ÖZHAN EREM/ 1 Ocak 2026'dan itibaren Türkiye'de eğitim markalarının franchise veya marka lisansı yoluyla büyümesinde oyunun kuralları değişti.
Artık başarılı bir okul açıp kısa süre sonra markasını başka girişimcilere kullandırmak isteyenler için çıta çok daha yüksek. Özel okul kurucusunun markasını kullandırabilmesi için aynı veya farklı tür ve kademelerde en az beş okulunun bulunması ve bunların her birinin en az beş yıldır faaliyet göstermesi gerekiyor. Okullar dışındaki özel öğretim kurumlarında ise aynı türde en az üç kurum ve her biri için en az iki yıllık faaliyet geçmişi aranıyor. Üstelik marka kullandırma kapasitesi, bu şartları sağlayan kurum sayısının en fazla üç katıyla sınırlandırılıyor.
Düzenleme 5 Eylül 2025'te yayımlandı; marka lisansına ilişkin bu hükümler 1 Ocak 2026'da yürürlüğe girdi.
Bence bu, eğitim franchise sektöründe önemli bir eşik.
Yeni usul ve esaslar çerçeveyi daha da somutlaştırıyor. Markasını kullandıran kurucunun bünyesinde bir eğitim-destek birimi oluşturması, her kurum için yıllık kontrol raporu hazırlaması; öğrenci başarısı ve ders devamı gibi göstergeleri takip etmesi gerekiyor. Eğitim-destek biriminde de en az ikisi öğretmen veya lisans düzeyinde uzman öğretici niteliğini taşıyan en az üç kişinin görevlendirilmesi öngörülüyor.
Yani "bir kurum açtım, tuttu; şimdi franchise vereyim" yaklaşımının yerini "önce işlet, sistemi kanıtla, sonra çoğalt" anlayışı alıyor.
Peki Türkiye bu yeni döneme nasıl giriyor?
Oldukça geniş bir ekosistemle.
Millî Eğitim Bakanlığı verilerine göre 2024-2025 öğretim yılında Türkiye'de 14 bin 700 özel okul faaliyet gösteriyordu. Ancak eğitim franchise pazarı sadece kolejlerden ibaret değil. Sınava hazırlık merkezleri, yabancı dil okulları, okul öncesi kurumlar, çocuk gelişim merkezleri, sanat eğitimleri ve mesleki eğitim kuruluşları da bu alanın içinde.
Yaptığımız taramada franchise, isim hakkı veya yerel ortaklık modeliyle büyüdüğünü kamuya açık biçimde doğrulayabildiğimiz 50'nin üzerinde yerli eğitim markası bulunuyor.
Önemli ölçekte ağlarımız da var.
BİL Koleji, K-12 özel okul alanında güncel resmî listesine göre 34 kampüse sahip. Bahçeşehir Koleji, yine K-12 segmentinde 58 ilde 140'ın üzerinde kampüse ulaşmış durumda. Sınav Eğitim Kurumları, kolej ve sınava hazırlık dahil farklı formatlarında 400'ü aşkın okul ve kurs şubesinden oluşuyor.
Yabancı dil eğitiminde 1997'de kurulan Türk markası English Time'ın resmî listesinde 102'si Türkiye'de olmak üzere 105 lokasyon bulunuyor. American LIFE 50'nin üzerinde noktaya ulaşmış durumda. Yine Amerikan Kültür Türkiye'nin yaygın yabancı dil eğitim ağlarından biri olarak franchise modeliyle büyüyor.
Okul öncesinde Küçük Şeyler Anaokulları franchise sayfasında 19 ilde 33 anaokulundan söz ederken, TAD Preschool erken çocukluk ve İngilizce eğitiminde franchise modeli kullanan yerli markalar arasında bulunuyor.
Sınava hazırlık ve destek eğitiminde ise Birey, Limit, Matbir, Yargı Akademi, Pergel, Ortadoğulular, Açı, Sevinç ve Özel Fen Bilimleri gibi çok sayıda marka farklı büyüme modelleri kullanıyor.
Burada kritik bir ayrım var:
Kampüs, şube veya okul sayısı franchisee sayısı değildir.
Aynı yatırımcı birden fazla okul işletebilir; bazı kampüsler doğrudan merkeze, bazıları yerel yatırımcılara ait olabilir. Dolayısıyla sektörün bundan sonraki gerçek başarı sorusu "Kaç şubeniz var?" değil, "Kaç sağlıklı franchisee'niz var?" olmalı.
Dünya örnekleri bunun neden önemli olduğunu gösteriyor.
Japonya merkezli Kumon, matematik ve okuma destek eğitimindeki bireyselleştirilmiş modeliyle Mart 2026 itibarıyla 61 ülke ve bölgede 23 bin 500 merkeze ulaşmış durumda.
İsrail merkezli Helen Doron Educational Group, çocuklara yabancı dil ve erken yaş eğitimi alanında 40 ülkede yaklaşık 1.200 öğrenme merkezi bildiriyor.
ABD'nin Los Angeles kentinde doğan Mathnasium, yalnızca matematik destek eğitimine odaklanan franchise modeliyle 12 ülkede 1.200'ün üzerinde merkeze ulaştı.
Birleşik Krallık merkezli Stagecoach Performing Arts, çocuk ve gençlere oyunculuk, müzik ve sahne sanatları eğitimi veriyor ve 300'ün üzerinde franchisee bildiriyor.
ABD'de okul öncesi eğitim ise başlı başına büyük bir franchise alanı.
The Goddard School, erken çocukluk eğitiminde 675'in üzerinde okuldan oluşan franchise sistemine ulaştı. 1982'de Atlanta'da kurulan Primrose Schools ise 36 eyalet ve Washington D.C.'de 560'ın üzerinde franchise okula sahip.
Bu örneklerde asıl dikkat çekici olan yalnızca ölçek değil.
Başarılı sistemler müfredatı, öğretmen eğitimini, lokasyon seçimini, öğrenci kazanımını, teknolojiyi, pazarlamayı ve kalite denetimini standardize ediyor. Hatta bazıları yatırımcıya yalnız kaç okul açıldığını değil, olgunlaşmış birimlerin gelir ve kârlılık performansını da gösteriyor.
Eğitim franchise'ının yatırım dünyası açısından olgunlaşması da tam burada başlıyor:
Şube sayısından birim ekonomisine geçildiğinde.
Türkiye açısından fırsat büyük.
Güçlü eğitim markalarımız, ciddi girişimcilik kültürümüz ve kolejden yabancı dile, okul öncesinden sınava hazırlığa kadar farklı gelir gruplarına hitap eden formatlarımız var.
Yeni mevzuat ilk bakışta büyümeyi zorlaştırıyor gibi görünse de aslında sistemi kanıtlanmış markalar lehine bir kalite filtresi oluşturabilir.
Bundan sonraki aşama, yerli eğitim markalarının yalnız kaç okul açtıklarını değil; öğrenci devamlılığını, kayıt yenileme oranlarını, öğretmen kalitesini, veli memnuniyetini, yatırım geri dönüş süresini ve franchisee performansını da ölçebilmesi.
Ve belki bundan da önemlisi, Türkiye'de çalışan eğitim modelini başka ülkelere taşıyabilecek hale gelmesi.
Balkanlar'dan Türk Cumhuriyetleri'ne, Orta Doğu'dan Kuzey Afrika'ya kadar Türk eğitim markalarının kültürel yakınlık, eğitim talebi ve girişimci sermaye açısından değerlendirebileceği geniş bir coğrafya var.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türk eğitim markalarının hedefi yalnızca "Türkiye'de kaç kampüs daha açabiliriz?" değil,
"Bu sistemi hangi ülkelere ihraç edebiliriz?" olmalı.
Çünkü Türkiye'den dünyaya çıkacak eğitim markalarının ihtiyacı daha fazla tabela değil.
İyi eğitimi, iyi işletmeciliği ve güveni aynı standartta çoğaltabilmek.
MESELA
BİR OKULDAN EĞİTİM EKOSİSTEMİNE
Türkiye'de eğitim markalarının büyümesini konuşurken bana göre üzerinde durulması gereken örneklerden biri Bahçeşehir.
Çünkü burada başarıyı yalnız kampüs sayısıyla açıklamak eksik kalıyor. Bugün 58 ile yayılan, 140'ın üzerinde kampüse ve 100 bini aşkın öğrenciye ulaşan Bahçeşehir Koleji'nin arkasında uzun yıllar içinde oluşturulmuş bir eğitim sistemi var.
Hikâyenin başlangıcı aslında daha eski. Kurucusu Enver Yücel'in eğitim yolculuğu 1968'de Uğur Dershaneleri ile başlıyor. Bahçeşehir Koleji 1994'te, Bahçeşehir Üniversitesi ise 1998'de açılıyor. Bugün Uğur Okulları da aynı Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları ekosisteminin önemli parçalarından biri.
Bence asıl incelenmesi gereken nokta tam burada.
Bahçeşehir Koleji; kişiye özgü öğretimden STEM'e, çift dilli eğitimden yapay zekâ uygulamalarına kadar farklı eğitim araçlarını ortak bir sistem altında uyguluyor. Yani büyüyen yalnız okul sayısı değil; farklı şehirlerde tekrar edilebilen bir eğitim mimarisi.
Model Türkiye sınırlarında da kalmamış. BAU Global ağı içinde İstanbul'daki Bahçeşehir Üniversitesi'nin yanı sıra Washington D.C.'de Bay Atlantic University, Berlin'de Berlin International University of Applied Sciences, Kıbrıs ve Batum'da ayrı üniversiteler bulunuyor. Washington ve Berlin'deki kurumlar Bahçeşehir Üniversitesi'nin yabancı kampüsleri değil; kendi ülkelerinde ayrı tüzel kişilik ve akreditasyona sahip, BAU Global ağı içinde yer alan üniversiteler.
Bizzat gezme fırsatı bulduğum Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü ise bu vizyonun fiziksel karşılığını da gösteriyor. Boğaz'ın kıyısındaki konumu zaten başlı başına etkileyici. Özellikle kampüs bünyesindeki kongre ve konferans merkezi, üniversiteyi yalnız ders yapılan bir mekân olmaktan çıkartıp akademinin ve iş dünyasının buluştuğu, uluslararası organizasyonların düzenlendiği güçlü bir platforma dönüştürüyor.
Aynı ziyaretimde beni etkileyen bir başka ayrıntı da Plevneli Gazi Osman Paşa Yalısı oldu. BAU tarafından restore edilerek yeniden yaşama kazandırılan bu tarihî yapıda, o günlerde açık olan çağdaş hat sergisini de gezdim. Bir tarafta son derece modern bir üniversite ve konferans altyapısı, diğer tarafta korunarak yeni kuşaklarla buluşturulan tarihî bir köşk ve içinde çağdaş sanat... Bana göre bu yaklaşım, kültür ve sanata verilen değer kadar tarihe ve tarihî mirasa duyulan saygının da güzel bir göstergesi.
Bence Türk eğitim markalarının önündeki fırsatı Bahçeşehir örneği iyi anlatıyor:
Önce iyi bir eğitim modeli kurmak, sonra onu çoğaltmak; nihayetinde ise okuldan daha büyük bir eğitim ekosistemi yaratmak.