Suriye’de çok fırsat var!
HÜLYA GENÇ SERTKAYA / Suriye'de oyunun kuralları yeniden yazılıyor. 8 Aralık 2024 sonrası Suriye'de başlayan yeni dönem, yalnızca siyasi bir değişimi değil; bölgesel ticaret dengelerini, yatırım stratejilerini ve tedarik zincirlerini de yeniden şekillendiriyor. İhracatçılar ve iş dünyasının yıllardır masasında duran "sınır güvenliği" veya "kriz yönetimi" dosyalarının yerini yavaş yavaş ticaret, ortak üretim, yerinde yatırım başlıkları alıyor. Suriye tarafının kendi üreticisini korumak adına gündeme getirdiği ithalat sınırlamalarına karşın, Türkiye'nin 2025'te Suriye'ye ihracatını genel ticaret sistemine göre 3.5 milyar dolar seviyesine taşıması, sınır illerinde ihracat artışlarının hızlanması ve sektör temsilcilerinin sahadan "hareketlilik" mesajları vermesi, ortak bir soruyu gündeme getiriyor: Suriye için yatırımda uygun zaman mı? PARA Dergisi'nin sorularını yanıtlayan sektör temsilcileri, oda başkanları ve iş insanlarının değerlendirmeleri ortak bir noktada birleşiyor: Fırsat büyük, potansiyel yüksek; ancak oyun hala risk yönetimi oyunu. ABD-İsrail-İran savaşı tüm dikkatleri bölgeye çekse de, Suriye ilk gidenin kazanacağı bir fırsat olarak görülüyor. Suriye'yi, temkinli iyimserlik ve doğru ortaklıklarla yönetildiğinde seçici ama stratejik fırsatlar sunan yeni bir yatırım alanı olarak konumlayan Türk iş dünyası, normalleşme süreciyle birlikte Suriye pazarının önemli bir potansiyeli barındırdığına dikkat çekiyor.
İŞ DÜNYASINDAN "HAZIRIZ" MESAJI
Suriye'nin yeniden imarının omurgasını inşaat ve altyapının oluşturması, bugün dünyanın en zor coğrafyalarında farklı finansman modelleriyle büyük ölçekli projelerde başarı elde eden Türk inşaat sektörünün yeniden inşada ön planda olması bekleniyor. Enerji nakil hatları, su ve sanitasyon sistemleri, köprüler, ana karayolları (M4-M5 gibi lojistik akslar), konut ve sosyal donatı projelerinin Suriye'de öncelikli yatırımlar arasında yer alacağı ifade ediliyor.
Yeniden inşanın klasik kamu bütçesiyle değil; hibe, kredi, garanti ve karma finansman modelleriyle ilerleyeceği belirtiliyor. Körfez ülkelerinin finansmanı ile Türk müteahhitlik firmalarının sahadaki uygulama gücünü buluşturan modellerin Suriye için en uygulanabilir yeniden inşa formülü olduğu ifade ediliyor. Suriye'de sadece binayı yapmanın yetmeyeceği, o şehrin planlanması veya hastanelerin işletilmesi gibi "know-how" ve hizmet ihracatı yapılacak yeni bir dönemin başlayacağı vurgulanıyor. Suriye'ye "kazan-kazan" felsefesiyle yaklaşan iş dünyası, Suriye'de lokal iş birliklerine gidilmesinin önünde hiçbir engel olmadığını vurguluyor. Suriye'ye yatırımda yerel partnerlik/satış ofisi, ortak üretim, Organize Sanayi Bölgesi (OSB) modeli ve yerinde yatırımı dile getiriyor. İş dünyası "acele etmiyoruz ama hazırız" mesajı veriyor. Ayrıntılar haberimizde…
"TİCARET HACMİ HER GEÇEN GÜN ARTIYOR"
Suriye'de 8 Aralık 2024'te eski rejimin yıkılmasıyla Türkiye-Suriye ilişkileri yeni boyuta taşındı. Suriye'nin yeni döneminin yansımalarını Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu
(DEİK) Türkiye-Suriye İş Konseyi Başkanı Mahsum Altunkaya anlattı. 8 Aralık 2024 sonrasında Suriye'de yaşanan siyasi dönüşüm ve buna paralel olarak uluslararası yaptırımların gevşetilmesinin, Türkiye-Suriye ticari ilişkilerinde belirgin bir ivme oluşturduğunu kaydeden Altunkaya, bu dönemde Suriye yönetiminin uluslararası ilişkilerde normalleşme ve yeniden entegrasyon yönünde attığı adımların istikrarlı bir şekilde devam ettiğini ifade etti. Altunkaya, "Türkiye ise gerek coğrafi yakınlığı gerekse tarihsel, ekonomik ve insani bağları sayesinde bu süreci en yakından takip eden ülkelerin başında geliyor; Suriye'nin yeniden yapılanma ve kalkınma sürecinde en önemli ve yapıcı destekçilerinden biri olarak öne çıkıyor. İkili ilişkilerde kaydedilen bu olumlu gelişmeler, doğal olarak ticari ilişkilere de güçlü bir şekilde yansıyor; Türkiye ile Suriye arasındaki karşılıklı ticaret hacmi her geçen gün artıyor, firmalarımız açısından daha öngörülebilir, güvenli ve sürdürülebilir bir ticaret ortamı oluşturuyor" diye konuştu.
"ORTAK YATIRIM VE UZUN VADELİ PROJE MODELLERİ ÖNCELİKLİ"
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Suriye Masası Başkanı ve Güneydoğu Anadolu Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu ise, TİM Suriye Masası'nın çalışmalarına ve 2026 yılı gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Suriye tarafında devlet yapısının daha öngörülebilir bir çerçeveye kavuştuğu bu dönemde temasları sistematik biçimde artırdıklarını dile getiren Kadooğlu, "Sınır ticaretindeki operasyonel belirsizliklerin azalması ve lojistik akışların düzenli ritme oturmasıyla ortaya çıkan fırsatı, kurumsal diyalog kanallarıyla destekledik. Bu yaklaşımın somut çıktılarından biri, Halep'te Türkiye ve Suriye'nin önde gelen firmaları arasında imzalanan iş birliği protokolüydü; bu anlaşma Suriye'nin yeniden imarına yönelik güçlü bir ilk adım oldu.
TİM Suriye Masası olarak 2026 yılında da odağımız ticareti daha kurumsal, daha öngörülebilir ve sürdürülebilir bir zeminde büyütmek olacak. Sahadan gelen ihtiyaçları kamu otoriteleriyle eş zamanlı ele alan diyalog ve çözüm mekanizmalarını sürekli canlı tutacağız. Ayrıca mal ticaretinin yanında ortak yatırım ve uzun vadeli proje modellerinin güçlenmesine öncelik vereceğiz. 2026 için beklentimiz, istikrar-yatırım-ticaret ilişkisinin daha da güçlenmesi, ihracatın nitelik ve çeşitlilik açısından daha da derinleşmesi" diye konuştu.
Hatırlanacağı üzere, TİM Suriye Masası'nın Suriyeli iş dünyası ve bürokrasisiyle kurduğu temaslar sonucu ilk kez 2025'te Suriye'nin Halep kentinde düzenlenen törenle Acarsan Holding ve MRF Group, Suriye'nin önde gelen inşaat firmalarından Al-Hasan Holding'le iş birliği protokolü imzalamıştı.
"YATIRIMLAR ARTACAK"
Suriye'de yeni dönemin, en başta daha öngörülebilir bir kamu düzeni, daha az operasyonel belirsizlik ve daha düzenli işleyen lojistik bir akış sağladığına dikkat çeken Kadooğlu, "Bu üç unsur bir araya gelince ticaret sadece hacim olarak büyümüyor, güven zemini güçlendikçe ilişkinin niteliği de değişiyor. Özel ticaret sistemi verilerine göre ülkemizin 2025 yılında Suriye'ye yaptığı ihracat, yüzde 69.6 artışla 2.6 milyar dolara ulaştı; bu güçlü artış, yıl geneline yayılan temasların ve sahadaki koordineli uyumun da bir sonucu oldu. Üstelik bu pazar artık yalnızca sınır illerinin konusu değil; Gaziantep'in yanı sıra İstanbul ve Ankara gibi üretim merkezlerinde de dikkat çekici artışlar görüyoruz" dedi.
"RİSK ANALİZLERİ TİTİZLİKLE YAPILMALI"
Türk iş dünyasının Suriye'ye ilgisinin arttığını dile getiren Kadooğlu, şunları kaydetti:
"Çünkü sahada, istikrar ve karşılıklı güvenin güçlenmesiyle ticaret daha sağlam bir zemine taşındı. Bununla birlikte iş dünyası hala riskleri yakından izliyor. En çok dile getirilen başlıklar sınır ticaretine ilişkin operasyonel süreçler, lojistik akışın sürekliliği ve sahadaki uygulamaların öngörülebilirliği etrafında yoğunlaşıyor. Suriye'de öncelikle yeni siyasi yönetimin istikrarlı bir dönem ortaya koyması, bankacılık ve enerji altyapısının gelişmesi, en önemlisi güvenlik konusunda da sorunların ortadan kalkmasıyla yatırımlar artacaktır. Bununla birlikte, Suriye'deki siyasi ve ekonomik istikrarın sağlanması, yatırımların sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahiptir. Bu nedenle, yatırım kararları alınırken risk analizlerinin titizlikle yapılması gerekmektedir. Biz de bu yüzden sahadan gelen ihtiyaçları kamu otoriteleriyle eş zamanlı ele alıp çözüm üretme refleksini sürekli canlı tutmaya odaklanıyoruz."
"SURİYE PAZARI ÖNEMLİ POTANSİYEL BARINDIRIYOR"
TİM Başkanı Mustafa Gültepe ise, Suriye'deki yeni dönemin, ihracatçılar ve iş dünyası açısından "oyunun kurallarının tamamen değişmesi" anlamına geldiğini vurguladı. Gültepe, "Yıllardır masamızda duran 'sınır güvenliği' veya 'kriz yönetimi' dosyalarının yerini artık 'bölgesel ortaklık' ve 'ticaret' başlıkları aldı. Normalleşmeyle birlikte Suriye pazarı bizim için önemli bir potansiyeli barındırıyor. İhracatçıların ilgisini rakamlardan önce sahada, birebir temaslarımızda hissediyoruz çünkü telefonlarımız neredeyse hiç susmuyor" ifadelerini kullandı. Gültepe, "Eskiden 'Suriye'ye mal göndermek güvenli mi?' endişesi taşıyan ihracatçının, bugün artık 'Dağıtım ağımı nasıl kurarım, orada nasıl mağazalaşırım?' sorularıyla bize geliyor. Bu bile bakış açısındaki değişimin en net kanıtı. 2025 yılında yakaladığımız yüzde 60'lık artış ve 3.5 milyar dolarlık rekor ihracat da bu iştahın somut bir karşılığı. Artık sadece günü kurtarmak isteyen tüccarlar değil, uzun vadeli düşünen sanayicilerimiz de sahada yerini alıyor. Türk iş dünyasının beklentisi net. Biz, Suriye'nin yeniden inşasında başrol oyuncusu olmak istiyoruz" diye konuştu.
Bu arada Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) genel ticaret sistemi verilerine göre Türkiye'nin Suriye'den ithalatı ise 2025'te yıllık yüzde 46.3 azalışla 235.1 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti.
"EN BÜYÜK AVANTAJ: HIZ VE ERİŞİLEBİLİRLİK"
Suriye'de yeni dönemin 2025 yılı ihracat verilerine yansımalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Gültepe, "2025 verilerine baktığımızda aslında Suriye'nin sahadaki röntgenini çekmiş oluyoruz. 2025'te rekor bir ihracat hacmine ulaştık. Öne çıkan sektörlerimize baktığımızda hububat, kimya, mobilya, kağıt ürünleri ve elektronik sektörleri bize sahadaki dönüşümün hikayesini anlatıyor. Önce gıda ürünleri gitti ve halkın temel ihtiyacı karşılandı. Şimdi ise inşaatların tamamlanma aşamasına gelmesiyle evlerin boyası, mobilyası ve beyaz eşyası gitmeye başladı. Türk firmalarının buradaki en büyük avantajı hız ve erişilebilirlik. Çin'den veya Avrupa'dan gelecek gemiyi bekleyecek vakitleri yok; Gaziantep'ten ya da Hatay'dan yüklenen bir TIR'ın aynı gün siparişleri yerine ulaştırması bizim en büyük rekabet gücümüz" dedi.
"YENİ VE GÜÇLÜ BÜYÜME HİKAYESİ YAZDIRABİLİR"
Gültepe, "Suriye pazarı, Türk ihracatçısı için yeniden büyüme hikayesi yaratabilir mi?" şeklindeki sorumuzu ise şöyle yanıtladı:
"Bizim hedefimiz net; orta vadede 10 milyar dolar seviyesini yakalamalıyız. Bu hedef bir hayalden ibaret değil. İstikrar ortamının sağlanması halinde bu hedefe rahatlıkla ulaşabiliriz. Yanı başımızda altyapısı, konutları ve sanayi tesisleriyle yeniden kurulacak bir ülke var. Bu ülkenin en doğal, en hızlı tedarikçisi şüphesiz biziz. Suriye pazarı, özellikle güney illerimizdeki sanayi çarklarını hızlandıracak, bize kesinlikle yeni ve güçlü bir büyüme hikayesi yazdıracak potansiyele sahip."
STRATEJİK GÜZERGAH
Şimdi lojistik sektörü açısından Suriye tablosuna bakıyoruz. Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aras, Suriye'de yeni döneme girilirken lojistik sektörü açısından genel tabloyu temkinli ama güçlü bir iyimserlikle değerlendirdiklerini söyledi. Uzun yıllardır bölgedeki taşımacılığın; güvenlik riskleri, prosedürel belirsizlikler ve aktarma zorunlulukları nedeniyle hem maliyet hem de zaman açısından ciddi bir baskı altında olduğunu vurgulayan Aras, şunları kaydetti:
"Ancak bugün gelinen noktada Suriye'nin transit politikaya daha fazla önem vermesi ve ticaretin yeniden canlandırılması yönündeki yaklaşımı sektörde umut oluşturuyor. Bu süreç yalnızca Suriye'nin kendi ticareti açısından değil, Türkiye'nin Orta Doğu'ya açılan lojistik kapıları bakımından da son derece önemli. Çünkü Suriye hattı, Türkiye'nin Irak'a ve Körfez ülkelerine erişiminde tamamlayıcı ve stratejik bir güzergah niteliği taşıyor."
"AKTARMASIZ TAŞIMACILIK CİDDİ MOTİVASYON YARATTI"
2025'in sektör açısından "zorlayıcı ama toparlanma sinyalleri veren" bir yıl olduğunu vurgulayan Aras, "Yılın önemli bir bölümünde taşımalar ağırlıklı olarak aktarma sistemiyle yürütüldü. Bu durum operasyonların devamlılığını sağladı; ancak maliyetleri artırdı ve teslimat sürelerinde uzamalara neden oldu" dedi.
Aras, yılın ilerleyen dönemlerinde Türkiye ile Suriye arasında aktarmasız taşımacılığın yeniden başlamasının sektörde ciddi bir motivasyon yarattığını vurguladı. Bu gelişmenin taşımacılık performansının yükselmesine ve ticari akışın daha sağlıklı işlemesine katkı sağladığını belirten Aras, "Rakamlar da bu toparlanmayı net biçimde ortaya koyuyor. Suriye, 2025 yılında Türkiye'den en çok ihracat taşımasının yapıldığı ikinci ülke konumuna yükseldi. Türk araçlarıyla yapılan taşımalarda özellikle 2025 yılında yaklaşık yüzde 50'ye yakın bir artış yakalanarak 277 bin taşıma seviyesine ulaşıldı. Bu ülkeye yapılan taşımaların toplam içindeki payı ise yüzde 9'dan yüzde 13'e yükseldi. Bu artış, ihracattaki büyümenin istikrarlı şekilde devam etmesine önemli katkı sağladı.
Ayrıca Türkiye üzerinden gerçekleştirilen transit taşımalarda da dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Yüzde 5 ve üzeri paya sahip ülkeler arasında Suriye, transit taşımada 6 kat artışla yaklaşık 3 bin taşıma seviyesine ulaşarak artış gösteren tek ülke oldu. Bu tablo, bölgesel normalleşme adımlarının ticarete somut katkı sağladığını gösteriyor" diye konuştu.
"AKTARMA VE DİREKT TAŞIMALAR AYNI ANDA DEVAM ETMELİ"
Suriye'nin transit ülke rolünün güçlenmesinin, bölgesel ticaret açısından son derece kıymetli bir fırsat olduğunu dile getiren Aras, "Türkiye'nin Orta Doğu'ya açılan kapılarında alternatif güzergâhların gelişmesi, lojistik sektörünün dayanıklılığını artırır.
Ancak kritik bir noktayı vurgulamak gerekir: İkili taşımaların yalnızca aktarma üzerinden yürütülmesi sürdürülebilir bir model değildir. Bu durum hem Türkiye hem Suriye hem de üçüncü ülke ticareti açısından maliyetleri artırır.
Bu nedenle sektör olarak yaklaşımımız nettir: Hem aktarma hem direkt taşımalar aynı anda devam etmelidir. Aktarma sistemi geçiş dönemlerinde tampon mekanizma olabilir; ancak ticaretin ölçeklenmesi ve maliyetlerin düşmesi için direkt taşımaların büyümesi zorunludur" dedi.
"TEMKİNLİ İYİMSERLİK VE SEÇİCİ YATIRIM DÖNEMİ"
İş dünyası için Suriye, doğru stratejilerle yaklaşıldığında, yalnızca kısa vadeli ticari kazançların değil, uzun vadeli ve yüksek katma değerli yatırımların da adresi.
Orta Doğu Ticaret İş Adamları Derneği Genel Başkanı ve ICT Investment Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Osmanoğlu, Türk iş dünyasının Suriye'ye bakışının yeniden şekillendiğini vurgulayarak, "Önümüzdeki dönemde Suriye, Türk iş dünyası için yüksek riskli bir maceradan ziyade, temkinli iyimserlik ve doğru ortaklıklarla yönetildiğinde seçici ama stratejik fırsatlar sunan yeni bir yatırım alanı olarak konumlanıyor" ifadelerini kullandı.
Aralık 2024'te Suriye'de yaşanan gelişmelerin ardından Türk iş dünyasının gündeminde hala "güvenliğin" öncelikli başlık olduğunu dile getiren Osmanoğlu, şunları söyledi: "Son dönemde siyasi istikrarın sağlanmasına yönelik atılan adımlar, yatırımcılar açısından olumlu karşılanmakla birlikte, karar süreçlerinde temkinli yaklaşımın sürdüğü görülüyor. Bugün Suriye, Türk yatırımcısı için tamamen kapalı bir alan olmaktan çıkmış durumda. Özellikle temel ihtiyaçların öne çıktığı mevcut tabloda; hububat, gıda, tekstil ve inşaat malzemeleri sektörleri ciddi bir pazar potansiyeli sunuyor. Nitekim Türkiye'den, başta Güneydoğu Anadolu Hububat İhracatçıları Birliği üyeleri olmak üzere birçok gıda ihracatçısının bölgeye yoğun şekilde ihracat yaptığı biliniyor. Hatay, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa ve Mardin gibi sınır illerinden gıda ve barınma odaklı ticari faaliyetlerin yeniden canlanması da bu potansiyelin somut göstergesi."
Şunu da ekleyelim; iş dünyası, Suriye'ye ticaret, yatırım ve işbirliğinin önündeki öncelikli engellerin başında güvenliğin geldiğini vurguluyor. Güvenliği, devlet mekanizmasının tam işlememesi, hukuki öngörülebilirliğin eksikliği, finansman, sigorta ve tahsilat güvenliği, gümrük uygulamalarında yaşanan sıkıntıların izlediğini dile getiriyor.
ORTAK YATIRIM TEKLİFLERİ GELİYOR
Suriyeli iş insanlarının Türkiye'de faaliyet gösteren firmalara sermaye ortaklığı teklifleri sunduğunu gözlemlediklerini vurgulayan Osmanoğlu, şunları kaydetti:
"Prefabrik ve çelik konstrüksiyon, gıda ürünleri, meyve sebze, hububat, tekstil (fason üretim ve mağazacılık), temizlik ve kişisel bakım ürünleri, mobilya ve inşaat malzemeleri gibi alanlarda Türkiye'de üretim yapan firmalara, Suriye'de partnerlik ve ortak yatırım teklifleri geliyor. Özellikle tekstil sektöründe, Türk firmalarının Suriyeli güvenilir ortaklarla Şam ve Halep gibi görece güvenli bölgelerde önce mağaza ve satış ofisi açmayı, ardından kademeli olarak yarı üretim ve tam üretime geçmeyi planladıklarını görüyoruz. Ancak güvenlik, enerji altyapısı ve yatırımın geri dönüş süresi gibi riskler nedeniyle Türk yatırımcıları şu aşamada daha kontrollü ilerlemeyi tercih ediyor. Bu noktada iki ülke arasında geliştirilen ortak güvenlik mekanizmaları, yatırımcı algısı açısından kritik öneme sahip."
Mevcut koşullarda, Türkiye'de üretim yapan firmalar için Suriye'de doğrudan satış merkezleri kurmanın ya da yerel bir Suriyeli partnerle ilerlemenin daha gerçekçi bir model olarak öne çıktığını vurgulayan Osmanoğlu, "Yarı üretim veya tam fabrika yatırımları ise şu aşamada yüksek risk barındırdığı için temkinle değerlendiriliyor. Türkiye, Suriyeli yatırımcıları özellikle sermaye ve ortaklık modelleri açısından desteklemeli. Irak örneğinde olduğu gibi, Türk ve Suriyeli iş insanları ortak ya da münferit yatırımlarla başarılı sonuçlar elde edebilir" dedi.
Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz günlerde, Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir, "Suriye'de Türk ve Amerikalı yatırımcılar beraber iş yapabilir. Suriye'nin yeniden yapılanma sürecinde Limak olarak bulunmak istiyoruz" ifadelerini kullanmıştı.
"YABANCI ÜLKE DELEGASYONLARI GÖRÜŞMEYE GELİYOR"
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır ise, "Mersin aracılığıyla" Suriye'de iş yapmak isteyenler olduğuna dikkat çekti.
Rejim değişikliğiyle tekrar vatanlarına dönen Suriyelilerin, Mersin ve Suriye arasında hem bir dostluk hem de ciddi bir ticaret köprüsü oluşturduğunu vurgulayan Çakır, "Mersin'de işyeri, üretim yeri açan, dış ticaret yapan binlerce Suriyeli, Mersin'deki üretim ve ticaretlerine devam ederken, Suriye'de de şubeleşmeye başladı. Merkezleri Mersin'de kaldı. Bu da Mersin ve Suriye arasındaki ticareti kolaylaştırıyor. Mersin'in bu konudaki deneyimini bu günlerde sadece Suriye'de iş yapmak isteyen diğer iller değil, başka ülkeler de keşfetmiş durumda ve Mersin aracılığıyla Suriye pazarında yer almak için her gün birçok yabancı ülke delegasyonu Odamızla görüşmeye geliyorlar. Rejim değişimi sonrası Suriye ile Cumhurbaşkanı Ahmet Şara ile ve heyetimizi kabul eden Suriye Sanayi Bakanı ile bu seviyede görüşebilen tek Ticaret ve Sanayi Odasıyız. Binlerce Türkçe konuşan Suriyeli girişimcisi olan bir kent olarak, Mersin zaten Suriye'dedir. Bu girişimciler zaten aynı zamanda Mersin firmalarıdır. Bu Mersin'in bir avantajıdır. Suriye'de güven tesis edildikçe, Türk firmaları en büyük payı alan firmalar olacaktır" şeklinde konuştu.
"TÜRKİYE DOĞAL PARTNER"
Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç da, girişimcilik kültürü, güçlü sanayi altyapısı ve bölgeye olan coğrafi yakınlığının, Türkiye'yi bu süreçte doğal bir partner haline getirdiğini vurguladı. Suriye'nin sürdürülebilir bir kalkınma sürecine girebilmesinin birinci önceliğinin ülkeye yönelik uluslararası yaptırımların kaldırılması olduğunu dile getiren Kıvanç, başta ABD, Kanada ve Avrupa Birliği olmak üzere Suriye ile ticareti kısıtlayan ülkelerin, özellikle vergisiz ithalat ve finansal kanalların açılması yönünde adım atmalarının büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Kıvanç, yaptırımların devam ettiği bir ortamda, ne yatırımın ne de yeniden imar sürecinin sağlıklı şekilde ilerlemesinin mümkün olmadığını vurguladı.
"SURİYE, KALICI BİR PARTNERE DÖNÜŞECEK"
Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu, Suriye'de yeniden yapılanma tamamlandıkça, yerel üretim kapasitesini artırma yönünde güçlü bir motivasyon oluşacağını belirterek, bu noktada makine imalat sanayiinin teknoloji çeşitliliği, tesis mühendisliği, satış sonrası hizmetler ve eğitim faaliyetleri ile birlikte kalıcı bir çözüm ortağı olma potansiyeli yüksek olduğunu kaydetti. Karavelioğlu, "Makine satışının sürdürülebilirliği açısından; bakım, onarım ve servis altyapısının sahada yerel ortaklarla birlikte teşkilatlandırılmasının önemli bir ilgi ve gelir unsuru oluşturacağı düşünülürse, coğrafi yakınlık ve saha deneyiminin işletmelerimize ciddi avantajlar sağlayacağı söylenebilir. Rekabet tarafında, fiyatlama gücü yüksek ülkeler özellikle standart ekipman segmentinde bize baskı oluşturabilirler. Ancak hız, erişilebilirlik, teknik destek kapasitesi ve komşuluk gibi unsurlar ihracatçılarımız için güçlü bir konumlanma zemini sunuyor. Rekabetin ana unsurlarından sayılabilecek her türlü faktörden çok daha önemlisi, son 10 yılda savaştan kaçıp ülkemize gelmiş, yaşamış, hatta firmalar kurarak burada ticaret hayatını sürdürmüş çok sayıda kişinin, girişimcinin sektörümüzü yakından tanımış, ürünlerimize, firmalarımıza ve kabiliyetlerimize yakınlık sağlamış olmalarıdır. Bunların ihracat ailemiz içinde yerlerini çoktan aldıklarını ve Suriye pazarı ile yetinmediklerini de görüyoruz. Siyasi gelişmelerde aksine durumlar ortaya çıkmadıkça ve doğru finansman modelleri yerel iş birlikleriyle desteklendiğinde; Suriye, geçici bir toparlanma pazarı olmaktan çabuk çıkarak sektörümüz için kalıcı bir sanayi ortağına dönüşecektir" diye konuştu.
Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık ise, "Türkiye'deki projelerde sabit ve yerleşik kapasiteyi kullanırken Suriye'deki projeler daha çok yerinde üretim ve teknoloji transferi üzerine kurgulanacak. Hazır beton sektörü özelinde ise mobil santral sevkiyatları ve teknik danışmanlık hizmetleri, iç piyasadaki dengeyi bozmadan yönetilebilir" dedi.
LOJİSTİK, TURİZM, GIDA, İNŞAAT VE ALTYAPI ÖNE ÇIKIYOR
Şimdi de Suriye'de öne çıkan yatırım ve işbirliği alanlarına göz atalım. Kilis Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Mustafa Celkanlı, yeni dönemde Suriye'de öne çıkan yatırım ve iş birliği alanlarının başında lojistik, turizm, gıda, inşaat ve altyapı sektörünün geldiğini vurguladı. Celkanlı, "Konut projeleri, ulaşım ağları, enerji, su ve kanalizasyon altyapılarının yeniden inşası, önümüzdeki yıllarda büyük ölçekli bir ekonomik hareketlilik yaratacak. Bunun yanı sıra gıda üretimi ve işleme tesisleri, tarım ve sulama teknolojileri, sağlık hizmetleri, ilaç ve tıbbi malzeme üretimi, lojistik, depolama ve perakende sektörleri de önemli fırsat alanları arasında yer alıyor. Türk iş dünyası; üretim kabiliyeti, tecrübesi ve esnek yapısı sayesinde bu alanlarda güçlü bir rekabet avantajına sahip" diye konuştu.
TÜRK MÜTEAHHİTLİK SEKTÖRÜ ANA TAŞIYICI OLACAK!
Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı Erdal Eren, geçtiğimiz haftalarda Para dergisine verdiği röportajında "Türk müteahhitlik sektörü açısından mesele, acele etmek değil, doğru anı, doğru koşullarda ve doğru araçlarla yakalamaktır" ifadelerini kullanmıştı. Yeniden inşa sahada başlamadan önce, kurumsal ve finansal hazırlık yapılmasının zorunlu olduğunu dile getiren Eren, "Öncelikle kurumsal kapasite ve muhatap analizi yapılmalı. Kamu kurumları, altyapı otoriteleri ve yerel idareler bazında yetki, karar alma ve ödeme zinciri doğru okunmalı. İkinci ve en kritik başlık finansman mimarisi. Suriye'de yeniden inşa klasik bütçe-finansmanlı kamu işleri şeklinde değil; hibe, kredi, garanti ve karma (blended) finansman modelleri üzerinden ilerleyecektir. Körfez ülkelerinin finansmanı ile Türk müteahhitlik firmalarının sahada projeleri gerçekleştirmesi, yeniden inşanın en gerçekçi ve uygulanabilir modellerinden biri olarak öne çıkıyor. Nitekim Şam Havalimanı'nın Katar finansmanı ile Türk müteahhitlik firmaları tarafından inşa edilmesine yönelik yaklaşım, bu işbirliğinin somut ve güçlü bir örneğidir. Önümüzdeki dönemde beklenti; devletimizin Körfez ülkelerindeki muhataplarıyla birlikte bu işbirliği zeminini kurumsal olarak tesis etmesi, Körfez finansmanını Türk müteahhitlik firmalarıyla sistematik biçimde buluşturmasıdır" diye konuştu.
Türk inşaat sektörünün dünya çapında güçlü bir aktör olduğunu vurgulayan Eren, yeniden inşa başladığında Türk müteahhitlerinin, küçük ölçekli onarımlardan başlayarak, büyük altyapı projelerine, konut ve şehir ölçeğindeki projelere kadar geniş bir yelpazede yer alabilecek kapasiteye sahip olduğunu dile getirdi. Eren, "Doğru finansman ve kurumsal çerçeve oluştuğunda, Türk müteahhitlik sektörü Suriye'nin yeniden inşasında ana taşıyıcı aktörlerden biri olacaktır" dedi.
5000 MW KURULU GÜCE ULAŞACAK
Hatırlanacağı üzere Suriye enerji sektöründe kamu-özel işbirliği modeli çerçevesinde ilk anlaşma geçen yıl yapılmıştı. Türkiye'den Kalyon Holding ve Cengiz Holding, Katar'dan UCC ve ABD'den Power International şirketlerinden oluşan konsorsiyum, geçtiğimiz mayıs ayında Suriye Enerji Bakanlığı ile 7 milyar dolarlık stratejik enerji yatırımına imza atmıştı. Kasım ayında ise Suriye Enerji Bakanlığı ile konsorsiyumda yer alan şirketler arasında gerçekleştirilen imza töreniyle, yatırım sözleşmesi ve enerji alım sözleşmesi de onaylanarak projelerde fiili uygulama aşamasına geçilmişti. Suriye'nin ulusal enerji güvenliğini güçlendirmeyi hedefleyen yatırım; toplam 5000 MW kurulu güce ulaşacak dört doğalgaz kombine çevrim santrali ve bir güneş santralinden oluşuyor.
Öte yandan, Kasım 2025'te Suriye Sivil Havacılık Otoritesi ve Suriye Finans Bakanlığı ile gerçekleştirilen imza töreniyle, Kalyon İnşaat ve Cengiz İnşaat'ın içinde bulunduğu konsorsiyum tarafından hayata geçirilecek olan Şam Uluslararası Havalimanı'nın 4 milyar dolarlık rehabilitasyon ve kapasite artırımı projesi resmen başlatılmıştı.
ÇİMENTO SEKTÖRÜ ÖNE ÇIKIYOR
Türkiye Çimento Sanayicileri Birliği (TÜRKÇİMENTO) CEO'su Volkan Bozay, yeniden inşa sürecinin ilk aşamasında yapı malzemeleri sektörünün, özellikle çimentonun, öncelikli alan olarak öne çıktığını vurgulayarak, "Özel sektör yatırımlarının teşvik edilmesi ve kapasite artırıcı yatırımlar, çimento sektöründe ölçeklenebilir bir büyüme alanı oluşturuyor. Türk iş dünyası, coğrafi yakınlık ve mevcut üretim kapasitesi sayesinde bu süreçte güçlü bir konuma sahip" dedi.
Türkiye'de deprem sonrası yeniden inşa ve kentsel dönüşüm çalışmalarının öncelikli olarak iç piyasaya yönelik olduğunu dile getiren Bozay, "Son dönemde deprem konutlarının büyük ölçüde tamamlanmasıyla, sektörümüz Suriye'nin yeniden inşa sürecinin hızlanmasıyla önümüzdeki yıllarda görece artacağını varsaydığımız ilave talebi karşılayabilecek büyüklüğe sahip. Nitekim, çimento sanayicileri, orta ve uzun vadede kapasite ve ihracat planlamasını öncelikli iç pazar talebini sonra ihracat pazarlarını, başka bir deyişle hem iç talebi hem de Suriye pazarını birlikte dikkate alarak yapmakta. Ülkemizin ihtiyacının ortalamasının uzun yıllar yaklaşık 60-65 milyon ton civarında olduğu dikkate alındığında bölgemizdeki yıllık 40 milyon tonluk kapasite rahatlıkla bu planlamayı yapmaya imkan tanımakta" diye konuştu
Mustafa GÜLTEPE / Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı
"Know-how ve hizmet ihracatı yapacağımız yeni bir dönem başlıyor"
Ticaret Bakanlığı'mızın Suriye'yi 'Hedef Ülke' statüsüne alması, ihracatçıya 'Arkanızdayız, bu pazara odaklanın' mesajını vermesi açısından çok kıymetli. Geleceği okumak gerekirse; çimento ve demir-çelik zaten beklentimizin yüksek olduğu sektörler. Ancak asıl fırsat henüz çok konuşulmayan alanlarda yatıyor. Örneğin enerji altyapısı tamamen yenilendiği için jeneratörden güneş paneline, kablodan trafoya kadar büyük bir açık var. Bununla birlikte internet ağları ve veri merkezleri kurulurken teknoloji firmalarımıza ve yazılımcılarımıza ciddi iş düşecek. Ayrıca sadece binayı yapmak yetmeyeceği için, o şehrin planlanması veya hastanelerin işletilmesi gibi 'know-how' ve hizmet ihracatı yapacağımız yeni bir dönem başlıyor. Ülkemizde senelerdir ikamet eden Suriyeli kardeşlerimiz dolayısıyla dil sorunumuz da olmayan bir coğrafya; bu anlamda lokal iş birliklerine gitmemizin önünde hiçbir engel yok.
Lojistik tarafında artık daha dinamik demiryolu bağlantılarını konuşmamız gerekiyor. Ödeme süreçlerine gelince, bankacılık sisteminin tam entegrasyonu bugünden yarına olacak bir iş değil, bu bir süreç meselesi. Önümüzdeki dönemde beklentimiz, Eximbank destekli daha güvenli finans modellerinin devreye girmesi yönünde.
Ahmet OSMANOĞLU / Orta Doğu Ticaret İş Adamları Derneği Genel Başkanı, ICT Investment Yönetim Kurulu Başkanı
"Suriye pazarı doğru ortaklıklarla sürdürülebilir fırsatlar sunuyor"
Türkiye'nin Suriye'nin yeniden yapılanma sürecine verdiği destek dikkate alındığında, önümüzdeki 3-5 yıl içinde hemen her sektörde Türk yatırımcıyı sahada daha görünür şekilde görmek mümkün olacak. Suriyelilerin uzun yıllar Türkiye'de yaşamış olması, geri dönen nüfusun önemli bir bölümünün Türkçeyi iyi derecede bilmesi ve iş yapma kültürünü tanıması da önemli bir avantaj sağlıyor. Ortak dil ve karşılıklı güven, ticari iş birliklerini hızlandıran unsurlar arasında yer alıyor. Derneğimize ulaşan somut başvurular arasında; kişisel bakım ürünleri üreten firmaların lojistik ve dağıtım yatırımları, Suriyeli iş insanlarının ikinci el araç ithalatına yönelik talepleri, Türk tekstil firmalarının ortak yatırım girişimleri, prefabrik ve çelik konstrüksiyon alanında satış ve yatırım projeleri ile Körfez ve Avrupa merkezli bazı fonların, Suriye'de güvenilir Türk yatırımcılarla ortak projelere sermaye sağlama teklifleri bulunuyor. Türk ve Suriyeli iş insanlarını bir araya getirecek, sektör odaklı bir Türkiye-Suriye İş Forumu düzenlenmesi de gündemimizde. Savunma sanayi ise orta vadede dikkat çeken bir diğer alan. Bu alanda Suriyeli iş insanları, Türk firmalarının teknoloji ve yetkinliklerinden faydalanmak isterken, Türk yatırımcılar şimdilik fizibilite çalışmalarına odaklanıyor. Bugün itibarıyla Türk yatırımcılarının Suriye'de en hızlı ve güvenli şekilde faaliyet gösterebileceği alanlar; temel gıda, kişisel bakım ve temizlik ürünleri, inşaat malzemeleri, tekstil ile yeniden yapılanma sürecinde ihtiyaç duyulacak makine ve ekipmanlardır. Bu alanlar, doğru ortaklıklarla orta ve uzun vadede sürdürülebilir fırsatlar sunuyor.
Hakan Sefa ÇAKIR / Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı
"Yeni Suriye'de Türk iş dünyası rakipsiz bir iş ortağı olacak"
Suriye, Mersin ve Türkiye için sadece bir pazar değil, aynı zamanda Orta Doğu ve Körfeze uzanan bir lojistik köprü konumunda. Mersin için bu köprü konumu önemli çünkü Mersin sadece bölgenin en büyük limanı ve deniz taşıma gücüne sahip değil, aynı zamanda bölgenin en büyük kara taşıma filosuna da sahip. Öte yandan, harap olan, tüm alt yapısı yok edilmiş bir Suriye var. Ülkeye gerçekleştirdiğimiz ziyarette Türkiye'nin üretim deneyimiyle, Türkiye ve Suriye ortaklığında bir Organize Sanayi Bölgesi modeli oluşturabileceğimizi ve buradan çıkacak olan ürünlerin Avrupa ve ABD pazarlarına gümrüksüz satılabilmesinin sağlanması için destek verebileceğimizi söyledik. Gümrük kapıları konusunda çok deneyimliyiz, Türkiye'nin bu konuda da Suriye'ye destek verebileceğini ve özellikle serbest ticaret anlaşmasının hayata geçmesiyle iki ülkenin ticaret potansiyelinin daha da artırabileceğimizi doğrudan Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet Şara'ya ilettik. Kısaca, var olan olumlu iletişim ve samimi desteğimizle yeni Suriye'de Türk iş dünyası rakipsiz bir iş ortağı olacaktır.
Mersin, Suriye'den bakıldığında da güçlü bir kent olarak görülüyor. Bu fırsatı Mersin adına kaçırmayacağız ve Mersin iş dünyasını Suriye'nin her seviyede yeniden yapılanmasında başat aktörlerden biri yapacağız. Suriye'ye kazan-kazan felsefesiyle yaklaşıyoruz.
Zeki KIVANÇ / Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı
"Yeni bir üretim modeli oluşturulabilir"
Özellikle emek yoğun sektörlerde, Suriye'deki iş gücünden istifade edilerek yeni bir üretim modeli oluşturulabilir. Tekstil ve konfeksiyon, deri, saraciye ve ayakkabı gibi sektörlerin Suriye'ye yatırım yapması hem maliyet avantajı sağlayacak hem de Suriye ekonomisinin istihdam yoluyla ayağa kalkmasına katkı sunacaktır. Suriye'nin sahip olduğu tarımsal potansiyel de bu iş birliği modelinin en önemli ayaklarından biridir. Özellikle Suriye'nin kendi hammaddeleri olan pamuk, buğday ve benzeri stratejik tarım ürünleri, doğru sanayi altyapısı ve üretim bilgisiyle yüksek katma değerli mamul ürünlere dönüştürülebilir. Türkiye, sahip olduğu güçlü tarım sanayii, işleme tesisleri, teknolojik altyapısı ve know-how'ı sayesinde bu ürünleri sadece hammadde olarak değil; un, iplik, tekstil, konfeksiyon ve gıda ürünleri gibi mamul hale getirebilecek kapasiteye sahiptir. Bu yaklaşım, hem Suriye'nin tarımsal gelirlerini artıracak hem de bölgesel ölçekte sürdürülebilir bir üretim ve ticaret zincirinin oluşmasına katkı sağlayacaktır. Bu yaklaşım yalnızca ticari kazancı hedefleyen bir anlayış değil; bölgesel istikrarı ve refahı önceleyen bir kalkınma modelidir. Türkiye'nin müteşebbis ruhu ile Suriye'nin hammadde ve iş gücü potansiyelinin birleşmesi, her iki ülke açısından da kazan-kazan esasına dayalı, sürdürülebilir bir ekonomik yapı ortaya koyacaktır.
Adnan ÜNVERDİ / Gaziantep Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı
"Suriye'nin yeniden imarında önemli rol üstleneceğiz"
Suriye'deki yeni dönemle birlikte ülkemiz ve özellikle bölgemizin en güçlü sanayi altyapısına sahip olan şehrimiz arasındaki ikili ekonomik ilişkiler daha da hız kazanmış olup, Suriye'ye olan ihracatımız artarak devam ediyor. Önümüzdeki süreçte Suriye'nin yeniden imarı noktasında altyapı ve üstyapı konusunda ülkemiz ve şehrimiz önemli rol üstlenecektir. Suriye'ye en yakın ve üretimleriyle bu bölgenin en büyük üretim gücüne sahip olan şehrimiz; gıda, giyim, tekstil, ev gereçleri, inşaat başta olmak tüm sektörlerde ürün çeşitliliği ile ihtiyaçların karşılanmasında en büyük katkıyı sunmayı sürdürecek. Tabii bu noktada, Suriye'de ticaret sistemi ve buna dayalı hukuksal düzenleme süreci devam ettiği için ticaret yaparken biraz daha temkinli ve dikkatli olmakta fayda gördüğümüzü de belirtmek istiyorum. Gaziantep, kurum ve kuruluşlarıyla Suriye ile diplomatik ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine öncülük etmekte olup, Suriye ile ticaret hacminin ilerleyen dönemlerde de atarak devam etmesindeki rolünü sürdürecektir. Gaziantep Sanayi Odası olarak bizler de Suriye'deki taleplerin karşılanması ve ikili ticaretin gelişmesi için elimizden gelen çabayı göstermeye devam edeceğiz.
Hikmet ÇİNÇİN / Hatay Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı
"İnşaat, altyapı, gıda, enerji ekipmanlarında önemli fırsatlar var"
Hatay, Suriye ile ticaretin en yoğun yürütüldüğü illerden biri. Ticaret ağırlıklı olarak çimento, demir, inşaat malzemeleri, un, yaş sebze-meyve ve diğer temel gıda ürünleri üzerinden ilerliyor. Lojistik ve taşımacılık hizmetleri de başlıca hareketlilik görülen alanlar arasında. 2024 yılı sonu itibarıyla başlayan yeni dönemde, sınır kapılarındaki işleyişin iyileşmesi ve dijital uygulamaların yaygınlaşmasıyla işlemler hız kazandı. Ancak bu gelişmeler henüz istenen seviyeye ulaşmadı. Firmalarımız açısından maliyet ve zaman avantajlarının sahada daha güçlü şekilde hissedilmesi büyük önem taşıyor. Yeni dönemde; başta inşaat, altyapı, enerji ekipmanları, gıda ve temel tüketim ürünleri alanlarında önemli fırsatlar bulunuyor. Türk iş dünyası, üretim kapasitesi, fiyat rekabeti ve bölgeyi yakından tanıma avantajı sayesinde hızlı uyum sağlama ve uzun vadeli iş ortaklıkları kurma konusunda güçlü bir konumda.
Hatay'dan Suriye'ye, özellikle lojistik, inşaat malzemeleri, gıda ve dış ticaret alanlarında belirgin bir hareketlilik söz konusu. Hataylı firmalar, sınır ticareti ve yeniden yapılanma sürecine yönelik tedarik faaliyetlerinde aktif rol alıyor. Hatay Ticaret ve Sanayi Odası olarak bu süreci daha kurumsal ve sürdürülebilir iş birliklerine dönüştürmek amacıyla Suriye'deki muhataplarımızla sürekli temas ve çalışmalar yürütüyoruz.
Mehmet Tuncay YILDIRIM / Gaziantep Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı
"Stratejik ve tamamlayıcı bir dış pazar"
Tarihsel olarak Gaziantep'in Suriye ile ilişkisi, sınırın iki tarafında birbirini tamamlayan bir tedarik ve üretim ekosistemi üzerinden şekillendi. İlimizden Suriye'ye yönelik ticaret uzun süredir sınır ve transit ticaret ile proje bazlı iş birlikleri şeklinde yürütülmekte. Son dönemde yeniden yapılanma ve altyapı ihtiyacının belirginleşmesiyle birlikte ürün çeşitliliğinin arttığını gözlemliyoruz. Gıda ve temel tüketim ürünleri, plastik ve ambalaj, tekstil-halı, inşaat malzemeleri, kimyevi ürünler öne çıkan sektörler arasında yer alıyor. Suriye pazarı, Türkiye için olduğu kadar Gaziantep için de stratejik ve tamamlayıcı bir dış pazar. Gaziantep yalnızca ürün satan bir şehir değil; aynı zamanda tedarik, lojistik ve hizmet zincirini yöneten bir merkez. Kısa lojistik mesafe, düşük taşıma maliyetleri, bölgeye uygun sanayi altyapısı ve güçlü kültürel bağlar bu pazarda önemli avantajlar sunuyor. Aynı zamanda Suriye pazarı, özellikle KOBİ'ler için erişilebilir ve ölçeklenebilir bir yapıda. Elbette fırsatlarla birlikte riskler de var. Finansmana erişim, yaptırımlar, hukuki belirsizlikler, sigorta ve tahsilat riskleri iş dünyasının önündeki temel engeller. Sorun yalnızca finansman eksikliği değil; finansman ile risk paylaşım mekanizmalarının birlikte yetersizliği. Gaziantep, Suriye'nin ekonomik normalleşme ve yeniden yapılanma sürecinde Türkiye'nin doğal ticaret ve üretim üssü olma potansiyeline sahip. Bu potansiyeli hayata geçirirken, aceleci değil; doğru ortaklıklar, doğru projeler ve sağlıklı risk yönetimiyle kalıcı bir yol izlemek en doğru yaklaşım olacak.
Mehmet YETİM / Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı
"Başarı, sürdürülebilir ticari ortaklıklar kurabilen firmaların olacak"
Suriye'nin yaklaşık 3.8 milyar dolarlık ithalat hacmi ve Türkiye'nin bu ülkeye ihracatı, pazarın büyüklüğünü ve dış tedarike duyulan ihtiyacı açıkça ortaya koyuyor. Şanlıurfa; güçlü üretim kapasitesi, gelişen sanayisi ve ticaret tecrübesiyle bu talebi karşılayabilecek konumda. Coğrafi yakınlığın sağladığı düşük lojistik maliyetler ise şehrimizi bu pazarda doğal bir ticaret merkezi haline getiriyor. Bu yönüyle Şanlıurfa, üretim gücü, sanayi altyapısı ve lojistik kabiliyetiyle Suriye'nin yeniden yapılanma sürecinde kritik bir destek merkezi olma niteliği taşıyor. Sınır hattında bulunan üretim merkezleri içinde sahip olduğu kapasite ve ticaret kabiliyetiyle Şanlıurfa'nın, önümüzdeki dönemde Türkiye ile Suriye arasındaki ekonomik entegrasyonun ana taşıyıcılarından biri olacağı değerlendiriliyor. Ticaretin temel tüketim ürünlerinden makine ve sanayi girdilerine doğru genişlemesi, daha kalıcı ekonomik iş birliklerine zemin hazırlıyor. Önümüzdeki dönemde makine, elektrik-elektronik, demir-çelik, plastik, kimya, tekstil ve işlenmiş tarım ürünlerinde önemli iş birliği fırsatları öngörülüyor. Bu alanların Suriye'nin ithalatında üst sıralarda yer alması da beklentiyi güçlendiriyor. Türk iş dünyası için en büyük avantaj; hız, rekabetçi maliyet yapısı ve ürün çeşitliliği. Ancak başarı, pazara erken girmekten çok riskleri doğru yönetebilen ve sürdürülebilir ticari ortaklıklar kurabilen firmaların olacak. Şanlıurfa'nın üretim gücü, sanayi altyapısı ve girişimci iş dünyasıyla önümüzdeki dönemde yalnızca bölgesel ticaretin değil, ekonomik normalleşme sürecinin de yön veren merkezlerinden biri olacağına inanıyoruz.
Hacı Mustafa CELKANLI / Kilis Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı
"Firmalarımız için yüksek potansiyel barındırıyor"
Suriye'de hayatın kademeli olarak normalleşmesiyle birlikte Kilis, yalnızca sınır ticaretinin değil; yatırım, üretim ve uzun vadeli işbirliklerinin de doğal merkezi haline geliyor. Kilis'ten Suriye'ye yönelik ticaret; gıda ve tarım ürünleri başta olmak üzere un, bakliyat, temel tüketim maddeleri, inşaat malzemeleri, plastik ve ambalaj ürünleri, temizlik ve hijyen ürünleri, mobilya, tekstil ve hazır giyim sektörlerinde yoğunlaşıyor. Son dönemde makine, yedek parça, enerji ve altyapı ekipmanlarına yönelik taleplerde de dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Yeni süreç, ticaretin niteliğini değiştirdi; kısa vadeli ve sınırlı işlemlerden, planlı, proje bazlı ve sürdürülebilir iş modellerine geçişi beraberinde getirdi. Suriye pazarı, Türkiye ekonomisi açısından olduğu kadar Kilis için de stratejik bir öneme sahip. Kilisli firmalar; coğrafi yakınlık sayesinde düşük lojistik maliyetler, pazarı yakından tanıma avantajı ve güçlü beşeri ilişkiler sayesinde bu pazarda hızlı ve etkin hareket edebiliyor. Suriye, ilimiz firmaları için yalnızca bir ihracat kapısı değil; aynı zamanda ortak üretim, dağıtım ve tedarik zinciri kurma açısından da yüksek potansiyel barındırıyor. Bu yönüyle Kilis, Suriye'nin yeniden yapılanma sürecinde Türkiye'nin en önemli ticaret ve lojistik üslerinden biri olma konumunda.
Fikret KİLECİ / Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB) Koordinatör Başkanı
"GAİB'in en fazla ihracat yaptığı üçüncü ülke"
Suriye, coğrafi konumu nedeniyle geçmişten bu yana en çok ihracat yaptığımız ana pazarlardan. GAİB olarak geçtiğimiz yıl Suriye'ye 967.2 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildi; Suriye, GAİB'in en fazla ihracat yaptığı üçüncü ülke oldu. Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri, kimya ile tekstil ürünleri ise Suriye'ye ihracatımızda öne çıkan başlıca sektörler arasında yer aldı. TİM tarafından açıklanan özel ticaret verilerine göre, ülkemizin 2025'te Suriye'ye yaptığı ihracat yüzde 69.6 artışla 2.6 milyar dolar. Tekstil ve hammaddeleri sektörümüzden 100 milyon dolarlık ihracat söz konusu; bir önceki yıla göre artış oranı yaklaşık yüzde 182. Bu artışta, bölgede yaşayan nüfusun yükselmesi başlıca etkenlerden biri. Yakın gelecekte Suriye'ye yönelik ihracat hacmimizin giderek artmasını bekliyoruz. Suriye'de yeni dönemde yatırım ve iş birliği fırsatları, yeniden yapılanma süreciyle bağlantılı olarak altyapı-üstyapı, inşaat ve yapı malzemeleri, gıda ve tarıma dayalı sanayi, enerji çözümleri ile lojistik/tedarik zinciri alanlarında yoğunlaşıyor; bu ihtiyaçlar ticaretin ötesine geçerek daha kalıcı ve kurumsal iş birliği modellerini gündeme getiriyor. Türk iş dünyası ise coğrafi yakınlık ve lojistik avantajın yanı sıra esnek üretim yapısı ve bölgeyi tanıyan iş kültürü sayesinde hızlı uyum sağlayıp pratik çözümler üreterek, büyük ölçekli projelere odaklanan gelişmiş ülkelere kıyasla sürecin erken aşamalarında daha etkin rol alma potansiyeli taşıyor.
Hatip ÇELİK / Mardin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı
"Sınır kapılarının açılması Mardin'de yeni bir ticari dönem başlatacak"
Mardin ile Suriye arasındaki güçlü tarihi, kültürel ve akrabalık bağları, sınır kapılarının faaliyete geçmesiyle birlikte ticaret hacminin kısa sürede katlanarak artmasına zemin hazırlayacaktır. Nusaybin ve Şenyurt sınır kapılarının açılmasıyla Nusaybin'den Bağdat'a yapılacak taşımalarda yaklaşık 300 kilometre tasarruf sağlanacak; bu da maliyetleri düşürürken ticarete önemli bir ivme kazandıracaktır. Nusaybin sınır kapımızın açılması ile birlikte yıllık 1 milyar dolara yaklaşan ihracat hacmimizin 5 kat artmasını öngörüyoruz. İlgili bakanlıklar ve kurumlarla temaslarımızı sürdürürken, ihracatçılarımızdan gelen geri bildirimleri çözüm odaklı bir yaklaşımla değerlendiriyor ve ivedilikle ilgili mercilere iletiyoruz. Amacımız, Mardinli üreticinin ürününü en hızlı ve en rekabetçi şekilde Suriye ve Orta Doğu pazarlarına ulaştırabildiği güçlü bir ticaret altyapısı oluşturmaktır.
Şerafettin ARAS/ Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Yönetim Kurulu Başkanı
"2026, yeni lojistik koridorların dünyaya kazandırılacağı yıl olacak"
Bugün bölgesel ticarette yeni bir dönem başlıyor. Irak'ın transit vizyonu, Türkiye ile geliştirdiği iş birliği ve Suriye'nin transit politikada attığı olumlu adımlar, lojistik sektörü için güçlü bir gelecek vaadi sunuyor. Bunun için Suudi Arabistan sürücü vizeleri konusunda acil çözüm sağlanmalı, Kuveyt-Irak sınır kapısındaki kısıtlayıcı uygulamalar ticaretin önünü açacak şekilde revize edilmeli ve Suriye hattında hem aktarma hem de direkt taşımalar sürdürülebilir biçimde birlikte devam etmelidir. Biz inanıyoruz ki 2026 yılı, yeni lojistik koridorların dünyaya kazandırılacağı ve bölgeye ekonomik refah sağlayacağı bir yıl olacak. Suriye'nin yeniden inşası, lojistik sektörü açısından güçlü bir talep artışı anlamına gelir. İnşaat malzemeleri, altyapı ekipmanları, enerji projeleri, hızlı tüketim ürünleri ve proje taşımaları gibi birçok kalemde taşımacılık hacmi artacaktır. Bu süreç; depolama, dağıtım, gümrükleme, proje lojistiği ve tedarik zinciri yönetimi alanlarında yeni fırsatlar doğuracaktır. Türkiye açısından ise hem ihracat artışı hem de bölgesel tedarik zincirlerinde merkez ülke rolünün güçlenmesi söz konusu olacaktır. 2026 yılı için temel beklentimiz; taşımacılığın daha öngörülebilir, daha hızlı ve daha rekabetçi hale gelmesi. Bunun yolu yeni lojistik koridorların güçlendirilmesinden geçiyor. Her ne kadar 2026 yılının ilk ayında dünya genelindeki ekonomik daralmanın etkisiyle taşımacılıkta yaklaşık yüzde 7'lik bir azalış yaşanmış olsa da, Suriye hattındaki gelişmeler bu tabloyu dengeleyici niteliktedir.
Ömer KARADENİZ / Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED) Yönetim Kurulu Başkanı
"Suriye'de 'yerinde üretim' gündeme gelmeye başladı"
Suriye, uzun yıllar süren çatışmaların ardından 2025 itibarıyla yeni bir ekonomik ve ticari döneme girdi. Plastik sektörü açısından baktığımızda, savaş öncesine kıyasla henüz sınırlı olsa da Türkiye'den Suriye'ye yönelik ihracatta 2025 yılında belirgin bir toparlanma gözlemliyoruz.
Sektörümüz 2025'te toplam 9.5 milyar dolar ihracat gerçekleştirdi. Suriye'nin payı halen düşük olmakla birlikte yeniden yapılanma süreciyle birlikte artma potansiyeli taşıyor. 2026 yılı için beklentimiz, Suriye'nin toplam ihracatımız içindeki payının kademeli olarak yükselmesi ve ticari ilişkilerin daha kurumsal bir zemine oturmasıdır.
Suriye'de yerinde üretim, ortak tesis kurulumu ve yarı mamul yatırımları da plastik sanayicileri için gündeme gelmeye başladı. Özellikle boru sistemleri, altyapı plastikleri, basit ambalaj ürünleri ve inşaatta kullanılan yarı mamuller için yerinde üretim hem lojistik maliyetleri düşürmek hem de pazara hızlı erişim sağlamak açısından daha rasyonel görünüyor.
Suriye'nin yeniden yapılanma sürecinde plastik sektörü kritik bir rol üstlenebilir. Özellikle boru sistemleri, izolasyon malzemeleri, altyapı plastikleri ve ambalaj ürünlerinin kısa vadede öne çıkacağını düşünüyoruz.
Çin ve İran menşeli ürünlerle rekabet ise ağırlıklı olarak fiyat üzerinden şekilleniyor. Ancak Türk plastik sanayicisinin en önemli avantajı; kalite, teslimat hızı, esnek üretim kabiliyeti ve bölgeye olan coğrafi yakınlıktır. Bu unsurlar, önümüzdeki dönemde Türk üreticisini Suriye pazarında güçlü bir konuma taşıyacaktır.
Dr. Eren Günhan ULUSOY / Uluslararası Un Sanayicileri ve Hububatçılar Birliği (IAOM) Avrasya Başkanı
"Bu pazarın yüksek büyüme potansiyeli var"
Suriye pazarı, Türk un sanayisi açısından stratejik bir konuma sahip. Özellikle Irak pazarında kaybedilen hacmin boşluğunu doldurma açısından önem arz ediyor. 2025 yılı, Suriye pazarı açısından ihracatta tarihi bir büyüme yılı oldu. 2024 yılında toplam 326 bin 659 ton seviyesinde gerçekleşen yıllık ihracat miktarı, 2025 yılında 682 bin 502 ton seviyesine yükselerek 355 bin 844 tonluk artış sağladı ve yaklaşık yüzde 109 büyüme kaydedildi. Bu sonuç, Suriye pazarına yapılan ihracatın bir önceki yıla göre iki katından fazla arttığını ortaya koyuyor. 2026 yılına Suriye pazarı güçlü bir başlangıç yaptı. Ocak ayında ihracat 52 bin 797 ton seviyesine ulaşarak, 2025 Ocak ayına göre 20 bin 600 ton arttı ve yüzde 64 büyüme kaydedildi. Bu performans, Suriye pazarında talebin 2026'da da güçlü şekilde devam ettiğini gösteriyor. TMO ve Kızılay aracılığıyla 97 bin 500 ton un, insani yardım amaçlı Suriye'ye sevk edildi. Ticari ihracatta, spesifik ürünler dışında genel ihracatta bir miktar azalma gözlendi. Bunun nedeni, Suriye'nin uzun vadede kendi kendine yetebilir hale gelme potansiyeli. Gelecek için beklenti: Şartlar düzelirse ve ülkenin üretim kapasitesi yeterli hale gelirse, genel un ve tahıl ürünlerinde ihracatta doğal bir düşüş beklenebilir. Ancak kısa vadede Türkiye hem sınır komşusu hem hızlı teslimat sağlayabilen tedarikçi konumunda olduğu için ihracat halen önemli.
Celal KADOOĞLU /TİM Suriye Masası Başkanı ve Güneydoğu Anadolu Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı
"Türk müteahhitler, yeniden imarda belirleyici rol üstlenecek"
Suriye'de yeni dönemde altyapı, şehirleşme, enerji arzı ve gıda güvenliği gibi alanlarda ciddi bir yeniden yapılanma ihtiyacı var. Bu alanlarda Türk şirketleri esnek tedarik gücü, uygun maliyet yapısı ve bölgeyi yakından tanıyan şirket kültürüyle doğal bir üstünlük taşıyor. Özellikle inşaat ve müteahhitlik tarafında, dünya çapında deneyime sahip Türk müteahhitlerinin yeniden imarda belirleyici rol üstlenebileceğini öngörüyoruz; Halep'te imzaladığımız protokol de bu yeni dönemin kapısını aralayan somut bir adım oldu.
İhracata baktığımızda, Güneydoğu Anadolu'nun hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri ihracatı 2025'te 3.6 milyar dolar oldu. Türkiye genelinde, sektörümüzün Suriye'ye ihracatı bu dönemde 700 milyon dolar ile ilk sırada yer alırken, bölgemizin Suriye'ye hububat ihracatı 400.9 milyon dolar olarak kaydedildi. Sektörün genel beklentilerinden birisi, yurt içinde artan maliyetler karşısında döviz gelirlerinin adil karşılık üretebilmesi… Suriye özelindeki beklentimiz ise istikrar-yatırım-ticaret ilişkisinin güçlenmesiyle ihracatın nitelik ve çeşitlilik açısından daha da derinleşmesi…Bu yıl Güneydoğu'nun genel hububat ihracatının 4 milyar doları, Suriye'ye hububat ihracatının ise 500 milyon doları geçeceğini umut ediyoruz.
Mahsum ALTUNKAYA / Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK)/Türkiye-Suriye İş Konseyi Başkanı
"Kazan-kazan modeliyle hareket etmek istiyoruz"
Suriye bir geçiş dönemi yaşıyor. Yaklaşık 15 yıldır ülkede savaş yaşandı. Otorite boşluğu vardı. Güvenlik endişeleri hat safhaya çıkmıştı. Rejim değişikliği ile birlikte yeni bir döneme girildi. Her geçen gün Suriye'de huzur ve istikrar artıyor, işler biraz daha yoluna giriyor. Rejim değişikliği ile birlikte Suriye ile olan ticaretimizde büyük artış sağlandı. Önümüzdeki dönemde Suriye ile ülkemiz arasındaki ticaretteki artışın daha da hızlanmasını bekliyoruz. Güvenlik endişeleri her geçen gün azalıyor. Suriye'de güvenlik endişelerinin tamamen ortadan kalkması ile iki ülke arasındaki ticari ve sosyal ilişkiler yeni bir boyut kazanacak. Gelecekte Suriye ile sadece ticaret yapmayacağız, yatırımcılarımız da Suriye'ye gidecek. Sanayi alanında yapacağımız yatırımlarla Suriye'nin kalkınmasına, huzura kavuşmasına daha fazla katkı sağlayacağız. Suriye'de huzur arttıkça, insanlar aş ve iş buldukça Türkiye'de yaşayan Suriyeli misafirlerimiz ülkelerine dönme konusunda daha da istekli olacak. Biz Suriye ile ilişkilerimizi sadece ticaret yapmak, para kazanmak anlamında düşünmüyoruz. Öncelikle, 'kazan-kazan' modeliyle hareket etmek istiyoruz. Suriye'nin yeniden imarında, kalkınmasında etkin bir şekilde rol alarak, bu ülkenin huzur ve refahın merkezi haline gelmesine katkı sunmak istiyoruz.
Kutlu KARAVELİOĞLU /Makine İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı
"Suriye'de fırsat temelli ilişkilerden kalıcı ortaklıklara dönülecek"
Yaşanan rejim değişikliği sonrasında sahada çarpıcı bir canlılığın oluştuğu Suriye'nin, komşu bir pazarımız olarak deyim yerindeyse 'oyuna geri dönmesi', 2025'te ihracatçı sektörler için en önemli olaylardan biriydi. 2025'te Türkiye'nin makine ihracatının yüzde 189 arttığı Suriye'de 130.6 milyon dolar ihracata ulaşıldı. Bu dönemde Suriye'ye en çok takım tezgahları, evsel ve endüstriyel soğutma makineleri ve elektrik motorları/jeneratörler ihraç edildi. Uzun süren belirsizlik döneminin ardından sahada daha öngörülebilir bir ticari ortamın oluşması, lojistik hatların daha düzenli işlemesi ve sınır ticaretinin canlanması makine ihracatımıza doğrudan yansıyan unsurlardı. Suriye'de kurumlar ayağa kalktıkça, yeniden imar çabalarının sonucu olarak talebin daha çok iş ve inşaat makineleri, altyapı ekipmanları ve acil ihtiyaçlara yoğunlaşacak olması doğal. Bu ihtiyaçlar yalnızca imar iskan kalemleriyle sınırlı kalmayacak; kısa zamanda elektrik üretimi, gıda işleme ve soğuk zincirler, tarımda mekanizasyon, içme suyu ve kanalizasyon şebekeleri, arıtma tesisleri gibi harap olmuş alanlarda çeşitlenerek büyüyecek. Sürecin kısa vadeli, fırsat bazlı tedarik ilişkilerinden, daha uzun vadeli, planlı alt yapı ve sanayi yatırımlarına umulandan daha hızlı evrilebileceğinin işaretleri mevcut.
Volkan BOZAY / Türkiye Çimento Sanayicileri Birliği (TÜRKÇİMENTO) CEO'su
"Toplam çimento talebinin 180 milyon tona çıkması olası"
Dünya Bankası'nın 21 Ekim 2025'te yayımladığı 'Suriye Fiziksel Hasar ve Yeniden İnşa Değerlendirmesi' raporuna göre, 13 yılı aşkın süren savaşın bilançosu olarak ülkenin toplam yeniden inşa maliyeti en iyimser tahminde 140 milyar, en yüksek tahminde ise 345 milyar dolar arasında öngörülüyor. Rapordaki öngörülere göre ortalama altyapı (yol, elektrik, su) için 82 milyar dolar, büyük oranda işlevsiz gelen konutlar için 75 milyar dolar, yaklaşık yüzde 33'ü hasarlı, kamu ve ticari binalar için 59 milyar dolar. Üst üste koyduğunuzda yaklaşık ortalama 216 milyar dolarlık bir yatırım ihtiyacı söz konusu. Huzur ve güven ortamının oluşması ve finansman sağlanması halinde 2026-2040 döneminde toplam çimento talebinin yaklaşık 180 milyon ton seviyesine ulaşmasını muhtemel görünüyor. Bu büyüklük, Suriye'yi bölgesinde çimento sektörü açısından en yüksek potansiyele sahip pazarlardan biri haline getirecek anlamını taşıyor. Suriye'de mevcut çimento üretim altyapısı büyük ölçüde zarar görmüş durumda. Müteahhitlik hizmetleri ülkemizin Suriye'nin yeniden inşasında güçlü bir tedarikçi konumuyla önemli rol oynayacaktır. Söz konusu gelişme, çimento sektörümüzü de olumlu etkileyecektir. Suriye yerel kaynaklarına göre ülkedeki toplam kurulu çimento kapasitesi yaklaşık 7.65 milyon ton/yıl seviyesinde ve fiili üretim bu kapasitenin oldukça altında. Buna karşılık Türkiye'de, Suriye'ye yakın bölgelerde yer alan çimento fabrikalarının toplam kapasitesi yaklaşık 40 milyon ton/yıl seviyesinde. 6 Şubat depremleri sonrasında bölgeye yapılan yatırımlarla oluşan kapasite sayesinde hem bölgenin hem de Suriye'nin yeniden inşa sürecinde yıllara yayılacak talebin karşılanması mümkün hale gelecek.
Dr. Veysel YAYAN / Türkiye Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri
"Çelik ürünlerine talebin artması bekleniyor"
2025'te, Suriye ekonomisindeki zayıf talep, döviz likiditesindeki daralma, alternatif tedarik kanallarının oluşması ve bölgesel ticarette yaşanan belirsizlikler sebebiyle, Türkiye'nin Suriye'ye çelik ihracatı bir önceki yıla göre miktar bazında yüzde 13 düşüşle 110 bin tona, değer bazında ise yüzde 15 azalışla 66 milyon dolara geriledi. Söz konusu dönemde ihracatın yaklaşık 90 bin tonunun uzun mamullerden oluşması, savaş sonrası sınırlı da olsa devam eden konut ve temel altyapı onarım faaliyetlerine yönelik talebin ağırlıkta olduğunu gösteriyor. Suriye'de yeni döneme ilişkin beklentiler, büyük ölçüde siyasi istikrarın tesis edilmesi, güvenliğin sağlanması ve bölgesel barış ortamının güçlenmesine bağlı olarak şekilleniyor.
İstikrarın güçlenmesiyle birlikte, öncelikli hedefin altyapı, konut ve temel sanayi tesislerinin yeniden inşası olacağı değerlendiriliyor. Bu süreçte, yeniden imar faaliyetlerinin hız kazanması ve lojistik hatların güvenli şekilde işletilmesiyle, inşaat malzemeleri başta olmak üzere, çelik ürünlerine yönelik talebin artması; sınır ticaretinin yeniden düzenli hale gelmesi bölgesel ticaret hacminin kademeli olarak büyümesi bekleniyor. Türkiye açısından bakıldığında ise, coğrafi yakınlık, güçlü üretim altyapısı ve mevcut ticari bağlar sayesinde ihracatın yeniden artış eğilimine girme potansiyeli bulunuyor.
Dr. İhsan ŞAHİN / Sağlık Yatırımcıları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
"Suriye'de en önemli yatırımları Türk yatırımcılar yapmaya hazırlanıyor"
Suriye'de yeni devlet düzeni ile birlikte tüm sektörler yeni baştan kurgulanacak ve yeni düzene göre yeniden şekil alacak. Bu anlamda özellikle Suriye sağlık sisteminin temel kodları yeniden yazılacak, devletin vatandaşın sağlık hizmetlerine olan katkısı ve kapsamı yeniden belirlenecek. Tüm pazarlarda olduğu gibi sağlık pazarında da Türk yatırımcılar Suriye'yi yalnız bırakmayacaktır. En önemli ve büyük yatırımları, Suriye'de Türk yatırımcılar yapmaya hazırlanıyor. Ancak bu yatırımlar için uluslararası finansman, Suriye'deki dengelerin yerli yerine oturması, güvenlik ve ekonomi politikalarının netleşmesi gerekir. Türk yatırımcılar Suriye'deki istikrar ve güvenliği bekliyor. Ayrıca, Suriye'de sağlık tesislerinin yapımı sağlık ve sigortası yapılanması için çok büyük bütçelere ihtiyaç duyulacak. Eğer sağlık politikaları özellikle devlet tarafından yürütülecek ise en az 5 bin hasta yatağına ve hastanelere, yüzlerce aile hekimliği merkezine ve en az iki ya da üç üniversite hastanesine ihtiyaç olacak. Eğer Suriye devleti ihtiyaçları ve sağlık politikalarını doğru belirler ise hem daha az bütçe harcar hem de daha kapsamlı bir sağlık hizmeti sunabilir. Bunun için Türkiye'yi örnek alabilir.
Yavuz IŞIK /Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) Yönetim Kurulu Başkanı
"Sahada üretim ve proje bazlı tedarik açısından fırsatlar sunuyor"
Suriye pazarı hazır beton sektörü için ürün ihracatından ziyade 'sahada üretim ve proje bazlı tedarik' açısından fırsatlar sunuyor. Hazır beton uzak mesafeye ihracata uygun bir ürün değil. Türkiye'nin Suriye'ye ihracatı, 2025'te 2.57 milyar dolara ulaşmış yeniden inşa süreciyle birlikte, çimento, yapı malzemeleri, inşaat makine ve ekipmanları gibi birçok kalemde ihracat artışı bekleniyor. THBB olarak projelerin Avrupa normlarına (EN) uygun, depreme dayanıklı ve Kalite Güvence Sistemi (KGS) disipliniyle inşa edilmesi için desteğe hazırız. Suriye, Türk hazır beton sektörü için bir pazar olmanın ötesinde, mobil üretim kabiliyetimizin, lojistik esnekliğimizin ve mühendislik birikimimizin sergileneceği bir uygulama sahası olabilir.
Yeniden inşa sürecinde enerji, ulaştırma altyapısı ve toplu konut projeleri öne çıkıyor. Dünya Bankası'nın 2011-2024 dönemine ilişkin fiziksel hasar ve yeniden inşa değerlendirmesine göre; toplam yeniden inşa maliyeti yaklaşık 216 milyar dolar olup bunun 75 milyar doları konut, 82 milyar doları altyapı kaynaklı. Bu büyüklük, beton ve çimento yoğun sektörler için güçlü bir talep potansiyeline işaret ediyor.
Rakip ülkeler risk analizlerini yaparken, Türk şirketlerinin sahada fiilen sözleşmelere imza atmış olması Türkiye'yi rekabette öne çıkarıyor.
Koray ÇALIŞKAN / MODOKO Yönetim Kurulu Başkanı
"Doğru model: Güçlü yerel satış kanalları oluşturmak"
Rakamlar Suriye pazarında yeniden bir hareketlenme başladığını gösteriyor. Son dönemde Türkiye'nin Suriye'ye mobilya ihracatında dikkat çekici artışlar var. Bu da yeniden yapılanma sürecinin ticarete yansımaya başladığını ortaya koyuyor. Ancak, Türkiye artık mobilya üretiminde ucuz bir ülke değil. Bugün dünya ihracatında alt sıralarda yer alan bazı ülkelerin firmaları bile, bizim fiyatlarımız yüksek kaldığı için Türkiye pazarına ürün satmaya çalışıyor. Çin, Hindistan ve Mısır gibi ülkeler çok daha düşük maliyetlerle üretim yapabiliyor. Suriye'nin yeniden yapılanma sürecinde maliyet en belirleyici unsurlardan biri olacak ve bu fiyat seviyelerinde rekabet etmek Türk üreticiler için giderek zorlaşıyor. Suriye pazarı önemli bir fırsat sunuyor; ancak bu fırsatı değerlendirirken Türkiye'nin değişen üretim yapısını, maliyet gerçeğini ve rekabet koşullarını çok doğru okumamız gerekiyor. Şu aşamada konut ve kamu alanlarının mobilya ihtiyaçları konusunda bir ticaret akışı söz konusu var diyebiliriz. Şu an için ihracatımız daha emekleme aşamasında olsa da önümüzdeki dönemlerde, Suriye'nin ihracat yapacağımız ilk 10 pazar içerisinde yer alacağını öngörüyoruz.
Güçlü KAPLANGI / Ev ve Mutfak Eşyaları Federasyonu (EVFED) Yönetim Kurulu Başkanı
"Yeni iş birliği fırsatları var"
Suriye'de konutların yeniden inşası ve yaşamın normalleşmesi süreci, federasyonumuz bünyesindeki tüm dernekler için yeni iş birliği fırsatları oluşturuyor. Türkiye'nin lojistik üstünlüğü sayesinde hızlı teslimat ve rekabetçi fiyatlarla pazarda güçlü konum elde edilebiliyor.
İnşaat malzemeleri ve plastik sanayinin Suriye ticareti güçlü talep barındırırken, bu sektörler Suriye'de yatırım yapmak isteyen Türk firmaları için uzun vadeli iş birliği ve büyüme potansiyeli sunuyor. Seramik mamulleri özellikle dikkat çekiyor. Seramik ürünlerinde Türkiye, yüzde 81.9 pazar payıyla lider konumda bulunuyor. Önümüzdeki dönemde ticaretin gelişmesini bekliyoruz.
Öte yandan Suriye ihracat açısından daha doğru bir adres. Bugün bir fabrikayı bir yere taşımak kolay değil. Örneğin; mobilya sektörü zanaat yoğun bir sektör ve iş verenle çalışanların birbiriyle koordineli ilerlemesi gerekiyor ve keza hammadde açısından da Türkiye, dünyanın en büyük ikinci sunta mdf üreticisi ve hammaddeye erişim düşünülünce Türkiye'de üretim daha avantajlı. Keza diğer baktığımız sektörlerde de aynı şey söz konusu. Öte yandan; züccaciye ürünlerinin yanı sıra mobilya, aydınlatma ve inşaat sektöründe güçlü bir büyüme bekliyoruz.
Turgay TERZİ / Art Design Yönetim Kurulu Başkanı
"Büyük projelerin içerisinde yer almak istiyoruz"
Suriye'ye mobilya ihracatı şu an çok yüksek bir kalem olarak görünmese de AKAMİB'in verilerine baktığınız zaman Akdeniz bölgesindeki ihracatçı mobilya firmalarının Suriye'ye mobilya ihracatlarını yüzde 100'ün üzerinde artırdıklarını görebiliyoruz. Genel rakamlarda da Suriye'ye mobilya ihracatında bir yükseliş söz konusu. Suriye, bizim geleneksel pazarlarımız arasında yer alıyordu. Biliyorsunuz önceki dönemlerde de Libya pazarı önemli konumdaydı. Şu anda da Orta Doğu'da Suudi Arabistan'a, Irak'a yoğunluklu ihracatlarımız devam ediyor. Beklentilerimiz yüksek. Bölgenin yeniden inşa sürecinde Türkiye aktif bir rol oynuyor. Burada sadece tekil müşterilere mobilya satmaktan ziyade büyük projelerin içerisinde de yer almak istiyoruz. Bununla ilgili görüşmelerimiz devam ediyor. Çin'in baskın gücü, rekabetteki zorlukları hesaba kattığımızda yakın pazarlardaki ihracatlarımızı güçlendirmek her zamankinden daha kıymetli bir hale geldi. Önümüzdeki dönemde Suriye'nin ihracat yaptığımız ilk 10 pazarda yer alacağımıza dair güvencemiz tam. Şirket nezdinde konut mobilyasına dair bir ihracatımız söz konusu.
İbrahim AFYON / Türkiye Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (YUM-BİR) Yönetim Kurulu Başkanı
"Bazı kanatlı yatırımlarının Suriye'de yapılması yönünde çalışmalar var"
Suriye'nin yeni döneminde doğrudan yumurta ihracatında hızlı bir artış beklemek gerçekçi değil. Suriye'nin kendi üretim altyapısını yeniden kurma sürecinde yatırım ve üretim modeli daha sürdürülebilir bir yaklaşım olarak öne çıkıyor. Türkiye'de yapılması planlanan bazı kanatlı yatırımlarının Suriye'de hayata geçirilmesi yönünde çalışmalar bulunuyor. Son 10 yılda birçok Suriyeli yatırımcı Türkiye'de yumurta üretimi yaptı. Yeni dönemde bu yatırımcıların ülkelerine dönerek üretimi yerinde gerçekleştirmesi söz konusu olabilir. Bu durum Türkiye'de üretimi azaltacak bir gelişme değil; aksine Türk sektörünün bilgi birikimi, ekipman, yem, damızlık ve işletme modeli açısından Suriye'deki yatırımlara destek verebileceği yeni bir alan anlamına geliyor. Türk iş dünyasının coğrafi yakınlık, lojistik avantaj ve sektörel deneyim açısından önemli bir üstünlüğü bulunuyor.