Turizm gelirinde “çifte” rekor
HÜLYA GENÇ SERTKAYA/ Bölgesel çatışmaların, hava ulaşımındaki aksaklıkların ve artan seyahat maliyetlerinin uluslararası hareketliliği etkilediği dönemde, Türkiye'nin turizm gelirlerinde yeni rekorlara imza atıldı. Türkiye'nin turizm geliri 2026'nın üçüncü çeyreğinde yıllık yüzde 5 artarak 25 milyar 526 milyon doları, dokuz aylık dönemde ise yıllık yüzde 2.4 artışla 51 milyar 278 milyon doları aştı. Böylece Türkiye'nin turizm geliri, hem üç aylık hem de dokuz aylık dönemde Cumhuriyet tarihinin en yüksek turizm geliri olarak kayda girdi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, ürün ve pazar çeşitliliğini artırmak, tanıtım gücünü geliştirmek ve sektörün krizlere karşı bağışıklığını güçlendirmek için yürütülen çalışmaların sonuçlarını aldıklarını belirtti.
Türkiye'den çıkış yapan ziyaretçi sayısı 2026'nın üçüncü çeyreğinde yüzde 1.6 azalarak 23 milyon 255 bin 7 kişi, dokuz aylık dönemde ise yüzde 2.2 azalarak 48.1 milyon kişi oldu. Ülkemizde geceleme yapan ziyaretçilerin gecelik ortalama harcaması üçüncü çeyrekte 107 dolar, ilk dokuz ayda 108 dolar olarak gerçekleşti.
Türkiye'nin turizm gideri geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 22.6 artışla 3 milyar 40 milyon 60 bin dolar, yılın ilk dokuz ayında yüzde 7 artarak 8 milyar 227 milyon 561 bin dolar oldu. Yurtdışını ziyaret eden vatandaş sayısı ise üçüncü çeyrekte yüzde 24.2 artışla 4.2 milyonu, dokuz aylık dönemde yüzde 18.4 artışla 10 milyon 572 bini aştı.
2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'nda 2026'nın tamamında turizm gelirlerinin bir önceki yıla göre yüzde 0.4 gerileyerek 65 milyar dolar, ziyaretçi sayısının yüzde 1.1 gerileyerek 63.2 milyon düzeyinde gerçekleşeceği öngörüldü. 2025'te bin 8 dolar olan kişi başı ortalama harcamanın 2026'yı bin 18 dolarla kapayacağı tahmin edildi. Programa göre, turizm gelirinin 2027 yılında 70 milyar dolara, ziyaretçi sayısının 66.6 milyon kişiye ulaşması, kişi başına ortalama harcamanın ise bin 36 dolara yükselmesi öngörüldü. Bakan Ersoy, önümüzdeki dönemde ana pazarlardaki konumlarını korurken, Amerika, Kanada, Asya, Afrika ve Avustralya başta olmak üzere büyüme potansiyeli yüksek pazarlardaki çalışmaları yoğunlaştıracaklarını açıkladı.
GENÇ İŞSİZLİK YÜZDE 14.8'E YÜKSELDİ, ATIL İŞGÜCÜ YÜZDE 31.2 OLDU
Eylülde işsiz sayısı arttı, istihdam oranı geriledi. Mevsim etkisinden arındırılmış verilerle eylülde bir önceki aya göre işsizlik oranı 0.5 puan artarak yüzde 8.4'e, işsiz sayısı 198 bin kişi artarak 2 milyon 967 bin kişiye çıktı. TÜİK verilerine göre, istihdam edilenlerin sayısı eylülde bir önceki aya göre 49 bin kişi azalarak 32 milyon 445 bin, istihdam oranı ise 0.1 puan azalarak yüzde 48.3 oldu. İşgücü, 2026 eylülde bir önceki aya göre 149 bin kişi artarak 35 milyon 412 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0.1 puan artarak yüzde 52.7 olarak gerçekleşti. 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 1.6 puan artarak yüzde 14.8 oldu.
Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı eylülde bir önceki aya göre 0.2 puan artarak yüzde 31.2 düzeyinde gerçekleşti. Orta Vadeli Program'da (OVP) 2026 yılı sonu için işsizlik oranının yüzde 8.1 olması hedeflenirken, güncel verilerin bu hedefin hafif üzerinde seyrettiği görüldü. OVP'de, 2027-2029 yıllarını kapsayan Program dönemi boyunca işgücüne katılım oranında öngörülen artışla beraber istihdamın yıllık ortalama 711 bin kişi artması, işsizlik oranının kademeli olarak gerileyerek 2029'da yüzde 7.6 olarak gerçekleşmesi tahmin edildi.
DOKUZ AYLIK DIŞ TİCARET AÇIĞI YAKLAŞIK 71 MİLYAR DOLAR
Eylülde ihracat yıllık yüzde 15.3 artarak 25 milyar 967 milyon dolar, ithalat yüzde 5.6 artarak 31 milyar 130 milyon dolar olarak gerçekleşti. TÜİK ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre; dış ticaret dengesi eylülde yıllık yüzde 25.8 azalışla 5.2 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Genel ticaret sistemine göre ihracat 2026 yılı ocak-eylül döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5.2 artarak 210 milyar 952 milyon dolar, ithalat yüzde 5.3 artarak 281.9 milyar dolar oldu. Yılın ilk dokuz ayında dış ticaret açığı yüzde 5.7 artışla 70 milyar 967 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşıma oranı eylülde 7 puan artışla yüzde 83.4'e çıkarken, ocak-eylül döneminde 0.1 puan azalışla yüzde 74.8 oldu.
OVP'ye göre ihracatın, 2026 sonunda 282 milyar dolar seviyesinde gerçekleşeceği, gelecek yıl 292 milyar dolara yükseleceği öngörüldü.
İthalatın ise bu yıl sonunda 387 milyar dolar olacağı, 2027'de 397 milyar dolar seviyesine yükseleceği ve dış ticaret açığının da gelecek yıl 105 milyar dolar olacağı tahmin edildi.
GÜVEN ENDEKSLERİNDE İNİŞ ÇIKIŞ VAR
TÜİK ve TCMB işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, ekimde bir önceki aya göre yüzde 3.9 azalarak 97.3 oldu. Bir önceki aya göre ekimde tüketici güven endeksi yüzde 7.7 azalarak 84.8, reel kesim güven endeksi yüzde 1.4 azalarak 101.1 değerini aldı.
TÜİK verilerine göre, güven endeksi hizmet sektöründe azalırken, perakende ticaret ve inşaat sektöründe arttı. Ekimde bir önceki aya göre, mevsim etkilerinden arındırılmış güven endeksi hizmet sektöründe yüzde 2.4 azalışla 109.2 olurken, perakende ticaret sektöründe yüzde 1.1 artışla 112.5, inşaat sektöründe yüzde 0.4 artışla 83.3 düzeyinde gerçekleşti.
Afyon Kocatepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdal Demirhan, işgücü piyasasının zayıf olmasının ve alım gücündeki düşüşün iç talepte zayıflamaya neden olmasına rağmen iç talebin homojen bir görünüm sergilemediğine dikkat çekti. Demirhan, "Ekimde hizmet sektöründe güvenin gerilemesine karşılık perakende ticarette ve inşaatta sınırlı da olsa bir toparlanma var. Özellikle perakende ticarette son üç aylık satış hacminin artması, tüketim talebinin henüz güçlü bir şekilde kırılmadığını gösteriyor. Ancak gelecek döneme ilişkin satış beklentilerindeki gerileme, bu canlılığın önümüzdeki aylarda aynı şekilde devam etmeyebileceğine işaret ediyor. Dolayısıyla iç talep açısından baktığımızda, henüz genele yayılan güçlü bir daralmadan söz etmek zor. Ancak talebin bileşimi değişiyor ve bazı sektörlerde yavaşlama daha belirgin hale geliyor. Bu ayrışmayı önümüzdeki dönemde yakından izlemek gerekiyor" dedi.
GÖZLER ENFLASYONDA
Bu hafta ekim ayı enflasyon verileri açıklanacak. TÜİK verilerine göre, tüketici fiyatları eylülde yüzde 1.84 oranında arttı, yıllık enflasyon 1.78 puan azalışla yüzde 29.73 düzeyinde gerçekleşmişti. Üretici fiyatları önceki aya kıyasla bir miktar yavaşlayarak yüzde 2.07 oranında yükselirken, yıllık üretici enflasyonu 0.57 puan düşüşle yüzde 27.38'e gerilemişti. Bu görünüm altında, eylül ayında aylık bazda tüketici enflasyonunun ana eğilimi bir önceki aya kıyasla geriledi. TCMB 22 Ekim'deki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı sonrasında yayımladığı karar metninde, aylık dalgalanmalara karşın, son dönem enflasyon gerçekleşmeleri ve öncü göstergelerin ana eğilimdeki gerilemeyi teyit ettiğini kaydetti. Piyasa katılımcıları anketinde, katılımcıların ekim ayı tüketici enflasyonu beklentisi yüzde 2.11 olarak gerçekleşti. Katılımcıların cari yıl sonu tüketici enflasyonu beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 29.61 iken, bu anket döneminde yüzde 29.63 oldu. Bu arada ekimde sektörlerin enflasyon beklentilerinde ayrışma devam etti. Ekimde 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri bir önceki aya göre, piyasa katılımcıları için 0.19 puan artarak yüzde 23.89'a, reel sektör için 0.70 puan azalarak yüzde 31.80'e, hanehalkı için 1.85 puan azalarak yüzde 43.75'e geriledi.
OVP'de yıl sonu tüketici enflasyon hedefi yüzde 28.4 iken, 2027 için yüzde 21 olarak belirlendi. TOBB ETÜ Öğretim Üyesi Dr. Cahit Sönmez, ekim ayı TÜFE için baz beklentisinin yüzde 2 ile yüzde 2.2 aralığında olduğunu belirterek, bunun da yıllık bazda yüzde 29.2-29.4 aralığı anlamına geldiğini söyledi. Sönmez, "Eğer 3 Kasımda benzer enflasyon verilerine tanık olursak dezenflasyonist süreç devam ediyor demektir ki bu da Merkez Bankası'na yılın son toplantısında ılımlı faiz indirimi için az da olsa alan açılması anlamına gelir" dedi.
EMEKLİ MAAŞLARINA ARTIŞ
Geçen hafta Ankara'nın sıcak gündeminde emekli zammı açıklamaları, bu konuda yapılan çalışmalar ve Meclis'teki bütçe maratonu öne çıktı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kabine toplantısı sonrasında emekli zammı düzenlemesinin sinyalini vermişti.
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, emekli maaşlarına yapılacak artışın yanı sıra refah payı verilmesi ve en düşük emekli maaşı alanlara yönelik tamamlayıcı düzenleme yapılması üzerinde duruluyor.
Dr. Sönmez, emekli maaşlarında yapılacak artışın dezenflasyona etkisinin kuşkusuz artışın büyüklüğüne ve finansman şekline bağlı olacağını vurgulayarak, "Reel geliri belirgin artıran yüksek bir düzenleme, özellikle perakende ve hizmet tüketimini destekleyerek iç talebi ve hizmet enflasyonunu bir miktar yukarı çekebilir; ancak artış sınırlı kalır ve bütçede başka harcama kalemleriyle dengelenirse etkisi daha yönetilebilir olur" diye konuştu.
2027 YILI CUMHURBAŞKANLIĞI YILLIK PROGRAMI
Türkiye ekonomisine ilişkin hedef ve politikaların yer aldığı 2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı'nın onaylanmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'nin 27 Ekim tarihli mükerrer sayısında yayımlandı. Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Strateji ve Bütçe Başkanlığı'nca hazırlanan ve gelecek yılı kapsayan programa göre, 2027 yılında tarımsal destekleme bütçesi 2026 yılı başlangıç ödeneğine kıyasla yüzde 40.2 oranında artırılarak 235 milyar liraya çıkarıldı. Tarımsal destekleme bütçesinin 2026 yılında ise 167.6 milyar lira olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Programa göre 2027'de tarım destek bütçesinin yüzde 56.5'i "bitkisel üretim destekleri" adı altında verilecek. Bu kapsamda, ilgili ürünler için "bitkisel üretim temel desteği", "planlı üretim desteği ve "üretimi geliştirme destekleri" olmak üzere üç ana destek kalemi yer alıyor. Ayrıca, lisanslı depolarda ürün depolama kira desteği, patates siğili desteği, biyolojik-biyoteknik mücadele desteği ve zirai don destek ödemesini içeriyor. Bitkisel üretim destekleri kapsamında 2027 yılında yüzde 46 artışla 132 milyar 730.5 milyon lira ödeme yapılması öngörülüyor.
HAYVANCILIK DESTEKLERİNDE YÜZDE 43.4 ARTIŞ
Yıllık Programa göre, 2027'de hayvancılık destek ödemelerinin yüzde 43.4 artışla 52.5 milyar lira olması öngörülüyor. 2025'te 27 milyar 950.5 milyon lira olan hayvancılık destekleri 2026'da yıllık yüzde 31 artışla 36 milyar 616 milyon lira olarak tahmin edildi, Hayvancılık desteklerinin toplam destekler içerisindeki payı 2025'te 17.6, 2026'da yüzde 21.8 iken, 2027'de yüzde 22.3 oldu.
Programa göre, 2027'de tarım sigortası destekleme hizmetleri başlığı altında 2025'te 19.2 milyar lira olan destek ödemesi 2026'da 23 milyar liraya çıktı. 2027 yılı için ise yüzde 30.4 artışla 30 milyar lira destek bütçesi öngörüldü. Toplam destek bütçesi içindeki payı ise yüzde 12.8 olarak hesaplandı.
Dr. Cahit SÖNMEZ / TOBB ETÜ Öğretim Üyesi
"Atıl kapasitenin uzun süre yüksek kalması büyümeyi aşağı çeken bir risk"
Eylül 2026'da işsizliğin yüzde 8.4'e çıkması ve geniş tanımlı atıl işgücünün yüzde 30'lara gelmesi, hanehalkının gelir ve dolayısıyla alım gücünün gerilemesine neden olmakta ki bu da Merkez Bankası'nın sıkı para politikalarıyla uyum gösterdiği anlamına geliyor. Belli gelir grubunun talebinin baskılanması ve sonuçta dezenflasyona olumlu katkı söz konusu olabilir ama madalyonun diğer yüzünde ise arz gerçeği bulunuyor. Atıl kapasitenin uzun süre yüksek kalması tüketimden çok istihdam kalitesi ve gelir artışı üzerinden büyümeyi aşağı çeken bir risk oluşturabilir. OVP'nin istihdam hedeflerinin tutturulması için yalnızca pozitif büyüme değil, istihdam yaratan ve potansiyele yakın bir büyüme kompozisyonu gerekiyor; mevcut sanayi ve yatırım görünümündeki zayıflık devam ederse hedeflere ulaşmak zorlaşabilir. Eylül'de aylık dış ticaret açığının yüzde 25.8 daralarak 5,2 milyar dolara inmesi olumlu; ancak dokuz aylık dönemde açığın yüzde 5.7 artışla 71 milyar dolar olması, dengelenmenin güçlü olmadığını gösteriyor. Eylül itibarıyla yıllıklandırılmış ihracat 283.7 milyar dolar, ithalat 379.7 milyar dolar, açık ise 96 milyar dolar civarında olduğu için, bu veriler OVP hedefleriyle uyumlu görünüyor, fakat yılın son çeyreğinde enerji fiyatları ve kur artışı sonucu ithalat talebi yeniden hızlanırsa açık hedefi üzerinde risk oluşabilir. Sektörel güven endekslerindeki ayrışma, iç talebin tamamen zayıflamadığını; hizmetlerde ivme kaybı yaşanırken perakende ve inşaattaki toparlanmanın talebi kısmen canlı tuttuğunu gösteriyor. Ekonomide genel bir daralmadan çok sektörler arası rotasyon var. Hizmet enflasyonunun yıllık yüzde 33 seviyesinde kalması ise kira, ücret ve fiyatlama davranışlarındaki yapışkanlık nedeniyle dezenflasyonu yavaşlatıyor ve TCMB'nin faiz indirimlerinde temkinli kalmasını gerektiriyor.
Prof. Dr. Erdal DEMİRHAN / Afyon Kocatepe Üniversitesi Öğretim Üyesi
"Emekli maaşlarında düzenleme ekonomik ve sosyal açıdan gerekli"
Ekim ayı enflasyonunun aylık bazda yüzde 2.3 civarında gerçekleşmesini bekliyorum. Bu durumda yıllık enflasyonda sınırlı bir gerileme görebiliriz. Yıl sonu itibarıyla ise enflasyonun yüzde 30'un biraz üstünde gerçekleşeceğini öngörüyorum. Ancak burada önemli olan yalnızca enflasyonun hangi seviyede gerçekleşeceği değil, dezenflasyon sürecinin ne kadar hızlı ilerlediği. 2023 yılının ortalarından itibaren uygulanan sıkı para politikasıyla enflasyonda kısmi bir gerileme sağlanmış olsa da bu gerilemenin başlangıçta öngörülen hızda gerçekleşmediğini görüyoruz. Enflasyon hedeflerinin sürekli yukarı yönlü revize edilmesi de bu sürecin beklenenden daha zor ilerlediğini gösteriyor. Üstelik enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan sıkı para ve kur politikalarının reel sektör üzerinde önemli maliyetleri söz konusu. Başta sanayi sektörü olmak üzere ekonomik faaliyetlerdeki yavaşlama, doğal olarak işgücü piyasasını da olumsuz etkiliyor. İşsizlik ve atıl işgücü göstergelerindeki yüksek seviyeler bunun önemli işaretleri. Diğer taraftan işgücü piyasasındaki zayıflığı, düşük ücretleri ve emeklilerin gelir durumunu birlikte değerlendirdiğimizde ciddi bir geçim sıkıntısının devam ettiğini görüyoruz. Bu durum, hanehalkının kredi kartlarına ve kredili mevduat hesaplarına daha fazla başvurmasına neden oluyor. Bu çerçevede emekli maaşlarında yapılacak bir düzenlemeyi ekonomik ve sosyal açıdan gerekli görüyorum. Elbette maaş artışlarının tüketim talebini artırarak enflasyon üzerinde belirli bir etkisi olacaktır. Ancak bu etkinin, enflasyonu belirleyen döviz kuru, üretim maliyetleri, fiyatlama davranışları ve enflasyon beklentileri gibi diğer temel faktörlerle karşılaştırıldığında daha sınırlı kalacaktır. Enflasyonla mücadelede fiyat istikrarını sağlamak kadar, bu sürecin ekonomik ve sosyal maliyetlerini de gözetmek gerekiyor. Dezenflasyonun maliyetinin ağırlıklı olarak sabit gelirli kesimlerin üzerine yüklenmesi uzun vadede sürdürülebilir bir yaklaşım değil.