“Üretimin geleceğini birlikte düşünmeliyiz”

Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, dünyadaki gelişmeleri, yeni teknolojileri ve pazarlardaki değişimi yakından takip edeceklerini belirterek, sanayicilere “Üretimin geleceğini birlikte düşünmeliyiz” çağrısında bulundu. Komitelerin projelerine ASO bütçesi dahilinde tam destek vereceklerini açıklayan Ardıç, Ankara’nın sanayi ve teknoloji birikimini ortak bir güce dönüştürmeyi hedeflediklerini vurguladı.
06.11.2026 08:34 GÜNCELLEME : 06.11.2026 08:34

ANKARA Sanayi Odası (ASO) Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, 2027-2030 vizyonlarının merkezinde, daha etkin bir teknoloji ve sanayi ekosistemi ile sanayicinin fabrikasında verimlilik, pazarında büyüme, bilançosunda güçlenme olduğunu vurguladı. Ankara'nın üniversitelerini, laboratuvarlarını, teknoparklarını ve üreticilerini aynı ihtiyaç etrafında buluşturmayı hedeflediklerini söyleyen Ardıç, "Bu şehrin birikimi, her ölçekte işletmemizin erişebildiği ortak bir güce dönüşmeli. İkiz dönüşümü, işletmelerimizin günlük kararlarına ve üretim kültürüne yerleştirmeyi hedefliyoruz. Yapay zekâ ve dijitalleşmeyle fire ve üretimdeki kesintileri azaltan, enerji ve hammadde verimliliğini artıran uygulamalara odaklanıyoruz. Karbon ve su ayak izi, SKDM, dijital ürün pasaportu ölçümü ve izlenebilirlik çalışmalarımızla da firmalarımızın yeni düzenlemelere ve müşteri beklentilerine uyumunu destekliyoruz" dedi.

Ardıç, teknoloji tabanlı girişimciliği desteklemek için ASO Girişim Ofisi'nin onay süreçlerini tamamladıklarını hatırlatarak, "Oda binamızda 600 metrekarelik alanda girişimcilere çalışma alanı ve danışmanlık desteği sunacak, yenilikçi fikirlerin sanayiyle buluştuğu ekosistemi güçlendireceğiz" ifadelerini kullandı.

"ÜRETİMİN GELECEĞİNİ BİRLİKTE DÜŞÜNMELİYİZ"

ASO, Oda seçimlerinin ardından 2026 yılı 2. Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı'nı Antalya'da gerçekleştirdi. Sanayicilere "Üretimin geleceğini birlikte düşünmeliyiz" çağrısında bulunan ASO Başkanı Seyit Ardıç, dünyadaki gelişmeleri, yeni teknolojileri ve pazarlardaki değişimi yakından takip edeceklerini belirtti.

Ardıç, "Sektörlerimizin önündeki fırsatları değerlendirmek, karşılaşabileceğimiz güçlükleri zamanında görmek ve çözüm üretmek için sizlerin görüşleri bizim için çok kıymetli" ifadelerini kullandı.

Meslek Komitelerinin sektörlere ve üyelere katkı sunacağı projelere ASO'nun bütçe imkanları ölçüsünde her türlü maddi desteği sağlamaya hazır olduğunu belirten Ardıç, Oda Meclisi, Meslek Komiteleri ve Yönetim Kurulu arasındaki kesintisiz iletişim ve istişareyle belirledikleri öncelikleri somut adımlara dönüştüreceklerini kaydetti.

ORTAK ÜRÜN VE TEDARİK FIRSATLARI GELİŞTİRİLECEK

İhracatı artırmaya yönelik adımlara da değinen Ardıç, şunları kaydetti:

"Pazar payımızı büyütmek için ihracat mentorluğunu hedef müşteri, numune hazırlığı ve yeni siparişlerle ilerleyen bir çalışma düzenine taşıyoruz. Ana sanayinin satın alma ihtiyaçlarıyla KOBİ'lerimizin yeteneklerini eşleştirerek tedarik zincirlerindeki konumlarını güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Savunma sanayii ve sağlık teknolojilerinde ortak ürün ve tedarik fırsatlarını geliştirmek, firmalarımızın yatırım projelerini uygun finansman ve desteklerle buluşturmak da önceliklerimiz arasında.

Üç büyük projemiz bu vizyona uzun vadeli güç katıyor. ASO Teknoloji Üssü ile araştırmadan üretime geçişi hızlandırmayı, ASO Serbest Bölgesi ile sanayicimizi uluslararası yatırımlara ve pazarlara bağlamayı hedefliyoruz. ASO Sıfır Atık OSB ile bir işletmenin atığını diğerinin hammaddesine dönüştüren, kaynakları üretimde tutan bir sanayi yapısı geliştiriyoruz. Hazırlıkları ilerletirken, izin ve finansman koşulları oluşan etapları hayata geçirmeyi esas alıyoruz.

Bu yolun başlangıç noktası, sizlerin sahadan getirdiği ihtiyaçlar. Meslek komitelerimizle öncelikleri birlikte belirlemek, her talebin sorumlusunu ve sonucunu izlemek istiyoruz. Başarımızın ölçüsü; üyemizin kazandığı müşteri, aldığı sipariş, geliştirdiği ürün ve sağladığı tasarruftur. Ankara'nın birikimini fabrikalarımızın gücüne dönüştürmek, yeni dönemde hepimizin ortak sorumluluğudur."

"KÜRESEL DÖNÜŞÜME UYUM SAĞLAMAK YETMEZ"

Küresel rekabette maliyet avantajıyla birlikte ileri teknoloji, yüksek katma değer ve tedarik güvenliğinin de belirleyici rol oynadığına dikkat çeken Ardıç, bugün sanayide önlerinde duran temel görevin, küresel dönüşüme yalnızca uyum sağlamak olmadığını, bu dönüşümde daha yüksek katma değer üreten bir konuma yükselmek olduğunu dile getirdi. Ekonomik büyümenin kalıcı hale gelebilmesi için yalnızca talebin değil, üretim kapasitesinin ve toplam faktör verimliliğinin de artması gerektiğini söyledi. Ardıç, "Üretkenlik artışı, aynı miktarda emek ve sermayeyle daha fazla katma değer üretebilmemizi sağlar. Bu nedenle teknoloji ve verimlilik yatırımları yalnızca şirketlerimizin rekabet gücü açısından değil, makroekonomik istikrar açısından da önemlidir. Daha yüksek üretkenlik; güçlü ihracat kapasitesi, daha düşük birim maliyet baskısı, sürdürülebilir büyüme ve kalıcı refah artışı anlamına gelir" diye konuştu.

"ENFLASYON YÜZDE 30'A SIKIŞTI"

Ekonominin en önemli yapısal sorunlarından birinin, enflasyonun yüksek seviyelerde kalıcı hale gelmesi olduğunu dile getiren Ardıç, son bir yılda enflasyonun yüzde 30 seviyelerinde adeta sıkışıp kalmasının, dezenflasyon sürecinde ciddi bir dirençle karşı karşıya olunduğunu gösterdiğini söyledi. Ardıç, "Enflasyonla mücadele programında dördüncü yıldayız. Ancak geldiğimiz noktada uygulamaya konulan tedbirler kalıcı bir ekonomi politikasına dönüşmüştür.

Yüksek finansman maliyetleri, baskılanan iç talep ve ertelenen yatırımlar, bir geçiş döneminin koşulları olmaktan çıkıp sanayicimizin taşıyamayacağı bir yüke dönüşüyor.

Enflasyonla mücadelede kalıcı olması gereken, sıkılaşmanın kendisi değil, fiyat istikrarıdır. Bu mücadelede başarıyı, enflasyonu düşürürken üretimi, yatırımı ve istihdamı ne kadar koruyabildiğimizle ölçmeliyiz.

Enflasyonun ekonomimizin işleyişini belirleyen kronik bir soruna dönüşmesini önlemeliyiz. Çünkü yüksek enflasyon üretim maliyetlerini artırıyor, yatırım kararlarını erteliyor, önümüzü görmemizi zorlaştırıyor. Bu baskı sürdükçe sanayimizin rekabet gücü de zayıflıyor; üretim yavaşlıyor, fabrikalar sessizleşiyor.

Enflasyonla mücadelede hedefimiz, fiyat istikrarıyla birlikte maliyet baskısının hafiflediği, yatırımların canlandığı ve üretim çarklarının yeniden hızlandığı güçlü bir ekonomi olmalı" şeklinde konuştu.

FİRMA BAŞINA KREDİ LİMİTİ 5 MİLYON LİRA…

Ardıç, "Nefes Kredisi'ne" ilişkin açıklamalarda da bulundu. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Nefes Kredisi'nin 50 milyar liralık yeni kredi hacmiyle başladığını hatırlatan Ardıç, "Başvurularda firma başına kredi limiti 5 milyon lira olacak. Önceki dilimlerden yararlanan işletmelerimiz de toplam kredi tutarını 5 milyon liraya tamamlayabilecek. Sanayicilerimizin işletme sermayesi ihtiyacının arttığı bu dönemde, özellikle KOBİ'lerimize uygun koşullarda finansman sağlayacak bu adımı çok kıymetli buluyorum" dedi.

"İHRACATÇILARA YÖNELİK DESTEKLER SANAYİCİLER İÇİN KRİTİK"

Uluslararası rekabet gücünü artırmak için ihracatçılara yönelik destek mekanizmalarının sanayiciler için kritik olduğunu söyleyen Ardıç, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) ihracattan elde edilen dövizin Türk lirasına çevrilmesini teşvik etmek için yüzde 3 döviz dönüşüm desteği verdiğini anımsattı. Ardıç, açıklamalarına şöyle devam etti:

"Ancak son düzenlemeyle desteğin hesaplandığı döviz tutarının, firmanın yarattığı katma değerle sınırlandırılması, ihracatçımızın alacağı desteği önemli ölçüde azalttı. Destek oranı yüzde 3 olarak yıl sonuna kadar devam edecek, 2027 yılında ise yüzde 2'ye düşecektir. Üstelik yıllık 100 milyon liralık destek tavanı özellikle yüksek ihracat hacmine sahip firmalarımızı sınırlıyor, ilave bürokratik yükümlülükler de desteğe erişimi zorlaştırıyor. Türk lirasına dönüşümü teşvik etme ve daha fazla işletmeyi destekleme hedefini tabii ki doğru buluyoruz. Ancak sanayicimizin yüksek faizle, artan maliyetlerle, kur baskısıyla mücadele ettiği bir dönemde desteklerin etkisini azaltan düzenlemeler yükü daha da ağırlaştırıyor. Beklentimiz, katma değer hesabının, firma başına destek sınırının ve raporlama yükümlülüklerinin yeniden değerlendirilmesidir. Sektörlerin farklı üretim koşulları dikkate alınmalı, destek sistemi daha sade, öngörülebilir ve erişilebilir hale gelmelidir."

Ardıç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, fon konusunu hassasiyetle ele almasını kıymetli bulduklarını aktararak, beklentinin, gelişmelerin piyasanın geneline yayılan ve reel sektörü etkileyen sistemik bir soruna dönüşmemesi olduğunu belirtti.

"UYGUN MALİYETLİ YEŞİL FİNANSMANA ERİŞİM SAĞLANMALI"

Avrupa Birliği'nin (AB) "Made in Europe" yaklaşımını dikkatle takip ettiklerinin altını çizen Ardıç, henüz yasalaşmamış olmakla birlikte bu girişimin, sanayi açısından önemli sonuçlar doğurabileceğini kaydetti. Ardıç, artık gümrük vergisi ödemeden pazara girebilmek kadar, o pazardaki teşviklerden ve kamu alımlarından yararlanabilmenin de belirleyici hale geldiğini vurguladı.

Türkiye'nin üretim kapasitesi, mühendislik birikimi ve güçlü tedarik ağının, Avrupa sanayisinin rekabet gücünün bir parçası olduğunu dile getiren Ardıç, beklentilerinin bu ortak üretim gücünün yeni düzenlemelerde açık ve kalıcı güvencelerle tanınması olduğunu söyledi.

Ardıç, Gümrük Birliği'nin güncellenmesinin, sanayi teşviklerini, kamu alımlarını ve yeşil dönüşümü kapsayan bir anlayışla ele alınmasının önemine işaret etti.

COP31, STRATEJİK BİR TOPLANTI

Türkiye'nin, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) ev sahipliği yapmaya hazırlandığını aktaran Ardıç, "Bu önemli organizasyonu yalnızca küresel iklim politikalarının tartışılacağı uluslararası bir toplantı olarak değil, Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınma ve sanayide yeşil dönüşüm vizyonunu dünyaya taşıyacağı stratejik bir toplantı olarak değerlendiriyoruz" diye konuştu.

Ardıç, yeşil dönüşümün, sanayi üzerinde yeni bir maliyet baskısına dönüşmesini önlemeyi amaçladıklarını da dile getirerek, "Bunun için özellikle KOBİ'lerimizin uygun maliyetli yeşil finansmana erişiminin sağlanması, temiz enerji yatırımlarının desteklenmesi ve karbon emisyonlarının ölçülmesine yönelik teknik kapasitenin geliştirilmesi büyük önem taşıyor. COP31'in Türkiye açısından kalıcı başarısı da yalnızca uluslararası müzakerelerde elde edilecek sonuçlarla değil, bu sürecin fabrikalarımıza, yatırımlarımıza ve ihracatımıza sağlayacağı somut kazanımlarla ölçülmeli" şeklinde konuştu.

"RİSKLERİ VE FIRSATLARI DOĞRU DEĞERLENDİREREK İLERLEMELİYİZ"

Sanayicinin önünde, belirsizliklerin yoğun olduğu ve üretimden ticarete kadar iş yapma koşullarının köklü biçimde değiştiği bir dönem olduğunu belirten Ardıç, "Ben bunu sisli bir yola benzetiyorum. Ama sis var diye kontağı kapatıp bekleyecek halimiz de yok, sisli havada da yol almayı bilmek zorundayız. Riskleri ve fırsatları doğru değerlendirerek yönümüzü kaybetmeden ilerlemeliyiz. Birbirimizi dinleyerek, fikirlerimize değer vererek ve omuz omuza çalışarak bu birikimi yeni başarılara dönüştüreceğiz. Üreten, yatırım yapan, istihdam sağlayan ve ülkemize değer katan bütün sanayicilerimiz için aynı kararlılıkla çalışmayı sürdüreceğiz" dedi.

BİZE ULAŞIN