“2026 rüzgarın yılı olacak”
HÜLYA GENÇ SERTKAYA/ Türkiye Rüzgar Enerjisi Kongresi TÜREK 2026'da açıklamalarda bulunan Bayraktar, önümüzdeki dönemin en stratejik başlıklarından birinin offshore rüzgar enerjisi olacağını söyledi. Bakanlık olarak Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında dört ayrı offshore sahası belirlediklerini belirten Bayraktar, izin süreçlerinin tamamlanmasının ardından Türkiye'nin ilk deniz üstü rüzgar YEKA yarışmasını gerçekleştireceklerini kaydetti. Bayraktar; "2026 yılı adeta rüzgarın yılı olacak" ifadelerini kullandı.
SEKTÖRÜN EN KAPSAMLI BULUŞMALARINDAN BİRİ
Türkiye rüzgar enerjisi sektörünün en kapsamlı buluşmalarından biri olan Türkiye Rüzgar Enerjisi Kongresi TÜREK 2026, bu yıl 15'inci kez sektör ve kamu temsilcilerini, yatırımcıları, sanayicileri ve uluslararası paydaşları Ankara'da bir araya getirdi. "Yarının Güvencesi, Rüzgarın Enerjisi" sloganıyla düzenlenen kongrede, Türkiye'nin rüzgar enerjisindeki büyüme yolculuğu, yatırım gücü ve sanayi kapasitesi sektörün tüm paydaşlarıyla birlikte değerlendirildi.
Kongrenin açılış programı; kamu, özel sektör ve uluslararası enerji temsilcilerinin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Açılış konuşmalarını sırasıyla; TÜREB Başkanı Dr. İbrahim Erden, Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) Genel Direktörü Francesco La Camera, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanı (EPDK) Mustafa Yılmaz, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Varank ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar gerçekleştirdi. Programa ayrıca; kamu kurumlarının üst düzey temsilcileri, enerji şirketlerinin yöneticileri, yatırımcılar, akademisyenler, uluslararası kuruluş temsilcileri, büyükelçiler, sektör dernekleri, sanayi kuruluşları ve çok sayıda yerli ve yabancı basın mensubu katıldı.
"ENERJİ GÜVENLİĞİ STRATEJİK BİR MESELE"
TÜREB Başkanı Dr. İbrahim Erden konuşmasında, enerji arz güvenliğinin artık yalnızca teknik değil, doğrudan stratejik bir mesele haline geldiğini vurgulayarak, son yıllarda yaşanan küresel gelişmelerin enerji bağımsızlığının ülkeler açısından kritik önemini açık biçimde ortaya koyduğunu ifade etti. Rüzgar enerjisinin bugün sadece yenilenebilir bir kaynak değil, Türkiye'nin enerji güvenliği açısından temel unsurlardan biri olduğuna dikkat çeken Erden, "Rüzgar artık bir alternatif değil; enerji arz güvenliğinin temel taşıdır" mesajını verdi.
Dr. Erden, Türkiye'nin rüzgar enerjisinde tarihi bir büyüme döneminden geçtiğini de vurgulayarak; "2025 yılında sektörümüz rekor seviyede kurulum gerçekleştirirken, toplam kurulu gücümüz 15 bin megavat seviyesini aştı. Türkiye bugün Avrupa'da en fazla yeni rüzgar yatırımı yapan ülkeler arasında üst sıralarda yer alıyor. Bu büyüme yalnızca kapasite artışıyla sınırlı değil; yerli üretimden sanayi altyapısına, depolama yatırımlarından yeni nesil enerji projelerine kadar sektörümüz daha güçlü bir yapıya kavuşuyor. 2035 yenilenebilir enerji hedeflerimiz doğrultusunda rüzgar enerjisinin bu dönüşümde merkezi rol üstleneceğine inanıyoruz. Dünyanın önde gelen enerji kuruluşları, yatırımcıları ve diplomatik temsilcilerinin TÜREK 2026'da bir araya gelmesi de Türkiye'nin artık küresel rüzgar ekosisteminde yalnızca bir pazar değil, güçlü bir üretim ve yatırım merkezi olarak konumlandığını gösteriyor. YEKA RES projelerinde istikrarla yapılan yarışmalar öngörülebilirlik oluştururken 2025 yarışmalarında bin 150 megavat kapasite tahsis edildi, teknik şartnamede kanat ve kulede yüzde 65 yerlilik şartı getirildi. Üç kanat fabrikamız maalesef çeşitli sebeplerle bire düşmüştü ama yaşanan olumlu gelişmelerle üç fabrika da bu yıl itibariyle tekrar üretime geçiyor" ifadelerini kullandı.
"YENİLENEBİLİR ENERJİ EKONOMİK VE STRATEJİK BİR ZORUNLULUK"
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanı (EPDK) Mustafa Yılmaz, konuşmasında yenilenebilir enerji ve sürdürülebilirliğin artık bir tercih değil, ekonomik ve stratejik bir zorunluluk haline geldiğini vurgulayarak, "Yenilenebilir enerji kaynakları ülkelerin dışa bağımlılığını azaltırken ekonomik büyümeyi desteklemekte, aynı zamanda jeopolitik risklerin azaltılması ve çevresel sürdürülebilirlik açısından kritik bir rol üstleniyor. Türkiye bu dönüşümün dışında kalan değil, sürece yön veren ülkelerden biri haline geldi. Türkiye, rüzgar enerjisinde önemli bir sanayi ekosistemi kurdu. Yerli üretimden küresel tedarik zincirine entegrasyona kadar birçok alanda ciddi bir kapasite artışı sağlandı. Enerji arz güvenliğinde artık yalnızca kaynak çeşitliliği değil, depolama, dijital altyapı ve siber güvenlik de belirleyici hale geldi. Enerji altyapısında oluşabilecek herhangi bir zafiyet tüm sistemi etkileyebilir. Bu nedenle siber güvenlik artık teknik bir detay değil, enerji arz güvenliğinin ayrılmaz bir parçası. Depolamalı ve hibrit yatırımlarda da bugüne kadar binlerce megavatlık kapasite tahsis edildi ve projelerin önemli bir kısmı devreye alındı. Sırtımıza aldığımız rüzgarın gücüyle, yüzümüzü güneşe dönerek daha güçlü bir enerji altyapısı ve daha sürdürülebilir bir gelecek için ilerlemeye devam edeceğiz" diye konuştu.
"ZAMANIN BOŞA HARCANMASINA ASLA İZİN VERMEYİZ"
Yılmaz, enerji kaynaklarının daha etkin kullanılması amacıyla geliştirilen çok kaynaklı üretim modelinin özellikle rüzgar projelerinde önemli bir ivme oluşturduğunu dile getirerek: "Bu kapsamda hibrit tesis başvuruları ile RES'lere yaklaşık 2 bin 500 MW yardımcı kaynak kapasitesi tahsis edildi. Bu kapasitenin bin 200 MW'lık kısmı işletmeye alındı. Son 5 yıl içerisinde rüzgâr santrallerinin kapasite artışı talepleri kapsamında yaklaşık 4 bin 200 MW kapasite tahsis edilmiş, bunun bin 800 MW'ı devreye alındı. Önümüzdeki dönemde bu kapasitelerin hızla işletmeye geçmesini bekliyor ve süreci yakından takip ediyoruz. EPDK olarak depolamalı yatırımlarda da süreçleri objektif kriterlerle yürütüyoruz. Bugüne kadar yaklaşık 2 bin 300 MW kurulu güce sahip 54 projeye üretim lisansı verdik. Bu projelerin 346 MW'lık kısmı işletmeye alınmıştır.
Ayrıca 10 bin MW kurulu güçteki süre uzatım taleplerini sonuçlandırdık. Bu süreçte gerekli hassasiyeti göstermeyen başvurular reddedilmiştir. Buradan tekrar ifade etmek isterim: Yükümlülüklerini yerine getirmeyen, lisansı bir bekleme aracı olarak gören hiçbir yaklaşıma müsamaha göstermeyeceğiz. Bu kaynakların israf edilmesine, yatırım süreçlerinin geciktirilmesine ve zamanın boşa harcanmasına asla izin vermeyiz. Enerjide Türkiye'nin yönü bellidir; daha güçlü bir enerji altyapısı, daha rekabetçi bir sanayi, daha yüksek teknolojik kapasite ve daha sürdürülebilir bir gelecek. Hep söylediğim gibi: "sırtımıza aldığımız rüzgarın gücü ile yüzümüzü de güneşe dönerek bu yolda emin adımlarla ilerlemeye devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
"İLETİM ALTYAPISI GÜÇLENDİRİLECEK"
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar konuşmasında, Türkiye'nin enerjide tarihi bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirterek, "Enerji artık sadece ekonomik bir mesele değil; milli güvenlikten rekabetçi ekonomiye kadar her alanı doğrudan etkileyen stratejik bir başlık haline gelmiştir. Bu yeni dönemde güçlü olan ülkeler, enerjiyi çeşitlendirebilen ve kendi kaynaklarını en verimli şekilde kullanabilen ülkelerdir. Türkiye, bugün enerji arz güvenliği açısından kesintisiz bir yapıya sahiptir. Bugün Türkiye'de rüzgar kurulu gücü 15 bin megavatı aşmış, güneş enerjisi 26 bin megavat seviyesine ulaşmıştır. Türkiye artık yenilenebilir enerji kurulu gücünde Avrupa'nın ilk 5 ülkesi arasında yer almaktadır. Rüzgar ve güneş enerjisi, enerji bağımsızlığı açısından kritik rol oynuyor. Türkiye'nin 2035 hedefleri doğrultusunda rüzgar ve güneş kurulu gücünü 120 bin megavata çıkarmak var. Bu hedefe ulaşmak için iletim altyapısı güçlendirilecek. Yeni yatırımlarla Türkiye'nin bölgesel enerji ticaretinde merkez ülke konumu daha da pekişecek" diye konuştu.
DÖRT AYRI OFFSHORE SAHASI BELİRLENDİ
Önümüzdeki dönemin en stratejik başlıklarından birinin deniz üstü yani offshore rüzgar enerjisi olacağını söyleyen Bakan Bayraktar; "2026 yılı adeta rüzgarın yılı olacak. Zira YEKA yarışmalarının bin 500 megavatlık kısmı rüzgar olacak. Ülkemiz bu alanda çok önemli bir potansiyele sahip. Bakanlık olarak Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında dört ayrı offshore sahası belirledik. İzin süreçlerinin tamamlanmasının ardından Türkiye'nin ilk deniz üstü rüzgar YEKA yarışmasını gerçekleştireceğiz. 2035 yılına kadar offshore rüzgarda 5 bin megavatlık kapasite hedefliyoruz." dedi.
ELEKTRİK ÜRETİMİNDE YAKLAŞIK YÜZDE 11'LİK PAY
Bakan Bayraktar, Türkiye'nin enerji dönüşümünün merkezinde elektriğin, elektriğin merkezinde ise yenilenebilir enerjinin yer aldığına işaret etti. 2005 yılında toplam kurulu gücün yalnızca yüzde 33'ünün yenilenebilir kaynaklardan oluştuğunu kaydeden Bakan Bayraktar, "Bugün ise Türkiye'nin toplam kurulu gücü 125 bin megavatı aşmış durumda ve bunun yaklaşık yüzde 63'ü yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşuyor. Bu başarının en önemli ayaklarından biri, elbette ki rüzgâr enerjisi. 2005 yılında sadece 20 megavat olan rüzgâr kurulu gücümüz, bugün 15 bin megavatı geçmiş durumda. 2025 yılında gerçekleşen 363 milyar kilovatsaatlik toplam elektrik üretimimizin içinde rüzgar santralleri, yaklaşık yüzde 11'lik bir paya sahip. Yıllık 34.5 milyar kilovatsaatlik elektrik üretimi ile tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştık" bilgisini paylaştı.
500 ÜRETİCİ VE 50 BİN İSTİHDAM
Bugün Türkiye'de rüzgâr türbinlerinde yüzde 60'ın üzerinde yerlilik oranına ulaştıklarını ifade eden Bakan Bayraktar, "Kule, jeneratör ve kanat üretiminde ise yüzde 70'in üzerine çıktık. Kulelerden jeneratörlere, kanatlardan döküm ekipmanlarına kadar çok geniş bir üretim kabiliyeti oluşturduk. 2014 yılında yalnızca 27 üreticiye sahip olduğumuz yenilenebilir enerji sanayinde bugün 500 yerli üretici faaliyet gösteriyor. Alt tedarikçileri de buna ilave ettiğinizde, yaklaşık 50 bin vatandaşımıza yeşil istihdam sağlıyoruz. Bugün artık sadece enerji tüketen değil; teknoloji geliştiren, ekipman üreten ve bunu ihraç eden güçlü bir Türkiye var" dedi.
TÜREK 2026'DA SANAYİ VURGUSU:
TÜREK 2026'da, ikinci gün "Sanayi Günü" açılış oturumu yapıldı. Türkiye'nin rüzgar enerjisindeki üretim kapasitesi, yerli sanayi gücü ve teknoloji dönüşümünün ele alındığı program; sektör temsilcileri, kamu otoriteleri, yatırımcılar ve uluslararası kuruluşların yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Sanayi Günü açılış konuşmalarını sırasıyla; TÜREB Başkanı Dr. İbrahim Erden, GWEC CEO' su Ben Backwell ve TC Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Çetin Ali Dönmez yaptı. Kongrenin ikinci gününde gerçekleştirilen oturumlarda; yerli üretim kapasitesi, tedarik zinciri dönüşümü, küresel yatırım trendleri, yeşil sanayi politikaları, ihracat potansiyeli, teknoloji yatırımları, offshore rüzgar projeleri ve enerji ekipmanlarında yerlileşme gibi başlıklar kapsamlı şekilde değerlendirildi.
"RÜZGAR SANAYİSİ STRATEJİK ÜRETİM GÜCÜNE DÖNÜŞÜYOR"
TÜREB Başkanı Dr. İbrahim Erden, Türkiye'de rüzgar sanayisinin 20 yılı aşan kararlı bir dönüşüm sürecinin sonucu olarak bugün Avrupa'nın en güçlü üretim altyapılarından birine ulaştığını ifade ederek; "Bugün kanattan kuleye, jeneratörden bağlantı ekipmanlarına kadar birçok kritik bileşeni Türkiye'de üretebiliyoruz. Türkiye, rüzgar sanayisinde güçlü, güvenilir ve temiz bir üretim merkezi haline geldi. Yerlileşme artık yalnızca bir politika tercihi değil, doğrudan bir ekonomi politikasıdır. Rüzgar sanayisi yalnızca enerji üretmiyor, aynı zamanda Türkiye'nin kalkınmasına, ihracatına ve teknolojik dönüşümüne de katkı sunuyor. Türk rüzgar sanayisi bugün Avrupa'dan Latin Amerika'ya kadar birçok pazara ihracat gerçekleştiriyor. Sektörün yeniden büyüme ivmesi yakalayabilmesi için yerli aksam destek mekanizmalarının güncellenmesi gerekiyor. Türk sanayisi doğru desteklerle küresel rüzgar pazarında çok daha belirleyici bir aktör olabilir. Savunma sanayisinde yakalanan başarı hikayesinin benzeri rüzgar sanayisinde de mümkün. Türkiye, önümüzdeki dönemde offshore rüzgar, kümelenme projeleri ve yeni yatırımlarla küresel tedarik zincirindeki konumunu daha da güçlendirecek. Rüzgar artık bir seçenek değil; bağımsız enerji geleceğimizin bir mecburiyetidir. Türk sanayisi ise bu dönüşümün en güçlü imzasıdır. Yarının güvencesi rüzgarın ve sanayisinin enerjisidir" ifadelerini kullandı.