“Konut ve işyeri sigortalarında istenen seviyede değiliz”
Başta İstanbul olmak üzere birçok şehirde hayatı felç eden ve metrekareye 200 kilogramı aşan şiddetli yağışlarla yüzlerce araç, konut ve işyerinin su altında kalması, sigorta sektörünün önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Vizyon Sigorta ve Reasürans Brokerliği Kurucusu Hasan Ekmen, Türkiye'de finansal bilincin ve risk yönetimi kültürünün önemli oranda artmasına rağmen, sektörün büyüme ivmesinin halen düşük olduğunu vurguladı. Bireylerin ve işletmelerin sigorta kapsamına dahil olma oranlarının hâlâ arzu edilen seviyenin oldukça altında olduğunu ifade eden Ekmen, özellikle konut ve işyeri sigortalarındaki düşük penetrasyon oranı nedeniyle, en ufak bir afet veya hava muhalefetinde büyük ekonomik sorunların yaşandığını belirtti.
Türkiye'nin, iklim krizinin etkilerini en sert hisseden coğrafyalardan biri haline geldiğini kaydeden Ekmen, İstanbul'daki son tablo, doğanın gücüne karşı ne kadar savunmasız kalabildiğimizi bir kez daha gösterdi. Sigortacılık Haftası'nı kutladığımız günlerde bu tür manzaralarla karşılaşmak, bizim sektör olarak anlatamadıklarımızın, toplum olarak ise henüz yüzleşemediğimiz risklerin bir özeti aslında. Bizim temel sorunumuz, sigortayı bir "zorunluluk" veya "gereksiz bir masraf" olarak görmek, bir "güvence ve finansal kalkan" olarak konumlandıramamak" dedi.
Konut ve işyeri sigortalarının lüks değil, temel ihtiyaç olduğunu vurgulayan Ekmen, sözlerini şöyle sürdürdü:
"DASK (Doğal Afet Sigortaları Kurumu) sadece depreme karşı bir teminattır; ancak su baskını, fırtına, dahili su veya yangın gibi riskler için mutlaka İhtiyari Konut Paket Sigortası yaptırılmalıdır. Bir evin veya dükkanın inşası yıllar alırken, biriken bir su tüm emeği saatler içinde yok edebilir. Poliçe primleri, olası bir felaketin getireceği yıkımın yanında devede kulak kalır. İşletme sahipleri poliçe yaptırırken sadece prim maliyetine odaklanıyor. Ancak enflasyonist ortamda gayrimenkul ve emtia değerleri hızla değişiyor. 3 yıl önce yaptırılan bir işyeri sigortası bugünkü bedelleri karşılamaktan uzaksa, kısmi hasarlarda bile büyük mağduriyetler yaşanır. Poliçelerin bedelleri her yıl güncellenmelidir. "Sigortam var" demek yetmez. Su baskını teminatının poliçede açıkça yer alıp almadığı, logar tıkanması gibi istisnaların kapsama dahil edilip edilmediği poliçe düzenlenirken sigortacıyla titizlikle incelenmelidir."
Sigortanın felaketleri engelleyemeyeceğini ancak felaket sonrasında hayata aynı yerden, borçlanmadan ve sıfırdan yeniden başlamayı sağlayan tek can simidi olduğunu vurgulayan Ekmen, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
"Geleneksel sigortacılık anlayışı büyük ölçüde reaktif idi; yani olay gerçekleşir, hasar tespit edilir ve ödeme yapılırdı. Biz artık proaktif bir döneme, yani risk gerçekleşmeden onu öngören ve ortadan kaldıran bir yapıya evriliyoruz. Geleceği bugüne getirmek, sigortacılığı sadece hasar ödeyen bir kurum olmaktan çıkartıp, bir risk mühendisliği ve yaşam koçluğu haline getirmektir. Bunu birkaç somut boyutta ele alabiliriz:
Yapay Zeka ve Veri Analitiği ile Risk Önleme: Artık iklim tahmin modelleri, IoT (Nesnelerin İnterneti) sensörleri ve yapay zeka algoritmaları sayesinde, bir bölgede sel veya su baskını riskinin ne zaman ve nerede yoğunlaşacağını önceden görebiliyoruz. Geleceğin sigortacılığı, yağmur yağmadan önce işletme sahibine veya konut sakinine "Risk altındasınız, şu tedbiri alın" uyarısını yapan ve hatta akıllı sistemlerle otomatik koruma sağlayan bir yapıdır.
Kişiselleştirilmiş ve Esnek Ürünler: Müşterinin bugünkü davranışlarına bakarak gelecekteki ihtiyaçlarını anlayan dinamik poliçeler tasarlıyoruz. Örneğin; elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla birlikte gelen risk profili değişimi, geleneksel kasko poliçelerinin ötesinde batarya ve şarj istasyonu güvenliğini kapsayan geleceğin teminatlarını bugüne entegre etmemizi gerektirdi.
Finansal Güvenliğin Bugünden İnşası: Gençlerin veya yeni kurulan işletmelerin gelecekte karşılaşabileceği ekonomik dalgalanmalara karşı bugünden doğru finansal enstrümanlarla korunması da bu tanımın içindedir."