“Teknoloji yatırımlarının yönünü, yapay zekanın ihtiyaçları belirliyor”

Yazılım test süreçlerinin olgunlaştırılması ve dijital kalite kültürünün yaygınlaştırılması konusunda sektöre yön veren aktörlerden biri olan TesterYou’nun Kurucusu Barış Sarıalioğlu, “Teknoloji yatırımlarının yönünü, yapay zekanın ihtiyaç duyduğu işlem gücü, veri merkezi kapasitesi, ağ altyapısı ve kurumsal entegrasyonlar belirliyor” diyor.
08.06.2026 14:00 GÜNCELLEME : 09.06.2026 00:01

ÜRÜN DİRİER/ Teknoloji odaklı bir danışmanlık ve eğitim firması olan TesterYou, bugüne kadar 80'nin üzerinde dijital ve çevik dönüşüm projesi yürüttü. Sunduğu hizmetlerle yalnızca yerel pazarda değil, aynı zamanda Avrupa başta olmak üzere farklı coğrafyalarda da aktif rol üstlenene şirket, yazılım test süreçlerinin olgunlaştırılması ve dijital kalite kültürünün yaygınlaştırılması konusunda sektöre yön veren aktörlerden biri. TesterYou Kurucusu Barış Sarıalioğlu, küresel teknoloji yatırımlarına yapay zeka etkisine ilişkin olarak, "Yapay zekanın ihtiyaç duyduğu işlem gücü, veri merkezi kapasitesi, ağ altyapısı ve kurumsal entegrasyonlar, teknoloji yatırımlarının yönünü doğrudan belirliyor" diyor.

Yazılım geliştirme ve kalite süreçlerinde yapay zeka etkisinin artışına dikkat çeken Sarıalioğlu, "Yapay zekanın etkisinin en yoğun hissedildiği alanlardan biri kuşkusuz yazılım geliştirme süreçleri. Google Cloud'un 2025 DORA araştırması, dünya genelinde yaklaşık 5 bin teknoloji profesyonelinin katılımıyla gerçekleştirildi. Araştırmaya göre yazılım geliştirme profesyonellerinin yüzde 90'ı artık iş süreçlerinde yapay zekadan yararlanıyor. Katılımcıların yüzde 80'den fazlası, AI kullanımının üretkenliklerini artırdığını belirtirken; yüzde 59'u yapay zekanın kod kalitesine olumlu katkı sunduğunu ifade ediyor. Bu sonuçlar, yapay zekanın yazılım geliştirme ekipleri için ciddi bir hız ve üretkenlik fırsatı yarattığını gösteriyor. Kod üretiminden analiz süreçlerine, dokümantasyondan test senaryosu geliştirmeye kadar birçok alanda ekiplerin daha hızlı hareket edebilmesi mümkün hale geliyor. Ancak burada yalnızca hıza odaklanmak büyük bir eksiklik olur. Aynı DORA araştırmasında katılımcıların yalnızca yüzde 24'ü yapay zeka çıktısına yüksek düzeyde güvendiğini belirtirken, yüzde 30'u AI çıktısına çok az güvendiğini veya hiç güvenmediğini ifade ediyor" açıklamasında bulunuyor.

Yapay zekanın geliştirme süreçlerini hızlandırabileceğini ancak ortaya çıkan çıktının doğru, güvenilir, güvenli ve kullanıcı ihtiyacına uygun olup olmadığını kontrol etme sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını hatırlatan Sarıalioğlu, "Tam tersine, daha hızlı üretim daha güçlü doğrulama, daha etkili test süreçleri ve daha olgun kalite mühendisliği yaklaşımları gerektirir. Capgemini, Sogeti ve OpenText tarafından hazırlanan World Quality Report 2025-2026 sonuçları da bu tabloyu destekliyor. Araştırmaya göre kurumların yüzde 89'u, kalite mühendisliği süreçlerinde üretken yapay zeka destekli iş akışlarını pilot olarak deniyor veya kullanıma alıyor. Buna karşın yalnızca yüzde 15'i bu uygulamaları kurum genelinde ölçekleyebilmiş durumda. Bu veri, yapay zekayı denemek ile onu kurumsal ölçekte güvenilir bir çalışma biçimine dönüştürmek arasında ciddi bir fark olduğunu gösteriyor. Kurumlar AI ile hızla pilot çalışmalar yapabiliyor; ancak bu çalışmaların sürdürülebilir, denetlenebilir ve gerçek değer yaratan yapılara dönüşmesi için daha güçlü bir altyapıya ihtiyaç duyuyor" diyor.

YETKİNLİK İHTİYAÇLARI DA YENİDEN ŞEKİLLENİYOR

Yapay zeka yatırımlarındaki yükselişin, yalnızca teknoloji altyapılarını ve yazılım süreçlerini değil, iş gücü planlamasını ve yetkinlik ihtiyaçlarını da yeniden şekillendirdiğine vurgu yapan Sarıalioğlu, şunları aktarıyor:

"World Economic Forum'un Future of Jobs Report 2025 araştırması, 55 ekonomide 14 milyondan fazla çalışanı temsil eden binden fazla işverenin görüşlerine dayanıyor. Rapora göre kurumların yaklaşık yarısı, yapay zekaya yanıt olarak iş modellerini yeniden yapılandırmayı planlıyor. İşverenlerin üçte ikisi, belirli AI yetkinliklerine sahip çalışanları işe almayı hedeflerken; yüzde 40'ı, yapay zekanın görevleri otomatikleştirebildiği alanlarda çalışan sayısını azaltmayı öngörüyor.

Bu verileri yalnızca 'hangi işler kaybolacak?' sorusu üzerinden değerlendirmek doğru olmaz. Asıl dönüşüm, işlerin içindeki görevlerde ve bu görevleri yerine getirmek için gereken yetkinliklerde yaşanıyor. Kurumlar artık yalnızca belirli bir işi yapan çalışanlara değil; yapay zekayla birlikte çalışabilen, üretilen çıktıyı değerlendirebilen, sorgulayabilen ve bunu gerçek iş değerine dönüştürebilen profesyonellere ihtiyaç duyuyor.

Anthropic'in Mart 2026 tarihli Economic Index araştırması da AI kullanımının görevler üzerindeki etkisine odaklanıyor. Araştırmaya göre mesleklerin yaklaşık yüzde 49'unda, görevlerin en az dörtte biri Claude kullanılarak gerçekleştirildi. Anthropic'in iş gücü etkilerine ilişkin çalışması ise yapay zekaya yüksek düzeyde maruz kalan çalışan gruplarında sistematik bir işsizlik artışı tespit edilmediğini; ancak özellikle genç çalışanların işe alımı açısından izlenmesi gereken erken sinyaller bulunduğunu belirtiyor.

Bu nedenle yapay zeka gündemini yalnızca işleri ortadan kaldıran bir teknoloji olarak konumlandırmak yerine, görevleri dönüştüren, yeni yetkinlik beklentileri yaratan ve kurumların insan kaynağı stratejilerini yeniden düşünmesini gerektiren bir değişim alanı olarak değerlendirmek gerekiyor. Kurumların önümüzdeki dönemdeki rekabet avantajı, yalnızca hangi teknolojilere yatırım yaptıklarıyla değil; çalışanlarını bu dönüşüme ne ölçüde hazırladıklarıyla da doğrudan ilişkili olacak. Yapay zekayı kullanabilen insan kaynağı kadar, yapay zekanın ürettiği sonucu değerlendirebilen, kaliteyi koruyabilen ve iş hedefleriyle ilişkilendirebilen insan kaynağı da kritik hale gelecek."

HIZ TEK BAŞINA BAŞARI GETİRMEZ

Şirket olarak ana amaçlarından birinin sadece geleceğin test uzmanlarını değil, kaliteyi uçtan uca inşa eden Quality Engineer neslini yetiştirmek olduğuna da dikkat çeken Sarıalioğlu, "Pazar, yaklaşık 50 milyar dolar büyüklüğünde bir ekonomiye tekabül ediyor, yıllık büyüme yüzde 10'un üzerinde seyrediyor. Dünya genelinde yazılım test aktivitelerinin yüzde 60'tan fazlası ise outsource ediliyor. Sektörün büyümesiyle birlikte test mühendisliği bir kariyer alanı hâline gelirken, test otomasyonu, yapay zekâ destekli test araçları ve kullanıcı deneyimi odaklı test yaklaşımları gibi modern yöntemlere olan talep de hızla artıyor" diyor.

Türkiye açısından bakıldığında, teknoloji sektörünün ulaştığı büyüklüğün, yazılım ihracatı, dijital kullanım kapasitesi ve yapay zeka adaptasyonu bakımından önemli bir potansiyel ortaya koyduğuna dikkat çeken Sarıalioğlu'na göre, bu potansiyelin sürdürülebilir katma değere dönüşebilmesi için yalnızca teknoloji yatırımı yeterli değil. Nitelikli insan kaynağı, yazılım kalitesi, çevik çalışma kültürü, güvenilir veri yönetimi, test ve doğrulama süreçleri ile ölçülebilir iş değeri üretimi aynı bütünün parçaları olarak ele alınmalı. Bugün yapay zeka ile daha hızlı üretmek mümkün. Daha hızlı kod yazmak, daha hızlı analiz yapmak, daha hızlı fikir geliştirmek mümkün. Ancak hızın tek başına başarı anlamına gelmediğini unutmamak gerekiyor. Gerçek başarı; üretilen çıktının güvenilir, sürdürülebilir, kullanıcı için anlamlı ve kurum için ölçülebilir bir değere dönüşmesiyle mümkün. "Önümüzdeki dönemde fark yaratacak kurumların, yapay zekayı yalnızca işleri hızlandıran bir teknoloji olarak değil; kaliteyi, insan yetkinliğini, inovasyon kapasitesini ve rekabet gücünü artıran bir dönüşüm fırsatı olarak gören kurumlar olacağına inanıyorum" diyen Sarıalioğlu, küresel teknoloji yatırımlarına yapay zeka etkisine ilişkin olarak da şunları paylaşıyor:

"Gartner'ın Nisan 2026 tarihli güncel tahminine göre, dünya genelindeki bilgi teknolojileri harcamalarının 2026 yılında 6,31 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Bu rakam, 2025 yılına kıyasla yüzde 13,5 büyüme anlamına geliyor. Burada özellikle dikkat çekici olan nokta, büyümenin önemli bölümünün yapay zeka altyapısı ihtiyacından kaynaklanması. Veri merkezi sistemleri harcamalarının 2026 yılında yüzde 55,8 artarak yaklaşık 788 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor. Bu veri bize şunu söylüyor: Yapay zeka artık yalnızca kurumların kullandığı bir uygulama ya da çözüm seti olarak görülmüyor. Yapay zekanın ihtiyaç duyduğu işlem gücü, veri merkezi kapasitesi, ağ altyapısı ve kurumsal entegrasyonlar, teknoloji yatırımlarının yönünü doğrudan belirliyor.

Gartner'ın Mayıs 2026 tarihli bir diğer çalışmasına göre, dünya genelindeki yapay zeka harcamalarının 2026 yılında 2,59 trilyon dolara yükselmesi bekleniyor. Bu rakam, yalnızca bir yıl içerisinde yüzde 47'lik büyümeye işaret ediyor. Araştırmaya göre bu harcamaların önemli bir bölümü AI altyapısı, optimize edilmiş sunucular, işlemciler, ağ altyapıları ve kurumsal iş akışlarına entegre edilen yapay zeka çözümlerinden kaynaklanıyor.

Forrester ise farklı bir pazar tanımı üzerinden küresel teknoloji harcamalarının 2026 yılında 5,6 trilyon dolara ulaşacağını ve yüzde 7,8 büyüyeceğini öngörüyor. Avrupa özelinde teknoloji harcamalarının 1,5 trilyon euroyu aşması, yıllık büyümenin ise yüzde 6,3 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Forrester'a göre Avrupa'daki büyümenin temel itici güçleri AI uyumlu donanım, bulut teknolojileri, siber güvenlik ve dijital egemenlik yatırımları olacak.

Statista Market Insights verileri de yapay zekanın ticari pazar büyüklüğündeki yükselişi doğruluyor. Statista'ya göre küresel yapay zeka pazar gelirlerinin 2026 yılında yaklaşık 335,3 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Burada önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor. Gartner'ın toplam AI harcaması tahmini ile Statista'nın AI pazar geliri tahmini aynı kapsamı ölçmüyor. Ancak yöntemleri ve kapsamları farklı olsa da her iki araştırma da aynı yönü gösteriyor: Yapay zeka, kurumların yatırım gündeminde hızla büyüyen ve doğrudan iş değerine dönüşmesi beklenen stratejik bir alan haline geliyor."

BİZE ULAŞIN