Yeşil dönüşüme yeni destek dönemi
KOBİ'ler Türkiye'de toplam işletmelerin yüzde 99,6'sını oluşturuyor ve istihdamın yüzde 68,5'ini sağlıyor. Dolayısıyla KOBİ'lerin yeşil dönüşüm sürecine katılımı, Türkiye ekonomisinin dönüşümü açısından belirleyici bir unsur. Diğer yandan Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nda mali yükümlülük dönemine geçilmesi, özellikle Avrupa pazarına ihracat yapan işletmeler için yeni bir dönemin başlangıcı anlamına geliyor. Artık karbon emisyonlarını ölçmek, raporlamak ve azaltmak yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, maliyetleri, tedarik zincirlerini ve uluslararası rekabet gücünü doğrudan ilgilendiren bir konu. Türkiye'nin önümüzdeki kasım ayında COP31'e ev sahipliği yapacağını da göz önüne aldığımızda, yeşil dönüşümün hedeflerden uygulamaya taşınması ayrı bir önem kazanıyor. Peki, Türk sanayisi ve özellikle KOBİ'ler bu sürece ne kadar hazır?
Halkbank ana, Vakıf Katılım'ın ise co sponsorluğunu üstlendiği Yeşil Dönüşüm Zirvesi, bu gündem maddeleriyle düzenlendi. "Yeşil Geleceği Şekillendirmek" ana temalı etkinlikte yeşil dönüşüm ve iklim finansmanı tüm yönleriyle ele alındı.
35'E 35 VİZYONU
Zirvenin açılış konuşmasını gerçekleştiren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkanlığı İklim Finansmanı ve Teşvikler Dairesi Başkanı Mürsel Akbulut, iklim değişikliğiyle mücadele, enerji güvenliği ve ekonomik kalkınmanın artık birbirinden ayrı ele alınamayacağını ifade etti. Yenilenebilir enerji, enerji depolama ve elektrifikasyon teknolojilerinde önemli gelişmeler yaşanması gerektiğini söyleyen Akbulut, ancak asıl meselenin bu teknolojileri doğru yatırımlarla buluşturmak ve sürdürülebilir finansman modelleriyle hayata geçirmek olduğunu vurguladı.
Enerji sisteminin dönüşümünün güneş ve rüzgar santrallerinin kurulmasından çok daha geniş bir yatırım ihtiyacı doğurduğuna işaret eden Akbulut, "Elektrik iletim ve dağıtım şebekelerinin güçlendirilmesi, enerji depolama kapasitesinin artırılması ve enerji verimliliği uygulamalarının yaygınlaştırılması bu dönüşümün ayrılmaz parçaları" dedi. Yenilenebilir üretim kapasitesiyle şebeke altyapısı birlikte geliştirilmezse yatırımlardan beklenen faydanın tam olarak elde edilemeyeceğine işaret eden Mürsel Akbulut, bu nedenle enerji dönüşümüne tek tek projeler üzerinden değil, üretimden tüketime uzanan bütüncül bir sistem olarak yaklaşılması gerektiğini ifade etti.
Bu bütüncül yaklaşımın Türkiye'nin COP31 sürecinde ortaya koyduğu vizyonun temel unsurlarından biri olduğunu belirten Akbulut, elektrifikasyonun COP31 eylem gündeminde öncelikli alanlardan biri olarak ele alındığını kaydetti. COP31 Başkanlığı'nın "35'e 35" küresel elektrifikasyon taahhüdünün, elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payını 2035'e kadar yüzde 35'e çıkarmayı amaçladığını aktardı. "Hedef yalnızca daha fazla temiz elektrik üretmek değil" diyen Akbulut sözlerine şöyle devam etti: "bu dönüşüm sanayide elektrikli üretim süreçlerinin yaygınlaşmasını, binalarda temiz enerji teknolojilerinin kullanılmasını ve ulaşımda elektrikli araçlara geçişin hızlanmasını da kapsıyor. Bunun için güçlü şebeke altyapısına, enerji depolama sistemlerine ve sürdürülebilir finansmana ihtiyaç var."
ULUSAL İKLİM FİNANSMANI STRATEJİSİ GELİYOR
Bakanlık olarak önceliklerinin küresel iklim hedeflerini taahhüt düzeyinde bırakmayıp uygulanabilir ve finansmanı sağlanabilir yatırımlara dönüştürmek olduğunu anlatan Mürsel Akbulut, bu yaklaşım doğrultusunda eylül ayında düzenlenen ve uluslararası finans kuruluşları, kalkınma bankaları, iklim fonlarının katıldığı İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi kapsamında yapılan elektrifikasyon ve şebeke yatırımlarının finansmanına odaklı toplantıyı örnek verdi. Akbulut, "Bu görüşmelerde öne çıkan temel sonuç, finansman sorununun yalnızca kaynak bulmakla ilgili olmadığıydı. Doğru projelerin geliştirilmesi, yatırım risklerinin yönetilmesi ve kamu kaynaklarıyla özel sektör sermayesinin etkili biçimde buluşturulmasının da gerektiği vurgulandı. Bu nedenle uzun vadeli finansman, uygun koşullu kaynaklar, garanti mekanizmaları ve karma finansman modellerinin giderek daha fazla önem kazandığını görüyoruz" dedi.
İKLİM FİNANSMANINA ERİŞİM KOLAYLAŞACAK
Ulusal düzeyde de iklim finansmanını destekleyen çalışmalar yürüttüklerini aktaran Akbulut, İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından Avrupa Birliği desteğiyle gerçekleştirilen Ulusal İklim Finansmanı Kapasitesinin Güçlendirilmesi Projesi kapsamında uluslararası finansman akışlarının, yatırım ihtiyaçlarının ve mevcut politika araçlarının değerlendirildiğini bildirdi. Ulusal İklim Finansmanı Stratejisi taslağına yönelik çalışmaların daha öngörülebilir ve koordineli bir finansman çerçevesi oluşturmayı amaçladığını belirten Akbulut, Türkiye Yeşil Taksonomisi'ni de bu alandaki önemli çalışmalardan biri olarak gösterdi. Türkiye Yeşil Taksonomisi ile çevresel açıdan sürdürülebilir ekonomik faaliyetlerin ortak ve güvenilir ölçütlerle değerlendirilmesinin ve finansman kaynaklarının doğru yatırımlara yönlendirilmesinin desteklenmesinin hedeflendiğini ifade etti.
Yürütülen çalışmaların iklim finansmanına erişimi kolaylaştırmayı ve Türkiye'nin yeşil dönüşümünü destekleyecek güçlü bir kurumsal altyapı oluşturmayı amaçladığını kaydeden Akbulut, önümüzdeki dönemde başarının yalnızca sağlanan finansman miktarıyla ölçülmemesi gerektiğine dikkat çekti. "Harekete geçirilen özel sermayenin, gerçekleştirilen enerji tasarrufunun, güçlendirilen şebeke kapasitesinin ve sağlanan emisyon azaltımının da değerlendirmeye alınması gerekiyor" dedi.
YEŞİL DÖNÜŞÜM REKABETTE AVANTAJ
Etkinlikte günün ikinci oturumu "Yeşil Dönüşümde Türkiye'nin Yol Haritası" başlığıyla T.C.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Stratejik Araştırmalar ve Verimlilik Genel Müdürü Abdullah Başar tarafından gerçekleştirildi. Yeşil dönüşüm yatırımları yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, rekabet gücünü korumak için stratejik bir zorunluluk olduğuna işaret eden Başar,
yeşil dönüşümün yalnızca çevre politikalarıyla sınırlı olmadığına dikkat çekti.
Başar, "Sanayi, teknoloji ve enerji başta olmak üzere birçok politika alanı bu süreçle doğrudan bağlantılı. Çok sektörlü, çok boyutlu ve farklı aktörlerin iş birliğini gerektiren bu dönüşümde Türkiye'nin en büyük ticaret ortağı olan Avrupa Birliği'nin yeşil dönüşüm konusunda iddialı hedefler belirlemesi ve somut düzenlemeleri hayata geçirmesi, Türkiye'deki işletmeler açısından da sürecin önemini artırıyor" dedi. Düzenlemeler arasında Türk sanayisi için en önemli başlığın, "karbon vergisi" olarak da anılan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması olduğunu belirten Başar, mekanizmanın karbon yoğun ürün ihraç eden işletmeler için ek mali yük riski taşıdığını, karbon ayak izini azaltmayan üreticiler açısından ciddi rekabet dezavantajı yaratabileceğini söyledi. Bu nedenle yeşil dönüşüm yatırımlarının yalnızca çevresel bir sorumluluk olmadığını ifade eden Başar, rekabet gücünü korumak için stratejik bir zorunluluk olduğunu ifade etti.
Bakanlık olarak bu bilinçle 2025 başında ilan edilen 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi'nin ekosistem için temel referans belge olduğunu söyleyen Başar, "Stratejinin beş ana sütunundan biri, sanayi kaynaklı karbon emisyonlarının azaltılmasını hedefleyen yeşil dönüşüm. Bu çerçevede KOSGEB ve TÜBİTAK destekleri, Dünya Bankası finansmanlı Yeşil Sanayi Projesi ve Yeşil OSB ile mevzuat çalışmaları yürütülüyor. Amacımız ulusal destek araçlarını ve uluslararası finansman kaynaklarını çeşitlendirip yaygınlaştırarak sanayinin dönüşümünü hızlandırmak" diye konuştu.
YENİ ÇAĞRILARIN AÇILMASI PLANLANIYOR
Abdullah Başar'ın genel müdürlüğünü üstlendiği Stratejik Araştırmalar ve Verimlilik Genel Müdürlüğü'nün yürüttüğü Yeşil Dönüşüm Programı, Bakanlığın yeşil dönüşüm alanındaki çalışmalarının önemli bir ayağını oluşturuyor. Bakanlığın merkez birimleri ve bağlı kuruluşları farklı projeler ve programlar yürütürken bu programın, teşvik sistemi altında tasarlanmış kapsayıcı, ölçek ve sektör bağımsız bir uygulama aracı olarak öne çıktığına işaret eden Başar, "Temel amacımız, yeşil dönüşümü hedefleyen sanayicilerin aynı çerçevede buluşabileceği ve uygulamaya geçebileceği bir mekanizma oluşturmak. Çağrılar yoluyla yürütülen programın son çağrısı 14 Ağustos'ta kapattık ama önümüzdeki dönemde yeni çağrıların açılmasını planlanıyoruz" dedi.
Program kapsamında karbon emisyonunu azaltmaya ve enerji verimliliğini artırmaya, hammadde kullanımını düşürmeye ve kaynak verimliliğini artırmaya yönelik projelerle geri dönüşüm, atık yönetimi ve geri kazanım gibi başlıklarda destekler sunulduğunu aktaran Başar, "Destek alan tüm firmalar için teşvik belgesi düzenleniyor. Asgari yatırım büyüklüğü şu an 15-16 milyon lira civarında. Desteklenen yatırımcılara, makine ve teçhizat alımında KDV iadesi, ithal makine ve teçhizatta gümrük vergisi muafiyeti, gelir veya kurumlar vergisi indirimi, yatırım için kullanılan kredinin belirli bir bölümüne kadar faiz desteği gibi avantajlar sağlanıyor" diye de ekledi.
YEŞİL DÖNÜŞÜM EKİBİ ŞARTI
Başvuruda bulanan firmanın en az üç kişiden oluşan bir Yeşil Dönüşüm Ekibi kurması ve bu kişilerden birini Yeşil Dönüşüm Lideri olarak belirlemesi isteniyor. Bunun amacının kurumsal yeşil dönüşüm kültürünü yerleştirmek ve bu alanda insan kaynağı oluşturmak olduğunu söyleyen Abdullah Başar, firmalardan ayrıca tesise uzun vadeli bir vizyon kazandırmak üzere beş yıllık bir yeşil dönüşüm yol haritası hazırlaması da istediklerini de aktardı.
Bu çerçevede başvuruda bulunan firmalardan karbon emisyonu miktarı, kullanılan su miktarı ve oluşan atık miktarı gibi 11 göstergeden seçtiklerine ilişkin başlangıç durumunu, yani mevcut seviyeyi ölçerek sunmaları isteniyor. Ayrıca proje tamamlandığında ulaşılması hedeflenen seviyenin de belirlenmesi gerekiyor.
Çünkü programın başarısı, yatırımın başlangıç durumu ile proje sonunda ulaşılan sonuçların karşılaştırılması üzerinden değerlendiriliyor. Başar, "Destek kararı verilen tüm tesislere Bakanlık tarafından 'Yeşil Dönüşüm Merkezi' unvanı veriliyor. Tek beklentimiz ise proje sahiplerinin, mevzuatta yer alan 11 performans göstergesinden en az birinde hedefin en az yüzde 75'ine ulaşılmaları. Projenin başarılı sayılabilmesi için bu oranın yakalanmasını bekliyoruz" dedi.
"DİYALOG ORTAMI GEREKİYOR"
Yeşil Dönüşüm Zirvesi'nin açılış konuşmasını gerçekleştiren Turkuvaz Dergi Genel Müdür Yardımcısı Özgür Atanur, sözlerine enerji ve kaynak kullanımından üretim modellerine, yatırım kararlarından rekabet gücüne, finansmana erişimden uluslararası ticarete kadar pek çok alanın iklim değişikliğiyle mücadelenin etkisiyle yeniden şekillendiğine ve dönüşüm geçirdiğine işaret ederek başladı. "Tam da böyle bir dönemde Türkiye, küresel iklim gündeminin önemli buluşmalarından COP31'e ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor" diyen Atanur, "Antalya'da gerçekleştirilecek COP31, Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadele alanındaki çalışmalarını uluslararası platformda ele almak ve yeşil dönüşümün geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunmak açısından önemli bir fırsat sunuyor. Para Dergisi olarak bugün gerçekleştirdiğimiz buluşmayı da COP31 öncesinde bu ortak değerlendirme ve fikir alışverişi ortamına katkı sunmak amacıyla hayata geçiriyoruz. Hedefimiz, zirve öncesinde iklim gündeminin farklı boyutlarını ele almak, farklı sektörlerin beklentilerini ve ihtiyaçlarını dinlemek, iş dünyasının karşı karşıya olduğu sorunları ve önündeki fırsatları birlikte değerlendirmek. Farklı bakış açılarının aynı zeminde buluşmasının, Türkiye'nin yeşil dönüşüm sürecinde önceliklerin daha net belirlenmesine ve uygulanabilir çözümlerin geliştirilmesine katkı sağlayacağını düşünüyoruz" dedi.
İLK AŞAMADA 1,4 MİLYAR DOLAR GEREKİYOR
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Dünya Bankası iş birliğinde yapılan araştırmaya göre imalat sanayinde yeşil dönüşümü gündemine alan firma oranı yüzde 17. Yatırım planı olan firmaların ilk aşamadaki finansman ihtiyacı ise yaklaşık 1,4 milyar dolar.
İKLİM odaklı yatırımların finansmanı son birkaç yıldır yeşil dönüşüm gündeminin öne çıkan konuları arasında yer alıyor. Küresel ve yerel yatırımcıların beklentilerindeki değişim, Avrupa Birliği'nin düzenlemeleri, şirketlerin emisyon azaltım hedefleri ve finansman kaynaklarına erişim koşulları, işletmelerin dönüşüm sürecini doğrudan etkiliyor. Ancak bu süreçte yalnızca finansman bulmak yeterli değil. Şirketlerin dönüşüm planlarını hazırlaması, hedeflerini ölçülebilir hale getirmesi ve yatırımlarının sağlayacağı faydayı ortaya koyması da gerekiyor.
Para Dergisi'nin düzenlediği Yeşil Dönüşüm Zirvesi'nin "Sürdürülebilir Finansın Geleceği" başlıklı ilk oturumu bu gündemle gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Para Dergisi yazarı Eyyüp Karagüllü'nün üstlendiği oturumun panelistleri ARGE Danışmanlık Yönetici Ortağı Erkin Erimez ve CARF Baş Araştırmacısı ve Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Hulusi Bahcivan oldu.
Panelde ilk sözü alan Erkin Erimez, sürdürülebilirliğin uzun süre şirketlerin ana stratejisinden ayrı bir konu olarak değerlendirildiğini ancak bu yaklaşımın değiştiğini belirtti. Karbon emisyonlarının azaltılmasının ve çevresel etkilerin yönetilmesinin artık yalnızca belirli pazarlara erişim için yerine getirilecek yükümlülükler olarak görülmediği, şirketlerin rekabetçiliğini, dayanıklılığını ve finansal pozisyonunu doğrudan etkileyen bir unsur olarak öne çıktığını söyleyen Erimez, "Finansman arayan kuruluşların artık yalnızca ne yapacaklarını açıklamaları yeterli değil, bunu nasıl gerçekleştireceklerini gösteren güvenilir geçiş planları da hazırlamaları gerekiyor" dedi.
NET SIFIR HEDEFİ TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL
Şirketlerin 2050 yılında net sıfır emisyona ulaşacaklarını açıklamalarının tek başına anlam taşımadığını belirten Erimez, bu hedefe giden yolda ara hedeflerin belirlenmesi, projelerin somutlaştırılması ve maliyetlerin ortaya konulması gerektiğini söyledi. Şirketlerin 2030 ve 2035 gibi ara dönemler için ölçülebilir hedefler belirlemesi, bu hedeflere ulaşmak için hangi yatırımları gerçekleştireceğini açıklaması ve uygulama kapasitesini göstermesinin önemli olduğuna işaret eden Erimez, bu yaklaşımın finansmana erişim açısından belirleyici hale geldiğini vurguladı.
Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (SKDM) yaratacağı değişimlere de işaret eden Erimez, özellikle düzenleme kapsamındaki altı sektörde faaliyet gösteren işletmelerin gerçekçi karbon azaltım planları hazırlaması gerektiğini söyledi. Söz konusu yatırımların kısa vadede geri dönüş sağlamadığını, getirilerin uzun vadede ortaya çıktığını ifade eden Erkin Erimez, Türkiye'de finansman piyasalarında bu kadar uzun vadeli kaynaklara erişimin her zaman mümkün olmadığını dile getirdi. "Bu nedenle kamu kurumlarının yatırım desteklerinin yanı sıra Dünya Bankası, IFC ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası gibi uluslararası kuruluşlardan sağlanan fonlar çok önemli. Ancak dış finansman kaynakları da giderek daha seçici hale geldi. Türk bankaları da benzer biçimde projelerin niteliğine, risklerine ve geri dönüş potansiyeline daha fazla odaklanıyor" diyen Erimez sözlerine şöyle devam etti: "Finansman kuruluşlarının bu yaklaşımı, şirketlerin daha sağlam temellere dayanan ve uygulanabilir projeler hazırlamasını zorunlu kılıyor. Dolayısıyla şirketlerin hem çevresel etkileri azaltan hem de rekabet gücünü ve finansal performansını geliştiren projeler hazırlaması gerekiyor. Ayrıca kaynakların nasıl kullanıldığının ve hangi sonuçları ortaya çıkardığının raporlanması kritik hale geldi."
TEDARİK ZİNCİRİNİN YÖNETİMİ ÖNEMLİ
Büyük şirketlerin yeşil dönüşüm konusunda KOBİ'lere kıyasla daha hızlı ilerlediğini belirten Erkin Erimez, "Ancak büyük şirketlerin farkındalığının artmasının tek başına yeterli değil. Dönüşümün tedarik zincirine de yayılması gerekiyor" dedi. Erimez sözlerine şöyle devam etti: "SKDM kapsamında ürünlerin karbon ayak izinin hesaplanması, yalnızca şirketlerin kendi üretim süreçlerinden kaynaklanan emisyonların değerlendirilmesiyle sınırlı değil. Hammadde kaynağından başlayarak tedarik zincirinin ve kullanılan enerjinin yapısının da dikkate alınması gerekiyor. Bu nedenle büyük şirketlerin kendi emisyonlarını azaltmalarının yanında tedarikçilerinin de dönüşüm sürecine katılımını desteklemesi önemli."
Diğer taraf tan Türkiye'nin 2035'e kadar olan dönemi kapsayan Ulusal Katkı Beyanı ile 2053 net sıfır hedefi doğrultusunda sektörlerin ve şirketlerin kendi azaltım planlarını ulusal hedeflerle uyumlu hale getirmesi gerektiğini belirten Erimez, "Şirketlerin emisyonlarını ölçmesi, envanterlerini hazırlaması ve verilerini doğrulatması gerekiyor. Ancak bu çalışmalar maliyetli ve nitelikli insan kaynağı gerektiriyor. Bu da özellikle KOBİ'ler açısından önemli bir engel. Dolayısıyla büyük şirketler tedarik zincirlerindeki emisyonları azaltmak için tedarikçilerine destek sağlamasının, maliyetleri paylaşmasının ve dönüşüm sürecini birlikte yürütmesi kritik" diye konuştu.
Dönüşümün etkilerinin bütün sistem üzerinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Erimez, özellikle organize sanayi bölgelerinde aynı sektörde faaliyet gösteren şirketlerin ortak çözümler geliştirebileceğini belirtti. Bu tür iş birliklerinin yatırım maliyetlerini ve riskleri paylaşmaya imkan tanıyabileceğini, böylece uzun vadede bütün paydaşlar için avantaj yaratabileceğini ifade eden Erimez, "Tek bir şirketin başarılı olması, onu destekleyen ekosistem yeterince gelişmediği sürece sınırlı etki yaratıyor. Asıl önemli olan, sistemin genel olarak iyileşmesi ve Türkiye'nin küresel iklim gündemindeki konumunu güçlendirmesi. COP31'in de bu bakış açısını uluslararası gündeme taşıması ve finansmana dönüşecek bir altyapının kurulmasına katkı sağlaması halinde kalıcı değer yaratabilir" dedi.
"RAPORLAMA BİR AMAÇ DEĞİL, İYİLEŞTİRME ARACI"
Oturumda öne çıkan başlıklardan biri de şirketlerin tedarik zincirlerinden kaynaklanan Kapsam 3 emisyonlarını ölçme ve raporlama konusundaki güçlükler oldu. Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) kapsamında Kapsam 3 için 15 sınıf bulunduğunu belirten Erkin Erimez, doğrulama sürecinde emisyonların hangi sınıfa girdiğinin ve kullanılan kaynakların niteliğinin incelendiğini, gerçekçi bir ölçüm için emisyonları oluşturan işletmelerden veri alınması gerektiğini vurguladı.
Türkiye'nin sürdürülebilirlik raporlaması alanında erken adım atan ülkelerden biri olduğunu belirten Erimez, TSRS'nin devreye alınmasının önemli bir gelişme olduğunu söyledi. Erimez, "Raporlamanın yalnızca bilgileri yayımlamaktan ibaret görülmemeli. Şirketlerin mevcut durumlarını anlamalarına, eksiklerini belirlemelerine, risklerini yönetmelerine ve iyileştirme alanlarını ortaya çıkarmalarına yardımcı olan bir araç olarak değerlendirilmeli" diye konuştu.
Sürdürülebilirlik raporlamasının şirketlerin gelecekte karşılaşabilecekleri riskleri ve fırsatları da değerlendirmeyi gerektirdiğini kaydeden Erimez, senaryo analizlerinin bu açıdan önem taşıdığını söyledi. Erimez, "Geleneksel finansal raporlama daha çok geçmiş dönemlere odaklanır. Sürdürülebilirlik raporlaması ise finansal ve finansal olmayan bilgileri biraraya getirerek çevresel risklerin mali etkilerini ele alır. Bu nedenle sürdürülebilirlik raporlaması finansmana erişim açısından önemli bir karşılaştırılabilirlik zemini sunuyor ancak şirketler bu alandaki kapasitelerini geliştirmeleri gerekiyor" dedi.
"KOBİ'LERİN GÜNDEMİNDE YEŞİL DÖNÜŞÜM YOK"
Panelin diğer konuşmacısı olan CARF Baş Araştırmacısı ve Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Hulusi Bahcivan ise Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Dünya Bankası iş birliğinde gerçekleştirdikleri ve Türkiye imalat sanayinin yeşil dönüşüm konusundaki tablosunu ortaya koyan araştırmanın sonuçlarını paylaşarak yeşil dönüşümün önündeki engellerin yalnızca finansmanla sınırlı olmadığına dikkat çekti.
Bahcivan, firmaların yalnızca yüzde 17'sinin yeşil dönüşümü gündemine aldığını söyledi. Çalışmaya göre karbon emisyonlarını belirli standartlara göre ölçen firmaların oranının yüzde 4,8 olduğuna işaret eden Bahcivan, "Ancak bu ölçümlerin yalnızca yüzde 3'lük bölümü denetlenebilir durumda. Bu tablo emisyon performansına dayalı finansman modellerinin uygulanmasını zorlaştırıyor. Çünkü şirketlerin çevresel performansını esas alan finansman paketlerinin hazırlanabilmesi için ölçülebilir ve doğrulanabilir verilere ihtiyaç duyuluyor" dedi.
Büyük şirketlerin yeşil dönüşümü kimi zaman bir prestij unsuru olarak gördüğünü, ayrıca SKDM'nin getirdiği yükümlülükler nedeniyle bu alanda adım atmak zorunda kaldığını belirten Bahcivan, küçük işletmelerde ise farkındalık eksikliği ve dönüşümün öncelik olarak görülmemesinin daha belirgin olduğunu söyledi. Bahcivan, "KOBİ'lerin mevcut insan kaynağı yapısı ve yüksek faiz oranları da bu süreci etkiliyor. Çalışmaya göre firmaların yüzde 52,5'i yüksek faizli finansman olanaklarını en büyük engel olarak görüyor" dedi.
Bu açıdan Dünya Bankası ve diğer kuruluşların daha avantajlı faiz oranları sunan finansman modellerinin yatırımları yapılabilir hale getirmesi açısından önem taşıdığına işaret eden Bahcivan sözlerine şöyle devam etti: "Yeşil dönüşüm yatırımlarının finansmanında yalnızca faiz oranları değil, finansman paketlerinin tasarımı da belirleyici. Çünkü bu yatırımlarda geri dönüş süresi genellikle 7 ila 10 yıl arasında değişebiliyor. Dolayısıyla belirli bir ödemesiz dönem bulunması önemli."
Hazırladıkları araştırmada büyük şirketlerin tedarikçilerinin dönüşümüne destek vermeye ne ölçüde istekli olduklarının da değerlendirildiğini belirten Bahcivan, bu konuda bir isteksizlik gözlemlediklerini söyledi. "Büyük şirketler ilk aşamada kendi dönüşümlerine odaklanmayı tercih ediyor" diyen Bahcivan, tedarik zincirinin tamamını kapsayan daha geniş çözümlere ihtiyaç bulunduğuna işaret etti.
DÖNÜŞÜMÜ FİNANSMANA ERİŞİM BELİRLEYECEK
Hulusi Bahcivan, imalat sanayisinde yeşil dönüşüm için gerekli finansmanın boyutunu ortaya koyan çalışmanın sonuçlarını paylaşırken önümüzdeki 12-24 aylık dönemde somut yatırım planı bulunan firmalar arasında yüzde 60-65 ile ihracatçıların ağırlıkta olduğunu belirtti. Türkiye genelinde yaklaşık 4 milyon firma bulunduğunu, imalat sanayisinde ise mikro ölçekli işletmeler dahil yaklaşık 478 bin firma olduğunu aktaran Bahcivan, mikro işletmeler dışarıda bırakıldığında küçük, orta ve büyük ölçekli firmalardan oluşan yaklaşık 90 bin işletmelik bir hedef kitlenin ortaya çıktığını söyledi.
Araştırmada üç ayrı finansman ihtiyacı senaryosu hesaplanmış. Bahcivan bu senaryoları şöyle özetledi: "İmalat sanayisindeki tüm firmaların yeşil dönüşüm gerçekleştirdiği varsayımında yaklaşık 57 milyar dolarlık kaynak ihtiyacı ortaya çıkıyor. Mikro işletmelerin dışarıda bırakıldığı hedeflenebilir pazarda bu tutar yaklaşık 13 milyar dolara geriliyor. Yeşil dönüşümü gündemine almış, yatırım planlaması yapmış ve bu alanda adım atmaya hazır firmalar için belirlenen mevcut ihtiyaç ise yaklaşık 1,4 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Mevcut yatırım gündemi bulunan firmalara odaklanmak dönüşümün yaygınlaşması açısından önemli. Dolayısıyla ilk aşamada yaklaşık ihtiyaç 1,4-1,5 milyar dolar. Bunun yaklaşık 800 milyon doları da küçük firmalara ait."
Küçük işletmelerde dönüşümün öncelik kazanabilmesi için somut faydaların gösterilmesi gerektiğini kaydeden Bahcivan, bir firmanın gerçekleştirdiği yatırımın ekonomik sonuçlarının görünür hale gelmesinin diğerlerine örnek oluşturabileceğini söyledi. Özellikle aile şirketlerinin ağırlıklı olduğu küçük işletmelerde karar vericilerin dönüşümün faydasına ikna edilmesinin önem taşıdığını vurgulayan Bahcivan, "Bu nedenle ilk aşamada dönüşümü gündemine almış işletmelerin ihtiyaçlarının karşılanması, başarılı uygulamaların görünür hale getirilmesi ve bunların diğer firmalara örnek oluşturması gerekiyor. Böylece hem farkındalığın hem de ölçülebilir yatırım kapasitesinin gelişmesi mümkün olabilecek" diye konuştu.
Yeşil ve dijital dönüşümün birlikte ele alınmasının önemini de vurgulayan Bahcivan, "Firmalar dijital dönüşüm denildiğinde çoğunlukla kurumsal kaynak planlama sistemlerine odaklanıyor. Ancak üretim süreçlerinden veri toplayan nesnelerin interneti gibi uygulamalar da yeşil dönüşümle birlikte değerlendirildiğinde daha güçlü sonuçlar ortaya çıkabilir. Dijital olgunluk ölçümleme kapasitesini artırabilir ve yatırımların sonuçlarının daha sağlıklı izlenmesine katkı sağlayabilir" dedi.
DÖNÜŞÜMÜN ANAHTARI TEDARİK ZİNCİRİ
Sanayinin Yeşil Dönüşümü oturumunda uzmanlar, KOBİ'lerin dönüşümünde tedarik zinciri desteğinin, ölçülebilir hedeflerin, uygun finansmanın ve yeşil becerilere sahip insan kaynağının belirleyici olacağını vurguladı.
YEŞİL Dönüşüm Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen "Sanayinin Yeşil Dönüşümü" oturumunda, Türkiye sanayisinin dönüşüm süreci, KOBİ'lerin karşılaştığı engeller, finansmana erişim, COP31'in sunabileceği fırsatlar ve yeşil dönüşümü gerçekleştirecek insan kaynağının önemi ele alındı. Awen For Us Kurucusu ve Sosyal Fayda Danışmanı Aylin Löle'nin moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda, TÜRKONFED Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü ile Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi ve UN-SDSN Türkiye Direktörü Dr. Tamer Atabarut değerlendirmelerde bulundu.
TÜRKONFED Yeşil Dönüşüm Komisyonu Başkanı Onur Ünlü, komisyonun 2021 yılında kurulmasından bu yana KOBİ'lerin yeşil dönüşüm konusunda farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalar yürüttüklerini belirtti. Ünlü, "İlk dönemde gerçekleştirdiğimiz anket çalışmalarında, yeşil dönüşümün farkında olan KOBİ'lerin oranı yaklaşık yüzde 20 seviyesindeydi ve işletmelerin önemli bir bölümü konuyu yeni bir yükümlülük olarak değerlendiriyordu" diye konuştu. Farkındalığı artırmak amacıyla Türkiye genelinde sekiz farklı şehirde çalıştaylar düzenlediklerini ve sonuçları Ankara'da gerçekleştirilen zirvede paylaştıklarını aktaran Ünlü, çalışmaların ardından farkındalık seviyesinin yüzde 60-70'lere ulaştığını dile getirdi. Bu süreçte KOBİ'lerin en az yüzde 20'lik bir bölümünün yeşil dönüşüm için bütçe ayırmaya başladığını belirtti.
Yeşil dönüşümün yalnızca çevresel kaygılarla ele alınmaması gerektiğini vurgulayan Ünlü, işletmeler açısından maliyetleri düşürme, karlılığı artırma ve sürdürülebilir büyüme fırsatlarının da belirleyici olduğunu söyledi. Farkındalığı artan KOBİ'lerin bir bölümünün kaynaklarını bu alana yönlendirerek maliyet avantajı sağladığını ve yeni ihracat pazarlarına açıldığını ifade eden Ünlü, bazı işletmelerin ise tedarik zincirlerinden gelen talepler nedeniyle dönüşüm sürecine dahil olduğunu belirtti.
Ünlü'ye göre KOBİ'lerin yeşil dönüşüm konusunda daha fazla bilgi sahibi olmaya başlamasında, tedarik zincirlerinden gelen taleplerin yanı sıra iyi uygulama örneklerinin sağladığı faydaların görünür hale gelmesi de etkili. Ünlü, "Finansmana erişimin güç olduğu bir dönemde yeşil dönüşüm yatırımlarının sağlayabileceği avantajların daha iyi anlaşılması, işletmelerin konuya yaklaşımını değiştiriyor" dedi.
TEDARİK ZİNCİRİ ÜZERİNDEN DÖNÜŞÜM
KOBİ'lerin yeşil dönüşüm sürecinde karşılaştığı zorlukları değerlendiren Onur Ünlü, finansmana erişimin önemli bir sorun olmakla birlikte tek engel olmadığını belirtti. Ünlü'ye göre işletmelerin öncelikle uluslararası gelişmeler hakkında bilgiye erişmesi, bu gelişmelerin üretim ve ticaret üzerindeki etkilerini anlaması ve dönüşümü planlayacak insan kaynağına sahip olması gerekiyor.
Diğer taraftan KOBİ'lerin sınırlı kaynaklarını kullanırken öncelikle büyümeye yönelik yatırımlara yöneldiğini anlatan Ünlü, bu nedenle enerji verimliliği, yenilenebilir enerji ve üretim süreçlerinin dönüşümüne yönelik yatırımların işletmeler açısından sağlayacağı faydanın somut biçimde ortaya konulması gerektiğine işaret etti. Ünlü, sözlerine şöyle devam etti: "KOBİ'lerin yapacağı yatırımların geri dönüşünü anlayabilmesi için öncelikle mevcut durumlarını ölçmeleri gerekiyor. Ancak işletmelerde ölçüm altyapısının yetersiz. Bu nedenle büyük alıcıların kendi tedarikçilerine mevcut durumlarını belirleme ve emisyonlarını azaltma konusunda yol göstermesi önemli."
Bu doğrultuda KOBİ'lerin dönüşümünü hızlandırmak için tek tek işletmelere ulaşmak yerine büyük alıcıları ve onların tedarikçilerini bir araya getiren programların geliştirilmesi gerektiğini belirten Ünlü, "Büyük alıcılar, tedarik zincirlerindeki şirketlere önce ölçüm yapmak, ardından iyileştirme hedefleri belirlemek ve bu hedeflere ulaşmak için plan hazırlamak konusunda destek vermeli. Finansman kuruluşları da pilot projelerin geliştirilmesine katkıda bulunabilir" dedi.
TÜRKONFED olarak bir tedarik zinciri dönüşüm programı üzerinde çalıştıklarını açıklayan Ünlü, bir büyük alıcı ile onun tedarikçilerinin programa dahil olduğunu ifade etti. Ünlü, "Tedarik zinciri yaklaşımı özellikle KOBİ'lerin sınırlı kaynaklarını daha etkin kullanabilmesi açısından önemli. Büyük işletmelerin sahip olduğu bilgi birikimi, insan kaynağı ve planlama kapasitesinin tedarikçilere aktarılması, dönüşümün daha hızlı ve somut sonuçlar üretebilmesine katkı sağlayabilir" diye konuştu.
KOBİ'lerin dönüşüme başlarken "emisyonlarımı azaltacağım" veya "dijitalleşeceğim" gibi geniş hedefler yerine daha somut ve ölçülebilir amaçlar belirlemesi gerektiğini vurgulayan Ünlü, ürün başına enerji tüketimini düşürmek veya su kullanımını iyileştirmek gibi hedeflerin işletmelere daha net bir yol haritası sunabileceğini söyledi.
Ünlü, işletmelerin başka şirketlerin uygulamalarını kendi ihtiyaçlarını değerlendirmeden kopyalamalarının kaynakların verimsiz kullanılmasına yol açabileceğine dikkat çekti. "Bir işletmenin çatısına güneş enerjisi sistemi kurması, benzer işi yapan her işletmenin de aynı yatırımı yapması gerektiği anlamına gelmiyor" diyen Ünlü, "Teknoloji seçimleri somut ihtiyaçlara ve ölçüm sonuçlarına dayanması gerekiyor. Yapılan yatırımların sonuçlarının uygulama sonrasında da ölçülmeli ve teknoloji sağlayıcılarının sunduğu değerlendirmelerle yetinilmemeli, gerçekleştirilen yatırımın işletmeye ne kazandırdığının takip edilmeli" diye de ekledi.
"YEŞİL DÖNÜŞÜME HAZIRLANMAK YETERLİ DEĞİL"
Panelin diğer konuşmacısı Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi ve UN-SDSN Türkiye Direktörü Dr. Tamer Atabarut ise yeşil dönüşümde artık bir sonraki aşamaya geçilmesi gerektiğine işaret etti. Son yıllarda şirketlerin sürdürülebilirlik konusundaki farkındalığının arttığını, karbon ayak izinin ölçülmesi, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kullanımı ve sürdürülebilirlik raporlaması gibi alanlarda önemli adımlar atıldığını ifade eden Atabarut, "Ölçmekten uygulamaya, hedef açıklamaktan yatırım yapmaya ve teknik projelerden iş modelini dönüştürmeye geçmeliyiz" dedi.
Sanayide dönüşümün önceliklerini dört başlıkta değerlendiren Atabarut, ilk olarak enerji ve karbon azaltımının üretim süreçlerindeki dönüşümle birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Enerji verimliliği, elektrifikasyon, yenilenebilir enerjinin payının artırılması ve düşük karbonlu teknolojilerin önemine işaret eden Atabarut, "Ama elektrik tüketiminin yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanması tek başına üretim sürecinin tamamını sürdürülebilir hale getirmez. Kullanılan hammaddelerin kaynağının, üretim sırasında tüketilen kaynakların ve ürünlerin kullanım ömrü sonrasındaki durumunun da değerlendirilmesi gerekiyor" dedi.
DÖNGÜSEL EKONOMİ VE SU YÖNETİMİ ÖNE ÇIKIYOR
Atabarut'un üzerinde durduğu ikinci başlık döngüsel ekonomi oldu. Atıkların azaltılması, malzemelerin yeniden kullanılması, geri dönüştürülmesi ve ürünlerin kullanım ömrünün uzatılmasının yalnızca çevresel fayda açısından değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Atabarut, bu uygulamaların hammadde ithalatına bağımlılığı azaltabileceğini, kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlayabileceğini ve yeni ekonomik faaliyet alanları yaratabileceğini söyledi.
Üçüncü öncelik olarak su yönetimine dikkat çeken Atabarut, Türkiye'de su stresi ve kuraklığın giderek daha fazla hissedildiğini belirtti. Suyun yalnızca çevresel bir gösterge olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Atabarut, suya erişimin üretim sürekliliği ve ekonomik dayanıklılık açısından da kritik olduğunu söyledi.
Dördüncü başlığın finansman olduğunu belirten Atabarut, yeşil dönüşümün yalnızca büyük şirketlerin gerçekleştirebileceği bir süreç olarak tasarlanmaması gerektiğini söyledi. KOBİ'lerin teknolojiye, uzmanlığa ve uygun maliyetli finansmana erişiminin önemine işaret eden Atabarut, "Finansman mekanizmaları yalnızca mevcut çevresel performansı iyi olan şirketleri değil, güvenilir dönüşüm planları bulunan ve geleceğe yönelik yatırım yapmayı hedefleyen işletmeleri de desteklemeli" dedi.
"COP31 STRATEJİK BİR FIRSAT"
Türkiye'nin COP31'e ev sahipliği yapacak olmasını değerlendiren Dr. Tamer Atabarut, bu gelişmenin yalnızca önemli bir uluslararası organizasyona ev sahipliği yapmak olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Atabarut, "COP31'in Türkiye'nin iklim politikaları, sürdürülebilir kalkınma ve yeşil finansman alanlarında daha güçlü bir rol üstlenmesi için stratejik bir fırsat" diye konuştu.
Atabarut, COP31'in sağlayabileceği fırsatları ise üç başlıkta ele aldı. İlk olarak Türkiye'deki yeşil dönüşüm yatırımlarının hızlandırılması gerektiğini söyleyen Atabarut, özellikle KOBİ'lerin yatırımlarını gerçekleştirebilmeleri için uzun vadeli ve öngörülebilir politikalara, uygun finansman koşullarına ve güvenilir düzenleyici mekanizmalara ihtiyaç duyduğunu ifade etti. "Türkiye'nin Yeşil Taksonomisi yatırımlara yön verilmesi açısından önemli" diyen Dr. Atabarut, "Ancak finansman mekanizmaları yalnızca güçlü şirketlerin yararlanabileceği şekilde tasarlanmamalı. KOBİ'lerin teknik kapasitelerini geliştirecek, proje hazırlama maliyetlerini azaltacak ve yatırımların ilk aşamasındaki riskleri paylaşacak mekanizmalara ihtiyaç var. Ayrıca yeşil finansmanın kapsamının yalnızca yenilenebilir enerji ve karbon azaltımıyla sınırlı kalmaması gerekiyor. Su güvenliği, iklim değişikliğine uyum, döngüsel ekonomi, biyoçeşitliliğin korunması ve doğal sermayenin korunması gibi alanların da finansman gündeminde yer almalı" dedi.
COP31'in uluslararası finans kuruluşları ile özel sektör arasında bölgesel anlamda yeşil dönüşüm konusunda iş birlikleri kurulmasına imkan sağlayabileceğine dikkat çeken Atabarut, üçüncü olarak iş dünyası, kamu ve akademi arasındaki iş birliğine işaret etti. Üniversitelerin aynı zamanda politika tasarımına ve teknolojik çözümlerin geliştirilmesine katkı sağladığını hatırlatan Atabarut, insan kaynağının yetiştirilmesi ve araştırma-geliştirme çalışmalarının sanayinin ihtiyaçlarıyla buluşturulması için üniversitelerle daha yakın iş birlikleri kurulması gerektiğini ifade etti.
YEŞİL BECERİLER İÇİN ÜNİVERSİTE-SANAYİ İŞ BİRLİĞİ
Yeşil dönüşümün insan kaynağı boyutunu değerlendiren Dr. Tamer Atabarut, teknoloji, finansman ve mevzuat kadar bu unsurları hayata geçirecek insanların da gündemde tutulması gerektiğini söyledi. Yeşil becerilerin yalnızca sürdürülebilirlik alanında uzmanlaşmış çalışanlarla sınırlı olmadığını ifade eden Atabarut, "Farklı meslek grupları da kendi alanlarında sürdürülebilirlik perspektifi kazanmalı. Örneğin finans alanında çalışanların iklim risklerini ve sürdürülebilir finansmanı bilmesi, satın alma ve tedarik zinciri alanlarında görev yapanların ise çevresel ve sosyal sorumluluklar konusunda yetkinlik geliştirmesi gerekiyor" dedi.
Atabarut'a göre doğru insan kaynağı olmadan diğer yatırımların hayata geçirilmesi de zorlaşıyor. Bu nedenle yeşil dönüşümün finansmanı konuşulurken insan sermayesinin de finansman ve teknoloji kadar önemli bir unsur olarak ele alınması gerekiyor. Dr. Atabarut, "Üniversiteler ve iş dünyası arasında daha işbirlikçi ve uygulamaya yönelik bir yaklaşım geliştirilmeli. Yeşil dönüşümü gerçekleştirecek insanları yetiştirmek de başlı başına bir yatırım olduğu unutulmamalı" diye konuştu.