Gözler faiz kararında
HÜLYA GENÇ SERTKAYA / Türkiye ekonomisi 2025'te yıllık yüzde 3.6 büyüyerek Orta Vadeli Program'daki (OVP) yüzde 3.3 gerçekleşme tahmininin üzerine çıktı. 2025'in dördüncü çeyreğinde gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) ilk tahmini; zincirlenmiş hacim endeksi olarak yıllık yüzde 3.4 artarken, Türkiye ekonomisi kesintisiz büyüme sürecini 22. çeyreğe taşıdı. Üretim yöntemine göre cari fiyatlarla GSYH, 2025'te yıllık yüzde 41.3 artarak 63 trilyon 20 milyar 906 milyon lira oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2025 yılında Türkiye'nin milli geliri 1.6 trilyon dolara yükseldi. Kişi başına GSYH 2025'te cari fiyatlarla 712 bin 200 lira, dolar cinsinden 18 bin 40 olarak hesaplandı.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe göre yüzde 0.4 arttı. Takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, dördüncü çeyrekte yıllık yüzde 3.4 artış gösterdi.
Bu arada TÜİK, 2025 yılı birinci, ikinci, üçüncü çeyrek büyüme verilerinde güncellemeye gitti.
TARIM SEKTÖRÜ YÜZDE 8.8 DARALDI
GSYH'yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde; 2025 yılında bir önceki yıla göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak; inşaat sektörü yüzde 10.8 arttı. Deprem konutlarının katkısıyla inşaat sektörü 2025 yılının son çeyreğinde yüzde 8.6 artış ile kesintisiz büyüme performansını 13 çeyreğe taşıdı.
2025'te bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 8, ürün üzerindeki vergiler eksi sübvansiyonlar yüzde 6.9, ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 4.6, diğer hizmet faaliyetleri yüzde 4.3, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri yüzde 4, finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 3.8, gayrimenkul faaliyetleri yüzde 2.7 1 artış gösterdi. 2025'te sanayi yüzde 2.9 büyüdü. Sanayinin büyümeye katkısı 0.54 puanda kaldı. 2025'te yıllık bazda tarım sektörü ise yüzde 8.8 daraldı. Bu performansla, tarım sektörü büyümeyi 0.48 puan aşağı çekti.
Yerleşik hanehalklarının nihai tüketim harcamaları, 2025'te yıllık zincirlenmiş hacim endeksine göre yüzde 4.1 arttı. Hanehalkı tüketim harcamalarının cari fiyatlarla GSYH içindeki payı yüzde 54.4 oldu. 2025'te yıllık bazda devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 0.83, yatırımlar olarak bilinen gayrisafi sabit sermaye oluşumu yüzde 6.95 arttı. 2025'te büyümeye hanehalkı tüketim harcamaları katkısı 2.8 puan, kamu tüketim harcamalarının katkısı 0.1 puan, yatırımların 1.8 puan, stokların ise 0.3 puan oldu.
Zincirlenmiş hacim endeksine göre, 2025'te mal ve hizmet ihracatı yıllık yüzde 0.3 azalırken ithalatı yüzde 4.9 arttı. Net dış ticaret büyümeyi 1.1 puan aşağı çekti.
İşgücü ödemeleri 2025'te yıllık yüzde 40.4 artarken, net işletme artığı/karma gelir yüzde 44.2 arttı.
YILLIK TÜFE YÜZDE 31.53'E YÜKSELDİ
Geçen haftanın öne çıkan yurt içi verilerinden bir diğeri ise enflasyondu. TÜİK verilerine göre, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) 2026 Şubat'ta aylık yüzde 2.96 artarken, yıllık enflasyonu 0.88 puan artışla yüzde 31.53'e yükseldi.
En yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık enflasyona katkıları gıda ve alkolsüz içeceklerde 9.07, ulaştırmada 4.63 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda 6.24 puan oldu. Bu harcama gruplarının aylık enflasyona etkisi ise gıda ve alkolsüz içeceklerde 1.71, ulaştırmada 0.43 ve konutta 0.27 yüzde puan olarak belirlendi.
TÜİK verilerine göre yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) aylık yüzde 2.43, yıllık enflasyonu 0.39 puan artışla yüzde 27.56'ya yükseldi.
OVP'da yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 16 iken, TCMB yılın ilk enflasyon raporunda 2026 yılı sonu enflasyon tahmin aralığını 2 puan artışla yüzde 15-21'e yükseltti. TCMB'nin aylık fiyat gelişmeleri raporuna göre, şubatta, işlenmemiş gıda fiyatlarında büyük ölçüde sebze ile beyaz et fiyatları öne çıkarken, işlenmiş gıda grubunda özellikle süt ve süt ürünlerinin etkisi belirgin oldu. Bu dönemde, gıda fiyatları üzerinde hava koşullarının yanı sıra Ramazan ayına özgü unsurların da etkisi hissedildi.
"FAİZ İNDİRİMİNE GİDİLMEMESİ DAHA OLASI"
Enflasyon verisinin ardından gözler 12 Mart'taki (bugün) Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına çevrildi. İran savaşıyla birlikte piyasalarda TCMB'nin politika faizinde değişikliğe gitmeyeceği beklentisi güçlendi.
Afyon Kocatepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdal Demirhan, 12 Mart faiz kararı öncesinde görünümün, daha temkinli bir PPK duruşunu öne çıkardığını söyledi. Şubat ayı enflasyon verisiyle birlikte yıllık enflasyonda sınırlı bir yukarı yön görüldüğünü vurgulayan Demirhan, "Buna ek olarak, Orta Doğu'daki gerilimin tırmanması petrol ve doğalgaz fiyatları üzerinden maliyet kanalıyla enflasyon görünümünü olumsuz etkileyebilir. Bu çerçevede, 12 Mart toplantısında Merkez Bankası'nın faiz indirimine gitmemesi daha olası görünüyor. Likidite yönetimi tarafında da 1 hafta vadeli repo ihalelerine Mart ayının başında ara verilmişti. Bu karar ile birlikte fiili fonlama maliyeti yukarıda tutulmuş ve ek sıkılık sağlanmış oldu. Vadeli döviz satım mekanizmasının devreye alınması, kur oynaklığını baskılayarak kur geçişkenliği üzerinden oluşabilecek maliyet/enflasyon baskılarını azaltabilir. Dolayısıyla, mevcut koşullarda politika faizinin korunması ve 'bekle-gör' yaklaşımının güçlenmesi beklenebilir" dedi.
"FİYAT İSTİKRARINI ZORLAYABİLİR"
Aks Araştırma Kurucusu ve Baş Ekonomisti Ayşe Özden de, 2026 Şubat ayı itibarıyla aylık yüzde 2.96 ve yıllık yüzde 31.5 seviyesinde gerçekleşen enflasyonun, para politikasında temkinli duruşun korunması gerektiğine işaret ettiğini söyledi. Şubat enflasyonunda en yüksek artışın gıda, konut ve ulaştırma kalemlerinde görüldüğüne dikkat çeken Özden, "Özellikle ulaştırma kalemi enerji fiyatlarına doğrudan duyarlı ve olası bir petrol şokunun enflasyon üzerindeki çarpan etkisini güçlendirme potansiyeli taşıyor. Kredi büyümesindeki ivme kaybına rağmen bireysel kredi ve kredi kartı kullanımının nominal olarak yüksek seyri, iç talepte tam bir dengelenmeye işaret etmiyor. Reel faizlerin pozitif bölgede kalmasına karşın, beklenti kanalı ve geçmiş enflasyon alışkanlıkları hizmet enflasyonundaki katılığı beslemeye devam ediyor. İran savaşıyla Ortadoğu'da artan jeopolitik gerilimler petrol fiyatları üzerinde yukarı yönlü risk oluşturuyor. Petrol fiyatlarında her 10 dolarlık kalıcı artışın yıllık enflasyona yaklaşık 1.6 puan yük getirme potansiyeli, para politikasının manevra alanını daraltıyor. Petrolün 80 dolar üzerinde kalıcılaşması hem enerji ithalat faturası hem de maliyet kanalı üzerinden fiyat istikrarını zorlayabilir. Gerilimin arz kesintisine yol açmadığı senaryoda fiyatların 70-80 dolar bandında dengelenmesi mümkün görünse de, düşük olasılıklı bir arz şoku halinde 110 dolar üzeri seviyeler küresel enflasyon beklentilerini yeniden yukarı çekebilir. Bu çerçevede para politikasında temkinli duruşun korunması ve kısa vadede faiz indirimi ihtimalinin sınırlı kalması daha olası görünüyor. 2026'nın ilk yarısı, iç talep dinamikleri ile dışsal maliyet baskıları arasındaki dengenin belirleyici olacağı bir dönem olacak. Jeopolitik risklerin sınırlı kalması ve enerji fiyatlarının istikrar kazanması halinde 2026 büyüme beklentimiz yüzde 3.9. Baz etkileri ve mevcut eğilimler dikkate alındığında yıl sonu enflasyon tahminim yüzde 25.2 seviyesinde" diye konuştu.
ŞUBAT AYI DIŞ TİCARET AÇIĞI 9.2 MİLYAR DOLAR
Türkiye'nin ihracatı 2026 Şubat'ta yıllık yüzde 1.6 artışla 21 milyar 65 milyon dolar, ithalatı yüzde 6.1 artışla 30 milyar 271 milyon dolar olurken, dış ticaret dengesi yüzde 18.1 artışla 9.2 milyar dolar açık verdi. Ticaret Bakanlığı verilerine göre; ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 72.6'dan yüzde 69.6'ya geriledi. Yılın ilk iki ayında Türkiye'nin ihracatı yüzde 1.2 azalışla 41 milyar 380 milyon dolar, ithalatı yüzde 3.1 artışla 58 milyar 966 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, bu dönemde dış ticaret açığı yüzde 14.9 artışla 17 milyar 585 milyon dolar oldu. Son 12 ay yıllıklandırılmış verilerle, Şubat 2026 itibarıyla ihracat yüzde 3.9 artışla 272.8 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.
Prof. Dr. Nurullah GÜR / Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi
"Yatırım harcamaları büyümeyi yüzde 1.8 oranında yukarı çekti"
Yüzde 3.6'lık büyüme performansı Türkiye'nin potansiyelinin altında olmakla birlikte, son yılların en sıkı para politikasının uygulandığı bir dönemde istikrarlı biçimde pozitif büyüme kaydetmenin de sıradan bir durum olmadığını not etmek lazım. Yüksek faiz ortamına rağmen yatırım harcamalarının büyümeyi yüzde 1.8 oranında yukarı çekmesi oldukça kıymetli. Net ihracatın etkisinin eksiye dönmesi ise büyüme tarafındaki en olumsuz gelişme oldu. Sektörel olarak büyüme 2025'te ciddi ayrışmalar ve dalgalanmalar yaşadı. Tarım her çeyrek eksi büyüme rakamı kaydederek yıl genelinde daraldı. Sanayi ikinci ve üçüncü çeyrek fena sayılmayacak bir performans sergilese de ilk ve son çeyreklerde zayıftı. İnşaat sektörü deprem konutları ve kentsel dönüşüm faaliyetlerinin etkisiyle yılı çift haneli rakamlarda büyüme ile kapattı. İnşaat sektörünün son yıllarda kaydettiği en iyi performans olarak kayıtlara geçti. Bu yıl Türkiye ekonomisinin büyümesine ilişkin beklentiler 2025'teki büyüme oranı ile uyumlu seviyelerde. Türkiye'nin büyümede kendi potansiyeline asıl çıkabileceği yıl 2027 gibi görünüyor. Bunu yakalayabilmek için de bu 2026'da enflasyonu hedeflenen rakamlara yakın seviyelere indirmek ve böylece finansman maliyetlerini kademeli olarak gevşetebilmek önem arz ediyor. Hedeflenen enflasyon seviyelerine gelebilmek için maliye politikası ve arz yönlü yapısal politikaları eşgüdümlü biçimde devreye almamız şart.
Prof. Dr. Murat ŞEKER / İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi
"Gıda grubu yine enflasyonun en yüksek hissedildiği alan"
2025 yılında gösterilen yüzde 3.6 düzeyinde büyüme verisi yüksek faiz ortamına rağmen ekonomide bir soğuma yaşanmadığını gösteriyor. Son çeyrekteki yüzde 3.4'lük oran da bu durumu teyit ediyor. Büyümenin lokomotifi inşaat sektörü olarak gözlenirken, tarımdaki daralmanın boyutu endişe verici düzeyde seyrediyor. Büyümenin iç taleple finanse edildiği, ihracat verilerinden anlaşılıyor. 2026'da jeopolitik risklerin artma eğilimi göstermesi, sıkı para politikasının yansımaları, iç talebin azalmasıyla ve dolayısıyla büyüme trendinin biraz yavaşlamasıyla sonuçlanabilir. 2026'da yüzde 3 düzeyinde dengelenen bir büyüme performansı yaşanacağını tahmin ediyorum. 2026 Şubat enflasyon verileri; artış hızının düştüğünü ancak yine de yüksek enflasyonist sürecin devam ettiğini gösteriyor. Gıda grubu yine enflasyonun en yüksek hissedildiği alan olarak karşımıza çıkıyor. Önümüzdeki dönemde artış hızının düşme eğilimi devam etse de artan jeopolitik riskler, enerji fiyatlarındaki yükselişler ve olası kur dalgalanmaları enflasyonist sürecin 2026'da da etkili olacağına işaret ediyor. Merkez Bankası'nın aldığı son aksiyonlar bölgedeki siyasi ve askeri gerilimlere karşı bir direnç mekanizmasının harekete geçirilmesi anlamına geliyor. Önümüzdeki hafta agresif bir artışa ihtiyaç duymadan politika faizini sabit tutacağını düşünüyorum.
Prof. Dr. Bülent GÜLÇUBUK / Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi
"Tarımdaki küçülme yapısal bir uyarı niteliğinde"
2025 yılında GSYH yüzde 3.6 artarken, tarım sektörü yüzde 8.8 küçüldüyse, bu sadece bir daralma değil aynı zamanda yapısal bir uyarıyı da işaret eder. Tarım sektörü 2025 yılını aslında yüzde 12.4 kayıpla kapattı. Yüzde 3.6'lık büyümeden pay alamamış buna karşılık yüzde 8.8 küçüldü. Bu yılın ilk iki ayında yüzde 8'e varan enflasyon da tarım ve gıda açısından zor bir yılın bizi beklediğini gösteriyor. Var olan ABD-İsrail-İran savaşına bağlı enerji, gübre, vd. fiyatları ve buna başlı tarım girdileri fiyatların daha da yükseleceğini ve gıda enflasyonun da kendisini daha yoğun hissettireceğini gösteriyor. Yani; üretim, maliyet, fiyat, enflasyon arasında çok bilinmeyenli ve belirsiz bir denklem ile karşı karşıyayız. İşin üretim tarafında artan girdi maliyetleri (mazot, gübre, yem, ilaç, enerji), iklim kaynaklı üretim riskleri ve üretici gelirlerinin yetersizliği, üreticiyi, işin gıda tarafında artan enerji, lojistik, sigorta masrafları işletmeciyi-sanayiciyi, işin tüketim tarafında ise azalan alım gücü, artan enflasyon nedeniyle tüketici doğrudan etkileniyor. Bütün bu denklem bize şunu gösteriyor; tarım sektöründeki küçülme sadece bir oran ya da fiyat sorunu değildir. Bu süreç aynı zamanda üreticilerin gelecek yıllarda üretime devam edip etmeme, tarımın zayıflaması, üretim yapısının giderek daha kırılgan hale gelmesi ve gıda sektörünün de risklerle boğuşması anlamına geliyor. Geçeceğini umduğumuz bu zorlu süreçte; üretici gelirini güvence altına alan fiyat politikalarının, girdi maliyetlerini azaltacak destek mekanizmalarının, fabrikaların işlemesini sağlayacak gıda sanayi can suyu kredilerinin gıda güvenliği ve fiyat istikrarı için 'şok emici' bir politika önceliği ile devreye konulması gerekir.
Prof. Dr. Erdal DEMİRHAN / Afyon Kocatepe Üniversitesi Öğretim Üyesi
"Büyüme kompozisyonu enflasyon hedeflerine ulaşmayı güçleştiriyor"
2025 büyüme verileri, büyümenin kompozisyonu açısından olumlu bir tablo ortaya koymadı. Yıl geneline bakıldığında tarım sektörü küçülürken, sanayi tarafında belirgin bir yavaşlama izlendi. Harcama bileşenleri açısından ise hanehalkı tüketimi artarken, ihracat daraldı ve ithalat yükseldi. Büyümenin önemli ölçüde inşaat yatırımlarındaki artış tarafından sürüklendiği görülüyor. Nitekim 2025'te inşaat sektörünün büyüme hızı, imalat sanayinin büyüme hızının üç katını aşan bir performans sergiledi. Bu görünüm, Türkiye ekonomisinde istihdam ve fiyat istikrarı dostu bir büyüme patikasının güçlenmediğine işaret ediyor. Özellikle gıda fiyatlarındaki artışın, hem enflasyon sepeti üzerinden doğrudan hem de beklentiler kanalıyla dolaylı etkiler yaratması, enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor. Bu çerçevede, mevcut büyüme kompozisyonunun enflasyon hedeflerine ulaşmayı güçleştirdiği söylenebilir. 2026 yılında da, 2025'e benzer bir büyüme dinamiğinin devam etmesi olası görünüyor. Faizlerin gerilemesi ve finansal koşullardaki sıkılığın kademeli azaltılması, yatırım iştahını artırarak yatırımın ve net ihracatın büyümeye katkısını güçlendirebilir. Buna karşın, jeopolitik risklerin ağırlaşması büyüme üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturabilir. Dolayısıyla 2026'da daha nitelikli bir büyüme için iki alan öne çıkıyor: Kur ve para politikası çerçevesinin öngörülebilirliğinin artması yoluyla özel sektör yatırımlarını desteklemek, tarım politikalarını gözden geçirerek arz koşullarını güçlendirmek. Bu adımların atılması halinde, büyümenin kompozisyonu daha dengeli hale gelebilir. Şubat ayı enflasyon verileri, beklentilerle uyumlu olarak yüksek seyrini sürdürdü. Gıda ve hizmet gruplarının enflasyon üzerindeki belirleyici etkisinin devam ettiği görülüyor. Bu görünüm, enflasyondaki katılığın korunduğuna işaret ediyor.