iş birlikleri ve politika çerçevesi, küresel değer zincirindeki konumunu belirleyecektir" ifadelerini kullanıyor.

ELDER Genel Sekreteri Fakir Hüseyin Erdoğan, hazırlanan raporlar ve yapılan değerlendirmelerin Türkiye'nin enerji depolama alanında bölgesel bir üretim, mühendislik ve uygulama merkezi olma potansiyeli taşıdığına işaret ettiğini söylüyor. Erdoğan, "Bunun birkaç nedeni bulunuyor: Türkiye'nin hızla büyüyen yenilenebilir enerji hedefleri, güçlü elektrik altyapısı ihtiyacı, geniş iç pazar, sanayi kabiliyeti, Avrupa-Orta Doğu-Orta Asya hattındaki konumu ve enerji teknolojilerinde yerli üretim arayışı" diyor.

"KÖPRÜ OLMA POTANSİYELİMİZ VAR"

EDSİS Başkanı Can Tutaşı, Türkiye'nin coğrafi konumu ve mühendislik altyapısı sayesinde enerji depolama alanında bölgesel bir merkez olma potansiyeline sahip olduğunu söylüyor. Tutaşı, "Avrupa ile Orta Doğu arasında stratejik bir geçiş noktasında bulunmamız bu alanda önemli avantaj yaratıyor. Ancak burada konumumuzun bir diğer önemi, Uzak Doğu ile Amerika kıtası arasında da özellikle batarya açısından bir köprü olma potansiyelimizdir. Özellikle sistem entegrasyonu, mühendislik, yazılım ve enerji yönetim çözümlerinde ihracat potansiyelimiz yüksek. Bunun uygulamaları da başladı. Kritik ham madde tanımını genişleterek lityum-iyon bataryaların stratejik kapsama alınması gibi sanayi politikalarıyla Türkiye'nin yalnızca iç pazara hizmet eden değil, bölgesel ihracat yapan bir depolama üssüne dönüşmesi mümkündür" diyor.

TÜRKİYE'Yİ BÖLGENİN BATARYA ÜSSÜ YAPMA VİZYONU

Doğa Can Bayram, EDEDER olarak Türkiye'yi "Bölgenin Batarya Üssü" yapma vizyonuyla çalıştıklarını vurgulayarak; bu vizyonun, sektörün sayısal göstergeleri ve coğrafi avantajları düşünüldüğünde gerçekçi olduğunun altını çiziyor. Türkiye'nin batarya proje portföyü açısından bugün AB ülkelerinin önünde olduğunu dile getiren Bayram, "Coğrafi olarak Avrupa, Orta Asya, Kafkaslar ve Orta Doğu pazarlarını birbirine bağlayan bir köprü konumunda bulunuyor. 'Depolama üssü' kavramını üç farklı boyutta değerlendiriyoruz: İlki yatırım üssü: Türkiye, depolamalı yenilenebilir santral yatırımlarını çekme konusunda Avrupa'daki en büyük portföye sahip ülkelerden biri haline geldi. Şebeke esnekliği konusunda bölgede biriken bilgi birikimi ve operasyonel deneyim, Türkiye'yi yatırımcı için cazip kılıyor. İkincisi üretim ve mühendislik üssü: Donanım tarafında Çin ile maliyet rekabeti zordur; ancak yazılım, sistem entegrasyonu, EMS, BMS, paketleme, kablo ve trafo üretiminde Türkiye, Avrupa'ya ihracat yapma kapasitesine fazlasıyla sahip. Yerlilik oranımız bugün yüzde 40 seviyesinde; Avrupa standartlarının üstünde. Üçüncüsü ise hizmet ve servis üssü: Bölge ülkelerine yönelik kurulum, mühendislik, devreye alma, eğitim ve operasyon hizmetleri Türkiye'nin önemli bir ihracat kalemine dönüşebilir. Çevre ülkelerin enerji dönüşümünde Türkiye, doğal bir referans noktası olarak konumlanıyor.

Doğrudan elektrik ihracatı tarafında ise enterkonneksiyon bağlantıları belirleyici. Türkiye'nin 2035 yılına kadar ihracat enterkonneksiyon kapasitesini 6.75 GW seviyesine yükseltme planı bulunuyor; bu kapasite ile bataryaların depoladığı enerjinin sınır ötesi piyasalarda değerlendirilmesi önümüzdeki 10 yılın gündemine girecek. 2026'da Türkiye'nin COP31 ev sahipliğini üstlenecek olması, bu pozisyonu küresel arenada da görünür kılacak önemli bir fırsat penceresi açmaktadır" şeklinde konuşuyor.

"TÜRKİYE YATIRIM İŞTAHI YÜKSEK BİR DEPOLAMA PAZARI"

ARI ES Enerji Genel Müdürü Arıcı, Türkiye'nin bölgesel bir depolama üssüne dönüşme potansiyeli bulunduğunu; ancak bunun gerçekleşmesi için yalnızca batarya ithal edip kuran bir pazar olmaktan çıkıp teknoloji, yazılım ve entegrasyon kabiliyeti geliştiren bir ekosisteme evrilmesi gerektiğini vurguluyor. Arıcı, "Coğrafi konumumuz, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türk Cumhuriyetleri arasında stratejik bir enerji ve teknoloji köprüsü oluşturuyor. Bu avantaj, özellikle sistem entegrasyonu, enerji yönetim yazılımı, güç elektroniği ve modüler depolama çözümleri ihracatı açısından önemli fırsatlar sunuyor. Ancak doğru sanayi politikaları geliştirilmezse Türkiye, depolama değer zincirinde üretici değil, yalnızca tüketici konumda kalma riskiyle karşı karşıya. Uzun vadede doğru teşvik mekanizmaları ve ölçek ekonomisiyle Türkiye'nin belirli depolama teknolojilerinde üretici ve bölgesel tedarikçi kimliği kazanması mümkün. Depolama tarafında asıl rekabetin, cihaz satmaktan çok sistemi akıllı yönetebilme yetkinliğinde oluşacağını düşünüyoruz. Türkiye bugün yalnızca potansiyel konuşan bir pazar değil, aynı zamanda hızla büyüyen ve yatırım iştahı yüksek bir depolama pazarı haline gelmiş durumda" diye konuşuyor.

Doğa Can BAYRAM / Enerji Depolama Endüstrileri Derneği (EDEDER) Başkanı

"Toplam yatırım hacminin 20-25 milyar dolara ulaşması bekleniyor"

Türkiye Ulusal Enerji Planı kapsamında 2035 yılı için açıklanan 7.5 GW batarya hedefi, gerçekçi ve EDEDER olarak tamamen ulaşılabilir gördüğümüz bir hedef. Hedefe ulaşmak için bizim açımızdan dört kritik koşul var. İlki mevzuatın öngörülebilirliği: Saatlik mahsuplaşma, hibrit dönüşüm ve müstakil depolama çerçevelerinin birbirini tamamlayıcı biçimde tasarlanması; ikincil mevzuatın hızla netleşmesi gerekiyor. İkincisi yan hizmet piyasasında batarya katılımı: Frekans cevabı, ikincil rezerv ve dengeleme güç piyasası tarifelerinin batarya teknolojisine uyumlu hale getirilmesi gelir akışlarını çeşitlendirecek. Üçüncüsü şebeke yatırımı: Devletin tahminlerine göre 120 GW yenilenebilir kapasite hedefine ulaşmak için yalnızca şebeke tarafında 28 milyar dolar ek yatırım gerekli; bu yatırımın kararlılıkla yapılması depolamayı da besleyecek. Dördüncüsü Ar-Ge ve yerli üretim teşvikleri: Mevcut TÜBİTAK ve KOSGEB programları sektörün ihtiyaçlarına yanıt vermekle birlikte; özellikle EMS yazılımı, BMS, paketleme ve termal yönetim alanlarında daha derin, sektöre özel teşvik mekanizmaları kurulmalı. Mevcut teşvikler ve mevzuat değişiklikleri doğru yöne işaret ediyor; ancak bu çerçevenin tutarlı uygulanması ve takvim disiplini, hedefe ulaşıp ulaşamayacağımızı belirleyen asıl unsurdur" diye konuşuyor.

C. Can TUTAŞI / Enerji Depolama Sistemleri Derneği (EDSİS) Yönetim Kurulu Başkanı ve DEİK Enerji İş Yönetim Konseyi Üyesi

"Sektörün yatırım iştahı açıklanan hedeflerin üzerinde"

Türkiye'de depolama yatırımları henüz başlangıç aşamasında olsa da proje stoğu oldukça güçlü. Bugün tahsis edilen yaklaşık 33 bin MW'lık depolamalı kapasitesinde kurulumu gerçekleşen güç yaklaşık 300 MW civarında. Bu kapasite tahsisleri için yapılan başvurular ise yaklaşık tahsis edilen kapasitenin ise 10 katı seviyesindeydi. Bu da sektörün yatırım iştahının açıklanan hedeflerin oldukça üzerinde olduğunu gösteriyor. Türkiye enerji depolama teknolojilerinde henüz tam anlamıyla bütünüyle üretici ülke konumunda olmasa da hızlı şekilde bu ekosistemi inşa ediyor. Güncel teknoloji ölçeğinde batarya hücresi tarafında dışa bağımlılık sürerken, sistem entegrasyonu, paketleme, güç elektroniği ve yazılım alanlarında önemli bir yerli kapasite oluşuyor. Özellikle mühendislik ve yazılım tarafı Türkiye'nin rekabet avantajı yaratabileceği başlıklar arasında yer alıyor. Doğru yatırımlarla Türkiye'nin bu alanda yalnızca pazar değil, teknoloji geliştirici ve üretim merkezi bir oyuncu olabileceğine inanıyoruz. Türkiye Enerji Depolama Haritası çalışmamızda son aşamaya geldik ve kısa süre içinde kamuoyuyla paylaşacağız. İlk fazda şebeke ölçekli projeler öne çıkarken, önümüzdeki dönemde dağıtık depolama uygulamalarının da dahil edildiği hızlı bir büyüme bekliyoruz.

Elvan TUĞSUZ GÜVEN / Hidroelektrik Santralları Sanayi İş Adamları Derneği (HESİAD) Başkanı

"Türkiye'nin önünde önemli bir fırsat var"

Türkiye'nin coğrafi konumu, enerji piyasası altyapısı ve yenilenebilir kaynakları enerji depolama alanında merkez olma hedefini destekliyor. Burada önemli bir nokta şu: elektrik depolama doğrudan ihraç edilen bir ürün değil; burada asıl konu enerji sisteminin esnekliğini ve ticaret kabiliyetini artırmaktır. Türkiye, her ne kadar Eurelectric üyesi olarak Avrupa, Balkanlar ile enerji iletim hatlarıyla bağlı olsa da bu hatta Kafkasya ve Orta Doğu'nun bağlanması sonrası daha güçlü bir enerji hub'ı merkezi niteliği kazanabilir. Bunu takiben enterkonneksiyon kapasitelerini artırıp yeni hatlar da kurabilirse, bölgesel bir dengeleme ve esneklik merkezi haline gelebilir. Ayrıca kimyasal batarya teknolojileri, yenilenebilir enerji üretim ekipmanları (GES; RES ve HES ekipmanları) enerji yönetim sistemleri ve yazılım alanlarında da önemli bir ihracat potansiyeli bulunuyor. Doğru politikalarla Türkiye sadece tüketen değil, aynı zamanda teknoloji üreten ve ihraç eden bir ülke konumuna gelebilir. Tüm bu bahsedilen gelecek projeksiyonlarını yapabilmek için piyasaların ve enerji üreticilerinin proje finansmanını sağlayacak fiyat ve düzenlemelere ve piyasa öngörüsüne ihtiyaç var. Türkiye'nin önünde önemli bir fırsat var. Eğer doğru regülasyonlar, güçlü finansman mekanizmaları ve stratejik planlama ile ilerlersek, arz güvenliğimizi güçlendirerek pompaj depolamalı santraller ile enerji tedariki noktasında bizi ithalata bağımlı kılan fosil yakıtlara olan ihtiyacı minimize edebiliriz.

Elvan AYGÜN ANBAR / Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) Başkanı

"Gelir modelleri daha öngörülebilir hale getirilmeli"

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) işi sıkı tutuyor. Türkiye'de verilen ön lisanslarda, üç yıl içinde yükümlülüklerini yerine getirmeyen projeler için iptal süreci başladı. EPDK son dönemde lisansları kademeli olarak geri çekti. Önümüzdeki 6-7 yıl içinde 7 ile 8 bin MW seviyesinde depolama kapasitesinin devreye alınması öngörülüyor. Enerji depolama hem yatırımcı hem de sistem dengesi açısından 'zorunlu bir başlık' haline geldi. Enerji depolama yatırımları, 2035 yılında rüzgar ve güneş enerjisi özelinde 120 bin MW kurulu güç hedefi belirleyen Türkiye için artık kaçınılmaz hale geldi. Yenilenebilir enerji üretimindeki artış şebeke dengesini zorluyor. Güneş ve rüzgar gibi kaynaklar doğası gereği kesintili üretim yapıyor. Depolama sistemleri bu noktada kritik bir rol üstleniyor. Şu anda yenilenebilir enerji santralleri şebekeyi depo olarak kullandığı için bu durum sürdürülebilir değil. Ancak mevcut modelde her santrale bir depolama zorunluluğu getirilmesi de ciddi bir maliyet oluşturuyor. Bugün büyük ölçekli bir depolama yatırımının geri dönüş süresi 15 ile 18 yılı bulabiliyor. Bu sürelerin kısalması için düzenleyici çerçevenin depolamalı santrallerin gelirlerini netleştirmesi ve gelir modellerinin daha öngörülebilir hale getirmesi gerekiyor.

Cem ÖZKÖK / Enerji Yatırımcıları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

"Enerji dönüşümünün sigortası"

Yatırımcı perspektifinden bakıldığında depolamanın değeri üç temel fonksiyon üzerinden tanımlanabilir: Üretimin zamansal optimizasyonu yoluyla gelir yaratma kapasitesi, şebeke esnekliği ve sistem güvenliğine katkı, kriz anlarında ise kritik altyapılar için yedekleme ve süreklilik temini. Bu üç fonksiyon birlikte değerlendirildiğinde, depolamanın neden 'oyun değiştirici' olarak nitelendirildiği daha açık hale geliyor. Depolama yatırımları fiilen yalnızca elektrik alım-satımı üzerinden gelir üretmekte; frekans kontrolü, kapasite katkısı, esneklik hizmetleri ve arz güvenliği gibi unsurlar ekonomik olarak tanımlanmıyor. Teknik olarak mümkün olan bir modelin yatırım kararına dönüşebilmesi, ancak öngörülebilir gelir akışı, net bir risk paylaşımı ve istikrarlı bir düzenleyici çerçeve ile mümkün. Bu noktada ikinci temel kırılma ortaya çıkıyor: Depolama teknolojik olarak zorunlu hale geldi, ancak ekonomik altyapısı henüz tamamlanmadı. Türkiye'nin depolama yatırımları olmaksızın 2035 yılına ilişkin yenilenebilir enerji hedeflerine teknik olarak ulaşması mümkün görünmüyor. Depolama yatırımlarının ölçeklenmesi de bağımsız ve öngörülebilir bir gelir modeli olmadan ekonomik olarak sürdürülebilir değil. Finans kuruluşları depolamayı bağımsız bir varlık olarak değil, üretim tesisine bağlı bir unsur olarak değerlendiriyor. Bunun temel nedeni, depolama projelerine ilişkin nakit akışının yeterli ölçüde öngörülebilir olmaması. Yatırımcı açısından üç temel sorun öne çıkıyor: Depolama hizmetlerinin ayrı bir gelir kalemi olarak tanımlanmamış olması, sistem kullanım maliyetleri ve çift yönlü yüklerin fizibiliteyi zayıflatması ve düzenleyici çerçevede öngörülebilirlik eksikliği. Son tahlilde, enerji depolama enerji dönüşümünün sigortasıdır; ancak bu sigortanın işlerlik kazanması, teknik çözümlerden ziyade piyasa mimarisinin doğru kurgulanmasına bağlıdır.

Fakir Hüseyin ERDOĞAN / Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (ELDER) Genel Sekreteri

"2035 hedefine giden yolu kısaltıyor"

Yeterli kurulu güce sahip olmak elektrik enerjisi arz güvenliğinin sağlanmasında önemli ancak tek başına yeterli değil. Kurulu gücün üzerine bina edildiği şebeke de en az kurulu güç kadar önemli. Bu iki niteliğe enerji dönüşümü süreciyle birlikte yeni bir nitelik eklendi: Esneklik. Küresel iklim değişikliği riskinin kontrol altına alınması ve azaltılmasında başat role sahip olan yenilenebilir enerji kaynaklarının kesikli üretim doğasının elektrik sisteminin işletilmesinde doğurduğu sonuçların bertaraf edilmesinde enerji depolama çözümleri imdada yetişiyor. Bu bağlamda depolama çözümlerinin bir oyun değiştirici niteliği olduğunu düşünüyorum. İçinden geçmekte olduğumuz bu dönemde bu düşüncem daha da pekişti. Jeopolitiğin belirleyici olmaya başladığı günümüz dünyasında yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarından azami ölçüde istifade eden ülkeler enerji arz güvenliğinin sağlanmasında görece daha az riskler ve güçlüklerle karşılaşıyor. Ekipman üretiminde de kendine yeterliği olan ülkeler ise daha rahatlar. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, 2035'te rüzgar ve güneşte 120 bin megavat kurulu güce ulaşma hedefini açıkladı. Ulusal Enerji Planı'nda da değişken yenilenebilir kaynakların sisteme giriş hızına bağlı olarak batarya kapasitesinin 2035'te 7,5 gigavat seviyesine ulaşacağı öngörülmekle birlikte Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) 33 gigavatın üzerinde depolu rüzgar ve güneş santrali için önlisans/lisans verdi. Bu projeler işletmeye girmeye başladı. Bu yılın sonunda işletmedeki kapasitenin bin megavatın üzerine çıkması bekleniyor. Depolamalı santraller, Ulusal Enerji Planı'nda da yer aldığı üzere, 2035 hedefine ulaşılmasının olmazsa olmazının ötesinde 2035 hedefine giden yolu kısaltması, kolaylaştırması açısından önemli bir işlev görüyor.

Ebru ARICI / ARI ES Enerji Genel Müdürü

"4500 MW seviyesinde proje geliştirme portföyü üzerinde çalışıyoruz"

ARI-ES Enerji olarak depolamayı bağımsız bir yatırım başlığından ziyade, yeni nesil enerji altyapısının ayrılmaz bir bileşeni olarak konumluyoruz. Bu kapsamda hem depolamalı yenilenebilir enerji projeleri hem de hibrit sistemler tarafında toplamda 4500 MW seviyesinde bir proje geliştirme portföyü üzerinde çalışıyoruz. Mevcut yaklaşımımız, yalnızca MW bazlı kapasite büyütmek değil; depolamayı doğru lokasyonda, doğru şebeke ihtiyacı ve üretim profiliyle entegre ederek yüksek verimli yatırım modelleri geliştirmek. Bu doğrultuda, kısa vadede 3500 MW, orta vadede ise 30 bin MW seviyesinde depolama kapasitesinin devreye alınmasını hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde portföyümüzde yer alan projelerle birlikte depolama tarafındaki varlığımızı kademeli şekilde büyütürken, temel odağımız nicelikten ziyade sistem değerini maksimize eden, finanse edilebilir ve sürdürülebilir projeler geliştirmek olacak.

Dr. Sena SERHADLIOĞLU / SHURA Kıdemli Enerji Analisti

"Batarya yatırımları çift yönlü stratejik fırsat sunuyor"

Enerji depolama sistemleri, teknik bir çözüm olmanın yanı sıra enerji arz güvenliğini güçlendiren, maliyetleri düşüren ve enerji dönüşümünü hızlandıran stratejik bir araç. Bataryaların kullanım alanı sadece elektrik sektörüyle sınırlı kalmamakla birlikte elektrikli araçlar, tüketici elektroniği ve sanayi uygulamaları gibi geniş bir yelpazede kritik bir rol oynuyor. Maliyetlerin düşmesi ve kullanım alanlarının genişlemesiyle birlikte bataryalar, ülkelerin sanayi politikaları ve rekabet gücü açısından da stratejik bir ürün haline geldi. Ancak hücre üretiminde kullanılan kritik girdilerin büyük ölçüde Çin merkezli tedarik zincirlerine bağlı olması, diğer ülkeler için önemli bir kırılganlık yaratıyor. Bu nedenle kritik minerallerin güvenli temini ve batarya geri dönüşümü, önümüzdeki dönemin en belirleyici başlıkları arasında yer alacak. Bu gelişmeler, küresel ölçekte önemli bir 'fırsat penceresi' açmakla birlikte, ülkeler yalnızca enerji dönüşümünü hızlandırmakla kalmayıp, aynı zamanda yeni bir sanayi ve teknoloji alanında konumlanma imkanı elde ediyor. Türkiye açısından bakıldığında ise, yerli batarya üretimi, kritik mineraller, geri dönüşüm ve Ar-Ge alanlarında önemli bir potansiyel söz konusu. Özellikle stratejik uluslararası iş birlikleri ve doğru politika çerçevesi ile Türkiye'nin bu alanda bölgesel bir üretim ve teknoloji merkezi haline gelmesi mümkün. Bununla birlikte, bu fırsatın hayata geçmesi yalnızca üretim yatırımlarıyla değil, tedarik zinciri güvenliği, teknoloji geliştirme kapasitesi ve nitelikli insan kaynağının eş zamanlı olarak güçlendirilmesiyle mümkün olacak. Bu yönüyle batarya yatırımları, Türkiye için hem enerji dönüşümünü hızlandıran hem de sanayi dönüşümünü destekleyen çift yönlü bir stratejik fırsat sunuyor.

Volkan SAVCIÖZEN / iNOVAT Enerji Depolama Çözümleri CFO'su

"Yatırım stratejimizin merkezinde 'niş konumlanma' yer alıyor"

Türkiye'deki ilk depolama sistemlerini kuran firma olduk; sonrasında Türkiye'nin ilk anahtar teslim enerji depolama sistemi ihracatını gerçekleştirdik. Yatırım stratejimizin merkezinde rakamsal büyüklük yerine kalite, sürdürülebilir değer ve niş konumlanma yer alıyor. Bizim tercihimiz, hacim odaklı genel ölçek projelerinden ziyade; teknik gereksinimleri yüksek, doğru tasarlanması ve doğru yönetilmesi kritik olan niş projelerde bulunuyor. Yatırım faaliyetlerimiz üç ana eksende ilerliyor: İlki şebeke ölçekli ve hibrit depolama projeleri. EPDK'nın 16 Nisan 2026 tarihli kararıyla açılan hibrit dönüşüm penceresi, bu segmentteki niş fırsatları artırıyor. İkincisi ticari ve endüstriyel (C&I) depolama. 2 Nisan 2026 tarihli yönetmelikle saatlik mahsuplaşmaya geçişin bu segmentteki yatırımcı iştahını hızlandıracağını öngörüyoruz. Üçüncüsü ise ihracat ve yurt dışı projeleri. Avrupa'da 10 ülkede aktif olarak çalışan PowerKonnekt yazılımımıza ek olarak, anahtar teslim sistem ihracatı tarafındaki büyümemizi de sürdürüyoruz. Türkiye'nin depolama hizmetlerini ve teknolojisini ihraç eden firma kimliğini güçlendiriyoruz.

iNOVAT'ı sektörde farklı kılan üç özellik var. Birincisi, uzun yıllardır yalnızca enerji depolama özelinde çalışan, başka bir alanın yan kolu olmayan, doğrudan bu işe odaklanmış bir firma olmamız. İkincisi, sistem entegrasyonu, yazılım ve mühendisliği birlikte sunan bütünleşik bir kabiliyet taşımamız. Üçüncüsü, depolamada Avrupa'da tanınırlığı olan önemli oyunculardan biri olmamız. Bir başka önemli alan da risk yönetimi tarafındaki öncülüğümüzdür. Montaj ve operasyon (M&O) sigortaları ile birlikte EMS tarafında siber risk poliçesini Türkiye'de ilk kez hayata geçiren firma olduk.

Piyasaya öncülük ediyor

EPDK, 2022'de yapılan kanun değişikliği ile başlayan süreçte yaklaşık 33 GW kurulu güce sahip depolamalı RES-GES projesi için kapasite tahsis ederek bu konuda kilometre taşı niteliğinde bir adım attı. Türkiye, büyük ölçekli enerji depolama sistemlerinin elektrik şebekesine entegrasyonunda oluşturduğu düzenleyici çerçeve ile artık piyasadaki gelişmeleri takip eden konumdan piyasaya öncülük eden, yön veren bir konumu geçmiş bulunuyor. Edinilen bilgiye göre tahsis edilen 33 GW kapasitenin 2.1 GW'lık (753 MW-9 adet RES/ 1.400 MW 38 adet GES) kısmı gerekli izin ve onay süreçlerini tamamlayarak yatırım aşamasına geçti. Mevcut durumda yaklaşık 207.15 MWh kapasiteye sahip elektrik depolama ünitelerinin kabulü yapılarak sisteme entegre edildi. Son aylarda gerek üretim lisansı gerekse kabul işlemleri için başvuruların artarak devam etmesi, söz konusu yatırımların önemli bir kısmının önümüzdeki birkaç yıl içinde hayata geçeceğini gösteriyor. Bu arada Uluslararası Enerji Ajansı, önümüzdeki 10 yılda yaklaşık 1.500 GW batarya depolama sisteminin işletmeye alınacağını öngörüyor. Türkiye'de ise depolamalı RES-GES projelerinin devreye alınmasıyla 2035'te Türkiye'de 30 GW'ın üzerinde batarya depolama sisteminin kurulması mümkün görünüyor. Özellikle depolamalı RES ve GES projelerinin şebeke esnekliği ve arz güvenliği açısından sektörün yeni itici gücü olması bekleniyor.

Küresel depolama kurulu gücünün ikiye katlanması bekleniyor

Bataryalar enerji depolama sistemleri, sistem esnekliğini artırma, yenilenebilir üretimi talebin yüksek olduğu saatlere kaydırma ve yenilenebilir enerji entegrasyonunu hızlandırma açısından küresel enerji dönüşümünün kritik bileşenlerinden biri haline geldi. SHURA Kıdemli Enerji Analisti Dr. Sena Serhadlıoğlu, Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) Nisan 2026'da yayımladığı 'Global Energy Review 2026' raporuna göre, 2025'te küresel ölçekte bir önceki yıla göre yüzde 40 artışla 108 GW yeni batarya enerji depolama kapasitesi devreye alındığına dikkat çekiyor. Serhadlıoğlu, eni kapasitenin yaklaşık yüzde 80'inin şebeke ölçekli projelerden, kalan kısmı ise sayaç arkası (behind-the-meter) uygulamalardan oluştuğunu vurguluyor.

EDEDER Yönetim Kurulu Başkanı Doğa Can Bayram, küresel eğilim açısından, dünyada depolama yatırımların benzeri görülmemiş bir hızla büyüdüğünü vurguluyor. 2025 yılında küresel batarya kurulumu yaklaşık 104 GW / 257 GWh seviyesinde gerçekleşmiş olup, kümülatif kapasitenin 267 GW / 610 GWh'e ulaştığına dikkat çeken Bayram, "Önümüzdeki 10 yıl içinde küresel depolama kurulu gücünün ikiye katlanması bekleniyor" diyor.

Küresel batarya yatırımlarında Çin açık ara önde

Küresel batarya yatırımlarında Çin açık ara öne çıkıyor. SHURA Kıdemli Enerji Analisti Dr. Sena Serhadlıoğlu, 2025 yılında devreye alınan kapasitenin yaklaşık yüzde 60'ının (63.1 GW) Çin'de gerçekleşirken, ABD'nin (18.9 GW) ve Avrupa'nın (9.4 GW) onu takip ettiğini vurguluyor. Serhadlıoğlu, "Bu tablo, batarya değer zincirinde ölçek, maliyet ve teknoloji avantajının belirli ülkelerde yoğunlaştığını gösteriyor" diyor.

EDEDER Başkanı Doğa Can Bayram, Çin'in hücre üretimi ve iç pazar kurulumu bakımından açık ara önde olduğunu ifade ediyor. Bayram, "ABD, Inflation Reduction Act ile birlikte yerli üretim ve kurulumda hızlı bir sıçrama yaşadı. Avrupa'da Almanya, İtalya, İngiltere ve İrlanda; bölgemizde ise Yunanistan ve Romanya batarya yatırımlarında öne çıkıyor.

Türkiye için açılan fırsat penceresi şudur: Küresel hücre üretim fazlası, dünya pazarına maliyet baskısı düşmüş bir batarya akımı sağlıyor. Türkiye bu konjonktürü iki şekilde değerlendirmeli: Kısa vadede bu donanımı yerli yazılım, EMS, mühendislik ve sistem entegrasyonu ile birleştirerek hem iç pazara hem de bölge ülkelerine değer sunmak; orta vadede ise hücre, modül ve konteyner tipi sistem üretim kabiliyetini yerli ekosistem içinde inşa etmek. 'Bölgenin Batarya Üssü' vizyonunun temelinde bu iki katmanlı yaklaşım yatıyor: Türkiye'yi yalnızca bir yatırım pazarı değil, hem üretim hem hizmet ve yazılım üreten bir bölge merkezi haline getirmek; 2026'daki COP31 ev sahipliğimizi de bu konumlanmayı küresel arenada görünür kılan bir fırsat olarak değerlendirmek" diye konuşuyor.

Dağıtım şirketleri de yatırımı gündemine alabilir

ELDER Genel Sekreteri Fakir Hüseyin Erdoğan, elektrik dağıtım şirketleri açısından enerji depolamanın, ticari elektrik üretimi veya alım-satım faaliyeti olarak değil, şebeke işletmeciliğini destekleyen bir araç olarak görülebileceğini söylüyor. Erdoğan, "Dağıtım şirketleri elektrik üretmez, elektrik satmaz ve fiyat belirlemez; asli görevi elektriğin kesintisiz, kaliteli ve güvenli biçimde taşınmasıdır. Bu nedenle depolama yatırımları da ancak dağıtım faaliyetine hizmet ettiği ölçüde anlamlıdır. Bu bağlamda dağıtım şirketleri açısından depolama şebeke işletimini optimize eden bir araçtır. Mevzuat, dağıtıma entegre batarya depolama sistemi kurulabilmesine izin veriyor. Dağıtım şirketleri, fayda-maliyet analizleriyle yeni bir şebeke yatırımından daha ekonomik olduğunu göstermek ve tesis bazında EPDK onayı almak kaydıyla, yatırım planları kapsamında elektrik depolama tesisi kurabilirler.

Bugün için dağıtım şirketleri tarafından, pilot proje olarak kurulanlar haricinde hayata geçirilmiş dağıtıma entegre depolama yatırımı bulunmuyor. Fayda maliyet analizlerinin ışığında dağıtım şirketleri de depolama yatırımlarını gündemlerine alabileceklerdir" diyor.

TSKB'den Ova Enerji'nin depolamalı RES yatırımlarına finansman

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB), geçtiğimiz aylarda Erdem Holding grup şirketlerinden Ova Enerji ile imzaladığı anlaşma kapsamında Çayırlar Depolamalı Rüzgar Enerjisi Santrali (DRES) yatırımı için 45 milyon dolar tutarında finansman sağladı. Toplam 43.5 MW kurulum kapasitesine sahip olacak proje, bünyesindeki Batarya Enerji Depolama Sistemi (BEDS) sayesinde Türk şebekesine sağlam ve yönlendirilebilir yenilenebilir enerji arzı sunacak.

Gelişmiş rüzgar enerjisiyle depolama teknolojilerini entegre eden bu projenin, şebeke istikrarı ve kapasite faktörünün artırılmasının yanı sıra Türkiye'nin karbon azaltım hedeflerine doğrudan etki etmesi amaçlanıyor.

GÜRİŞ, Romanya'da batarya depolama tesisini devreye aldı

İş dünyası, batarya enerji depolama sistemleri yatırımlarına yurt dışında da devam ediyor. Geçtiğimiz ay GÜRİŞ, Romanya'da 100 MW/200 MWh batarya depolama tesisini devreye aldı. Kapasitesi itibarıyla Romanya'nın en büyük 2. BESS projesi olan tesis, planlanan takvim doğrultusunda rekor sayılabilecek bir sürede tamamlandı. Tesis ayrıca, Avrupa Birliği fonu tarafından desteklenen standalone batarya projeleri arasında hayata geçen ilk ve TEK batarya projesi olma özelliğini de taşıyor. Elektrik şebekesinin güvenilirliğini ve esnekliğini artırması hedeflenen yatırım; ani arz-talep dengesizlikleri, şebeke arızaları ve pik yük koşullarında hızlı devreye girerek kesinti risklerini azaltacak.

Tesis aynı zamanda yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin dengelenmesini destekleyerek şebeke stabilitesine katkı sağlayacak ve enerji arz güvenliğini güçlendirecek. Anahtar teslim EPC modeliyle hayata geçirilen tesisin bataryaları HUAWEI tarafından sağlandı.

Aksa Enerji, Şanlıurfa'da müstakil elektrik depolama tesisi kurdu

Aksa Enerji, Türkiye'nin enerji dönüşümünde kritik rol oynayacak depolama yatırımlarına öncülük ederek bir ilki hayata geçirdi. 8 ülkedeki 14 santral operasyonu ve 3.000 MW üzeri kurulu gücüyle global bir enerji şirketi konumuna ulaşan Aksa Enerji, Şanlıurfa'da devreye aldığı 50 MW kurulu güçteki RASA Müstakil Elektrik Depolama Tesisi, tedarik lisansı kapsamında işletmeye alınan Türkiye'nin ilk müstakil elektrik depolama tesisi oldu.

Proje kapsamında 50 MW kurulu güce ve 61,93 MWh enerji depolama kapasitesine sahip tesis, Türkiye'nin enerji dönüşüm sürecinde enerji depolama teknolojileri açısından önemli bir adımı temsil ediyor. Doğrudan elektrik şebekesine bağlı olarak faaliyet gösterecek tesis, enerji arz güvenliği, sistem esnekliği ve şebeke kararlılığına katkı sağlayacak yeni nesil enerji altyapısı olarak konumlanıyor.

Taliva Energy'den 400 MWh'lık enerji depolama projelerine imza

Türkiye'de faaliyet gösteren enerji depolama şirketleri de Türkiye'nin bu alandaki ihtiyaçlarının yanı sıra Avrupa başta olmak üzere farklı coğrafyalar için son teknolojiye sahip kapsamlı depolama çözümleri sunmaya devam ediyor. Taliva Energy'nin Jinko ESS ile yaptığı anlaşma bunun son örneği oldu.

Güneş enerjisi ve tam kapsamlı enerji depolama çözümleri alanlarında faaliyet gösteren yenilenebilir enerji şirketi olan Taliva Energy, Romanya başta olmak üzere Avrupa'da geliştirilen farklı şebeke ölçekli batarya enerji depolama sistemi projeleri kapsamında, toplam 400 MWh kapasite için Jinko ESS ile sözleşme imzaladı. İmza töreni, geçtiğimiz günlerde Intersolar Europe Fuarı'nda gerçekleşti.

Türkiye ve Romanya başta olmak üzere, Avrupa pazarında güçlü bir yapılanmaya sahip olan Taliva Energy ile Jinko ESS arasında imzalanan bu anlaşma, toplam 400 MWh kapasiteye sahip 19 farklı batarya enerji depolama projesini kapsıyor. Söz konusu projelerle, Doğu Avrupa'da şebeke esnekliğine ve yenilenebilir enerji kullanımının artırılmasına katkı sağlaması hedefleniyor. Anlaşma aynı zamanda, teknik olarak kendini kanıtlamış, ölçeklenebilir ve ticari açıdan güçlü enerji depolama çözümlerine yönelik artan ihtiyacı da ortaya koyuyor.

Peak PV'den batarya ve enerji depolama üssü hamlesi

Peak PV, güneş paneli üretiminde gerçekleştirdiği kapasite artışını enerji depolama ve entegre üretim yatırımlarıyla genişletiyor. Şirket, yalnızca panel üretimine odaklanan klasik yapıdan çıkarak; batarya, konstrüksiyon ve enerji yönetim sistemlerini aynı çatı altında buluşturan yeni bir üretim modeline hazırlanıyor. Gerçekleştirilen yatırımlarla yaklaşık 30 bin metrekare kapalı alana ulaşan Peak PV'nin üretim tesisinin; panel üretiminin yanı sıra batarya ve konstrüksiyon üretimini de aynı çatı altında buluşturan entegre bir enerji üretim üssüne dönüştürülmesi hedefleniyor.

İlk etapta 2,5 GW kurulu kapasiteyle başlaması planlanan batarya üretiminin, 2028 yılı itibarıyla 5 GW seviyesine çıkarılması öngörülüyor. Tesiste; 1C, 0,5C, 0,25C ve 1/8C uygulamalara yönelik farklı batarya çözümlerinin yanı sıra, cell'den modüle, modülden komple batarya sistemine kadar tüm süreçlerin aynı yapı içerisinde yönetilmesi hedefleniyor, ayrıca PCS ve EMS üretiminin de tesiste gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Reap Battery'den enerji depolama çözümü

Türkiye merkezli global enerji teknolojileri grubu YEO Teknoloji, yüzde 100 iştiraki Reap Battery'nin, İstanbul Tuzla'da yıllık 5 GWh yıllık kapasiteyle üretime başlayan enerji depolama sistemleri fabrikası, şebeke ölçekli 0.5C ve 1C batarya sistemleriyle Türkiye'nin en büyük enerji depolama sistemi üreticisi konumuna ulaştı. Reap Battery, üretime geçmesinin ardından 5 ay gibi kısa bir sürede 1 GWh'ın üzerinde iş hacmine ulaştı.

Reap Battery, Türkiye'deki batarya üreticilerinden farklı olarak 0.5C ve 1C olmak üzere iki farklı teknoloji sınıfında üretim yapabiliyor. 0.5C sistemler depoladığı enerjiyi yaklaşık 2 saatlik sürede şebekeye aktarabilirken, 1C sistemler aynı enerjiyi yaklaşık 1 saatte verebiliyor. Bu yapı, 1C batarya sistemlerini frekans düzenleme, ani yük değişimlerine hızlı yanıt verme, yenilenebilir enerji üretimindeki dalgalanmaları dengeleme ve yüksek güçlü enerji yönetimi gerektiren şebeke uygulamaları için kritik hale getiriyor. Artan klima kullanımı, elektrikli araç sayısındaki artış ve veri merkezlerinin artırdığı taleple birlikte enerji depolama daha fazla önem kazanırken Reap Battery, hem Türkiye hem de dünyaya güç talebini dengeli ve verimli şekilde karşılayacak sistemler sunuyor.

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.