ÜRÜN DİRİER/ Türkiye'de ihracatın kuralları dijitalleşmeyle birlikte yeniden şekilleniyor. Bir zamanlar yurt dışına ürün satmak için uluslararası fuarlara katılmak, distribütörlerle anlaşmak, büyük siparişler almak ve güçlü bir dış ticaret organizasyonu kurmak gerekirken, bugün Anadolu'daki küçük bir üretici de ürünlerini dünyanın farklı ülkelerindeki tüketicilere doğrudan ulaştırabiliyor. Bir takı tasarımcısı Amerika Birleşik Devletleri'ndeki müşterisine, bir tekstil imalatçısı Almanya'daki tüketiciye, bir ev dekorasyonu markası Körfez ülkelerindeki alıcılara dijital platformlar üzerinden satış yapabiliyor. Üstelik bunun için her ülkede fiziksel mağaza açmak veya büyük bir dağıtım ağı kurması da gerekmiyor.
E-ihracatın yarattığı dönüşüm tam da burada başlıyor. Geleneksel ihracatta çoğu zaman büyük ölçekli üretim ve kurumsal bağlantılar belirleyici olurken, dijital ticarette ürünün niteliği, doğru hedef kitleye ulaşma becerisi, fiyatlandırma ve müşteri deneyimi daha fazla önem kazanıyor. Böylece küçük ve orta ölçekli işletmeler için uluslararası pazarlara girişin bazı engelleri azalıyor. Ancak dijitalleşme, ihracatı zahmetsiz bir ticaret modeline dönüştürmüyor. Fiziksel mağazanın yerini pazaryeri komisyonları, dijital reklam harcamaları, sınır ötesi lojistik, gümrük işlemleri ve iade yönetimi alıyor.
Türkiye açısından da e-ihracatın önemi giderek artıyor. Ticaret Bakanlığı'nın Mayıs 2026'da açıkladığı verilere göre Türkiye'nin e-ihracatı 2025 yılında 5.1 milyar dolara ulaştı. Aynı yıl 11 bin 500 kişi veya işletmenin 10 bin doların üzerinde e-ihracat gerçekleştirdiği açıklandı. Eylül 2026'da İstanbul'da düzenlenen Küresel E-İhracat Zirvesi'nde ise Ticaret Bakanı Ömer Bolat, yıl sonuna kadar 6 milyar dolarlık e-ihracat hacmine ulaşmayı hedeflediklerini duyurdu. Bu rakam, e-ihracatın Türkiye'nin dış ticaret politikasında giderek daha önemli bir yer edindiğini gösteriyor.
İÇ PAZARDAN KÜRESEL PAZARA
E-ihracattaki büyüme, Türkiye'deki genel e-ticaret ekosisteminin genişlemesinden bağımsız değil. Ticaret Bakanlığı'nın 2025 yılına ilişkin verilerine göre Türkiye'de e-ticaret hacmi bir önceki yıla kıyasla yüzde 52,2 artarak 4 trilyon 567 milyar liraya ulaştı. Perakende e-ticaret hacmi ise 2 trilyon 457 milyar liraya yükseldi. Bu gelişme, dijital satış kanallarının tüketiciler ve işletmeler açısından ne kadar yaygınlaştığını ortaya koyuyor. Ancak iç pazarda başarılı olan her işletmenin aynı başarıyı yurt dışında da yakalaması mümkün değil. Çünkü e-ihracat, yerel e-ticaretin yalnızca farklı bir para birimiyle yapılması anlamına gelmiyor. Her ülkenin tüketici davranışları, satın alma gücü, ürün standartları, vergi sistemi ve teslimat beklentileri farklılaşıyor. Türkiye'de yoğun talep gören bir ürün başka bir pazarda karşılık bulmayabiliyor. Buna karşılık iç pazarda sınırlı bir müşteri kitlesine hitap eden niş ürünler, uluslararası pazarda çok daha geniş bir alıcı grubuna ulaşabiliyor. Bu nedenle e-ihracatın ilk adımı ürünleri yabancı bir internet sitesine yüklemek değil, pazar araştırması yapmak olmalı. Hedef ülkedeki tüketicilerin hangi ürünleri aradığı, benzer ürünlerin hangi fiyatlardan satıldığı, rakiplerin nasıl konumlandığı ve ürünün teslimat sonrasında ne kadar kâr bırakacağı değerlendirilmek zorunda. Özellikle küçük işletmeler açısından dijital pazaryerleri önemli bir başlangıç kanalı sunuyor. Amazon, Etsy, eBay ve farklı bölgelerde faaliyet gösteren yerel pazaryerleri, satıcılara mevcut müşteri trafiğine erişme fırsatı sağlıyor. Bununla birlikte her platformun komisyon oranı, satıcı kabul koşulları, ürün politikaları ve lojistik sistemi farklı. Dolayısıyla doğru platform seçimi, en az doğru ürün seçimi kadar belirleyici.
E-İHRACATA NASIL BAŞLANIR?
E-ihracat yapmak isteyen bir işletmenin öncelikle ticari ve operasyonel altyapısını oluşturması gerekiyor. Türkiye'den düzenli ticari satış yapabilmek için uygun şirket veya işletme yapısının kurulması, vergi ve faturalandırma yükümlülüklerinin belirlenmesi, ürünün ihracata uygunluğunun kontrol edilmesi ve gönderim yönteminin seçilmesi önem taşıyor.
Başlangıç aşamasında işletmelerin önünde üç temel model bulunuyor. İlki, uluslararası pazaryerlerinde mağaza açarak satış yapmak. Bu model, mevcut müşteri kitlesine erişim sağladığı için özellikle küçük işletmeler açısından avantajlı olabiliyor. İkinci model, işletmenin kendi e-ticaret sitesi üzerinden doğrudan yabancı tüketicilere ulaşması. Bu yöntemde marka, fiyatlandırma ve müşteri ilişkileri üzerinde daha fazla kontrol sağlanabiliyor; ancak trafik oluşturmak için reklam, içerik üretimi ve arama motoru optimizasyonuna yatırım yapmak gerekiyor. Üçüncü model ise bu iki kanalı birlikte kullanmak. Böylece işletmeler hem pazaryerlerinin erişiminden yararlanabiliyor hem de uzun vadede kendi markalarının dijital satış altyapısını geliştirebiliyor.
Ürünlerin yurt dışına gönderilmesinde ise gümrük işlemleri kritik rol oynuyor. Türkiye'de belirli koşulları sağlayan küçük ve hızlı gönderiler, Elektronik Ticaret Gümrük Beyannamesi (ETGB) kapsamında yetkilendirilmiş operatörler aracılığıyla ihraç edilebiliyor. Bununla birlikte her gönderinin otomatik olarak mikro ihracat kapsamında değerlendirildiğini düşünmek yanlış. Gönderinin değeri, ağırlığı, ürün niteliği ve yürürlükteki mevzuatın aradığı diğer şartların kontrol edilmesi gerekiyor. Sınırları aşan veya özel izin gerektiren işlemlerde standart ihracat prosedürleri devreye girebiliyor.
E-ihracatta ödeme altyapısı da önemli bir başka başlık. Satış yapılacak ülkenin tüketicilerinin kullandığı ödeme yöntemlerini desteklemek, döviz tahsilatını ve olası iadeleri yönetmek gerekiyor. İşletmelerin yalnızca satış fiyatına değil, ödeme hizmeti kesintilerine, döviz dönüşüm maliyetlerine ve pazaryeri komisyonlarına da dikkat etmesi gerekiyor.
Burada asıl belirleyici olan ise birim ekonomisi. Örneğin 30 dolara satılan bir ürünün üretim maliyeti düşük olsa bile uluslararası kargo, reklam, komisyon ve iade giderleri eklendiğinde satıştan elde edilen kazanç önemli ölçüde azalabiliyor. Bu nedenle e-ihracatta büyüme yalnızca sipariş sayısıyla değil, sipariş başına elde edilen gerçek kârlılıkla ölçülmeli.
EN ÇOK TALEP GÖREN ÜRÜNLER
E-ihracatta en çok merak edilen konulardan biri hangi ürünlerin yurt dışında daha kolay satılabildiği. Türkiye'nin üretim kapasitesi ve geleneksel ihracat gücü dikkate alındığında hazır giyim, tekstil, ev tekstili, ayakkabı, aksesuar, kozmetik, takı, ev dekorasyonu ve bazı gıda ürünleri uluslararası dijital satış açısından dikkat çeken kategoriler arasında yer alıyor. Ancak bir sektörün Türkiye'de güçlü olması, o kategorideki bütün ürünlerin e-ihracatta aynı ölçüde avantajlı olduğu anlamına gelmiyor. Ticaret Bakanlığı'nın 2025 e-ticaret raporunda giyim, ayakkabı ve aksesuar sektörü 428,7 milyar liralık hacimle iç pazarda ilk sırada bulunuyor. Elektronik sektörü ise 304,3 milyar lirayla ikinci sırada. Bu rakamlar Türkiye'deki dijital tüketim eğilimlerini gösteriyor; doğrudan e-ihracat kategorilerinin sıralaması olarak değerlendirilmemeli. Bununla birlikte giyim ve aksesuar gibi kategorilerde gelişmiş üretim altyapısı, Türkiye'deki işletmelere uluslararası pazarlarda değerlendirebilecekleri önemli bir kapasite sağlıyor.
Özellikle tasarım odaklı ve farklılaşmış ürünlerde dikkat çekici fırsatlar bulunuyor. El yapımı takılar, özgün tasarımlı ev dekorasyonu ürünleri, kişiselleştirilmiş hediyelikler ve butik tekstil ürünleri, yalnızca fiyat üzerinden rekabet etmek zorunda olmayan işletmelere alan açabiliyor. Bu tür ürünlerde tüketici çoğu zaman sadece fiziksel bir ürünü değil, tasarımı, özgünlüğü ve marka hikâyesini de satın alıyor. Buna karşılık elektronik gibi standartlaşmış ürünlerde uluslararası fiyat rekabeti daha yoğun olabiliyor. Üstelik teknik servis, garanti, ürün güvenliği ve satış sonrası destek yükümlülükleri de operasyonu zorlaştırabiliyor. Gıda ve kozmetik ürünlerinde ise hedef ülkenin içerik, etiketleme, ürün bildirimi ve ithalat düzenlemeleri belirleyici hale geliyor. E-ihracat için ürün seçerken ağırlık ve hacim de önem taşıyor. Hafif, dayanıklı, kolay paketlenebilir ve yüksek katma değerli ürünler, uluslararası taşımacılık maliyetleri açısından daha avantajlı olabiliyor. Büyük hacimli, kırılgan veya düşük fiyatlı ürünlerde ise kargo maliyeti ürünün rekabet gücünü azaltabiliyor. Bu nedenle e-ihracatta en avantajlı ürün, her zaman en çok satılan ürün değil; satış fiyatı, lojistik maliyeti, rekabet düzeyi ve kâr marjı arasında doğru dengeyi kurabilen ürün olarak öne çıkıyor.
HANGİ ÜLKELER DAHA CAZİP?
E-ihracat yapmak isteyen işletmeler için ikinci kritik karar hedef pazar seçimi. Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, Hollanda ve Körfez ülkeleri, Türk şirketlerinin değerlendirebileceği önemli pazarlar arasında bulunuyor. Bununla birlikte bu ülkeleri Türkiye'nin 2025 yılında en fazla e-ihracat yaptığı ülkeler şeklinde sıralamak doğru değil. Ülke bazında karşılaştırılabilir e-ihracat verileriyle doğrulanmış bir sıralama yapılması gerekiyor.
Avrupa pazarları, Türkiye'nin coğrafi yakınlığı ve gelişmiş lojistik bağlantıları nedeniyle önemli fırsatlar sunuyor. Özellikle Almanya, büyük tüketici pazarı ve Türkiye ile güçlü ticari ilişkileri nedeniyle dikkat çekiyor. Ancak Avrupa Birliği'ne satışta ürün güvenliği, tüketici hakları, KDV uygulamaları, ambalaj yükümlülükleri ve ilgili ürün grubuna özgü düzenlemelerin dikkate alınması gerekiyor. ABD ise geniş tüketici kitlesi ve farklı ürün segmentleriyle dikkat çekiyor. Özellikle özgün tasarımlı, kişiselleştirilmiş ve niş ürünlerde önemli bir pazar potansiyeli bulunabiliyor. Bununla birlikte uzun teslimat mesafeleri, yoğun rekabet, reklam maliyetleri ve ithalat kurallarındaki değişiklikler şirketlerin hesaplarını doğrudan etkileyebiliyor. ABD pazarına girişte yalnızca ürün fiyatını değil, ithalat vergilerini ve müşterinin karşılaşabileceği toplam teslimat maliyetini de değerlendirmek gerekiyor. Birleşik Krallık, gelişmiş çevrim içi alışveriş alışkanlıklarıyla bir diğer seçenek. Ancak Brexit sonrasında Avrupa Birliği'nden farklılaşan gümrük ve vergi düzenlemeleri, ülkeye özel bir operasyon planı gerektiriyor.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez pazarları ise Türk markaları açısından alternatif büyüme alanları sunuyor. Moda, ev yaşamı, dekorasyon ve kişisel bakım gibi kategorilerde fırsatlar değerlendirilebilirken, yerel tüketici tercihleri, Arapça içerik ihtiyacı ve ürün bazlı ithalat koşulları önem kazanıyor. Pazar seçiminde yalnızca nüfus büyüklüğüne veya tüketicilerin satın alma gücüne odaklanmak yeterli değil. Teslimat süreleri, iadelerin maliyeti, yerel rakipler, pazaryerlerinin komisyonları ve dijital reklam giderleri de kararın parçası olmalı. Bu nedenle birçok küçük işletme açısından aynı anda çok sayıda ülkeye açılmak yerine, belirli bir pazarda ürününü test ederek büyümek daha yönetilebilir bir strateji olabilir.
BİRÇOK GİDER DESTEK KAPSAMINDA
Türkiye'de e-ihracatın gelişmesi için kullanılan önemli araçlardan biri de Ticaret Bakanlığı tarafından sağlanan destekler. Bu alandaki temel düzenlemelerden biri olan 5986 sayılı E-İhracat Destekleri Hakkında Karar, 2026 yılında yapılan değişikliklerle güncellendi. Destek sisteminin amacı, şirketlerin yurt dışı pazarlara hazırlanmasını, ürünlerini uluslararası dijital kanallarda tanıtmasını ve siparişlerin müşterilere ulaştırılmasını kolaylaştırmak.
Destekler kapsamında şirketlerin ve diğer uygun yararlanıcıların belirli dijital pazarlama, sipariş karşılama, yurt dışı depo ve pazaryeri entegrasyon giderleri için farklı destek mekanizmaları bulunuyor. Ancak bütün destek kalemlerinden her işletme aynı koşullarda yararlanamıyor. Şirketin niteliği, faaliyet gösterdiği pazar, destek konusu harcama ve mevzuattaki uygunluk şartları belirleyici oluyor.
Örneğin 2026 düzenlemesine göre uygun yararlanıcıların sipariş karşılama hizmetlerine ilişkin giderleri, ilgili ülkedeki e-ticaret satışlarının yüzde 10'unu aşmamak kaydıyla, belirlenen koşullarda yüzde 50 oranında ve ülke başına en fazla üç yıl desteklenebiliyor. E-ihracat konsorsiyumları ve mevzuatta belirtilen diğer uygun yararlanıcılar için yurt dışı depo kiraları ile pazaryeri entegrasyonlarına yönelik ayrı destekler de bulunuyor. Destek üst limitleri ise her yıl güncellendiğinden, başvurularda 2026 yılı için yayımlanan güncel tutarların esas alınması gerekiyor.
Devlet destekleri özellikle uluslararası pazarlara yeni açılan işletmelerin bazı maliyetlerini azaltabilse de bunların otomatik olarak sağlanan finansman kaynakları olmadığı unutulmamalı. Destek başvurularında uygunluk, belgelendirme, süre ve harcama koşullarının karşılanması gerekiyor. Dolayısıyla şirketlerin önce harcama yapıp daha sonra her giderin karşılanacağını varsayması önemli bir finansal risk oluşturabiliyor.
Ticaret Bakanlığı'nın Ekim 2026'da güncellediği e-ihracat kılavuzları da işletmeler açısından başvuru kaynağı niteliğinde. Bakanlığın yayımladığı belgeler arasında e-ihracat destekleri, ülke gümrük uygulamaları, dijital pazaryerleri ve yapay zekâ araçlarının kullanımına ilişkin rehberler bulunuyor.
KOBİ'LER İÇİN YENİ FIRSATLAR
E-ihracatın dikkat çekici yönlerinden biri, uluslararası ticarete girişte işletme büyüklüğünün tek belirleyici olmaktan çıkması. Türkiye'de 2025 yılında e-ticaret yapan işletmelerin sayısı 634 bin 611'e ulaşırken, bunların yüzde 75'ini şahıs işletmeleri oluşturdu. Bu rakam doğrudan e-ihracatçı sayısını göstermese de dijital ticaretin küçük ölçekli girişimciler tarafından da yaygın biçimde kullanıldığını ortaya koyuyor. Özellikle kendi ürününü üreten, tasarım geliştiren veya belirli bir alanda uzmanlaşmış işletmeler için e-ihracat önemli fırsatlar sunabiliyor. Geleneksel ihracatta büyük miktarlı siparişleri karşılamakta zorlanan küçük üreticiler, dijital kanallarda daha düşük adetlerle satış yapabiliyor. Bu da üretim kapasitesi sınırlı olan ancak özgün ürünlere sahip işletmelerin uluslararası müşterilere ulaşmasını mümkün kılıyor.
Bununla birlikte küçük işletmelerin avantajı yalnızca düşük ölçekli üretim yapabilmeleri değil. Hızlı ürün geliştirme, değişen müşteri taleplerine uyum sağlama ve belirli bir tüketici kitlesine odaklanma becerileri de rekabette farklılaşmalarına yardımcı olabiliyor. Örneğin standart bir tekstil ürünüyle küresel pazarda rekabet etmek zor olabilirken, belirli bir tasarım anlayışına veya özel kullanım amacına sahip tekstil ürünleriyle farklılaşmak mümkün. Benzer şekilde seri üretim bir dekorasyon ürününün fiyat rekabetine girmesi gerekirken, el işçiliği ve özgün tasarımla geliştirilen ürünler farklı bir tüketici kitlesine hitap edebiliyor. Ancak küçük ölçek, bazı dezavantajları da beraberinde getiriyor. Büyük işletmelerin sahip olduğu toplu kargo anlaşmaları, yurt dışı depolama imkânları, pazarlama bütçeleri ve profesyonel müşteri hizmetleri organizasyonları küçük girişimciler için erişilmesi zor kaynaklar olabiliyor. Bu nedenle pazaryeri seçimi, lojistik iş ortakları ve gerektiğinde e-ihracat konsorsiyumlarıyla çalışma gibi modeller önem kazanıyor.
DİJİTAL VİTRİNDEN KÜRESEL MARKAYA
E-ihracatta rekabet giderek ürünün kendisinden daha geniş bir alana taşınıyor. Bugün uluslararası pazaryerlerinde benzer ürünleri satan çok sayıda işletme bulunuyor. Dolayısıyla yalnızca uygun fiyat sunmak, kalıcı müşteri ilişkileri kurmak için yeterli olmayabiliyor.
Ürün açıklamalarının hedef ülkenin diline uygun hazırlanması, görsellerin doğru kullanılması, teslimat sürelerinin açıkça belirtilmesi ve müşteri sorularına hızlı yanıt verilmesi satış performansını etkileyen unsurlar arasında. Ayrıca olumlu müşteri değerlendirmeleri, güvenilir teslimat ve şeffaf iade politikaları da markanın uluslararası pazardaki itibarını güçlendiriyor. Yapay zekâ araçları ise e-ihracat operasyonlarında yeni kullanım alanları yaratıyor. Ürün açıklamalarının farklı dillere uyarlanması, müşteri taleplerinin sınıflandırılması, reklam içeriklerinin hazırlanması ve pazar araştırması gibi süreçlerde yapay zekâdan yararlanılabiliyor. Ancak otomatik çevirilerin, ürün bilgilerinin ve mevzuata ilişkin değerlendirmelerin insan kontrolünden geçirilmesi önemini koruyor. Dijital pazarlama tarafında ise reklam maliyetlerinin artması, işletmeleri yalnızca ücretli reklamlara dayalı satış modellerinin ötesine geçmeye yöneltiyor. Organik arama görünürlüğü, sosyal medya içerikleri, müşteri sadakati ve güçlü marka konumlandırması uzun vadeli rekabet açısından önem kazanıyor.
ASIL SINAV SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME
Türkiye'nin e-ihracatta 2026 yılı için belirlediği 6 milyar dolarlık hedef, sektörün büyüme potansiyeline işaret ediyor. Ancak önümüzdeki dönemde asıl mesele yalnızca e-ihracat hacmini artırmak değil, daha fazla işletmenin bu alanda sürdürülebilir ve kârlı bir faaliyet oluşturmasını sağlamak olacak.
Çünkü dijital kanallar uluslararası pazarlara erişimi kolaylaştırırken, rekabeti de küresel ölçekte yoğunlaştırıyor. Türkiye'deki bir işletme artık yalnızca aynı şehirdeki veya ülkedeki rakipleriyle değil, dünyanın farklı üretim merkezlerindeki satıcılarla da karşı karşıya geliyor. Bu rekabette üretim kalitesi, tasarım, markalaşma, teslimat hızı ve müşteri deneyimi belirleyici hale geliyor. Düşük fiyatla pazara giren bir işletmenin uzun vadede varlığını sürdürebilmesi için maliyetlerini yönetmesi ve müşterilerine tekrar satın alma nedeni sunması gerekiyor.
E-ihracat, Türkiye'deki işletmelere geleneksel ihracatın ötesinde yeni bir büyüme kanalı açıyor. Ancak bu fırsattan yararlanmak için yalnızca dijital satış kanallarında bulunmak yeterli değil. Doğru pazarı seçmek, ürünün rekabet gücünü analiz etmek, mevzuata uyum sağlamak, lojistik ve pazarlama maliyetlerini yönetmek gerekiyor. Türkiye'nin üretim altyapısı, girişimcilik kapasitesi ve coğrafi konumu e-ihracat açısından önemli olanaklar sunuyor. Bu potansiyelin ekonomik değere dönüşmesi ise daha fazla işletmenin uluslararası pazarlarda yalnızca ürün satan değil, kendi müşteri kitlesini oluşturan ve markasını büyüten oyuncular haline gelmesine bağlı.
E-ihracatın yeni döneminde asıl soru artık yurt dışına nasıl satış yapılacağı değil, küresel pazarda nasıl kalıcı olunacağı…
TÜRKİYE'NİN POTANSİYELİ ÇOK YÜKSEK
Amazon Türkiye Ülke Müdürü Burak Erdem, Türkiye'nin güçlü üretim altyapısı, girişimci KOBİ sistemi ve uluslararası pazarlarda karşılık bulabilecek geniş ürün çeşitliliğinin, e-ihracat için önemli bir potansiyel yarattığına işaret ederek, "E-ihracatı yalnızca büyük şirketler için değil, küçük işletmelerin de değerlendirebileceği önemli bir büyüme fırsatı olarak görüyoruz. E-ihracata başlamak isteyen işletmelerin ilgili vergi, gümrük ve ürün güvenliği gerekliliklerini dikkate alması gerekiyor. Ancak başarılı bir başlangıç için öncelikle ürünün hangi pazarda gerçek bir ihtiyaca karşılık geldiğini ve müşterinin neden o ürünü tercih edeceğini anlamak önem taşıyor" diyor. 2023 yılında PwC Türkiye ile gerçekleştirdikleri "Türkiye'deki KOBİ'lerin E-Ticaret Görünümü" araştırmasında, 2 binden fazla KOBİ'nin yüzde 76,8'inin e-ihracatın ne olduğu ve nasıl yapılacağı konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığını gördüklerini aktaran Erdem, "E-ihracata aşina olan KOBİ'lerde ise hedef pazar ve sektörel bilgi eksikliği, uluslararası müşteriye hizmet verme kapasitesi ve lojistiğe erişim öne çıkıyor. Bu nedenle küçük başlayıp deneyim kazanmayı önemli buluyoruz. Satış ortaklarımız için Amazon.com.tr'de ürünlerini listeleyerek önce kendi pazarlarında müşteri geri bildirimlerini ve yorumlarını takip etmek, ürünlerinin performansını görmek ve satış deneyimi kazanmak iyi bir başlangıç noktası olabilir. Burada kazanılan deneyim, ilerleyen dönemde diğer Amazon mağazalarına açılırken daha hızlı ve sağlam adımlar atmalarını destekleyebilir" diye konuşuyor.
Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat'ın, Türkiye'nin e-ihracatının toplam ihracat içindeki payını 2030'lu yıllarda yüzde 10 seviyesine çıkarmayı hedeflediklerini söylediğine vurgu yapan Erdem, Amazon Türkiye olarak bu hedefi ve Türkiye'nin e-ihracat alanında ortaya koyduğu vizyonu çok değerli bulduklarını ve desteklediklerini aktarıyor. Tam da bu noktada firmalar açısından kamu desteklerinin önemli birer araç olduğunun altını çizen Erdem, şu bilgileri veriyor:
"Ticaret Bakanlığının 5986 sayılı E-İhracat Destekleri Hakkında Kararı kapsamında, gerekli koşulları sağlayan işletmeler dijital pazaryeri tanıtımı, sipariş karşılama hizmetleri ve yurt dışı pazaryeri komisyon giderleri gibi alanlarda sunulan desteklerden yararlanabiliyor. Biz de Amazon Türkiye olarak eğitim, danışmanlık, listeleme ve çeviri araçları, reklam ve marka koruma çözümleriyle satış ortaklarımızın uluslararası pazarlarda sürdürülebilir biçimde büyümek için ihtiyaç duyduğu yetkinlikleri de destekliyoruz. Amazon Marka Kaydı, markaların fikri mülkiyetlerini korumalarına ve ürün listelemelerini daha etkin yönetmelerine yardımcı olurken IP Accelerator KOBİ'leri fikri mülkiyet uzmanlarıyla buluşturuyor."
Türkiye'nin tekstil, ev ve yaşam, aksesuar, mücevher ve kişisel bakım gibi kategorilerde güçlü bir üretim altyapısı ve yıllara dayanan bilgi birikimi bulunduğunu vurgulayan Erdem'in aktardıklarına göre, bugün Türkiye merkezli binlerce satış ortağı Amazon üzerinden ABD'deki müşterilere ulaşıyor. E-ihracatta kârlılığın ürünün niteliğine, kategoriye ve işletmenin çalışma modeline göre değişmekte olduğunu söyleyen Erdem, "Örneğin satış fiyatına kıyasla yüksek hacme sahip bir üründe, sınır ötesi lojistik toplam maliyetin önemli bir bölümünü oluşturabiliyor. Buna karşılık farklılaşmış, yüksek katma değerli, görece hafif ve kompakt ürünler, diğer koşullar da uygun olduğunda, sınır ötesi satış açısından daha avantajlı olabiliyor. Ancak kategori bazında genel bir kârlılık değerlendirmesi yapmak doğru olmaz. Her işletmenin kendi ürününe özgü maliyetleri ve kârlılık potansiyelini değerlendirmesi gerekiyor" diyor.
"HEDEFİMİZ 10 BİN TÜRK ŞİRKETİ ABD'YE AÇMAK"
E-ihracatın geleneksel ihracat modellerine kıyasla önemli avantajları olduğunun altını çizen Erdem'e göre, üreticilerin dünyanın farklı noktalarındaki müşterilere daha doğrudan ulaşabilmesi ve kendi markalarıyla talep oluşturabilmesi ilk sıradaki avantajlardan biri. Ayrıca farklı ülkelerde faaliyet göstermek için gerekli olabilecek ekip, depolama ve müşteri hizmetleri gibi alanlarda teknoloji ve dış hizmetlerden faydalanmak da mümkün. Böylece KOBİ'ler ürün geliştirmeye, müşteri deneyimine ve marka inşasına daha fazla odaklanabiliyor. Öte yandan sınır ötesi satışın kendine özgü zorlukları da var. Hedef pazardaki müşteri beklentilerini anlamak; lojistik süreçleri ve operasyonel maliyetleri etkin biçimde yönetmek önem taşıyor. Taşıma, depolama, platform ücretleri, reklam, iade, stok devir hızı ve diğer operasyonel giderler gibi farklı maaliyet kalemlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Dolayısıyla e-ihracatta yalnızca satış hacmini artırmaya değil, uzun vadede sürdürülebilir bir büyümeye odaklanmak büyük önem taşıyor.
Sınır ötesi ticarette bir KOBİ'nin yalnızca ürününü satmasının yeterli olmadığına da işaret eden Erdem şu açıklamaları yapıyor: "Taşıyıcı bulması, maliyetleri yönetmesi, gerekli belgeleri hazırlaması, gümrük süreçlerini takip etmesi ve envanterini doğru noktaya ulaştırması gerekiyor. Amazon SEND'i Türkiye'de tam da bu operasyonel bariyerleri azaltmak amacıyla hayata geçirdik. SEND sayesinde Türkiye'deki satış ortaklarımız ürünlerini ABD'deki Amazon lojistik merkezlerine daha kolay gönderebiliyor; Amazon'un anlaşmalı taşıyıcılarına ve fiyatlarına erişirken taşıyıcı seçimi, rezervasyon, ödeme, takip, dokümantasyon ve gümrük desteği gibi süreçleri daha entegre biçimde yönetebiliyor. SEND kapsamında gönderi takibinden kapıdan alıma ve merkezi yönetime kadar lojistik sürecinin farklı adımları Satıcı Hesapları üzerinden yönetilebiliyor. Ürünler Amazon'un lojistik merkezlerine ulaştığında ise Amazon Lojistik (FBA) kapsamında depolama, paketleme, müşteriye teslimat, müşteri hizmetleri ve iade süreçleri Amazon tarafından yönetilebiliyor. Böylece satış ortaklarımız, kendi başlarına büyük ölçekli bir uluslararası lojistik operasyonu kurmak zorunda kalmadan farklı pazarlardaki müşterilere ulaşabiliyor. Sınır ötesi ticarette lojistik maliyetleri ve operasyonel süreçlerin karmaşıklığı, özellikle küçük işletmeler için önemli zorluklar oluşturabiliyor. SEND ile hedefimiz, bu süreçleri kolaylaştırarak satış ortaklarımızın işlerini büyütmeye daha fazla odaklanmalarını sağlamak."
Kısa vadede hedeflerinin ABD'de satış yapan Türk şirket sayısını 10 binin üzerine çıkarmak olduğuna işaret eden Erdem, "E-ihracata yeni başlayacaklara ilk tavsiyem, 'dünyaya değil, önce doğru pazara açılın' olurdu. ABD, Almanya veya Körfez ülkelerinde aynı ürünün talebi, fiyat seviyesi, rekabet koşulları ve müşteri beklentileri farklı olabilir. Bu nedenle öncelikle ürününüzün hangi pazarda gerçek bir ihtiyaca karşılık geldiğini ve müşterilerin neden sizin ürününüzü tercih edeceğini anlamak önemli. İkinci olarak, satış hacmi kadar kârlılığa da odaklanmak gerekiyor. Ürün maliyeti, sınır ötesi lojistik, platform ücretleri, reklam, iade, vergiler ve diğer operasyonel giderler hesaba katıldığında sürdürülebilir bir marj kalıp kalmadığını değerlendirin. E-ihracatta hızlı büyümek kadar kârlı biçimde büyümek de önemli. Üçüncü tavsiyem, küçük başlayın ama global düşünün. Amazon.com.tr'de ürünlerini listeleyerek müşteri yorumlarından ve satış verilerinden öğrenmek, ardından diğer Amazon mağazalarına açılmak satış ortaklarımız için bir başlangıç noktası olabilir. İlk günden yüzlerce ürünle birden fazla pazara girmek yerine en güçlü birkaç ürünle başlayın; müşteri tepkisini görün, ürün ekonomisini doğrulayın ve ardından ölçekleyin. Her operasyonu kendi bünyenizde kurmak zorunda değilsiniz; doğru teknoloji ve uzman altyapılardan yararlanmak markanıza ve müşterilerinize daha fazla odaklanmanızı sağlayabilir" diye konuşuyor.
DESTEK PROGRAMLARI ÖNEMLİ
Bakiyem CEO'su Umut Yalçın'ın aktardıklarına göre, e-ihracat yalnızca büyük ölçekli şirketlerin değil, KOBİ'lerin, üreticilerin, markaların ve uygun koşulları sağlayan bireysel girişimcilerin de uluslararası pazarlara açılmasını mümkün kılan önemli bir ticaret kanalı. Ancak e-ihracatın dijital ortamda gerçekleştirilmesi, yasal yükümlülükleri ortadan kaldırmıyor. İhracatçıların şirketleşme, vergi, gümrük, ürün güvenliği ve hedef ülkenin mevzuatına ilişkin gereklilikleri dikkate alması gerekiyor. Ürün grubuna ve satış modeline göre farklı izin ve kısıtlamaların da söz konusu olabildiğine işaret eden Yalçın, "Başlangıç aşamasında öncelikle hedef pazarın belirlenmesi, ürünün o pazardaki talebinin araştırılması, rekabet koşullarının analiz edilmesi ve fiyatlandırmanın doğru yapılması önemlidir. Ardından uygun satış kanalı, lojistik modeli ve ödeme altyapısı belirlenmelidir. Pazaryerleri üzerinden satış yapmak veya kendi e-ticaret sitesiyle doğrudan müşteriye ulaşmak farklı avantajlar sunar. İşletmenin kendi ürününe ve kaynaklarına en uygun modeli seçmesi gerekir. Bizim açımızdan bu süreçte kritik noktalardan biri, satışın gerçekleşmesinin yanı sıra ödemenin güvenli ve verimli biçimde tahsil edilmesidir. E-ihracatta doğru teknoloji altyapısı, işletmelerin daha ilk aşamadan itibaren sürdürülebilir bir operasyon kurmasına katkı sağlar" diyor.
Türkiye'de e-ihracatın geliştirilmesi amacıyla Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen çeşitli destek programları bulunduğunun altını çizen Yalçın, "Bu destekler, yürürlükteki mevzuat ve başvuru koşullarına bağlı olarak dijital pazaryerlerinde satış, yurt dışı pazarlara giriş, tanıtım, pazaryeri komisyonları, sipariş karşılama ve yurt dışı birimlere ilişkin belirli giderleri kapsayabiliyor. Hangi desteğin hangi işletme için geçerli olduğu; şirketin niteliğine, faaliyet alanına ve destek programının koşullarına göre değişiyor. Özellikle e-ihracata yeni başlayacak KOBİ'lerin yalnızca finansal teşvikleri değil, pazara giriş ve operasyonel süreçlerini kolaylaştıran destekleri de değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Devlet destekleri, doğru bir iş modeliyle bir araya geldiğinde işletmelerin yurt dışına açılma maliyetlerini yönetmelerine yardımcı olabilir. Bu noktada işletmelerin güncel destekleri Ticaret Bakanlığı'nın resmî kaynaklarından incelemesi, başvuru koşullarını önceden değerlendirmesi ve teşvikleri uzun vadeli iş planlarının bir parçası olarak ele alması önem taşıyor" açıklamasında bulunuyor.
Yalçın'ın aktardıklarına göre e-ihracatta moda ve tekstil, ayakkabı, takı ve aksesuar, ev ve yaşam ürünleri, kişisel bakım ve kozmetik gibi kategoriler öne çıkan alanlar arasında yer alıyor. Bununla birlikte, e-ihracatın sunduğu fırsatlar yalnızca belirli ürün gruplarıyla sınırlı değil. Nitelikli üretim yapan, farklılaşan ürünler sunan ve belirli bir müşteri kitlesine hitap eden işletmeler de uluslararası pazarlarda kendilerine yer bulabiliyor. E-ihracat özellikle geleneksel ihracat kanallarına erişmekte zorlanan KOBİ'ler, kendi markasını oluşturmak isteyen üreticiler, niş ürün geliştiren işletmeler ve dijital kanallardan satış deneyimi bulunan firmalar için cazip bir seçenek. Çünkü dijital kanallar, işletmelerin farklı pazarlardaki müşteri talebini daha hızlı test etmesine ve büyüme fırsatlarını daha düşük başlangıç maliyetleriyle değerlendirmesine imkân tanıyor. Ancak burada önemli olan yalnızca ürünün talep görmesi değil; ürünün lojistik maliyetleri, teslimat süresi, iade oranı, rekabetçi fiyatı ve hedef pazardaki mevzuata uygunluğuyla birlikte değerlendirilmesi. Sürdürülebilir e-ihracat başarısı, ürün kalitesi kadar bu operasyonel unsurların doğru yönetilmesine de bağlı.
E-İHRACATIN BİRÇOK AVANTAJI VAR
E-ihracatın en önemli avantajı olarak, işletmelere uluslararası müşterilere dijital kanallar üzerinden ulaşma olanağı sunmasını gösteren Yalçın, "Geleneksel ihracatta önemli yer tutan distribütörlük, fiziksel satış ağı ve yüksek hacimli ticari anlaşmaların yanı sıra, e-ihracat sayesinde daha küçük ölçekli siparişlerle yeni pazarları test etmek mümkün olabilir. İşletmeler müşteri davranışlarını, ürün talebini ve fiyat hassasiyetini dijital veriler üzerinden takip ederek daha hızlı karar alabilir. Bununla birlikte e-ihracat, klasik ihracata kıyasla her durumda daha düşük maliyetli veya daha kolay bir model değildir. Pazaryeri komisyonları, dijital reklam giderleri, sınır ötesi lojistik, gümrük işlemleri, yerel vergiler, iade maliyetleri ve döviz hareketleri kârlılığı doğrudan etkileyebilir. Ayrıca farklı ülkelerin tüketici mevzuatına, ürün standartlarına ve veri koruma kurallarına uyum sağlamak gerekir. Finansal süreçler de bu tablonun önemli bir parçasıdır. Farklı ülkelerden gelen ödemelerin takibi, tahsilat süreleri, para birimi dönüşümleri ve finansal kayıtların doğru tutulması işletmelerin nakit akışını etkiler. Bu nedenle e-ihracatı yalnızca bir satış kanalı olarak değil, satıştan tahsilata, teslimattan iadeye kadar bütün süreçlerin birlikte tasarlandığı bir iş modeli olarak değerlendirmek gerekiyor" açıklamasını yapıyor.
LOJİSTİK VE İADE SÜREÇLERİ
Sınır ötesi e-ticarette lojistik ve iade süreçlerinin, müşteri memnuniyeti kadar işletmenin kârlılığını da belirleyen temel unsurlar arasında yer aldığına dikkat çeken Yalçın, şu açıklamaları yapıyor:
"Siparişin alınması, ürünün hazırlanması, gümrük işlemlerinin tamamlanması, uluslararası taşımacılık ve son kilometre teslimatı farklı operasyonel adımlardan oluşuyor. İade durumunda ise ürünün geri gönderilmesi, gümrük işlemleri, iade kargosunun maliyeti ve müşteriye ödemenin geri yapılması gibi süreçler devreye giriyor. Özellikle düşük tutarlı siparişlerde uluslararası iade maliyetleri ürünün satış değerine yaklaşabiliyor. Ülkeler arasındaki gümrük uygulamaları, teslimat süreleri ve tüketici haklarına ilişkin farklılıklar da işletmeler açısından ek operasyonel yük oluşturabiliyor. Bu alanda ülkeler arası uygulamaların mümkün olduğunca öngörülebilir hâle getirilmesini, iade edilen ürünlerin gümrük süreçlerinin sadeleştirilmesini ve lojistik firmaları, pazaryerleri, ödeme kuruluşları ve işletmeler arasındaki bilgi akışının güçlendirilmesini önemli buluyorum. İade edilen ürünün yeniden stoklara alınabilmesi veya uygun koşullarda tekrar satışa sunulabilmesi de maliyetlerin yönetilmesi açısından kritik. Öte yandan iade sürecinin yalnızca lojistik boyutuyla ele alınmaması gerekiyor. İade kararının ardından tahsilatın ve geri ödemenin doğru şekilde eşleştirilmesi, finansal kayıtların güncellenmesi ve sipariş bilgilerinin ilgili sistemlerde tutarlı biçimde izlenmesi de önemli. Bu süreçlerin dijital olarak bütünleşmesi, işletmelerin hem operasyonel verimliliğini hem de müşteri deneyimini iyileştirebilir."
E-ihracatın sürdürülebilir büyümesi için mevzuatın dijital ticaretin hızına uyum sağlaması ve işletmeler açısından daha öngörülebilir olması gerektiğini ifade eden Yalçın'a göre, özellikle gümrük uygulamaları, sınır ötesi tüketici hakları, vergilendirme, veri paylaşımı ve ödeme süreçlerinde ülkeler arasında farklılaşan uygulamalar, işletmelerin operasyonlarını yönetmesini zorlaştırabiliyor. KOBİ'lerin uluslararası pazarlara daha kolay erişebilmesi için dijital süreçlerin sadeleştirilmesi, farklı kurumlar arasındaki veri entegrasyonunun artırılması ve güncel mevzuat bilgilerinin tek noktadan erişilebilir hâle getirilmesi önemli. Ayrıca e-ihracata yeni başlayan işletmelerin hangi yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğini kolayca anlayabileceği rehberlerin ve uygulamalı bilgilendirme mekanizmalarının yaygınlaştırılması faydalı olacaktır. "Finansal teknoloji perspektifinden baktığımızda, sınır ötesi ödemelerde şeffaflık, güvenlik, maliyetlerin önceden görülebilmesi ve tahsilat süreçlerinin izlenebilirliği de önemli başlıklar" diyen Yalçın sözlerini şöyle sürdürüyor:
"İşletmelerin farklı ülkelerden gelen ödemelerini daha kolay takip edebilmesi ve finansal süreçlerini dijital sistemler üzerinden yönetebilmesi, uluslararası ticarete katılımı kolaylaştırabilir. Burada hedef, güvenlik ve mevzuata uyum standartlarından ödün vermeden süreçleri daha erişilebilir ve verimli hâle getirmek olmalı. Bakiyem olarak biz işletmelerin ödeme ve tahsilat süreçlerini dijitalleştiren finansal teknoloji çözümleri geliştiriyoruz. Özellikle B2B alanda farklı sektörlerin iş modellerine ve operasyonel ihtiyaçlarına uyarlanabilen yazılım altyapılarımızla şirketlerin finansal süreçlerini daha verimli yönetmelerine katkı sağlıyoruz. E-ihracat açısından baktığımızda, dijital satış kanallarının büyümesiyle birlikte ödeme ve tahsilat süreçlerinin de aynı ölçüde gelişmesi gerekiyor. İşletmelerin farklı satış kanallarından doğan finansal hareketlerini takip edebilmesi, tahsilat süreçlerini yönetebilmesi ve operasyonel verilerini bütüncül biçimde değerlendirebilmesi büyük önem taşıyor."
E-ihracata yeni başlayacak işletmelere tavsiyelerde de bulunan Yalçın sözlerini şöyle tamamlıyor:
"İlk tavsiyem, aynı anda birçok ülkeye ve satış kanalına açılmak yerine belirli bir hedef pazara odaklanmalarıdır. Ürünün hangi ülkede talep gördüğünü, rakiplerin nasıl konumlandığını, müşterilerin hangi fiyat aralığında alışveriş yaptığını ve teslimat beklentilerini araştırmak, başlangıçtaki belirsizlikleri azaltır. İkinci olarak, satış fiyatını belirlerken yalnızca ürün maliyetini ve satış fiyatını karşılaştırmamak gerekir. Uluslararası kargo, gümrük, pazaryeri komisyonları, dijital reklam, ödeme maliyetleri, olası iadeler ve vergiler birlikte hesaplanmalıdır. Ciro artışı her zaman kârlılık anlamına gelmez; önemli olan sürdürülebilir bir gelir modeli kurabilmektir. Üçüncü olarak, doğru dijital altyapıya yatırım yapılmasını öneriyorum. Sipariş yönetimi, ödeme ve tahsilat takibi, müşteri iletişimi ve finansal raporlama süreçlerinin mümkün olduğunca entegre olması, işletmelerin büyürken kontrolü kaybetmesini önler. Özellikle KOBİ'ler için başlangıçta doğru sistemleri seçmek, ilerleyen dönemde ortaya çıkabilecek operasyonel maliyetleri azaltabilir."
"E-İHRACATIN BÜYÜMESİ BÜYÜK MARKALAR ÜZERİNDEN KURGULANMAMALI"
TOBB E-Ticaret Meclis Üyesi ve ideasoft CEO'su Sinan Akdal, "Ticaret Bakanlığı'nın bu yıl yayımlanan E-Ticaretin Görünümü Raporu'na göre 2025 yılı itibariyle Türkiye'de e-ticaret yapan 634.611 işletme var. Bunların yüzde 75'i şahıs işletmesi. Bu işletmelerin yüzde 75'inin yıllık e-ticaret işlem hacmi 10 milyon TL'nin altında. Bu tabloya göre Türkiye'de e-ihracatın büyümesini yalnızca büyük markalar üzerinden kurgulayamayacağımızı gösteriyor. Lokal işletmelerin de ulaşabileceği, kullandıkça genişletebileceği çözümlere ihtiyacımız var. KOBİ'ler, üreticiler, markalar ve girişimciler de doğru altyapıyı ve operasyonu kurduklarında dünyanın farklı ülkelerine satış yapabilme potansiyeline sahip" diyor. Burada mikro ihracatın çok önemli bir alan açtığını ifade eden Akdal, "2026'da yapılan düzenlemeyle Basitleştirilmiş Gümrük Beyanı kapsamında ihracat sınırı 300 kilogramdan 600 kilograma, 15 bin avrodan 30 bin avroya çıkarıldı. Yani her iki limit de yüzde 100 artırıldı. Tabii ürün bazında gümrük, ürün güvenliği ve hedef ülke mevzuatından kaynaklanan farklı yükümlülükler olabiliyor. Başlangıçta ise bence en kritik konu doğru pazarla doğru ürünü eşleştirmek. Hangi ülkede ürününüze talep var, rakipleriniz kimler, hangi fiyat aralığında satış yapabilirsiniz? Bunları gördükten sonra güçlü bir e-ticaret altyapısıyla ödeme, kargo, iade ve müşteri deneyimini birlikte kurgulamak gerekiyor. E-ihracatta bir noktayı iyi yapıp diğerlerini ihmal etme şansınız pek yok; bütün zincirin doğru çalışması gerekiyor" diye konuşuyor.
KADIN DOKUMA ÜRÜNLERİ VE TERLİK
Tekstil ve giyimin Türkiye'nin mikro ihracatında çok güçlü olduğunun altını çizen Akdal'ın verdiği bilgilere göre, kadın dokuma giyim yaklaşık 7,1 milyon paketle öne çıkıyor. Toplam mikro ihracat paketleri içerisindeki payı yaklaşık yüzde 14. Spor ayakkabı ve terlik grubunda ise paket sayısının bir yılda yüzde 130'un üzerinde arttığını görüyoruz. Ama burada yalnızca hangi kategorinin ilk sırada olduğuna bakmamak gerekiyor. Ürün çeşitliliğinin nasıl değiştiği daha önemli. Ortopedik ürünler, işitme cihazları, gıda takviyeleri gibi daha farklı ürün grupları da öne çıkmaya başladı. Bu bize e-ihracatın birkaç geleneksel kategorinin dışına çıktığını gösteriyor. Satış kanalı tarafında da dikkat çekici bir veri olduğunun altını çizen Akdal, "E-ticaret siteleri ve sosyal ağlar üzerinden yapılan doğrudan satışlar, toplam mikro ihracat değerinin yaklaşık %60'ını oluşturuyor. Bu tablo, işletmelerin kendi markalarıyla doğrudan müşteriye ulaşmasının e-ihracatta ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Özellikle KOBİ'ler açısından kendi e-ticaret sitesi yalnızca bir satış kanalı değil; markasını büyütebildiği, müşterisini tanıyabildiği ve farklı ülkelere açılırken bu ilişkiyi doğrudan yönetebildiği bir yapı. Bence önümüzdeki dönemde e-ihracatta asıl fırsatlardan biri, daha fazla KOBİ'nin kendi markasıyla sınır ötesi satış yapabilecek noktaya gelmesi" açıklamasında bulunuyor.
Türkiye'nin son 10 yıllık mikro ihracat performansının ciddi bir büyümeye işaret ettiğini vurgulayan Akdal şunları söylüyor: "Paket sayısı yaklaşık 3,3 milyondan 51,6 milyona çıktı. Bu yaklaşık %1.460'lık bir artış. Aynı dönemde mikro ihracat değeri de 257 milyon dolardan yaklaşık 2,3 milyar dolara ulaştı; burada da yaklaşık %795'lik bir büyümeden söz ediyoruz. Bu büyüme, sınır ötesi satışın daha geniş bir işletme kitlesi için erişilebilir hale geldiğini gösteriyor. Ama e-ihracatın kendine özgü zorlukları var. Binlerce farklı müşteriye, farklı adreslere ürün gönderiyorsunuz. Kargo, ödeme, iade, müşteri hizmetleri, dil ve ülkelere göre değişen kurallar günlük operasyonunuzun bir parçası haline geliyor. O yüzden e-ihracatı klasik ihracatın kolay versiyonu olarak tanımlamak doğru olmaz. Giriş daha erişilebilir; fakat arkasında iyi teknoloji ve iyi operasyon olmak zorunda. Bence bugün e-ihracatın en fazla gelişme alanı bulunan konularından biri iade ve tersine lojistik. Türkiye'den ürünü müşteriye ulaştırmak giderek kolaylaşıyor. Fakat müşteri ürünü geri göndermek istediğinde aynı kolaylığı her zaman göremiyoruz. Özellikle düşük fiyatlı ürünlerde uluslararası iade kargosu bazen ekonomik olmaktan çıkabiliyor. Mevzuatta geri gelen eşyaya ilişkin mekanizmalar var. Türkiye'den ihraç edilmiş serbest dolaşımdaki ürünlerin belirli şartlarla üç yıl içerisinde geri gelmesi halinde ithalat vergilerinden muafiyet uygulanabiliyor. Ticaret Bakanlığı'nın Basitleştirilmiş Gümrük Beyanı kapsamında geri gelen ürünlere ilişkin ayrıca bir rehberi de bulunuyor. Bence burada ihtiyaç yeni bir bürokrasi yaratmak değil, mevcut süreci daha akıllı hale getirmek. Ürün Türkiye'den çıkarken zaten sipariş, gönderi ve gümrük bilgisi oluşuyor. Aynı ürün geri geldiğinde sistemin bunu mümkün olduğunca otomatik tanıması gerekiyor. Çünkü kolay iade artık tüketici için alışveriş deneyiminin bir parçası. Biz e-ihracatı büyütürken sadece ürünün nasıl gittiğini değil, gerektiğinde nasıl geri geleceğini de çözmek zorundayız."
600 KG VE 30 BİN EURO'YA KADAR MİKRO İHRACAT SAYILIYOR
Mağazanolsun ve Fornium CEO'su Yasemin Çil ise, basitleştirilmiş beyanla (ETGB) yapılan mikro ihracatta tek gönderinin brüt 600 kg ve 30.000 Euro'yu aşamayacağı bilgisini vererek, "Aşan gönderiler klasik ihracat beyannamesiyle çıkar. Kozmetik, gıda takviyesi, gıda, oyuncak, elektronik gibi kategorilerde hedef ülkenin kayıt ve belge şartları (AB'de CPNP ve sorumlu kişi, ABD'de FDA kaydı, CE işareti gibi) Türkiye'deki izinlerden bağımsız olarak karşılanmalıdır. Her pazaryerinin kendi kategori onayı, marka tescili ve satıcı doğrulama süreci var. Bazı kategoriler (kozmetik, takviye, bebek ürünleri) ek onay isteniyor. AB'de satış yapanlar için OSS/KDV kaydı, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde ambalaj (EPR) kayıtları zorunludur" diyor. E-ihracata özel ve oldukça kapsamlı bir destek sistemi olduğundan bahseden Çil, "Temel çerçeve 5986 sayılı E-İhracat Destekleri Hakkında Cumhurbaşkanı Kararı. Klasik ihracat destekleri ise 5973 sayılı Karar altında yürüyor. Destek oranı kural olarak yüzde 50; tanıtım ve sipariş karşılama kalemlerinde, Bakanlığın belirlediği hedef ülkeler için bu oran 20 puan artarak %70'e çıkıyor. Ödenecek destek ise hiçbir durumda giderin yüzde 75'ini geçemiyor. Üst limitler her yıl başında enflasyona göre güncelleniyor; 2026'da tek bir şirketin tüm kalemlerden alabileceği yıllık toplam tavan yaklaşık 74 milyon TL" açıklamasında bulunuyor. Başlıca destek kalemleri ise şöyle; Hedef ülkelerdeki yurt dışı pazaryerlerine ödenen komisyonlar. Pazaryeri içi reklamlar, dijital pazarlama ve yurt dışına yönelik tanıtım faaliyetleri. Yurt dışında sipariş hazırlama, depolama ve iade kabul giderleri. Hedef ülkelerdeki pazaryerlerinde mağaza açılışı, tasarımı, yıllık ücretleri ve yerel hizmet sağlayıcılardan alınan danışmanlık. Entegrasyon yazılımı, bulut ve bakım giderleri. Ülke, sektör ve e-ihracat odaklı raporlar ile veri tabanı üyelikleri. Yurt dışı marka tescili gibi kalemler ise klasik ihracat destekleri kapsamında ayrıca değerlendirilebiliyor. Bu kalemlerin çoğunda harcamadan önce ön onay alınması, harcama sonrasında da ödeme belgesi tarihinden itibaren 6 ay içinde başvuru yapılması gerekiyor. Destekten bağımsız olarak ihracatın genel avantajları da geçerli. KDV istisnası ve iadesi, ETGB ile gümrük müşaviri gerektirmeyen hızlı beyan gibi. E-ihracat konsorsiyumlarının ise, tek tek firmaların ulaşamayacağı daha yüksek destek tavanlarıyla çalıştığını ifade eden Çil, "Bağlı markalar adına başvuru yapabiliyor. Yani küçük bir marka, başvuru dosyası, ön onay ve belge takibi gibi işlerle uğraşmadan bu sistemden yararlanabiliyor. Türkiye'nin e-ihracatında öne çıkan kategoriler, zaten güçlü olduğumuz üretim alanlarıyla örtüşüyor: hazır giyim ve tekstil, ev tekstili (havlu, bornoz, nevresim), ayakkabı ve deri ürünleri, takı ve gümüş, halı-kilim ve ev dekorasyonu, kozmetik ve kişisel bakım, gıda (kahve, lokum, kuruyemiş, zeytinyağı). Buna karşılık endüstriyel ürünler, ham madde, plastik ve kimya gibi alanlardaki firmalar için tüketici pazaryerleri genellikle doğru kanal değil; bu firmaları B2B platformlara yönlendiriyoruz" diyor.
BAŞLANGIÇ İÇİN MİKRO İHRACAT ÇOK AVANTAJLI
Mükellef Teknoloji Kurucu Ortağı ve CEO'su Kenan Açıkelli de, başlangıç için mikro ihracatın önemli kolaylıklar sağladığını vurgulayarak, "Mikro ihracat, özellikle yurt dışına küçük hacimli gönderiler yapan işletmeler için kolaylaştırılmış bir gümrük işlem yöntemi sunuyor. 2026 yılında yapılan düzenlemeyle, ilgili mevzuat kapsamındaki uygun gönderiler için Basitleştirilmiş Gümrük Beyannamesi (BGB) sınırları 600 kilogram ve 30.000 Euroya yükseltildi. Bu yöntemin kullanılabilmesi için gönderinin eşya niteliği ve ilgili gümrük mevzuatında belirtilen diğer koşulların da sağlanması gerekiyor. E-ihracata iki temel yolla başlanabiliyor; işletmeler kendi e-ticaret siteleri üzerinden doğrudan satış yapabiliyor veya Amazon ve Etsy gibi uluslararası pazar yerlerinde mağaza açabiliyor. Süreçte şirket ve vergi işlemlerinin tamamlanması, satış faturalarının düzenlenmesi, kargo ve gümrük süreçlerinin planlanması gerekiyor. Ayrıca işletmenin faaliyet alanına uygun e-ticaret NACE kodunun belirlenmesi önem taşıyor. Kod seçiminin güncel sınıflandırmaya göre mali müşavirle birlikte yapılması, başlangıç sürecinin doğru ilerlemesine yardımcı oluyor" diyor. Öne çıkan kategorilerin; giyim/tekstil, temizlik-hijyen, gıda-tarım, teknoloji yedek parçaları olarak sıralanabileceğini söyleyen Açıkelli, e-ihracatın, özellikle ürünlerini yurt dışı pazarlara taşımak isteyen KOBİ'ler ve üreticiler için önemli fırsatlar sunduğuna dikkat çekiyor. Açıkelli, e-ihracatın sunduğu avantajlar konusunda ise şunları aktarıyor:
"E-ihracat, klasik ihracata kıyasla daha düşük başlangıç maliyetleriyle yurt dışı pazarlara ulaşma ve 7/24 satış yapma imkânı sunuyor. E-ihracatta, malın yurt dışındaki müşteriye teslim edilmesi ve ilgili ihracat koşullarının sağlanması hâlinde KDV istisnasından yararlanılabiliyor. İstisnanın uygulanabilmesi için satışın niteliği, gümrük çıkışı ve ilgili belgelendirme süreçlerinin mevzuata uygun şekilde yürütülmesi gerekiyor. Bununla birlikte farklı ülkelerin mevzuatlarına uyum, uluslararası iade ve lojistik süreçleri, dil engeli, saat farkları ve yerel rakiplerle rekabet gibi zorluklar bulunuyor. Klasik ihracatta ise geleneksel dağıtım kanalları ve iş ortaklıkları öne çıkarken e-ihracatta dijital altyapı, çevrim içi müşteri deneyimi ve dijital pazarlama daha belirleyici hâle geliyor. E-ihracat yapan işletmelere Mükellef üzerinden şirket kuruluşundan faturalandırmaya, vergi hesaplamalarından devlet teşviklerine kadar uçtan uca destek sunuyoruz. Şirket kuruluşu, online muhasebe, marka tescili ve global ödeme alma çözümleriyle işletmelerin yurt dışı pazarlara açılma süreçlerini kolaylaştırıyoruz. E-ihracata yönelik çözümlerimize olan ilgi, işletmelerin uluslararası pazarlara açılma ve dijitalleşme eğilimiyle birlikte bu alandaki ihtiyaçların da arttığını gösteriyor."
E-ihracata başlayacak işletmelere öncelikle hedef pazarlarını ve müşteri ihtiyaçlarını iyi araştırmalarını öneren Açıkelli, sözlerini şöyle tamamlıyor:
"Web sitelerini hedef ülkenin diline ve kültürüne uygun şekilde yerelleştirmeleri, ürünlerinin GTİP (Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu) kodlarını önceden belirlemeleri ve uluslararası ödeme seçenekleri sunmaları önemli. Ayrıca lojistik ve stok süreçlerini doğru planlamaları, sosyal medyada görünürlüklerini artırarak hedef kitlelerine ulaşmaları başlangıçta avantaj sağlayacaktır."
"İdeal ürün, hafif ve gönderimi kolay olandır"
Cenk ÇİĞDEMLİ/ TOBB E-ticaret Meclis Üyesi ve Ticimax Kurucu CEO'su
Başarılı bir yurt dışı satış stratejisinin ilk adımı doğru ürün ve hedef pazar seçimidir. İdeal ürünler genellikle hafif, kompakt ve kolay gönderilebilir olanlardır; çünkü lojistik maliyeti kârlılığı doğrudan etkiler. Takı ve aksesuar, el yapımı ürünler, tekstil, elektronik aksesuar ile yazılım ve dijital içerikler uluslararası satışa uygun kategorilerin başında gelir. Yurt dışı pazarlara açılmak için iki temel yol vardır; Amazon, eBay ve Etsy gibi global pazaryerlerinde satış yapmak veya kendi e-ihracat sitenizi kurmak. İkisinin de avantajları farklıdır ve çoğu işletme için en verimli sonuç, ikisini birlikte kullanmaktan gelir. Yurt dışına satış, yerel pazardan farklı dinamiklere sahiptir ve başarı birkaç temel noktaya dikkat etmeyi gerektirir. Rekabet analizi yaparak fiyat avantajı mı yoksa farklılaşma mı sunacağınıza karar verin. Hedef ülkenin kalite, güvenlik, etiketleme ve sertifikasyon standartlarına uyun. Döviz kuru dalgalanmalarına karşı esnek fiyatlandırma modelleri oluşturun. Saat dilimi farklarını dikkate alarak müşteri destek yapınızı kurgulayın. Ürün görselleri, detaylı açıklamalar ve müşteri değerlendirmeleriyle güven inşa edin. Bu unsurlar arasında en çok göz ardı edileni güven inşasıdır. Yurt dışı satışlarda müşteri sizi tanımadığı için, güçlü görseller ve şeffaf bilgilendirme, satın alma kararında belirleyici rol oynar. Gümrük süreçleri ülkeden ülkeye değişir. Her ürün için doğru gümrük tarife kodunu (HS Code) belirlemeli ve beyannameleri eksiksiz doldurmalısınız. Mikro ihracat kapsamında, belirli bir değerin altındaki gönderimler için basitleştirilmiş prosedürler uygulanır; Türkiye'de ETGB sistemi bu tür e-ihracat işlemlerini önemli ölçüde kolaylaştırır. Ticimax olarak biz, markaların e-ihracata geçiş süreçlerinde ihtiyaç duyduğu altyapıyı uçtan uca sunuyoruz. Çoklu dil ve para birimi desteğinden global ödeme ve kargo entegrasyonlarına, pazaryeri bağlantılarından mikro ihracat süreçlerine, farklı ülkelere yönelik mağaza ve ürün yönetiminden sipariş ve stok operasyonlarının tek panelden yönetilmesine kadar birçok çözüm sağlıyoruz. Ayrıca Ticimax Kampüs üzerinden sunduğumuz eğitimlerle işletmelerin hedef pazar seçimi, e-ihracat operasyonları ve dijital satış süreçleri konusunda kendilerini geliştirmelerine de destek oluyoruz.
"İlk stok için E-İhracat Destek Paketi kredisi değerlendirilebilir"
Serkan KOÇ / Dijital ticaret stratejisti
Türkiye'de yıllık 10 bin doların üzerinde e-ihracat yapan firma sayısı 2022'de 8.132 iken 2025 sonunda 11.420'ye çıktı. E-ihracat artık yalnızca büyük markaların değil; atölyelerin, butik üreticilerin ve tek kişilik girişimlerin de alanı. Yasal olarak ayrı bir "e-ihracatçı" statüsü yok. Online kanaldan yurt dışındaki tüketiciye ya da işletmeye yapılan ve gümrükte e-ticaret olarak beyan edilen her satış e-ihracat sayılıyor. Şahıs şirketi de e-ihracat yapabilir, ancak devlet desteklerinden yararlanmak için limited, anonim, kollektif, komandit şirket veya kooperatif olmanız gerekir. Destek planlıyorsanız işe sermaye şirketiyle başlamak, sonradan şirket türü değiştirmekten çok daha ucuzdur. Ayrıca desteklerde satılan ürünün Türk menşeli olması aranıyor; üretici olmanız şart değil, yerli üreticiden tedarik etmeniz yeterli. Başlangıç süreci pratikte 4–8 haftalık bir hazırlık demek. Öncelikle vergi levhası, imza sirküleri, ticaret sicil kaydı ve döviz tahsilatı yapabilen bir banka hesabı gerekiyor. Sektörünüzün bağlı olduğu birliğe üyelik, destek başvurularının kapısıdır. Başvurular birlikler üzerinden Destek Yönetim Sistemi'nden (DYS) yapılıyor. Amazon, Etsy, eBay, Noon, Allegro, Zalando gibi bir pazaryeri mağazası ya da kendi e-ticaret siteniz üzerinden satış gerçekleştirebilirsiniz. 30.000 Euro ve 600 kg'a kadar olan gönderilerde hızlı kargo firması ya da PTT üzerinden ETGB/BGB ile çıkış; daha büyük partilerde gümrük müşaviriyle klasik beyanname hazırlığı gerekmektedir. Türk Eximbank'ın Kasım 2025'te devreye aldığı "E-İhracat Destek Paketi" kredisi, ilk stok ve reklam bütçesi için değerlendirilebilir. En pratik yol, tek bir pazaryerinde 10–20 ürünlük bir seçkiyle 90 günlük bir test yapmak; satış, iade ve reklam verisi geldikçe lojistik, beyan ve pazarlama altyapısını profesyonelleştirmektir. Ticaret Bakanlığı'nın 5986 sayılı Karar kapsamındaki E-İhracat Destekleri, satış operasyonunun doğrudan maliyetlerini (pazaryeri reklamı, depo ve sipariş karşılama, pazaryeri komisyonu, çevrim içi mağaza hizmetleri) karşılıyor. 2026'da şirket başına yıllık toplam üst limit 73.990.019 TL. Temel destek oranı %50; Bakanlığın belirlediği hedef ülkelerde (ABD, BAE, Suudi Arabistan, Japonya, Güney Kore, Meksika, Hindistan gibi 26 ülke) bazı kalemlerde %70'e çıkabiliyor. Ocak 2026'daki değişiklikle (Karar 10881) ödenecek destek hiçbir durumda giderin %75'ini aşamıyor.
"Başarının temeli, müşteri deneyimini pürüzsüz kılmak"
Emine ANAÇOĞLU / ikas Operasyonlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı
Son yıllarda sınır ötesi e-ticaret, yerel pazardaki rekabetten sıyrılmak ve döviz girdisi sağlamak isteyen işletmeler için önemli bir seçenek haline geldi. Ticaret Bakanlığı'nın resmi verilerine baktığımızda, Türkiye'nin genel ihracatı içerisinde e-ihracatın payının yüzde 2 seviyelerinden yüzde 4,5-5 bandına yükseldiğini görüyoruz. Kamu tarafındaki 2030 hedefi ise bu oranı yüzde 10'a çıkarmak. Müşteri talebinde, özellikle mikro ihracat mevzuatının getirdiği kolaylıklar nedeniyle artış gözlemliyoruz. Sektör genelinde her yıl ortalama yüzde 30-40 bandında bir büyüme yaşanıyor. ikas olarak önümüzdeki dönemde bu büyüme ivmesinin artarak devam edeceğini ve e-ihracat yapan işletme sayısının da yükseliş göstereceğini öngörüyoruz. E-ihracatta başarılı olmanın temeli, müşteri deneyimini pürüzsüz kılmaktan geçiyor. İşletmelere en önemli tavsiyemiz, sayfa açılış hızı yüksek ve kesintisiz çalışan bir e-ticaret sitesi kurmaları. ikas altyapısı olarak, yurt dışında geçerliliği olan PayPal, Mollie ve Stripe gibi ödeme yöntemlerini kullanıcılarımıza sunuyoruz. Kargo tarafında ise Navlungo ve ShipEntegra gibi seçeneklere kullanıcılarımız ulaşabiliyor. Böylece ikas kullanıcıları, uluslararası geçerliliği olan ödeme ve lojistik çözümlerinden yararlanabiliyor. Ayrıca stok, sipariş ve ürün verilerinin tüm kanallarda anlık olarak senkronize edilmesi, operasyonel hataları ve müşteri memnuniyetsizliğini önlemek açısından kritik önem taşıyor. İşletmelerin, karmaşık ve sürekli teknik bakım gerektiren sistemler yerine, operasyonlarını kolaylaştıran ve kendilerini tamamen satışa odaklamalarını sağlayan kullanımı kolay çözümlere yönelmelerini öneriyoruz. ikas olarak, yerel markaların küresel pazarlara en hızlı ve sorunsuz şekilde açılmasını sağlayan uçtan uca bir e-ihracat altyapısı sunuyoruz. Kullanıcılarımıza sınırsız dil ve para birimi desteği sunarak hedef pazarlardaki tüketicilere kendi dillerinde ve para birimlerinde satış yapma olanağı sağlıyoruz.
"E-ihracatın da kendine özgü zorlukları var"
Arın DAĞ / Jestiyon Kurucu Ortağı
Bana göre e-ihracatta asıl fırsat, en çok satılan ürünü bulmaktan çok, doğru ürünü doğru pazara sunabilmek. E-ihracatta işletmeler dijital pazaryerleri ve kendi satış kanalları aracılığıyla doğrudan son tüketiciye ulaşabiliyor. Bu da özellikle küçük işletmeler için daha düşük başlangıç maliyetleriyle farklı pazarlarda satış yapma ve müşteri talebini test etme imkânı yaratıyor. Diğer taraftan e-ihracatın kendine özgü zorlukları var. Geleneksel ihracatta daha büyük hacimli ve planlı sevkiyatlar yapılabilirken, e-ihracatta çok sayıda küçük siparişin ayrı ayrı yönetilmesi gerekebiliyor. Bu durum lojistik, iade, müşteri hizmetleri ve finansal operasyonların daha karmaşık hale gelmesine yol açabiliyor. Ayrıca farklı ülkelerdeki vergi uygulamaları, tüketici hakları ve ürün güvenliği düzenlemeleri de işletmelerin takip etmesi gereken önemli konular arasında. Bu nedenle e-ihracatın geleneksel ihracattan mutlaka daha kolay olduğunu söylemek doğru olmaz. Dijital kanallar müşteriye ulaşmayı kolaylaştırıyor ancak uluslararası ticaretin gerektirdiği finansal ve hukuki sorumluluklar devam ediyor. Bugün bir girişimci uluslararası bir pazaryeri üzerinden satış yapmaya başladığında, sadece Türkiye'deki yükümlülüklerini takip etmesi yeterli olmayabiliyor. Satış yaptığı ülkenin vergi uygulamaları, faturalandırma kuralları, ürün güvenliği ve tüketici mevzuatı da gündeme geliyor. Özellikle küçük işletmeler açısından bu süreçlerin karmaşıklığı, uluslararası pazarlara açılma kararını zorlaştırabiliyor. Bu nedenle dijital vergi sistemlerinin yaygınlaşmasını, kamu kurumlarıyla özel sektör yazılımları arasındaki entegrasyonların gelişmesini ve sınır ötesi ticarette bilgiye erişimin kolaylaşmasını önemli buluyorum. Jestiyon olarak İngiltere Vergi İdaresi HMRC ile uyumlu ilk Türk yazılım şirketi olmamız da bu dönüşümün somut bir örneği. Türkiye'de geliştirdiğimiz teknolojinin İngiltere'nin vergi altyapısıyla entegre çalışabilmesi, finansal süreçlerin dijitalleşmesi açısından önemli bir adım
LOJİSTİKTE İKİ ANA MODEL BULUNUYOR
Türkiye'den doğrudan gönderim: Sipariş geldikçe ürün hızlı kargo veya posta ile ETGB kapsamında tek tek gönderiliyor. Başlangıç için düşük riskli, stok yatırımı gerektirmiyor. Ancak teslimat süresi uzun, birim kargo maliyeti yüksek ve pazaryerlerinin hızlı teslimat beklentisini karşılamak zor.
Hedef ülkede depo: Ürün toplu olarak hedef ülkeye gönderiliyor; Amazon FBA, Walmart WFS gibi pazaryeri depolarında ya da bağımsız depolarda tutuluyor ve sipariş oradan çıkıyor. Teslimat hızlı, sıralama ve satış performansı belirgin şekilde daha iyi. Karşılığında stok, depolama ve ithalat tarafında (gümrük vergisi, ithalatçı sorumluluğu) yük artıyor. Çoğu marka ilk modelle talebi test edip satış oturdukça ikinci modele geçiyor.
İadeler ise üç şekilde yönetiliyor.
-Hedef ülkedeki depoya alınıp kontrol edildikten sonra yeniden satışa sunuluyor.
-Satılamaz durumdaysa yerinde imha ediliyor, indirimli satılıyor ya da bağışlanıyor.
-Türkiye'ye geri getiriliyor. Bu en zahmetli yol: geri gelen eşya olarak gümrük işlemi, daha önce alınan KDV istisnasının düzeltilmesi ve çoğu zaman ürün değerini aşan bir taşıma maliyeti söz konusu.
ŞANLIURFA'DA TRENDYOL SATICILARININ E-İHRACAT ROTASI GENİŞLİYOR
Şanlıurfa'da işletmeler e-ticaret ve e-ihracatın sunduğu imkanlarla ticaret ağlarını genişletiyor. Güçlü tarımsal üretimi, tekstil ve tarıma dayalı sanayi altyapısıyla öne çıkan kentte e-ticaret, yerel işletmelerin hem yurt içinde hem de uluslararası pazarlarda daha fazla müşteriye ulaşmasına fırsat sağlıyor. Trendyol verileri de bu dönüşümün hızlandığını ortaya koyuyor. Şanlıurfa'da e-ihracat yapan satıcıların sayısı son bir yılda yüzde 44,2, yurtdışı siparişleri ise yüzde 108,5 arttı. Kentteki aktif Trendyol satıcılarının yaklaşık yüzde 40'ı e-ihracat yaparken, bu oran Türkiye ortalamasının üzerinde seyrediyor. Azerbaycan'ın ilk sırada yer aldığı e-ihracat rotası, Körfez ülkelerinden Orta ve Doğu Avrupa'ya uzanıyor. Şanlıurfalı satıcıların e-ihracatında Körfez ülkeleri önemli bir yer tutuyor. Kentten yapılan e-ihracatın yüzde 42'si Körfez ülkelerine gerçekleşiyor. Ülke bazında Azerbaycan ilk sırada yer alırken; onu Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Romanya ve Kuveyt takip ediyor. Kentteki satıcılar Katar, Umman ve Bahreyn'in yanı sıra Yunanistan, Bulgaristan, Macaristan, Çekya ve Polonya gibi Orta ve Doğu Avrupa pazarlarındaki müşterilere de ulaşıyor. Şehrin e-ihracat tablosunu değerlendiren Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yetim, kentin potansiyelinin çok yüksek olduğunu şöyle anlatıyor: "E-ihracat yapan satıcılarımızın ve yurt dışından aldıkları siparişlerin kısa sürede önemli ölçüde artması, şehrimizin bu alandaki potansiyelini ortaya koyuyor. Körfez ülkelerinden Avrupa'ya uzanan pazar çeşitliliğimiz, kentimiz açısından önemli fırsatlar barındırıyor. Bizim için asıl hedef, Şanlıurfa'nın üretim kapasitesini daha yüksek katma değere dönüştürmek ve daha fazla yerel markamızı dünya pazarlarıyla buluşturmaktır. Daha fazla işletmemizin dijital pazarlara açılmasını, kendi markasıyla satış yapmasını ve ihracattan aldığı payı artırmasını istiyoruz. Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası olarak firmalarımızın e-ihracat imkânlarından daha etkin yararlanmasını ve yurt dışında daha güçlü bir konuma ulaşmasını önemsiyoruz."